Türkiye ve Ermenistan gerçekten “Normalleşmeye” yakın mı?

11 Ocak 2020’de Putin, Paşinyan ve Aliyev arasında Moskova’da imzalanan protokollerini detaylı okuyunca, bölgesel koridorların bu belgede ne kadar büyük bir önem arz ettiğini, bu anlamda bölgede kapalı sınır olmamasının hedeflendiğini görüyoruz.

ALİN OZİNİAN 15 Aralık 2021 YAZARLAR

13 Aralık’ta Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Ermenistan ile normalleşme adımları atılacağı açıklaması ile gündeme geldi. Bu normalleşme için Ermenistan ile uçuşların başlayacağını ve özel temsilci atanacağını söyledi. 14 Aralık’ta ise Ermenistan’dan Türkiye’nin açıklamasını onaylayan — iki ülke arasındaki ilişkileri normalleştirmek için özel bir elçi atanmasına memnuniyetle karşıladıkları ifade eden ve Ermenistan’ın da bir temsilci atayacağını belirten bir açıklama yapıldı.

Ermenistan tarafı “Ermenistan, her zaman olduğu gibi bugün de, hükümetin programında olan Türkiye ile ilişkileri ön koşulsuz normalleştirme sürecine hazırdır” vurgusunu da eksik etmedi açıklamasında.

Bu gelişmeler doğal olarak birçoklarında şaşkınlık yarattı, geçen yıl yaşanan Karabağ savaşında Türkiye’nin Azerbaycan’a taraf olarak savaşa müdahil olmasının ardından bu adımı atmasını beklemiyorlardı, oysa bu “adımda” çok da şaşırılacak bir taraf yok. Soru cevap olarak ilerlemek, konuyu daha iyi anlamamıza yardım edebilir:

Türkiye’nin bu adımı gerçekçi ve olumlu mu?

Öncelikle bu olup-biteni sadece Türkiye’nin adımı olarak görmek çok doğru değil. Kasım 2020’de Rusya’nın aracılığı ile imzalanan Ateşkes Protokolü ve daha sonra da ulaşım koridorlarının açılmasıyla ilgili olarak 11 Ocak 2020’de Putin, Paşinyan ve Aliyev arasında Moskova’da imzalanan protokollerini detaylı okuyunca, bölgesel koridorların bu belgede ne kadar büyük bir önem arz ettiğini, bu anlamda bölgede kapalı sınır olmamasının hedeflendiğini görüyoruz.

Türkiye-Ermenistan sınırı. FOTOĞRAFLAR: AFP

Yani Türkiye, Rusya’nın kurguladığı “oyunda/planda” yer almak için bir adım atıyor öncelikli olarak. Büyük ihtimal bu oyundan kar elde edeceğini, kazanacığını da düşünüyor. Her şey bir tarafa, Türkiye ile Ermenistan’ın arasındaki herhangi bir diyalog olasılığını, hükümetlerden bağımsız olarak olumlu değerlendirilmeli. İki komşu ülkenin er ya da geç bir diyalog sürecine girmesi, sınırların açılması gerekiyor.

Belli ki bir süreç yaşanıyor, son 20 senede yaşanan Türkiye-Ermenistan diplomatik ilişkiler kurma gizli toplantı süreçlerine bakarsak, nedense hep Türkiye tarafından ilk ifşaların geldiğini, ortak bir açıklama yapılmadığını görürüz. Türkiye geleneği bozmadı, Ermenistan’dan önce davrandı.

Bazı yabancı basın organları Çavuşoğlu’nun Ermenistan ile ilgili yaptığı açıklamayı “ABD Başkanı Joe Biden’ı memnun etmek için” attığını öne sürdü. Bu ne kadar gerçekçi?

Çok gerçekçi değil, çünkü bu kez Türkiye ve Ermenistan arasındaki uzlaşmayı yöneten Rusya. Bunu göremez isek, halihazırdaki durumu ve sonraki adımları anlamakta güçlük çekeriz.

Önceki dönemlerde Batı’nın “ittirdiği” bir barış süreci vardı ve bu barış süreci Rusya tarafından “bizim için de uygundur” şeklinde okeyleniyor/yorumlanıyordu.

Artık dengelerin tamamen değiştiğini görüyoruz. Bunun sebepleri çok derin o konu belki ayrıca tartışılabilir ama net sonuçları görmek gerekli; Karabağ Savaşı’nı bitirmek için geçen yıl üç ateşkes denemesi oldu. Batılılar da müdahale etmeye çalıştılar ama ancak Rusya aracılığıyla ateşkes sağlandı – şu anda bölgede Rus barış gücü var.

Kısaca, Karabağ Savaşı’nı bitişini ve ateşkes masasına liderleri oturtmayı, Türkiye-Azerbaycan-Ermenistan ilişkilerini Rusya “şekillendirdi” ve “şekilendiriyor”. Görünen o ki, “şekillendirmeye” de devam edecek. Rusya “ağabeyliğinde” olmanın olumlu ve olumsuz tarafları var, ama bölgenin gerçekleri düşünüldüğünde Türkiye-Ermenistan-Azerbaycan arasındaki “sorunların” yüzeysel de olsa çözmeye en iyi aday Rusya.

Uzun yıllar “çalışan” ama artık neredeyse işlevsiz hala gelen MINSK grubu, ABD ve AB’nin Ermenistan ile sorunları çözme konusunda Türkiye’yi tam olarak “yüreklendiremedikleri” düşünülürse, Rusya’nın uzun süredir hayalini kurduğu bölgesel hatların açılması ve çalıştırılması için, “artık bu işi çözmeliyiz” demesi dolaylı da olsa faydalı olabilir.

Biden ile Erdoğan arasındaki “Ermeni konusu” Soykırım konusudur, sınır/diyalog konusu değil.

Bu konu da geçen 24 Nisan’da Biden’ın Erdoğan’ı arayıp “24 Nisan’da Soykırım diyeceğim” uyarısı ile başlamış ve daha ileriye gitmemiştir. ABD’deki Ermeni diasporasının gündeminde de – hele Karabağ savaşından sonra – diyalog için lobi yapma yoktur. Ermenistan-Türkiye arasındaki ilişkilerin gelişmesi, sınırın açılması Ermeni diasporasının gündeminde olmamıştır, şu anda da değildir.

İki ülkenin arasındaki ilişkiler normalleşebilir mi?

İşte burada çok dikkatli olmak gerekiyor, çünkü 2009’da imzalanan “çalışmayan” protokollerin bize öğrettiği bir şey var; iki ülke değil, üç ülke var. Azerbaycan’ı bir köşeye iterek Türkiye Ermenistan ile ilişki geliştiremiyor.

“Futbol diplomasisi” zamanında yani Zürih’te protokollerin imzalandığı dönemde yaklaşılan “normalleşme” hayata geçirilemedi. Başarılı olmamasına temel sebep Türkiye tarafından Azerbaycan’ın rahatsızlığı gibi gösterildi.

90’lı yıllardan beri “Azerbaycan bizim kardeşimizdir” diyen Türkiye’nin, Ermenistan ile böyle bir süreci gerçekleştirmek istediği zaman Azerbaycan’ı gerektiği şekilde bilgilendirmesi ve Azerbaycan’ı tabir-i caizse ikna etmesi gerekiyordu. Bu atlandı. Batı’ya şirin gözükmek isteyen Türkiye duygusal anlamda çok yakında durduğu Azerbaycan’a hesap vermeden Ermenistan’la bir ilişki kurmaya kalktı ve başaramadı.

Tabi altını bir kez daha çizmekte yarar var, eğer bu başarısızlığın gerçek sebebi o dönemde Türkiye’nin açıkladığı gibi, Azerbaycan’ın tavrı oldu ise.

Bu kez Türkiye’nin Azerbaycan ile daha paralel hareket ettiğini görüyoruz. Burada tabi ki bir tuhaflık da mevcut; Türkiye’nin büyük ölçüde destek olduğu, bizzat alanda olduğu bir savaşın ardından cereyan ediyor tüm bu “normalleşme” denemeleri ya da vaatleri.

Tırnak içinde adına “diyalog süreci” dediğimiz bu süreç, büyük kanlı bir savaşın hala esir sorunun çözülmediği ve nefretin doruklarda olduğu bir dönemim arkasından hatta yanından geliyor ve o savaşta Azerbaycan ve Türkiye omuz omuzaydı. Bu anlamda Azerbaycan ve Türkiye’nin çok iyi ilişkiler içerisinde olduğu bir dönemde bu açılımın yapılması planlanıyor ve evet – bu açıdan burada tuhaf bir şeklide başarılı olma şansı tanınmış oluyor sürece.

Bu kez “normalleşmeye” daha mı yakın taraflar?

Normalleşme bir siyasi irade işi, istenildiği takdirde her zaman olası idi ve hala da öyle. O halde engellere ve aşılmış engeller bakalım.

Son savaştan galip çıkan Azerbaycan ve Türkiye, istedikleri rayonları aldıklarına göre, artık ortada bir “Karabağ sorunu” yok.

Hatırlayacaksınız, Türkiye-Ermenistan diyaloğunda Karabağ, iki önemli ön-koşuldan birisi oldu hep. İlk ön koşul böylece bertaraf edilmiş oldu. İkincisi ise Soykırım’dı. Türkiye Ermenistan’ın Soykırım’ın tanınması talebinden vazgeçmesini istiyordu, oysa Ermenistan yıllardır Türkiye’den bir tanıma gelmeden de yakınlaşabileceğini, Türkiye’nin Soykırım’ı tanımasını ön-koşul olarak görmediğini belirtiyordu. Fakat buradaki asıl korku, ABD’nin Soykırım hakkında alacağı tavırdı.

Türkiye üstü kapalı olarak Ermenistan’a, “Diasporayı susturun, ABD’deki lobi çalışmalarını ve Soykırım konusunu unutsunlar” diyordu. 24 Nisan 2021’de Biden’ın tereddütsüz Soykırım demesi ile, ironik de olsa — bu konu da kapanmış oldu.

15 Aralık’taki AB-Doğu Ortaklığı Zirvesi’nin düzenleneceği Brüksel’de zirveden bir gün önce AB Konseyi Başkanı Charles Michel, Aliyev ve Paşinyan ayrı ayrı sonra da üçlü bir görüşme yaptılar. Rusya’nın yanı sıra AB ve ABD’de sürecin içindeler. Putin, Aliyev ve Paşinyan ile geçtiğimiz hafta görüştü. Rusya’nın başını çektiği süreci, Batı teşvik ediyor.

Bu açıdan baktığımızda sürecin iyi ilerlememesi için oldukça uygun bir iklim var ama diğer yandan iki tarafta da süreci baltalamaya çalışacak güçler var. Diğer yandan Ermenistan’la iyi ilişkiler kurmanın, iç politikada AKP’ye bir getirisi yok. Aynı şekilde savaşı kaybettikten sonra “Türk dostu” olmakla suçlanan Paşinyan’a da.

Ama ikisine de ekonomik yarar sağlayabilecek ve ikisine de “30 yıldır açılmayan sınırı biz açtık” dedirtecek bir adımdan bahsediyoruz.

Kendi ülkesindeki tüm normalleri yıkmış bir AKP’nin komşu ülke ile “normalleşme” iddiası gülünç gelebilir, ağır bir yenilgiye uğrayan Ermenistan hükümetinin Türkiye ile yakınlaşma isteği de pekâlâ mantıksız görülebilir, lakin Rusya’nın masaya koyduğu bölgesel projeler, iki taraf için de iştah açıcı gözüküyor. Bu durumda gerekli tek şey siyasi irade.

Yıllardır takip ettiğimiz “normalleşme” olasılığı için ne uzmanlar ne de gazeteciler eski yıllardaki gibi hevesli ya da ümitli değiliz maalesef. Yine de ülkeler ve halklar için en iyisini ve barışa götürecek yolu düşünerek bekleyecek, süreçleri takip edeceğiz.