Unutmayı seçmiş zihniyle hasta ve mahpus bir kadın: Aysel Tuğluk

"Beni buraya gömün, Aysel'im burada, eve yakın olur, bana gelir" demişti annesi. Mezarından zorla çıkarılan annesinin Dersim'deki cenazesine katılamadı. Tutukluydu. Kürt siyasetinin keskin dili Aysel Tuğluk, bugün beyaza dönmüş saçları, unutmayı seçmiş zihniyle karşımızda duruyor. Hasta ve mahpus.

NERMİN KAYA 26 Ekim 2021 PORTRE

O, şimdilerde yakalandığı demans hastalığıyla ve annesinin cenazesinde yaşananlarla anılıyor. Onu buraya; kimilerinin tabiriyle ‘mücadelesine karşılık bedel ödeterek’ getiren süreç ise oldukça keskin ve uzun. Her zaman bakımlı ve her zaman zıpkın gibi hazır hali ve edası, yerini acıya, tutulamamış yasa ve beyaza dönüşmüş saçlara bırakmış. “Aysel Tuğluk kimdir?” sorusuna cevabını, annesine bir mezarın çok görülmesi ve cenazesinin gömüldüğü yerden çıkarılıp yollara düşürüldüğü acıyla şöyle tarif etmişti: “Beni ikinci kez yaktılar, Madımak gibiydi…” Belki de yakalandığı hastalık, yaşadığı acıyı unutmak için zihninin verdiği direncin bir sonucuydu.

Aysel Tuğluk, Figen Yüksekdağ ve Sabahat Tuncel

Aslen Dersimli bir ailenin hukuk okuyan, Öcalan’ın ölüm cezasına çarptırılmasının ardından Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde açılan davada avukatlığını üstlenen, Kürt siyasal hareketinde ve Kürt kadın hareketinde tanıklığı ve etkisi büyük olan bir isim Aysel Tuğluk.


 

DERSİM KATLİAMI’NDA ÖLÜLER VERMİŞ BİR AİLE

1965 yılında Elazığ’ da doğsa da aslında Dersimli Zaza-Alevi bir aileye mensup. 1938 Dersim Katliamı’nda ailesinden 70 kişi öldürülmüş. Mahkemeler, cezaevleri ve katliamlarla dolu bir aile onunkisi. Dersim Katliamı’nda Seyit Rıza ile beraber idam edilen ‘Fındık Ağa’ büyük  amcalarından. Büyük halalarından biri, yine Dersim’de kendini Dündül tepesinde aşağı atıp intihar eden Esma Hatun.

Ağabeyi Aytekin Tuğluk ise PKK kurucuları, diğer abisi Alaattin Tuğluk ise üyeleri arasındaydı. Öcalan’ın ve PKK üyelerinin kuruluşta evlerine sıklıkla gittiği Tuğluk’un Aytekin abisi 80’li yıllarda Elazız Cezaevi’nde öldürüldü, diğer abisi ise dağdaydı.

9 YAŞINDAKİ KARŞILAŞMADAN ÖCALAN’IN AVUKATLIĞINA

Orta ve lise eğitiminden sonra neredeyse her Dersimli kız gibi okumaya devam etmek istedi ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu. Bir süre serbest avukat olarak çalışsa da Kürt siyasal hareketinin hep içinde oldu. Avukatlık yaptığı dönemde Toplumsal Hukuk Araştırmaları Vakfı Yönetim Kurulu ve İnsan Hakları Derneği’nde üyeydi. Kürt kadın hareketi içinde yer aldı ve Yurtsever Kadınlar Derneği’nin kuruluşunda bulundu.


 

İlk kez 9 yaşındayken evlerinde karşılaştığı PKK lideri Abdullah Öcalan’ı savunmak için başvuran ilk isimlerdendi. İmralı Cezaevi’ndeki ilk görüşmeleri esnasında, “Demek o küçük ve zayıf esmer kız sendin” diyen Öcalan, onu bizzat avukatı olarak talep etti.

Hem avukatlığı hem de sahada siyaseti sürdürürken, parlamenter siyasete ilk sağlam adımını Demokratik Toplum Partisi’nin (DTP) eşbaşkanlığı ile attı. 2007 Türkiye genel seçimlerinde Diyarbakır’da 23. dönem bağımsız milletvekili seçildi ve ardından Meclis’te DTP grubuna katıldı.

ÖCALAN VE PKK ARASINDA MEKTUP TAŞIDI

Ancak DTP, Aralık 2009’da Anayasa Mahkemesi (AYM) tarafından kapatılınca DTP Eş Başkanları Aysel Tuğluk ve Ahmet Türk siyasi yasaklı hale geldi ve milletvekillikleri düşürüldü.

Bu sürede Öcalan’la PKK arasında mektuplar getirip götürdü. 12 Haziran 2011 seçimlerinde bu kez Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloku adayı olarak Van’dan 24. dönem bağımsız milletvekilli seçildi. Bu bloktan seçilen vekiller, 2014’te kapanana kadar Meclis’te Barış ve Demokratisi Partisi (BDP) vekilleri olarak faaliyet gösterdi.

TARİHİ İLANI O DUYURDU: DEMOKRATİK ÖZERKLİK

Tuğluk, tam da 2011 seçimlerinin ardından tarihe geçen bir ilanın açıklayıcısı oldu: “Demokratik Özerklik.”

DTP kapatıldıktan sonra, bugün Leyla Güven gibi pek çok ismin yargılandığı Demokratik Toplum Kongresi’ne (DTK) bir dönem eş başkanlık yapmıştı. 14 Temmuz 2011 tarihinde kongre toplantısının sonuç bildirisini okuyarak, özerklik ilanını bizzat o sundu.

O gün DTK Eş Genel Başkanı olarak sunduğu Demokratik Özerklik‘in ilanını, “Uluslararası insan hakları belgelerinin tanımladığı haklar ışığında ortak vatan anlayışı temelinde toprak bütünlüğüne ve demokratik ulus perspektifi temelinde Türkiye halklarının ulusal bütünlüğüne bağlı kalarak, Kürt halkı olarak Demokratik Özerkliğimizi ilan ediyoruz” şeklinde duyurdu.


 

BDP Diyarbakır İl Binası’nda bulunan ve ismini faili meçhulle öldürülen Vedat Aydın’dan alan Konferans Salonu’nda yapılan toplantıda 850 delege sözlerini ayakta alkışladı.

ÇATIŞMADAN SONRA CESURCA ÖZELEŞTİRİ VERDİ

Tuğluk’un tarihe geçen konuşmasında, aydın, yazar, sivil toplum temsilcisi ve siyasetçi her Kürdün kendisini “Demokratik Özerk Kürdistanlı” olarak tanıtması ve “Demokratik Anayasa” metninde “Demokratik Özerkliğin Kürt halkının statüsü” olarak tanınması için çağrı yapılmıştı.

Bu konuşmadan sonra hem medyada hem de siyaset meydanlarında hedef gösterildi. Aynı gün Diyarbakır’ın Silvan ilçesinde çıkan ve 13 asker ile 4 PKK gerillasının öldüğü çatışma, özerklik ilanıyla ilgili tartışmaları kızıştırdı.

Daha sonra yaptığı açıklamada, “Maalesef değerlendiremedik. Eleştirileri haklı görüyorum. Ve özeleştiri yapıyorum; evet yanlış oldu. Keşke o açıklamayı, o gün yapmasaydık” dedi.

TAHAMMÜLÜN SINIRLARINDA GEZEN “ILIMLI BİR TAVİZSİZ”

Tuğluk için aslında her iki tarafın da eleştirilerinden nasibini aldı dense mübalağa olmayacak. Çünkü “Demokratik Özerklik” ilanında da verdiği özeleştirilerde de birlikte yaşam gayesinin ve barışın altını hep çizerken bu konuda da keskin olmayı geri bırakmadı.

Belki de aldığı en büyük eleştirilerden biri “ılımlı” görülmesiydi. 2007’deki bir röportajında “Kürt sorunu neden çözülmedi?” sorusuna, “Devletin içinde de Kürtlerin içinde de çözümü istemeyenler var. İki tarafta da, şiddetten beslenenler var” diye verdiği yanıt bu eleştilerden biriydi.

Keskin ve “tavizsiz” olduğu noktasına da KCK operasyonlarına, “Bu kadar bedel, Başbakan Erdoğan’a biat etmek için verilmedi. Kürtlerin tahammülü sonsuz değildir. Tahammül sınırları bu kadar zorlanmamalıdır” diyerek verdiği tepki gösterilebilir.

ERDOĞAN’A AÇIK MEKTUP YAZDI

“Demokratik Özerklik” ilanını okumasının ardından yaklaşık 6 ay sonra, Ocak 2012’de DTK Eş Başkanı sıfatıyla dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’a hitaben açık mektup yazdı.

Açık mektupta, Erdoğan’ın Kürt sorununa çözüm zemini hazırlaması durumunda cumhurbaşkanlığı için her türlü desteği vereceklerini ifade ederek, “Kürdüyle Türküyle herkesin cumhurbaşkanı olarak seçilmek gibi eşsiz bir fırsata sahiptir Sayın Başbakan Erdoğan” dedi ve Öcalan’ın muhatap alınması yönündeki talebini yineledi.

MEKTUPTAN SONRA GELEN ÇÖZÜM SÜRECİ

Tuğluk’un dönemin başbakanı Erdoğan nezdinde bir yanıt bulmadı. Ancak aylar sonra yepyeni bir süreç başladı: Hükümet, Öcalan ile Kürt sorununa çözüm sürecini başlattı.

Tuğluk, bu sürede Şubat 2013’te Öcalan’ın muhataplarına iletilmesi için kaleme aldığı ve BDP’ye gönderdiği 3 mektuptan biri Kandil’e götürdü. Nihayetinde Öcalan’ın, “PKK’nin Türkiye topraklarından çekileceği ve silahlı mücadeleye son verildiğini” bildirdiği mektubu, “2013 Diyarbakır Newroz”unda okundu ve çözüm süreci, 16 Temmuz 2014’te Resmî Gazete’de yayımlanarak kanunlaştı.

KOBANİ SINIRINDA GÜNLERCE BEKLEDİ

Tarihler 2014 yılını gösterdiğinde ise Tuğluk yeniden medyanın hedefi oldu. 2014 yılında Halkların Demokratik Partisi’ne (HDP) katıldıktan bir süre sonra Kobani sınırında çatışmalar başlamıştı. 2014 yılının yaz ayı, Kobani‘de IŞİD saldırılarından kaçan binlerce Kürt zorunlu göç yolculuğu başlarken aynı zamanda Kobani’ye geçmek ve IŞİD’le savaşmak isteyenlerin de sınıra geldiği zamanlardı.


 

HDP milletvekilleri de günlerce Kobani-Suruç sınırından ayrılmadı. Bunlardan biri de Tuğluk’tu. Güvenlik güçleri, Temmuz 2014’te Urfa’nın Suruç ilçesinden Kobani’ye geçmek isteyenlere öğle saatlerinden itibaren biber gazıyla müdahale etti.

Tuğluk bu sırada taş atarken çekilen bir fotoğrafıyla kamuoyunda ve medyada büyük tartışmalara neden oldu.

ELİNE ALDIĞI TAŞI POLİSE ATTI: KENDİMİ SAVUNDUM

O dönem Star TV’de ana haber bültenini sunan Nazlı Çelik, aynı gün haber bülteninde Tuğluk’u yasaları çiğnemekle suçladı. Açıklama yapan Tuğluk ise yine keskin ve tavizsiz bir ifadeyle kendini şöyle savundu:

“Sınır hattında 3 gündür taleplerimizle ilgili bir muhatap bulamadık. Buna karşılık 3 gündür polis ve askerin müdahalesiyle karşı karşıya kaldık. Polis toplanan gruba biber gazı, tazyikli su, hatta gerçek mermiler kullanarak müdahalede bulundu. Bu sırada benim ayaklarımın yakınına da biber gazı kapsülü düştü. Ben de kendimi savunmak için o esnada yerde bulduğum taşla karşılık verdim.”

HDP vekilleri,“dokunulmazlıkların kaldırılması” anayasa değişikliğinin iptal edilmesi amacıyla AYM’ye başvurmuştu

Anayasa değişikliğinin, 20 Mayıs 2016 tarihinde 376 oyla kabul edilmesi ve Meclis’ten geçmesiyle dokunulmazlıkları kaldırılan HDP’li 55 milletvekili hakkında 511 fezleke hazırlandı.

HDP’li milletvekilleri 2 Kasım 2016 gecesi yapılan ev baskınlarının ardından Diyarbakır’a götürülerek 4 Kasım 2016 tarihinde tutuklandı. Tuğluk ise HDP Genel Başkan Yardımcılığı görevindeyken 26 Aralık 2016’da gözaltına alındı ve 28 Aralık 2016’da “terör örgütü yönetmek” suçlamasıyla tutuklandı.

ÖMRÜ MÜCADELEDE, ÇOCUKLARININ YOKLUĞUNDA GEÇEN BİR ANNE

Tuğluk, üç kardeşli aileden annesiyle yaşayan tek çocuktu. Bir abisini cezavinde kaybetmişti, bir abisi ise dağdaydı. Annesi Hatun Tuğluk, kızının yargılandığı davalarda yıllarca mahkeme salonlarında adliyelerde ömür geçirmişti.

Yaşlılığa bağlı olarak yürümeyediği için tekerlekli sandalyeyle kızının duruşmalarına katılıyor, bir şeyler söylemeye çalışınca da mahkeme başkanı tarafından “Teyzecim bir sus ya!” diye susturuluyordu.

Yukarıdaki fotoğraf izlediği son duruşmadan. Yanındaki diğer tekerlekli saldalyeli kişi ise 5 Haziran 2015’te HDP’nin Diyarbakır mitingine yönelik bombalı saldırıda bacaklarını kaybeden Lisa Çalan. Hatun Tuğluk o gün Lisa Çalan’a, “Ooof of, bizde dert çok!” demişti.

“BENİ KIZIMIN YAKININA GÖMÜN” DİYE VASİYET ETMİŞTİ

13 Eylül 2017 günü, saatler gece yarısını geçmişken o annenin uzun yıllardır mücadele, hasret ve acı ile geçen hayatı Ankara’da son buldu. Annesinin vasiyeti, “Beni buraya gömün, Aysel’im burada kalacak, eve yakın olur, bana gelir” olmuştu.


 

Bu nedenle cenazesi Ankara’ya defnedilecekti. Kocaeli Kandıra F Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutuklu bulunan Aysel Tuğluk ise cezaevinden özel izin alarak Batıkent Cemevi’ne getirildi.

VE O GÜN… “GÖMSENİZ DE ÇIKARTIRIZ” DİYEREK CENAZEYE SALDIRDILAR

Cenaze, cemevindeki törenin ardından İncek Mezalığı’na götürüldü. Ancak saatler öncesinde toplanan ırkçı bir grup, “Burada şehit cenazesi var, buraya terörist cenazesi gömdürmeyiz”, “Burası Ermeni mezarlığı değil” diyerek cenazeye katılanlara saldırdı.

Mezarlıkta bulunan çevik kuvvet polisleri, 50 kişilik grubun saldırısını durdurmak yerine gerginliğin büyümesine neden oldu. Kabre taşınan Hatun Tuğluk’un cenazesi, “Cenazeyi gömseniz de çıkartır parçalarız” diye saldırdıkları için gömüldüğü yerden tekrar çıkarıldı ve mezarlıktan güvenlik tehdidi eşliğinde güç bela çıkarıldı.

ANNESİNİ MEZARDAN ÇIKARTIP DERSİM’E GÖTÜRDÜLER

Saldırıyla ilgili açıklama yapan HDP Genel Meclisi, dönemin Eş Genel Başkanı Serpil Kemalbay, milletvekilleri ve cenazeye katılanların mezarlıkta mahsur kaldığını, yarım saat geçmesine rağmen yeterli polis takviyesinin yapılmadığını duyurdu.

O sırada Aysel Tuğluk’u yakınları güçlükle sakinleştirmeye çalıştı. Alevi dedesinin yaptığı duanın ardından cenaze gece yarısı Dersim’e yola çıkarıldı. İncek’teki ev için, “Beni kızımın evinin yakınına gömün” diyen Hatun Tuğluk, Dersim’e defnedildi.

“BENİ İKİNCİ KEZ YAKTILAR, MADIMAK GİBİYDİ”

Tutuklu bulunduğu cezaevinden 48 saatlik izin alarak dışarı çıkan Tuğluk ise saldırının yarattığı travma nedeniyle Dersim’deki ikinci törene gidemedi. Onca yıldır hasret büyüten anne kız, ne son kez vedalaşabildi ne de toprağın üzerinden birbirine değebildi.

Yaşadığı acıyı şöyle tarif etmişti: “Beni ikinci kez yaktılar, ikinci kez acıya boğdular. İkinci Madımak gibiydi…”

SÜLEYMAN SOYLU SALDIRGANLARLA FOTOĞRAF ÇEKTİRDİ

Tuğluk onca acının içinde çırpınırken ve annesinin cenazesi ırkçı bir saldırıyla gömüldüğü mezardan çıkarılırken, AKP Genel Başkan Yardımcısı Hamza Dağ ise, “Ölümler üzerinden operasyonlar yapma dönemini yeniden başlattılar” diyerek HDP’lileri suçluyordu.

Sadece bununla da sınırlı kalmadı. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu saldırganlardan Murat Alp ile fotoğraf bile çektirdi. “Buraya Ermeni gömdürtmeyiz” diyerek cenazeye saldıran 19 kişi hakkında dava açılırken, fotoğrafı çektirenin de içinde olduğu üç tutuklu sanık ilk duruşmada tahliye edildi.

SOYLU’NUN ‘MAHALLE EŞRAFI’ DEDİĞİ SALDIRGAN MUHTAR ADAYI OLDI

Fotoğraf için konuşan Soylu, “Mahalle eşrafı karakolda bizimle fotoğraf çekilmek istedi” demişti. Murat Alp ise saldırı gecesi Facebook hesabından, “Adamın kralı içişleri bakanımız süleyman soylu” notuyla fotoğraf paylaşmıştı.

Murat Alp, mezarlığın olduğu Gölbaşı ilçesindeki İncek Mahallesi’nden 31 Mart seçimlerinde muhtar adayı olmuştu.

6 YIL SONRA YENİDEN TUTUKLANDI, HASTALIĞI NUKSETTİ

HDP mensubu 82 siyasetçi hakkında 6-8 Ekim 2014 yılındaki Kobani Olayları gerekçe gösterilerek 25 Eylül 2020’de gözaltı kararı verildi. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü soruşturma kapsamında, Yüksekdağ, Demirtaş, Bilgen, Tuncel ve Kışanak’la birlikte olmak üzere 25 siyasetçi ile tutuklandı.


 

Fakat Aysel Tuğluk artık bir hasta tutukluydu. Yaşadığı her acı, haksızlık, adaletsizlik nihayetinde onda demans hastalığı başlamasına sebep olmuştu.  Ailesi, başından itibaren süreç tamamlanmadan rahatsızlığının kamuoyuyla paylaşılmasını istemedi. Bu yüzden Gültan Kışanak’ın son söyleşisine kadar kimsenin haberi olmadı.

DEMANSINA RAĞMEN “HAYATINI YALNIZ İDAME ETTİREBİLİR” DEDİLER

Avukatları, yakalandığı hastalık nedeniyle Adli Tıp Kurumu’na başvurarak “cezaevinde kalamaz” raporu istedi, ancak bu başvurusu olumsuz sonuçlandı. İstanbul Adli Tıp Kurumu (ATK) Başkanlığı “hayatını yalnız idame ettirebilir” kararı verdi.

SON SÖZÜ: DAYANAMIYORUM

O, yıllardır devletin hiçbir zaman çözümü altın tepside Kürtlere sunmayacağını söylüyordu. Sancılı olacağını söylediği barış süreci için ömrünü ortaya koymuştu. Şimdi, onu yıllarca cezaevinde tutacak onca cezanın ağırlığı bir kenara, yaşadığı acı ve tutamadığı yasıyla ömrünü geçirmeye çalışıyor.

Son sözü belki de hem zihninin hem de bedeninin kendisine yazdığı nihayet gibi: “Anneme neler yaptılar, buna dayanamıyorum.”

 

Takip Et Google Haberler
Takip Et Instagram