Ferhat Tunç: Baskılara ‘sivil ölüye dönüştürme’ de eklendi

Dersim’in trajik tarihine yakılan ağıtlarla büyüyen sanatçı Ferhat Tunç, insan hakları aktivisti, yazar ve siyasetçi kimliği ile de öne çıkıyor.

SELAHATTİN SEVİ 20 Ocak 2020 Genel

Dersim’in trajik tarihine yakılan ağıtlarla büyüyen sanatçı Ferhat Tunç, insan hakları aktivisti, yazar ve siyasetçi kimliği ile de öne çıkıyor. Hakkındaki davalar nedeniyle Almanya’da yaşamayı seçen Tunç, “sürgünde hayatımızın ilk filizi” olarak tarif ettiği, söz ederken gözlerinin ışıldadığı 10 aylık torunu Adar Ali’den fırsat buldukça yeni besteler yapıyor. Bu bestelerden birinin sözleri cezaevinde tutulan Selahattin Demirtaş’a ait.

Sanat hayatının 40’ıncı yılı için bir dizi konser hazırlığı içinde olan Tunç’la kendi deneyimlerinden yola çıkarak gurbeti, sürgünü, Türkiye’deki hukuksuzlukları ve demokratikleşme çabalarını, bireysel özgürlükleri ve dayanışma örneklerini konuştuk.

Söz, “Dersimin karlı dağlarını, kutsal mekanlarını, yağmurunu ve toprağını özlüyorum. Eşlerinden, çocuklarından ayrı bir kalabalık yaratıldı. Bu tablo hepimize kaybettiriyor, bu ülkeye kaybettiriyor ne yazık ki…” diyen Ferhat Tunç’ta…

Yıllar önce henüz liseyi bitirmemişken ekonomik gerekçelerle Almanya’ya gelmiştiniz. Bugün ise siyasi sebeplerle buradasınız? İki zorunlu gelişi, göçmen işçilikten sürgüne gurbet maceranızı anlatabilir misiniz?

Henüz 5 yaşındaydım, babam göçmen işçi olarak Almanya’ya gittiğinde. Çocukluğum köyde, dedemin yanında geçti. Onun Dersim trajedisini anlatan ağıtlarını dinleyerek ve söyleyerek büyüdüm. Her Dersimli çocuğun hayatında olduğu gibi benim için de büyük bir dramdı aslında. İlkokulu köyde bitirdikten sonra öğrencilik hayatımın devamı için ailece şehre yerleştik. Biz 6 kardeştik ve babam bir süre sonra annemle birlikte 4 kardeşimi yanına almıştı. Ben, 2018 yılının 8 Mart’ında evinde geçirdiği kalp krizi sonucu kaybettiğimiz kız kardeşim Nadire ile birlikte okumak istemiştim ve bu yüzden biz Dersim’de kaldık. Dersim’de aktif bir devrimcilik hayatım oldu. Yetmedi, devrimci gecelerde ağıtlar söyleyerek tanınmaya başladım. “Dersim’in küçük ozanı” olarak ünlenmiştim! 1977 1 Mayıs Katliamı ve devamında gelen Maraş Katliamı, Almanya’da yaşayan ailemi endişelendirmişti. Uzun süreli baskılarına dayanamadık ve 1979 sonlarına doğru Almanya’ya yerleştik.

“1980 DARBESİ DERSİM’E DÖNME HAYALLERİMİ YOK ETMİŞTİ”

1980 darbesi ülkeye, Dersim’e dönme hayallerimi yok etmişti. Almanya’da daha çok müziğe yoğunlaşarak geçirdiğim bir hayatım oldu. Darbe karşıtı gecelerin, eylemlerin sesi olmuştum. Bu ülkede iki ayrı albümüm çıktı ve bu albümlerde yer alan eserler, 12 Eylül darbesine olan öfkemi, itirazımı yansıtıyordu. 1985 yılının yaz aylarıydı, ani bir kararla Türkiye’ye döndüm. Detayına girmeyeceğim ancak Türkiye’ye döndükten sonra da zor bir hayatım oldu. Tıpkı bugün yaşadığım gibi davalar, gözaltılar, hapis cezaları ve yasaklarla geçen bir hayat… Yıllarca doğup büyüdüğüm kent olan Dersime sokulmadım. Türkiye’de bu zorlu 35 yıllık sanat hayatıma tam 23 albüm sığdırdım. Şarkılarımızın ulaşmadığı yer ve yüreğine dokunmadığı insan kalmadı sanırım. Baskılar hep vardı ancak karşılığında inatla türkülerimizi söylemeyi sürdürdük. Kürt- Türk, Alevi- Sünni ayırımı yapmaksızın mağdur edilmiş, acı çekmiş herkesin derdine koştuk. 35 yıl aradan sonra yeniden Almanya’dayım bugün. Bu benim beklediğim ve istediğim bir hayat asla değil.

“VAR OLAN BASKILARA SİVİL ÖLÜYE DÖNÜŞTÜRME DE EKLENDİ”

Siz sanatçı olduğunuz kadar politik kimliğinizle de var oldunuz? Bu durum şimdiki kadar başınıza hangi işleri açtı? 

Türkiye’nin siyasi tarihi, devlet geleneği ne yazık ki hiçbir döneminde demokratik olmadı. Demokrasiyle arasına koyduğu mesafeden de sanat çevresi olumsuz etkilendi. Konserlerin, şarkıların yasaklanması, sansür ve kriminalize edilme gibi pek çok şey hep vardı. Bu dönem toplumla bağını koparmayan sanatçılara daha sert halde yansırken, dava, tutuklama, sürgün ve sivil ölüye dönüştürme de eklendi. Siyasi temayülünüzün, kimliklerinizin ne olduğunun bir yerde önemi kalmıyor; AKP’li, MHP’li değilseniz Türkiye’de özgür değilsiniz. Alevisinden Sünnisine, Türkünden Kürdüne, sosyalistinden liberaline, muhafazakârına kadar böyle. Tabii bu Alevinin, Kürdün ayrıca baskı altında olduğu gerçeğini yadsımadan söylüyorum; birimize yapılanın hepimizi etkilediğini anlatmak adına.

“TWITTER PAYLAŞIMLARIMDAN 5 AYRI DAVA ÜRETİLDİ”

Hakkınızda sürekli yeni arama ve yakalama kararları çıkarılıyor, mahkeme süreciniz hangi safhada?

Davaların sayısı sürekli olarak artıyor. Cumhurbaşkanı ve dönemin başbakanına yönelik yaptığım eleştiriler, hakaret sayılarak dava konusu yapıldı. Dünyanın her yerinde, davaya konu olan o sözlerim eleştiri, en fazla ağır eleştiri sayılır. Bunların dışında Twitter paylaşımlarımdan 5 ayrı dava üretildi. Üretildi diyorum çünkü ne yazık ki Türkiye’de yargı böyle işliyor. Suç saptanmıyor, suç üretiliyor. Kararın önceden verildiği bir yargılama metodu devrede ki bu, en basit tabiriyle hukukun yok sayılmasıdır. Bu davalardan birinde 2 yıl hapis cezası aldım ve İstinaftan çıkacak kararı bekliyorum. Duruşmalara katılmadığım için de neredeyse tüm davalara ilişkin hakkımda yakalama kararı çıkarıldı. Hiçbir sanatçı bu şekilde gündeme gelmek istemez. Ancak şu an ne istediğinize siz değil, onlar karar veriyor. Üzücü olan da bu değil mi?

Türkiye’de hak arama yollarının kapalı olduğunu Avrupa’da anlatabiliyor musunuz?

Aslında Avrupa’ya anlatmaya gerek yok; AKP-MHP iktidarının sicilinin herkes farkında. Bu nedenle yerel seçimler, genel seçimler Avrupa’da da önemseniyor. Türkiye’nin akıbeti merak ediliyor. Bir sözden, haberden, şarkıdan dolayı insanların yargılanmasını anlamaları çok kolay değil zaten. Ancak hükümetler, kurumlar nezdinde ne yazık ki Avrupa’nın da yetersiz kaldığını söylemek mümkün. Avrupa’nın artık AKP’nin mülteci şantajıyla hareket etmeyi bırakması lazım çünkü antidemokratik düzenler herkes için risk.

Ailenizin ve dostlarınızın tutumu ve yaklaşımı nedir?

Ailem ve dostlarım da her vicdanlı, demokrat gibi ülkemizin kötü koşullarının farkında ve dayanışmalarını esirgemiyor. İnsana dair her şeyin tehlike altında olduğunu biliyorlar ve bu dönemin birbirimize sığınarak geçmesi gerektiğinin bilincindeler.

Söyleşi için Frankfurt’ta buluştuğumuz Ferhat Tunç her yerde Türkiye’de olduğu gibi ilgi gördü. Üniformalı bir güvenlikçi yan yana fotoğraf çektirdi.

Bakan düzeyinde hedef gösterildiniz, kendi topraklarınızda, Dersim’de “sözde sanatçı” ilan edildiniz? Bu sözün Dersim’de ve Türkiye’de bir karşılığı var mı?

Bu iktidar, her alanın içini boşalttı ya da bunun için hâlâ gayret ediyor. Sanat alanının da bundan nasibini almasını istiyor. Toplumda etkisi olan sanatçıları meslekleriyle tanımayı kabul etmiyor; kendisine biat edildiği sürece onları kabul ediyor ve destekliyor. Oysa sanatçının rolü hakikati, toplumun tasasını, neşesini, özlemini, acısını işlemektir; iktidarla, yani güç olanla ve denetim altında tutulması gerekenle ilişki kurmak, gerçek sanatçılar için, tarihe yazılan sanatçılar için hiçbir dönemde mümkün olmamıştır. Ben daima barıştan, insandan, doğadan yana şarkılar söyledim. Elime bağlamamı aldığımdan beri bu değerlere saygımı korudum. Dinleyenlerim de benimle bu değerler ve sesim etrafında ilişki kurdu. Dolayısıyla bir hükümet temsilcisinin bir sanatçıyı hedef almasından daha kötüsü olmasa bile, halkın nezdinde bir karşılığı yok. Kendileri birkaç sene içinde unutulacak ama biz, olacaksak eğer, kimseye kötülük ederek, paraya mülke değer biçerek değil, halkın kalbine temas ettiğimiz için kalıcı olacağız.

“YARGI SÜREÇLERİ TALİMATLA İŞLİYOR”

Türkiye’deki yargı süreçleri ne yazık ki talimatla, önceden verilen kararlarla işliyor. Bir İçişleri Bakanı’nın doğrudan haksız yere yargılanan sanatçıyı hedef alması ise bunun da ötesinde bir şey. Kaldı ki bu zatın hedef göstermesinin ardından hakkımdaki dava ve soruşturma sayıları arttı.

12 Eylül sonrası döndüğünüzde de çok rahat değildi toplumsal ve siyasal ortam? Yine mahkemelerdeydiniz? Her iki dönemi kıyaslar mısınız?

Türkiye’nin bir dönemini demokrasiyle anarsak da bu dönemin daha sert olmadığını söylersek de ayıp ederiz. Diktatoryal reflekslerle hareket eden bir hükümet var ve yine şahsen on yıllardır bu kadar dava ve baskıyla, hedef göstermeyle karşılaşmamıştım. ‘Şimdi ‘sürekli bir darbe var’ sanki. 12 Eylül zihniyetinin devamı ve dahası niteliğinde. Özellikle darbe girişiminden sonra 12 Eylül’den daha beter ne varsa karşılaştık. O dönemlerde yaşatılanlar biçim değiştirmiş oldu.

Türkiye’de “suçsuz olsaydı kaçmazdı” diye bir klişe var. Oysa size ya cezaevi ya sürgün yolu kalmıştı. Neden sürgün olmayı tercih ettiniz?

Dostlarım davalarla boğuştuğumda ülkeyi terk etmemi istiyordu. Ne var ki bir süre bu tavsiyeye direndim ancak gerek davaların mütemadiyen artması, gerek sanat yapmamın engellenmesinin sonucu olarak maalesef sürgündeyim. Haksız, hukuksuz yere senelerce cezaevinde kalarak halka seslenmekten uzak kalmak istemedim. Haksız yere cezaevinde olan ve üretmeye devam eden nice arkadaşımız var tabii ki. Yakın bir tarihte Dersimli iki sanatçı arkadaşım Yılmaz Çelik ve Şenol Akdağ “yasadışı türkü söylemek” iddiasıyla tutuklandılar. Şu an Elazığ cezaevindeler. Kendilerine de en kısa zamanda özgürlük diliyorum ve bunu biz dışarıdakilerin mücadelesinin sağlayacağını da unutmamalıyız.

Sürgünde yaşamak bir sanatçı için nasıl bir duygu? Yılmaz Güney’den Ahmet Kaya’ya, Mehmet Akif’ten Nazım Hikmet’e bu ülkenin bir kaderi mi aydınlar ve sanatçılar bağlamında sürgün?

Bunu durumu ülkenin bir kaderiymiş gibi kabullenmek istemem. Maalesef antidemokratik düzenler sanatçıyı, daha doğrusu kendisiyle propagandist bir bağ kurmayan sanatçıları kabullenemiyor. Bir şeyi açığa çıkarmasını veya bir gerçeğe dikkat çekmesini değil; eksiklerini görmemelerini, dahası saklamasını istiyorlar sanatçıdan. Bu her şeyden önce sanatın, sanatçının doğasını bozmaktır. Ama bir şeyi unutuyorlar; ismini saydığınız değerler unutulmadığı gibi, uğradıkları haksızlıkların ardından daha çok sahiplenildi. Yani sanatı da sanatçıyı da baskı altında tutmanın mümkün olmadığını doğruladı tarih bize.

“SORUN HEPİMİZİNSE ÇÖZÜM DE HEPİMİZDE”

Ferhat Tunç

Kendinizi nasıl güçlü tutuyorsunuz? Nasıl bir dünya kurdunuz dirençli olmak için?

Yanlış hatırlamıyorsam Yunus Emre’nin bir sözüydü; ‘derdi dünya olanın, dünya kadar derdi olur.’ Birden fazla anlam çıkarılabilir bir söz tabii. Bence dünyanın neyiyle ilgilendiğimize göre değişiyor güç ve güçsüzlük de. İnsanı, doğayı sevenler bizatihi güçlü kalıyor. Duyarlılıklarımızın yer yer çöküntüye uğrattığı olsa da, orada da bilinç devreye giriyor. Suç işledim mi? Hayır. Sesi olmaya çalıştığım halkıma ihanet ettim mi? Hayır. Bunlar ve halkın sahiplenmesi gücümün kırılmasını engelliyor. Yaşadıklarımızın bireysel olmadığının da farkındayım. Sanatçısından gazetecisine, siyasetçisine, çocuğunu bir dershaneye yazdırana, öğretmene, akademisyene, işçisinden iş insanına kadar herkes bu dönemi zorluklarla geçiriyor. İhraçlar, sürgünler, tutuklamalar, göç yollarında ölenler… Sorun hepimizinse çözüm de hepimizde; derdin de çarenin de bireysel olmadığının farkına vararak da güçlü kalıyorum.

Bugünler geçerse tarihe nasıl yazılacak, bugünler için ne denilecek sizce?

Tarihte birçok benzer dönem var. Ama tarihe adını temiz yazdıranlar her zaman insanlık mücadelesi verenler olmuştur. Bugünler Türkiye’nin ne yazık ki en karanlık, her kesimden insanın mağdur edildiği, demokrasinin hatırlanmadığı ve hatta seçme-seçilme hakkının yok sayıldığı günler olacak tarihe geçecek. Kimler günah işlemiş ve kimler dilsiz şeytan olmuştur; kimler zalimin zulmüne boyun eğmemiştir; en önemlisi de tarihin bu notları olacak. Şimdi iktidarın suçlarını aklayanlar, iktidarın adını bile anamayacak çünkü tarih bugünleri bize yaşatanlara hiç de temiz bir sayfasını vermeyecek.

“10 AYLIK TORUNUM ADAR ALİ’DEN FIRSAT BULDUKÇA BESTE YAPIYORUM”

Sanatçı kimliğinizle yurdunuzdan ayrı kalsanız da üretiminiz durmadı? Yeni eserleriniz var mı sürgünde filiz veren?

Baskı, sansür üretime haliyle engeller oluşturuyor. Ancak bir yandan da daha çok üretmeye dair motivasyonun ister istemez kaynağı oluyor. Sanat kalitesini en çok özgürken gösterir ancak özgür değilken de yaratıcılığın ve azmin tetiklenmesiyle yolunuza devam edersiniz. Haksız ve mesnetsiz iddialarla bugün rehin tutulan sevgili Selahattin Demirtaş bu anlamda iyi bir örnektir. Ülkeden ayrılıp Almanya’ya geldikten bir hafta sonra kızım doğum yaptı ve hayatımıza Adar Ali girdi. Sürgünde hayatımızın ilk filizi o oldu. Şimdi 10 aylık olan torunum Adar Ali’den fırsat buldukça yeni besteler hazırlıyorum. Bu bestelerden birinin sözleri sevgili dostum Selahattin Demirtaş’a ait. Öncelik bu eseri yakın bir tarihte halkımızla paylaşmış olacağım. Bir aksilik olmazsa bu yıl içinde yeni bestelerden oluşan yeni bir albümü dinleyicilerimle buluşturacağım. Doğrusu burada kalıcı bir hayat sürdürmeyi düşünemiyorum. En kısa zamanda ülkeye, evime dönmeyi ümit ediyorum.

40. SANAT YILI İÇİN AVRUPA TURNESİNE HAZIRLANIYOR

Yeni bir turneye hazırlanıyorsunuz. Biraz içeriğinden ve programdan söz eder misiniz?

Ülkeden ayrılmadan önce sanat hayatımın ilklerinden oluşan önemli bir albüm çalışmasına başlamıştım. Eski teyp kasetlerini bilgisayar ortamına aktarırken fark ettim, 13-14 yaşında seslendirdiğim ağıt ve marşlardan oluşan eserleri bir albüme dönüştürdüm. Albüm ülkeden ayrıldıktan sonra çıktı. Bu albümle birlikte müzik hayatımda 40 yılı geride bırakmış olduğumu gördüm. “40. Sanat Yılı” adıyla Avrupa’da uzun yıllardan sonra dinleyicilerimle buluşmamın doğru olacağını düşündük. Doğrusu bugünlerde sadece bu konserlere yoğunlaşmış durumdayım. İlk konserimiz 16 Şubat’ta Duisburg’da olacak. Sonra 28 Şubat’ta Stuttgart ve 1 Mart’ta Frankfurt’ta olacağız. Mart ve Nisan aylarında Hamburg, Berlin, Hannover, Münih, Viyana ve Paris’te halkımızla birlikte olmayı sürdüreceğiz.

Basın toplantınızda karınlarını doyurduğum sokak kedilerini bile özledim demiştiniz, beni çok etkilemişti. Son olarak Türkiye’ye dönme umudunuzu, özlemlerinizi, planlarınızı anlatır mısınız?

İnsanların en çok bir şeyleri özlediği dönemi yaşıyoruz herhalde. Kutuplaştırılan bir ülkede her şeyden önce sevgiyi, şefkati, vicdanı, nezaketi özlüyoruz. Din, dil, ırk ayrımı yapmaksızın barış içinde yaşamayı ve kardeşliğimizi özlüyorum. Bugün uzak kaldığım ülkemizdeki dostlarımı, tabi ki kedileri, sokak köpeklerini özlüyorum. Dersimin karlı dağlarını, kutsal mekanlarını, yağmurunu ve toprağını özlüyorum. Eşlerinden, çocuklarından ayrı bir kalabalık yaratıldı. Bu tablo hepimize kaybettiriyor, bu ülkeye kaybettiriyor ne yazık ki.

https://kronos31.news/tr/mahkemenin-almanyadan-istedigi-ferhat-tunc-ya-hapissin-ya-surgun/

https://kronos31.news/tr/sanatci-ferhat-tunca-yeni-sorusturma-ve-evinde-arama-karari/

Takip Et Google Haberler
Bizi Instagram'dan takip edin Instagram