Uydurulmuş hikayeler ve komik bir özrün analizi

Görünen o ki, Erdoğan Yahudi kuruluşlarından istediğini alamamış. Sonrasında TASC'ın açıkladığı tüm bu mutabakattan “geri çekilmeler”, fotoğraf nedeniyle Dışişleri Bakan Yardımcısı Kıran'dan “özür dilemeler''... Sadece delilleri ortadan kaldırmaya yönelik uydurulmuş hikayeler...

ÖMER MURAT 24 Eylül 2021 HABER ANALİZ

Türk-Amerikan Yönlendirme Komitesi (TASC) Erdoğan’ın New York ziyaretinin hemen öncesinde Ortodoks Yahudi Ticaret Odası adlı kuruluşla imzaladığı mutabakattan, AKP liderinin ABD Başkanı Biden’le görüşememesinin meyusiyeti içerisinde seferini tamamlayıp New York’tan ayrıldığı 23 Eylül’de çekildiğini açıkladı. Mutabakatın ne anlama geldiğini bugün “Erdoğan, Biden’a Yahudi lobisi üzerinden ulaşmaya çalıştı, başaramadı” başlıklı yazımda ele aldım. Yazıyı asıl konusundan uzaklaştırmak istemediğinden TASC’ın sözkonusu mutabakat vesilesiyle Dışişleri Bakan Yardımcısı Yavuz Selim Kıran’la çekilmiş fotoğrafa ilişkin yayınladığı özür mahiyetindeki açıklamayı burada ayrıca ele alacağım.

18. yüzyıl Osmanlı sadrazamlarından Koca Ragıp Paşa’nın “Meyan-ı güft ü gûda bed-meniş îhâm eder kubhun, Şecaat arzederken merd-i kıptî sirkatin söyler” (Mayası bozuk olanlar söz söylerken farketmeden suçlarını ifşa ederler. Kıpti beyinin kahramanlığını anlatırken hırsızlıklarından bahsetmesi gibi…) şeklindeki meşhur mısralarını anlatan bir örnek olayla karşı karşıyayız.

Soldan sağa: Ortodoks Yahudi Ticaret Odası Başkanı Duvi Honig, Dışişleri Bakan Yardımcısı Yavuz Selim Kıran ve TASC Eşbaşkanı Günay Evinch

İlk olarak TASC’ın yayınladığı özrün tam metnini verelim: “Bakan Yardımcısı Yavuz Selim Kıran’ın Birleşmiş Milletler Genel Kurul haftası sırasında Türk-Amerikan Ulusal Yönlendirme Komitesi TASC’ın düzenlediği yıllık faaliyetin konukları ve organizatörleriyle, faaliyet devam ederken kendilerinin talepleri üzerine fotoğraf çektirme nezaketi gösterdi. Yahudi Ticaret Odası Başkanı Duvi Honig ve TASC Eşbaşkanı Günay Evinch bu sırada önceden planlanmaksızın bu fotoğrafın çekilmesini talep ettiler. Dışişleri Bakan Yardımcısı Yavuz Selim Kıran’a söz konusu sivil toplum girişiminin içeriği hakkında önceden bilgi verme sorumluluğumuzu yerine getirmedik. Fotoğrafta bu deklarasyonu göstermek de bizim hatamızdı. Bakan Yardımcısı Kıran’dan ve kamuoyundan ortaya çıkabilecek herhangi bir yanlış anlama için özür diliyoruz.”

Öncelikle şunu vurgulayalım: TASC’ın iki eş başkanından biri Erdoğan’ın amcasının oğlu olan Dr. Halil Mutlu, diğeri ise önceki yazımda da belirttiğim gibi, yıllardır Türkiye’nin Washington Büyükelçiliği’nin lobi işlerini yürüttüğü herkes tarafından bilinen Günay Evinch’tir. Bu iki ismin de “resmi makamların” talebi ve onayı olmadan böyle bir mutabakatı ne gündeme getirebilmeleri, ne de imzalamaları ihtimal dahilindedir. Hele hele Erdoğan’ın büyük önem atfettiği bir ziyaretin hemen başında, onun haberi olmadan, bu ziyarete gölge düşürme kapasitesi olan bir içeriğe sahip böyle bir deklarasyonu imzalamalarını akıllarından bile geçirmelerini beklemek mümkün değildir. TASC bu deklarasyonu kimin, hangi saikle hazırlamış olduğuna ve neden altına iki eş başkanın birden imza atmasını uygun gördüklerine dair bir bilgi vermemektedir.

Bununla birlikte “farz-ı muhal” diyerek, yani olmayacak bir şeyi olmuş gibi düşünerek bir adım daha ilerleyelim. Dışişleri Bakanlığı’yla veya Türkiye’nin ABD’deki diplomatik temsilcilikleriyle konuya ilişkin herhangi bir şekilde temasa geçmeden, TASC eşbaşkanları kendi kafalarına göre, Türk tarafında kimin memnuniyetini celbetmeye çalıştıkları belli olmayan böyle bir deklarasyonu imzalamış olsun. TASC’ın açıklamasına göre sonrasında yaşanan gelişmeler şu şekildedir: Günay bey yanına Duvi beyi alarak ellerinde anlaşma olduğu halde muhtemelen Türkiye’nin diplomatik temsilciliğine geliyor (ne hikmetse açıklamada fotoğrafın nerede çekildiği özenle saklanıyor), sonra burada Dışişleri Bakan Yardımcısı Yavuz beyle karşılaşıyorlar. Adeta halkın popüler siyasetçilerle birlikte fotoğraf çektirmek istemesine benzer bir taleple Yavuz beye yaklaşarak fotoğraf çektirmek istediklerini söylüyorlar. Yavuz bey, nazik bir insan olarak bu talebi kırmıyor. Fakat bu sırada Günay ve Duvi beyler ellerindeki imzalı mutabakat metnini kameraya doğru tutuyorlar. Yavuz beyin kameraya tutulan metnin ne olduğundan hiç haberi yok. Günay bey de kendisine bu konuda hiçbir bilgi verme zahmetine katlanmadan, Duvi beyi de karşısına alarak poz veriyorlar. Ne hikmetse Yavuz bey o sırada böyle bir fotoğraf çekilmesini engellemeyi çalışmayı bırakın, bir de gülümseyerek poza katılıyor. Tabi sormadan edemiyoruz, Sayın Dışişleri Bakan Yardımcısı böyle garip bir poz verirken neden hiç işgillenmemiştir? “Elinizde tuttuğunuz kağıt nedir? Neden fotoğrafta bu şekilde yer almasını istiyorsunuz?” diye sormamıştır. Neticede siz sıradan bir makamı işgal eden bir insan değilsiniz, Dışişleri Bakan Yardımcılığı gibi kritik bir makamı temsil ediyorsunuz.

Tabiatıyla tüm bu olay örgüsünün “hayatın olağan akışıyla” uzaktan yakından herhangi bir ilişkisinin bulunmadığı aşikar… Makul olan fotoğrafın söz konusu mutabakata daha fazla meşruiyet kazandırılmak için özellikle çekilmiş olması… Altında Erdoğan’ın kuzeninin ve Türkiye Büyükelçiliği’nin resmi lobicisinin imzaları bulunan bir deklarasyon anlaşılan Yahudi kuruluşları tarafından AKP liderinin verdiği sözlerde sonra geri adım atmayacağına dair yeterli teminata sahip bir metin olarak görülmemiş. Erdoğan bir cüretkar adım daha atarak onların “aklını çelmeye” çalışmış. Görünen o ki, Erdoğan Yahudi kuruluşlarından istediğini alamamış ve Biden’la çok istediği görüşme gerçekleşememiş. Sonrasındaki tüm bu “geri çekilmeler”, “özürler” olaya ilişkin delilleri olabildiğince ortadan kaldırmaya yönelik uydurulmuş hikayeler…


 

Yine “farz-ı muhal” Erdoğan’ın hiç haberi olmadığı halde TASC eşbaşkanları böyle bir metne, tam da New York ziyareti sırasında imza atma gafletinde bulunmuş olsalardı, böyle özür metinleri hazırlamak yerine sanırım çoktandır istifa mektuplarını yazıp görevden ayrılmış olurlardı.