New York ve Soçi, Erdoğan’ın diplomasi becerisi hakkında ne söylüyor?

Soçi toplantısının zamanlaması ve duyuruluş şekli Erdoğan’ın bunu Biden’la bir görüşme ayarlayabilmek için kullanmaya çalıştığını gösteriyordu. Ama bu işe yaramadı. Soçi'deki görüşmeyle aynı gün Ukrayna'yla SİHA anlaşması da Rusya'yı kızdırdı. Bunun adı diplomasi değildir.

ÖMER MURAT 30 Eylül 2021 HABER ANALİZ

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın New York ve Soçi ziyaretleri dış politikasının ne denli çözülmekte olduğunu açıkca ortaya koyan manidar gelişmelerdi. Şu an Türkiye’deki önemli gündem maddelerinden biri Türk Lirası’nın hızlı değer kaybedişidir. Ekonomik çöküşle, dış politikadaki çözülüş birbirini beslemektedir ve bunların ikisinin de sebebi aynıdır: Erdoğan’ın Türkiye’nin çıkarlarını değil, kendi ikbalini önceleyen bir siyaset takip etmesi. Nasıl ekonomik kararlar tamamen Erdoğan’ın iktidarını bir kaç yıl daha sürdürmesi hedefi çerçevesinde alınıyorsa, aynı durum dış politika için de geçerlidir.

New York ve Soçi ziyaretlerinde ABD ve Rusya’yı beceriksizce birbirlerine karşı oynamaya çalışan ve nihayetinde bunda muvaffak olamayan bir Erdoğan görüyoruz. Ortada acıklı bir başarısızlık sözkonusudur. Bunun nedenleri Erdoğan’ın diplomasi yürütme yeteneğine sahip olmaması kadar, dünyadaki güncel gelişmeleri okuyamamasıyla da yakından ilişkilidir. Şu an dünyada ABD ve Rusya’yı bu denli birbirlerine karşı koz olarak kullanacak bir siyasi konjonktürden bahsedebilmek mümkün değildir. Uluslararası stratejiyi halihazırda belirleyen ana çatışma ekseni ABD ve Çin arasında yaşanmaktadır. Biden yönetiminin dış politikada birinci gündem maddesi budur. ABD-Rusya ilişkileri bu ana kapışmanın kenarında kalmaktadır: Washington’un amacı Rusya’yı mümkün olduğunca Çin’le kapışmanın dışında tutmak, Rusya’yı Çin’e doğru itmemek ve orta vadede muhtemelen Putin’in iktidardan ayrıldığı veya düştüğü bir sırada Rusya’yı Batı kampına çekmeye çalışmaktır. Yani şu konjonktürde dış politikayı ABD ve Rusya’yı birbirlerine karşı oynamaya çalışarak yürütmek, uluslararası siyaseti hala soğuk savaş gözlükleriyle okumaya çalıştığınızı gösterir.

Erdoğan’ın Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Vladimir Putin’le Rusya’nın Soçi şehrinde dün yaptığı görüşmeden…

Nitekim Suriye’de ABD ve Rusya arasında bir “modus vivendi’nin”, yani tarafların çatışmadan bir arada yaşamalarına izin veren gayriresmi bir düzenlemenin varlığına ilişkin pek çok işaret bulunmaktadır. ABD ve İsrail’in en büyük kaygılarından biri Suriye’de artan İran etkinliğidir. Yani İranlı milislerin desteğiyle ayakta duran bir Esad rejiminin tüm ülkede hakim duruma gelmesini istememektedirler. Lübnan’da İran’ın müttefiki Hizbullah’ın ulaştığı güç hatırlandığında böyle bir durum İran’ın Ortadoğu’da çok avantajlı bir stratejik konuma yükselmesi anlamına gelecektir. İsrail böylesi bir çevrelenmeyi önlemekte kararlıdır ve ABD de bu doğrultuda kendisini desteklemektedir. Bu itibarla ABD’nin Suriye’deki askeri üssünün (El-Tanf) ülkenin güneyinde yer alması tesadüfi değildir.

Rusya bu denklemde ABD ve İsrail’e İran’ın Suriye’deki etkinliğini baskılayarak yardımcı olmaktadır. Yani Erdoğan ABD ve Rusya’yı birbirine oynamaya çalışırken bu ülkeler zaten kendi aralarında bir oyun planı geliştirmiş haldedir. Nitekim Suriye cephesi geçtiğimiz günlerde bunun bariz yansımaları olan gelişmelere sahne olmuştur. ABD (ve İngiltere) kontrolünde bir krallık olarak görülen, dış politikasında bu ülkelerden bir işaret almadan dramatik adımlar atması beklenmeyecek bir devlet olan Ürdün on yıl aradan sonra Esad rejimiyle ilişkilerini normalleştirme kararı aldı. Bu hafta ilk kez iki ülke arasındaki sınır tamamen açıldı ve Ürdün devletine ait havayolu şirketi Amman-Şam arasında doğrudan uçuşları başlattı. Esad rejimiyle ticari ilişkiler yürütenlere yönelik ABD’nin yaptırım tehdidi hatırlandığında, Washington’dan yeşil ışık almadan Amman’ın bu adımları atması beklenemezdi.

Biden, Haziran’da Brüksel’de Erdoğan’la yaptığı görüşme sonrası Cenevre’ye geçerek Putin’le görüşmüştü. Erdoğan görüşmesi sonrası uluslararası basının karşısına çıkan ABD Başkanına sadece Putin’le yapacağı görüşmeye ilişkin sorular sorulmuştu.

Peki Biden Yönetimi bu izni neden verdi? Bu sorunun cevabı ABD’nin Suriye’deki önceliklerinin ne denli İran’ın dengelenmesiyle yakından ilişkili olduğunu ortaya koymaktadır. Gelişmelerin odağında yer alan ülke, tarihinin en ağır ekonomik krizi altında bulunan Lübnan. İş o noktaya vardı ki Beyrut hükümetinin petrol veya gaz alacak parası kalmadığı için Lübnan halkı günde iki saat elektrik alır duruma kadar düştü. Bunun üzerine Hizbullah devreye girerek tankerlerle Suriye’nin Tartus limanı üzerinden İran’dan petrol getirtti. Aynen Suriye’de olduğu gibi Lübnan’da da siyasi rejimin çözülmesinden kaynaklanan boşluğu İran’ın doldurmakta olduğunu gören Washington devreye girerek Mısır’ın Ürdün ve Suriye üzerinden Lübnan’a gaz satması planını geliştirdi. Parasını ABD’nin ödeyeceği Mısır gazı Ürdün ve Suriye üzerinden Lübnan’a ulaştırılacak. Tabiatıyla böyle bir planın işlerlik kazanabilmesi için Amman ve Şam arasında bir normalleşme şart hale geldi. Bu süreçte Esad’ın müttefiki Rusya’nın engelleyici değil kolaylaştırıcı bir rol takındığı anlaşılıyor.

Şimdi tüm bunları görmeyen, dünya siyasetini doğru okuyamayan Erdoğan’ın ABD ve Rusya arasında acemice “Bak beni kızdırırsan ona giderim” şeklinde bir oyun kurgulamaya çalıştığına şahit olduk. Oysa gerek Washington gerekse Moskova bunların tamamen blöf olduğunun, Erdoğan’ın kendileriyle köprüleri atacak, kendilerine karşı gelecek gücü olmadığının farkındalar. Bu ülkelere bu şekilde yaklaşarak diplomatik bir başarı elde edebilmeniz mümkün değildir.

Kaldı ki diplomatik usüllere göre devlet başkanlarının ziyaretleri karşılıklı gerçekleştiği halde şimdi Putin’in Türkiye’ye gelmek yerine Erdoğan’ın yine Rusya’ya gitmesi, bu ilişkide talepkar ve zayıf konumdaki tarafın kim olduğunun ayrı bir göstergesidir. Hatırlanacağı üzere Mart 2020’de gerçekleşen önceki ziyarette Rus tarafı Erdoğan ve heyetinin Putin’in kapısında bekletildiği görüntüleri tüm dünyaya servis etmişti. Bu ziyaretin İdlib’de Rusya destekli Suriye jetlerinin doğrudan hedef alarak bombalaması sonucu en az 34 Türk askerinin hayatını kaybettiği meşum hadiseden sonra yapılmış olması da hatırlardadır. Tüm bunlara rağmen Erdoğan’ın Putin’in “ayağına” bir kez daha gitmek zorunluluğu hissetmiş olması başlı başına Türkiye’nin Rusya karşısında ne denli zayıf bir konuma düşürülmüş olduğunu ortaya koymaktadır.

Erdoğan’ın İdlib’de 34 Türk askerinin hayatını kaybettiği Rus destekli Suriye hava bombardımanı sonrası yaptığı Moskova ziyareti… Bu görüşme öncesi Türk heyetinin kapıda bekletildiği görüntüler Ruslar tarafından dünyaya servis edilmişti.

Soçi’deki toplantıyla aynı gün yaşanan bir başka gelişme ise Ukrayna Savunma Bakanlığı’yla Erdoğan’ın damadının sahibi olduğu Bayraktar Savunma adlı şirketin, Ukrayna’ya satılan SİHA’lar için eğitim ve test sürüşlerinin gerçekleştirileceği bir tesisin kurulmasına ilişkin bir sözleşme imzalaması oldu. Biden’la “köprüleri atıp” Putin’le görüşmeye giderken Rusya’nın sinirlerini adeta “hoplatacak” böyle bir adımı atmakla nasıl bir diplomatik kazanım elde edileceğini anlayabilmek mümkün değildir. Rusya için Ukrayna meselesi dış politikasındaki en öncelikli konudur. Hatta Suriye iç savaşına bu denli müdahil olması da Ukrayna ve Kırım meselelerinde Batı’yı masaya çekebilmek için elinde güçlü kozlar bulundurmak isteğiyle ilgilidir. ABD Yönetimi başından beri Rusya’nın Suriye’deki varlığını bu perspektiften okumaktadır. Hal böyleyken böyle kritik bir meselede Rusya’nın damarına basarken, bir yandan da Washington’a karşı Moskova’yı kullanmaya çalışmak, dış politika yapım sürecinde tüm devrelerin yanmış olduğunu göstermektedir.

Nitekim Rusya Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Dmitry Peskov dünkü gelişmeye ilişkin yaptığı açıklamada, Kremlin’in Ukrayna’ya SİHA satışını yakından takip ettiğini, Türkiye’nin Donbass’ta SİHA’ların kullanılması tehlikesine karşı Rusya’nın tepkisinin gayet farkında olduğunu vurgulayarak “Bu tür sistemlerin Ukrayna’ya devredilmesinin, bu silahların Ukrayna ordusu tarafından kendi halkına karşı kullanılmasıyla sonuçlanabileceği konusundaki tavrımız iyi biliniyor. Türkiye de bizim duruşumuzu çok iyi biliyor” dedi. Erdoğan’ın Putin’le yaptığı görüşmenin hemen ertesinde yapılan bu açıklama, Türkiye-Rusya arasındaki gerilimi göstermektedir. Anlaşılan o ki, Biden’la küserek Putin’e koşan Erdoğan Soçi’den bazı ciddi ihtarlarla yüzleşerek geri döndü.

New York ve Soçi ziyaretinin diğer ayrıntılarına baktığımızda şunları görüyoruz: Erdoğan ABD’ye gittiğinin ilk günlerinde Biden’ı bir görüşmeye ikna edemeyeceğini anlayınca, Türk tarafı Soçi’de 29 Eylül’de gerçekleşecek zirveyi duyurdu. Görüşmeye ilişkin açıklama Moskova’dan değil Türk tarafından geldi. Soçi toplantısının zamanlaması ve duyuruluş şekli Erdoğan’ın bunu Biden’la bir görüşme ayarlayabilmek için kullanmaya çalıştığını gösteriyordu. Ama bu işe yaramadı. İşin garip tarafı benzer bir taktiği bu kez Putin’e karşı da kullanmaya çalıştı. Erdoğan New York’tan Biden’la görüşme yapamadan dönünce Putin’le görüşmesinde elinin iyice zayıflamış olduğunun farkındaydı. Dış politikada bu tür blöfler zaten bu yüzden tehlikelidir. Yani eğer blöfünüz tutmazsa ortada kalırsınız. Erdoğan Putin’le görüşme ayarlayarak Biden’ı kendisiyle masaya oturmaya ikna etmeye çalışırken, bunu yapamayınca Putin karşısında iyice savunmasız bir halde kaldı. Bu kez bunu bertaraf etmek için başka bir hamleye şahit olduk. Erdoğan Soçi’ye havalanmadan önce devlet kanalı TRT “flaş haber” olarak Erdoğan ve Biden’ın Ekim sonunda İtalya’da düzenlenecek G20 zirvesinin marjında baş başa görüşeceklerini duyurdu. Yine toplantı açıklamasını Türk tarafı yapıyordu, Washington konuya ilişkin hiçbir açıklama yapmamıştı.

Erdoğan Putin’le yaptığı görüşme sonrası Soçi’den ayrılırken…

Tabi şu soru da ortaya çıkıyor: Putin’e karşı elini böyle güçlendirme kaygısı taşıyorsan, niye New York’ta görüşemediğin için Biden’la aranın bu kadar kötü olduğunu dünya aleme duyurma hatası yaptın? Biden’dan niye şimdiye kadar ilişkilerinin en kötü olduğu ABD Başkanı olarak bahsettin? Eğer ABD’yle ilişkilerinin bozulması o kadar umurunda değilse, niye olup olmayacağı belli olmayan bir görüşmenin haberini devlet televizyonundan adeta “müjde” verir gibi ilan ettiriyorsun? “Olup olmayacağı belli değil” dedim çünkü Erdoğan Soçi’de Putin’le görüşürken gazeteciler Beyaz Saray’a G20 Zirvesinde Türk basının duyurduğu şekilde bir toplantı gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini sordular. Beyaz Saray görüşmeyi teyit etmekten kaçındı. Buna rağmen Erdoğan dönüş yolunda uçakta bir gazetecinin ““Biden ile gidişat pek hayra alamet değil.” demiştiniz. Gidişat hayra alamet değilse, ABD ile ilişkilerde bilmediğimiz bir şey var mı yoksa sorunlar mı derinleşti?” şeklindeki sorusuna sanki görüşmeyi isteyen asıl taraf Washington’mış, bu da sanki Erdoğan’ı sakinleştirmek için atılmış bir adımmış gibi ve adeta Beyaz Saray’ın görüşmenin gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini hala teyit etmediğinden hiç haberi yokmuş gibi şu yanıtı verdi: “Bunları söyledik, cevap geldi zaten. Nasip olursa Roma’da görüşeceğiz. Oradan da inşallah Glasgow’a gideceğiz. Glasgow’da da büyük ihtimalle görüşeceğiz. Demek ki hayra alamet bazı adımlar atılıyor.”

Bunun adı diplomasi değildir. Büyük ülkeleri böyle açıktan beceriksizce birbirine oynayarak diplomatik bir başarı elde edemezsiniz. Bu sadece sizin itibar kaybınızla sonuçlanır ve artık söylediklerinize kimse inanmamaya başlar.


Bu haberler de ilginizi çekebilir:

 

p.s. Soçi görüşmesi önce Rusya’nın İdlib’de yaptığı hava saldırılarının hedefinin Erdoğan üzerinde baskı kurmaya matuf olduğu belliydi. Erdoğan görüşmelerinde ana konunun Suriye olacağını söylemesine rağmen, görüşme sonunda ne kararlaştırıldığına ilişkin bir açıklama yapılmadı. Türkiye’nin Suriye’de ne denli bir batağa saplandığını ve Suriye siyasetinde asıl belirleyici olanın başından beri nasıl Erdoğan’ın iç siyasi hesapları olduğunu sonraki yazılarda anlatmaya çalışacağım.