Taliban kimdir? ABD’ye rağmen nasıl Afganistan’daki en büyük güç oldu?

Bir İngiliz Başbakanı “Siyasetin ilk kuralı Afganistan’ı işgal etmemektir” şeklindeki vecizeyi söylemiştir. Tarihte yaşanmış çarpıcı örneklere rağmen, Sovyetlerin çekilişinin üzerinden sadece 12 yıl sonra ABD de Afgan dağlarında şansını deneyecek ve nihayetinde benzer bir akibete maruz kalacaktır.

ÖMER MURAT 28 Temmuz 2021 HABER ANALİZ

Pakistan Talibanını toplantı halinde gösteren bu fotoğraf Svat Vadisi’ndeki Buner bölgesinde 2009’da çekildi. Genellikle karıştırılmakla birlikte Afgan Talibanı ile Pakistan Talibanı farklı örgütlenmelerdir. (TARIQ MAHMOOD / AFP)

Taliban’ın ortaya çıkışı Sovyetlerin Afganistan’ı 1979’da işgaliyle doğrudan ilişkilidir. 1930’lardan o tarihe kadar ülke barış içerisinde ve nispeten istikrarlı bir şekilde yönetilir. Tahran’daki ABD Büyükelçiliği’nin basılarak 66 diplomatının rehin alınmasından birkaç hafta sonra başlayan Sovyet işgali, Amerika’nın savunmada kaldığı, Komünist rejimin saldırıda olduğu bir görüntü oluşturduğundan, dönemin ABD Başkanı Jimmy Carter üzerinde sarsıcı etki yapar. Carter televizyonda yaptığı konuşmada işgali “BM Şartı ve uluslararası hukukun umarsızca ihlali” ve “güçlü ateist bir hükümetin, bağımsız Müslüman bir halkı boyunduruğu altına almaya yönelik kasıtlı bir teşebbüsü” olarak tanımlayarak kınar.

ABD Yönetimi tepki olarak Sovyetlere karşı ambargo ilan eder ve o sene yapılacak Moskova Olimpiyatlarına katılmayacağını açıklar. Diğer yandan, meşhur Ulusal Güvenlik Danışmanı Zbigniew Brzezinski’nin Pakistan üzerinden Afgan mücahitlerine gizlice silah gönderilmesine yönelik önerisi kabul edilir. Böylece daha önce Vietnam’da olduğu gibi Afganistan, iki Süper Gücün vekâleten savaştıkları bir alana dönüşür, fakat bu kez bataklığa batmış olan Sovyetlerdir. ABD onun orada siyasi, askeri ve ekonomik açıdan boğulması için elinden geleni ardına koymayacak ve bunda da başarılı olacaktır. Rus analist Pintkovsky’ye göre Doğu Avrupa’yı özgürlüğe kavuşturanlar Kremlin koridorlarındaki düşünürlerden ziyade Afgan dağlarındaki mücahitlerdir. Politbüro üyesi Yegor Ligachev Afgan işgali sonrasında Kızıl Ordu’nun Doğu Avrupa’ya gönderilme ihtimalinin kalmadığını belirtir.

SİYASETİN İLK KURALI AFGANİSTAN’I İŞGAL ETMEMEKTİR

İşgalci güçlere karşı bağımsızlığını korumak için savaşmak adeta Afgan kimliğini belirleyen ana özellik haline gelmiştir. Afganlar komşuları tüm milletlerden farklı olarak kendilerinin hiç sömürge haline getirilememiş olmasıyla övünürler. İskender’den beri, girmeye teşebbüs eden Moğollar, Safeviler gibi pek çok büyük güç için korkunç bir bataklığa dönüşen Afganistan’da gücünün zirvesindeyken Britanya imparatorluğu ciddi darbeler yediğinden bir İngiliz Başbakanı “Siyasetin ilk kuralı Afganistan’ı işgal etmemektir” şeklindeki vecizeyi söylemiştir. Yakın tarihte yaşanmış bu kadar çarpıcı örneklere rağmen, Sovyetlerin çekilişinin üzerinden sadece 12 yıl sonra ABD de Afgan dağlarında şansını deneyecek ve nihayetinde benzer bir akıbete maruz kalacaktır. Öyle gözükmektedir ki Afgan Mezarlığı barındırdığı cihangir adaylarıyla tarih sahnesinin o perdesinde baş rolü oynayanlar için taşıdığı cazibeyi hiç kaybetmemektedir.

Taliban savaşçıları 2001’de ABD müdahalesinin hemen öncesinde Kabil yakınlarında bir tankın üstünde. (SHAH MARAI / AFP)

Sovyet işgaline karşı yürütülen direnişte en az bir milyon Afgan hayatını kaybeder, milyonlarcası mülteci konumuna düşer. Bu mültecilerin kimi ülke içinde yerini yurdunu terk etmek zorunda kalırken, kimisi de başka ülkelere göç eder. Son kertede Afgan halkı sayesinde Sovyetlere diz çöktüren Batı savaşın bitişiyle birlikte ülkeyi kaderine terk eder. Tüm altyapısını, eğitimli insanlarını süper bir güce karşı savaşırken kaybetmiş küçük bir ülkeye duyduğu minnettarlığı ortaya koyan bir adım atma gereği duymaz. Bu terk edilmişlik Afgan halkında Batı’ya yönelik kızgınlığın kaynaklarından biridir.

SOVYET İŞGALİYLE BAŞLAYAN SAVAŞTA AFGAN ELİTLERİ YOK OLDU

1992’ye gelindiğinde 14 yıl süren savaş modern okul ve üniversitelerde yetişmiş Afgan elitlerin neredeyse tümüyle ortadan kalkmasına yol açar. Ülkeyi 1929’dan beri idare eden hanedan sınır dışı edilmiş, tüm kurumlar ve altyapı çökmüştür. Sovyet işgali sırasında üç milyon Afgan Pakistan’a, iki milyon kadarı ise İran’a sığınmıştır. Nüfusun yaklaşık yarısı mülteci konumuna düşüp köy ve kasabalarını terk ederek şehirlere göçmek zorunda kalmıştır. Bu mülteciler sadece sınır bölgelerinde değil Pakistan’ın ekonomik başkenti hüviyetindeki Karaçi’de de yoğunlaşırlar. Dünyada en fazla Peştun’un yaşadığı şehir Karaçi’dir. Keza Dubai’de de büyük bir Afgan diyasporası vardır.

Afganistan’ın 2020 itibariyle yaklaşık 33 milyonu bulan nüfusunun yaklaşık yüzde 40’ını oluşturan Peştunlar geleneksel olarak ülkeyi asıl yöneten elitleri çıkaran etnik kesimdir. Ülkenin güneyi ve doğusunda yoğunlaşan Peştunlar, Peştu denilen bir dili konuşurlar. İkinci büyük etnik grup nüfusun yüzde 30’unu oluşturan Taciklerdir ve ülkenin kuzeyi ve doğusunda yoğunlaşırlar ve Farsça’nın bir lehçesi olan Darice’yi konuşurlar. Başkent Kabil’in nüfusunun büyük çoğunluğu Tacik’tir. Afganistan’ın bu nedenle iki resmi dili (Peştu ve Darice) vardır. Üçüncü grup ise nüfusun yüzde 15’ini oluşturan Şii Hazaralar’dır. Darice konuşan Hazaralar, Sünni olan Peştun ve Taciklerden farklı olarak Şii’dir. Ülkeyi 13.yy’da işgal eden Moğolların torunları olduklarına inanılır ve Afganistan’ın merkezindeki Hazaristan olarak da bilinen dağlık alanda yoğunlaşırlar. Ülkenin son büyük etnik grubu nüfusun yüzde 10’unu oluşturan Özbeklerdir. Kuzeyde yoğunlaşırlar, kendi dilleri (Özbekçe) dışında genellikle Darice konuşurlar. Tahmin edilebileceği gibi Kabil, Mezar-ı Şerif gibi büyük şehirlerde tüm etnik ve dini gruplardan insanlar bulunur.

Pakistan’ın Peşaver kentinde Usuma Bin Laden yanlıları gösteri düzenlerken.

PAKİSTAN’DAKİ PEŞTUNİSTAN KORKUSU

Afganistan ile Pakistan arasındaki bugünkü sınır 1893’de belirlenen Durand Çizgisi’ne dayanır. Afganlar İngilizler tarafından çizilen bu sınıra, aslında tarihen Afganistan’a ait olan Peşaver ve Ketta gibi şehirleri o zamanki Hindistan sömürgesine bıraktığını belirterek karşı çıkarlar, bunu sömürgecilerin belirlediği bölgenin gerçekleriyle uyuşmayan suni bir sınır olarak görürler. Afganistan’ın bu tutumu Pakistan’la arasında önemli bir sorundur. Hatta sınırın Kabil tarafından kabul edilip edilmediği meselesi de iki ülke arasında çözüme kavuşturulamamıştır. 1950’lerde Afgan devleti tüm Peştunları biraraya getirecek bir Peştunistan hedefinden bahsettiğinde bu Pakistan’da ciddi endişelere yol açar. Bu yüzden Pakistan için Afganistan’daki gelişmeleri yakından takip ederek etki etmek hayati önemdedir. Sınırın iki tarafında etnik olarak birbirine yakın topluluklar yaşamaktadır, özellikle Peştunlar arasındaki ilişkiler yoğundur. Pakistan’daki Peştunlar kendilerini Afgan olarak da görebilmektedirler, çünkü Afganlık onlar için etnik kimliği de tanımlamaktadır. Örneğin 2014 yılında Pakistan ordusu, sınır bölgesindeki Pakistan Talibanına yönelik askeri harekat başlattığında on binlerce Peştun Afganistan’a sığındı. Afganistan Cumhurbaşkanı Eşref Gani “Pakistanlı mültecileri” memnuniyetle ağırlayacakları açıklaması yaptığında önceki Cumhurbaşkanı Hamid Karzai kendisine itiraz ederek bu mültecilerin “kardeş Afganlar” olduğunu söyledi.

TALİBAN EŞKİYALARA KARŞI MÜCADELE ETMEK İÇİN CEPHEYE DÖNDÜ 

Taliban Kandehar vilayetinde Sovyet-karşıtı yerel bir mücahit yapılanması olarak belirir. Kandehar bugün 650.000 nüfusu ile Kabil’den sonra Afganistan’ın ikinci büyük şehridir. Sovyet işgali sonrası dönemde ülkedeki genel başıbozukluğun bir yansıması olarak Kandehar’da idare kaotiktir. Kimi eski mücahit grupları eşkiyalara dönüşüp haraç toplamaya, insan kaçırmaya başlamıştır, hatta kadınlara tecavüz ettikleri hadiseler de çokça yaşanır. Bunun üzerine bazı eski medrese öğrencileri Molla Muhammed Ömer liderliğinde bir araya gelerek bu eşkiyalara karşı mücadele etmek üzere yeniden silahlanıp cepheye döner. Böylece Taliban’ın nüvesi oluşur. Bazı bölgeleri kontrolleri altında tutan söz konusu eşkiyalara yönelik tepki had safhada olduğu için Taliban büyük bir halk desteğiyle onları hızla ve şiddetle bertaraf etmeyi başarır.


Bu haberler de ilginizi çekebilir:

 

Medreselerde eğitim almış ve mülteci kamplarında büyümüş olan Taliban savaşçıları, köylerinde büyüyüp bir kabilenin mensubu olarak savaşan gençlere nazaran geniş bir örgütlenmenin hiyerarşisine tabi olmaya daha yatkındır. “İslam kardeşliği” vurgusu ve mollaları konumundaki üstlerine duydukları saygı, aralarındaki çatışmaları, düşmanlarına oranla çok daha alt düzeyde tutabilmelerini sağlar. Bu disiplin halka iradelerini dayatabilmelerini kolaylaştırır.

TALİBAN GÜVENLİĞİ SAĞLAYARAK POPÜLERLİK KAZANDI

Kısa süre içerisinde Kandehar’ı kontrolü altına alan Taliban Pakistan’la ilişkilerini de geliştirir. Kandehar Pakistan’ı Orta Asya’ya bağlayan ticaret güzergahında kritik bir şehirdir, bu nedenle İslamabad burada müttefik bir gücün hakim olarak güvenliği sağlamasını önemser. Şunu da vurgulamak gerekir ki Pakistan’ın bu noktada fazla alternatifi olduğu da iddia edilemez, çünkü Taliban öncesindeki başıbozukluk sonucu Pakistan’ı Orta Asya’ya bağlayan yollar güvenlik nedeniyle ticari bakımdan işlemez hale gelmiştir. Pakistan için bu bağlantının açık ve işler halde olması Hindistan karşısında stratejik derinlik sağlayabilmesi için de gereklidir. Öte yandan başta Taliban’a karşı ittifakta yer alan İran’ın 2007’den sonra ABD’nin Afganistan’da artan varlığını bir tehdit olarak gördüğü için Taliban’la temasa geçerek askeri eğitim ve silah destekleri vermeye başladığı görülür.

Afgan Ulusal Ordusu’ndan askerler, güney Kandahar eyaletinin Pençvaiye ilçesinde 28 Nisan 2006’da gerçekleşen bir operasyon sırasında şüpheli Talibanları tutuklamak için bir güvenlik kontrol noktasında insanları arıyor. (JOHN D MCHUGH / AFP)

Hindistan ve Pakistan arasındaki mücadelenin Afganistan’a yansıyan bir boyutu vardır. 1990’larda Taliban’ın Kuzey İttifakı ile yaptığı savaşta karşı kampları destekleyen bu ülkeler Afganistan’ın geleceğini aralarındaki güç dengesini değiştirebilecek önemde görmektedir. Hindistan, Afganistan’da varlığını hissettirmek için ciddi bir çaba içerisindedir ve Pakistan stratejik gerisine bu tür bir sokulmaya müsaade etmemekte kararlıdır.

Taliban’ın Kandehar’da kasaba ve yollarda güvenliği sağlaması ticaretin gelişmesini sağlar. Bu sayede ulaşım masrafları ciddi oranda düştüğü için bundan en fazla istifade edenler Pakistan’ın Peşaver ve Ketta şehirlerinde mukim Afgan tüccarlardır ve bunlar karlarının bir kısmını yolların güvenliğini sağlaması karşılığında Taliban’la paylaşmaya isteklidir. Dünya Bankası verilerine göre Taliban’ın sadece bu transit ticaretten aldığı vergilerin toplam miktarı 1997’de yaklaşık 75 milyon dolardır. Bu sayede ciddi bir gelir kapısı elde eden Taliban’a Pakistan ordusunun da eğitim ve teşkilatlanma desteği verdiği, Pakistanlı emekli subayların sözleşmeli olarak Taliban’ın komuta kademesinde görev aldığı bilinmektedir. Pakistan para birimi rupi Taliban kontrolündeki bölgelerde tedavülde olan asıl paradır.

TALİBAN ASIL GÜCÜNÜ PEŞTUN KABİLELERİNE DAYANMASINDAN ALIR

Afganistan tarihinde her zaman Kandehar ve çevresinde yaşayan Peştun kabileler ülke idaresinde güçlü bir rol oynamışlardır. Hatta 18.yy sonunda başkentin Kabil yapılmasının asıl nedeni bu kabilelerin etkinliğini azaltma arzusudur. Taliban’ı güçlü yapan dini yapısından ziyade bu etnik ve bölgesel karakteridir. Afganlıların önemli bir bölümü için Taliban devletteki Peştun hakimiyetini yeniden tesis eden bir güçtür. Ülkenin İslami bir rejimle idare edilmesine pek sıcak bakmayan Peştun milliyetçileri bile bu nedenle Taliban’ın yükselişini olumlu görür. İslami karakterini öne çıkarmayı önemseyen Taliban bu tür bir etnik hedef gütmediğini iddia etmekle birlikte fiili olarak sahada yol açtığı durum budur.

Afganistan’da Mezarı Şerif’te bir grup Taliban savaşçı savaşı bırakarak hükümetin öncülük ettiği barış dönemine katıldıklarını açıklamıştı.

Nitekim Taliban 1995 sonu itibariyle tüm Afganistan’ı idare etme hedefini gütmeye başlamasını müteakip ülkenin kuzeyinde yoğunlaşan Tacik, Özbek gibi etnik, Hazara gibi Şii azınlık gruplarını kontrolü altına almakta zorlandı, bu gruplarla arasında şiddetli ve kanlı çatışmalar yaşandı. Kuzeyde Rusya, İran ve Hindistan’ın desteğiyle Taliban karşıtı bir grup (Kuzey İttifakı) oluştu. Taliban 1997’de Mezar-ı Şerif’i aldığında burada ayaklanan Hazaralar ele geçirdikleri 1500 kadar Taliban savaşçısını katledip cesetlerini Deşti Leyli çölünde dağıttı. Taliban katliamın araştırılması için BM soruşturması talep etti, fakat BM İnsan Hakları Yüksek Temsilcisi bunu yapmaktan kaçındı. Bölgedeki Peştunlardan oluşan Hizb-i İslami’nin komutanlarının kendisine katılmasıyla güçlenen Taliban sonraki yıl Mezar-ı Şerif’i ve Hazaristan’ın merkezindeki Bamyan gibi vilayetleri geri aldı. Mezar-ı Şerif’te Taliban savaşçılarının bir kaç gün boyunca intikam almak amacıyla özellikle binlerce Hazara’yı katletmesine izin verildi. Keza Bamyan’da Şii Hazaralar’ın daha önce evlerini yaktıkları Sunni Tacikler de Taliban’ın safına geçtiğinden bu şehirde de Hazaralar’a yönelik katliamlar yaşandı. IŞİD’dan farklı olarak Taliban’ın Şiilere yönelik tutumunu temelde belirleyen, aşırılıkçı dini görüşlerinden ziyade iç savaşta sahadaki değişen ittifaklardır. Taliban Şiileri Afganistan’dan “temizlemek” gibi hedefler gütmez, nitekim İran’la ilişkilerini özellikle 2015 sonrası iyice geliştirmekte de bir beis görmemiştir.

Tüm eksiklikleri bir yana Taliban idaresi iç savaş ve şiddeti bitirerek barış ve düzeni getirmekte muvaffak olur. Afganistan’ın merkezi bir hükümet tarafından idare edilemeyeceğini iddia edenleri şaşırtacak şekilde kendi bölgelerinde terör estiren savaş ağalarının (jangsalaran) yol açtıkları anarşiyi ortadan kaldırır. Afgan halkının önemli bir bölümü bu başarıları dolayısıyla onları her zaman takdir edecektir. Evet, dar görüşlü ve baskıcı bir rejimdir ama ülkedeki yaygın kabileciliğin üzerine dini bir disiplinle çıkabilmiştir. İktidara ulaştıktan sonra da kendi aralarında yeniden iç savaşa düşülecek şiddette büyük bir çatışma yaşamamıştır. Taliban üyeleri genel olarak hiyerarşilerine saygılı hareket eder. Taliban’ın ABD gibi bir süper güç karşısında aldığı ağır darbelere rağmen ayakta kalmasının sırrı bu başarısında gizlidir.

[Sonraki yazı: El-Kaide’yle müttefik Taliban’dan, IŞİD’e karşı savaşan Taliban’a…]

p.s. Bu konuları ayrıca Taliban Afganistan’da iktidarı devraldıktan sonra Kronos TV’nin Dünya Hali programlarında ele aldım: Afganistan’da kim kazandı, kim kaybetti? ve Yeni hükümeti kuran Taliban hâlâ kara kutu.

Takip Et Google Haberler
Takip Et Instagram