Sürgün gazeteci Meltem Oktay: Ağzını açana terörist deniyor

Yaptığı haberlerden dolayı 3 yıl cezaevinde kalan, ardından cezası onanınca yurtdışına çıkan gazeteci Meltem Oktay, Türkiye'de AKP'li olmayan herkesin terörist olarak yaftalandığını söylüyor. Oktay, "AKP gidene kadar Türkiye'ye dönmeyeceğim" diyor.

SELAHATTİN SEVİ 03 Ekim 2021 SÖYLEŞİ

Oktay, AKP gidene kadar Türkiye'ye dönmeyeceğini belirtiyor. (FOTOĞRAFLAR: SELAHATTİN SEVİ)

Meltem Oktay, Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile kapatılan Dicle Haber Ajansı muhabiri olarak ‘öz yönetim’ ve ‘hendek sürecinde’ Mardin’in Nusaybin ilçesindeki çatışmalı süreci yakından izledi. Kısa sürede polisin dikkatini çekti, gözaltına alınanlara ismi sorulmaya başlandı.

Bir sabah koç başıyla kapısı kırılarak gözaltına alınan Meltem Oktay, 8’i zorla ifade imzalatılan Kürt genci, 1’i de MİT ajanıydı. Sonradan o 8 genç, ifadelerinin işkence altında alındığını belirterek geri çekti ancak Oktay ceza almaktan kurtulamadı.

Meltem Oktay, Türkiye’de artık gazetecilik yapıp yaşayamayacağını anlayınca yürüyerek Bulgaristan’a geçti ancak aynı gün geri itildi. Türkiye’ye gelir gelmez de tutuklanıp yeniden cezaevine konuldu. Çıktıktan sonra cezası onandı, saklandı. Bu kez Meriç üzerinden Yunanistan’a geçti, oradan dört ülkeyi yürüyerek geçerek İsviçre’ye ulaştı.

Sürgündeki gazeteci Meltem Oktay, Kronos‘a gazetecilik hikâyesini, başından geçenleri ve şu an neler yaptığını anlattı.

İşte Oktay’ın sorularımıza verdiği cevaplar…

Neden Avrupa’dasınız, neden İsviçre’de yaşamayı tercih ettiniz?
Türkiye’de Dicle Haber Ajansı’nda gazeteciydim. 2013 yılında başlamıştım çalışmaya. 2016 yılında yaptığım haberlerden dolayı gözaltına alınıp tutuklandım. O dönem Nusaybin’de çalışıyordum. Yaptığım haberlerden dolayı 3 yıl cezaevinde kaldım. Bu dönemde Diyarbakır’da gelişen haberleri gazeteci olarak takip ettim. Hak ihlalleri ile alakalı birçok habere imza attım. Ardından Türkiye gündeminde Kürdistan’da birçok olay yaşandı. Çözüm sürecinin sona ermesi ile öz yönetimler ilan edildi. Bu öz yönetimlerin ilan edildiği yerlerde Kürt halkına yönelik saldırılar düzenlendi. Bu saldırılara karşı Kürt gençleri kendi mahalleleri ve sokaklarını korumaya aldılar. Buna dönük silahlı ağır saldırılar gerçekleşmeye başladı.

Bir gazeteci olarak bu durum sizi nasıl etkiledi?
Bu gazeteciler için yeni bir süreçti. Biz de bu süreci gazeteciler olarak takip etmek için bu alanlara gitmemiz gerekiyordu. Ben de ajansım tarafımdan Nusaybin’e gönderildim ve orada yaşananları takip ettim. Devlet güçleri, sivil insanların yaşadığı yerlere saldırı düzenliyordu. Sivil insanların yaşadığı yerler ağır silahlar ile taranıyordu. O süreçte sıkı yönetim uygulaması olan sokağa çıkma yasakları ilan edildi. Bu süreçte birçok sivil insan katledildi. Katledilen insanların hepsi terörist olarak nitelendirildi. Biz de yaşananların yanlış olduğunu yazıyorduk. Ben bunları yazdığım için hedef haline getirildim ve fişlendim.

Fişlendiğinizi nasıl anladınız?
Emniyette adımın sorulduğunu öğrendim. Bu süreçten sonra artık gözaltı ve tutuklamanın benim için kaçınılmaz olduğunu biliyordum. Bir arkadaşım gözaltına alınmıştı ve kendisine benim fotoğrafımı gösterdiklerini söylemişti. O andan itibaren artık arandığımı biliyordum.

KOÇ BAŞLI POLİS BASKINIYLA GÖZALTINA ALINDI

Sonrasında sokağa çıkma yasakları geldi şehirlere ve hatta bütün bölgeye. Bu dönemde mesleğinizi nasıl yaptınız?
14 Mart’ta 7’inci yani son sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Bunun çok uzun bir yasak olacağını tahmin ediyorduk. Ben savaş bölgesinin bir mahalle gerisine çekildim ve orada ev kiraladık. Başka bir gazeteci arkadaşım ile orada yaşananları takip etmeye devam ettik. 12 Nisan 2016 tarihinde evimize baskın yapıldı. Bu baskında beni aramak için gelmişlerdi. Uzun namlulu silahlarla kar maskeli özel harekât polisleri evi basmıştı. Ev koçbaşı ile kırıldı. Kimliğime baktıktan sonra diğerleri de içeri girdiler. Beni başka arkadaşımı ise başka bir odaya aldılar. Arkadaşımı yüzükoyun bir şekilde yere atarak bir ayağıyla da ona tekme atıyorlardı. Polisler, “Burada durmayın Kandil’e gidin” diye bağırıyordu. Hakaret ve küfürler ediyorlardı. Benim olduğum oda da ise sivil bir polis memuru bana sataşıyordu. Ben seni emniyette konuşturmasını bilirim diye tehdit ediyordu. Ev 2-2,5 saat boyunca arandı ve arama sonunda bütün mesleki materyallerimiz alındı. Nusaybin emniyetinde 3 gün gözaltında kaldık. Bu gözaltı sürecinde sohbet adı altında beni 4-5 kişinin olduğu bir odaya götürdüler. Bana “Bize yardımcı olursan hayatın kurtulur, bildiklerini anlat” gibi dolaylı yoldan ajanlık teklifinde bulundular. Konuşmayacağımı anlayınca “götürün bunu” dediler.

8 TANIĞA ZORLA İFADE İMZALATILDI

Mahkemeye ne zaman çıkarıldınız?
Normal şartlarda mahkemeye çıkacaktık ama yaşanan olaylar sonrası adliye mühimmat düşmüş ve hasar görmüştü. Üçüncü gün hastane binasının bir odasında bir mahkeme salonu kuruldu ve mahkemeye çıkarıldık. Orada da hâkim bazı sorduğu sorular vardı: “Tank fotoğraflarını sen mi çektin? Bu fotoğrafları neden çektin?” gibi sorular sordular ve ondan sonra örgüt üyeliği ve propagandası suçlamasıyla tutuklandım. Mardin Cezaevine gönderildim. Orada 4 ay kaldım ve 25 Haziran’da ilk mahkemem oldu. Hakkımda 9 tanık beyanı vardı. Bunlardan 8’i Kürt genci, biri ise MİT ajanıydı. Bu tanıklardan 8’i mahkemede ifadelerinin işkence altında zorla imzalatıldığını söyleyip ifadelerini geri aldı. Benim sadece bir gazeteci olduğumu söylediler.

Yine de serbest bırakıldınız değil mi?
Buna karşılık ikinci mahkemede ben örgüt üyeliğinden beraat ettim ve örgüt propagandası yapmak suçundan tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldım. Serbest bırakıldığım gibi gazetecilik faaliyetlerine devam ettim. Bu arada çalıştığım Dicle Haber Ajansı KHK ile kapatıldı. Benim de son mahkemem 25 Kasım’da yapıldı. Bu mahkemede bana 4 yıl ceza verildi ve çok kısa süre içerisinde onaylandı. Ben o sıra kaçak durumuna düştüm. Cezaevine tekrar girmek istemediğim için yurtdışına gitmek istedim.

Fakat normal yollarla bu mümkün değildi, ne yaptınız?
Sınırdan yürüyerek Bulgaristan’a gittim. Fakat, Bulgaristan polisi tarafından geri Türkiye’ye atıldık. Türkiye’ye geri döndüğümde Jandarma tarafından alındık ve hakkımdaki tutuklama kararından dolayı tekrar tutuklandım ve 2 yıl 7 ay cezaevinde kaldım.

Meltem Oktay, Cenevre’deki Turkey Tribunal’de tanıklık yaptı.

Türkiye dışına yasa dışı yollarla çıkmak isteyenler Bulgaristan’ı pek tercih etmez, siz neden bu yolu kullandınız, sizi nasıl tehlikeler bekliyordu?
Bulgaristan’a 2017 ayının Nisan ayında geçtim fakat aynı gün kayıt dışı olarak Türkiye’ye geri gönderildik. Türkiye’ye gidersek tutuklanacağımızı bilmelerine rağmen bizi geri gönderdiler. Hepimizi bir arabaya bindirip ülkeye gönderdiler. Bunun öncesinde erkeklere şiddet uyguladılar, kadınları aramak istediler. Cep telefonu, para gibi şeylerin hepsini yağmaladılar.

4 ÜLKEYİ YÜRÜYEREK İSVİÇRE’YE GEÇTİ

Bizim olduğumuz koğuşlarda yaklaşık 14 kişi kalıyorduk. Kürtlerin olduğu koğuşlar daha çok siyasi koğuşlardır ama aramızda başka mahkumlar da vardı. 25 Ekim 2019 tarihinde cezaevinden çıktıktan sonra yeniden yurtdışına gitmek istedim. Bir şekilde gitmek için yollar aradım. Meriç üzerinden Yunanistan’a gittim. 6-7 ay kadar Atina’da kaldım. 4 ülkeyi yürüyerek geçerek İsviçre’ye geldim. Balkan ülkelerinin neredeyse hepsini yürüyerek geçtim. İsviçre’de iltica talebinde bulundum ve kabul edildi.

Türkiye’nin en hareketli bölgesinden Avrupa’nın en sakin ülkesine geldiniz? Gazetecilik yapabiliyor musunuz?
Türkiye’deki gibi mesleki olarak aksiyonlu bir durum yok burada. Türkiye bir sahaydı bizim için. Haberin kaynağı ve merkezi yeri orasıydı. Burada saha gazeteciliği yapamıyorsunuz. Ben Türkiye ve Orta Doğu gündemiyle ilgileniyorum. Ancak, Türkiye’deki gibi saha haberciliğini burada bulmak mümkün değil. Ben nerede olursam olayım, özgür basın çalışanı olarak bu işi yapmaya devam edeceğim. Şu anda da İsviçre’de gönüllü olarak bir yere çalışmaya devam ediyorum. Bu mesleği bir şekilde sürdürüyorum. Buraya gelmiş gazetecilerin çoğu zaten Türkiye’de politik yargılamaları olan insanlar. Buraya gelen gazetecilerin çoğu gerek politik baskıdan olsun gerek sıcak habercilik sahasını bulamamadan olsun çoğu çalışıyor ama birçoğu da başka işlerle uğraşıyor.

Bu zorlu dönemde herkese görev düşüyor ama sanıyorum gazetecilere daha çok… Siz motivasyonunuzu nereden alıyorsunuz?
Kürt halkı uzun bir süredir baskıya, zulme ve hak mağduriyetlerine mahkûm kalıyor. Sadece kendi haklarını istediği için yargılanıyor, tutuklanıyor ve hatta katlediliyor. Bunu dünyaya duyuracak olan özgür basın ve Kürt gazetecilerdir. Bölgedeki gelişen olayları özgür basın kadar objektif aktarabilecek herhangi bir medya kuruluşu yok Türkiye’de. Bunu biz son dönemlerde çok daha iyi gördük. Bölgede yaşanan çok önemli olayları dünyaya Kürt basını ve gazeteciler duyurdu. Kürt basını birçok baskıya ve zulme maruz kaldı. Birçok Kürt gazeteci işkence gördü ve hayatını kaybetti. Motivasyon aslında buradan geliyor. Yaşananları dünyaya duyurmamız gerekiyordu ve bunun için çalışıyorduk. Bu bir sorumluluk.

Bir Kürt gazeteci olarak çözüm sürecine inanmış mıydınız? Sizce kim bitirdi?
Ben kişisel olarak çözüm sürecinden çok etkilenmiştim. Yurtdışından uzun süreli cezaları olan birçok insan geri dönmüştü. Köylere geri dönüp bölgeye yatırımlar yapıldı. Kürt bölgesi zengin bir yapıya sahip ama savaşın gölgesinde kalıyor. O dönem bir sürü yatırım yapılmıştı. Yıllardır Kürt halkının istediği barış ve huzur dönemine girilmişti. İnsanlar bu süreçten çok memnundu. Barış süreci Kürt halkına çok iyi gelirken AKP’ye de bir o kadar kötü geldi. Barış süreci AKP’nin oylarını düşürdü. Bu yüzden savaşı tekrardan yürürlüğe koydu. Çünkü AKP, savaş ve kan ile beslenen bir iktidar. Ben o süreçte halkla birçok röportaj yapmıştım ve insanlar çok memnundu. Derin devletin de devreye girip bu süreci bozduğunu düşünüyorum.

‘BARIŞ SÜRECİ KÜRT HALKINA ÇOK İYİ GELMİŞTİ’

Kürt şehirlerinde barikatların kurulması, hendeklerin kazınması AKP için haklı bir meşruiyet gibi sunuldu. Ne dersiniz?
Süreç, yapılan barikatlarla veya kazılan hendeklerle başlamadı. Bu sürecin en son aşamasıdır, bir mecburiyettir. Sürecin bozulması aslında 24 Ekim 2014 MGK’de alınan çökertme eylem planları ile başlıyor. Bu çökertme eylem planı 6-7 ay sonra basında deşifre oldu. O çökertme eylem planında, savaşın tekrar devreye konulması ve Kürt kentlerinin geri dönüşü sağlanamayacak biçimde dümdüz olması gibi maddeler vardı. Kürt halkına, Kürt siyasetine ve basınına yeniden baskılar yapılmaya başlandı. Yeni operasyonlar yapıldı ve birçok Kürt siyasetçisi gözaltına alındı. Çözüm süreci askıya alındı, Kürtlerin irade olarak gördüğü Abdullah Öcalan ile diyalog kesildi. Kürt siyasetine karşı birçok saldırı geliştirildi. Kürt halkı da bu sürecin ardından tepkisini bu şekilde ortaya koydu. Öz yönetim dediğimiz şey dünyanın her yerinde olan bir şey ve demokratik bir hak talebidir.

Evet mesela İsviçre’de. Onlarca kanton var ve bu İsviçre’yi bölmüyor…
İsviçre’de bile 26 kanton var ve farklı halklar kendi yönetimlerini rahatlıkla oluşturabiliyor. Kanton denilen şey, farklı kültürlerden insanların birlikte yaşadığı daha demokratik bir yönetime sahip olan bir yapı. Benim kaldığım kanton direkt demokrasi ile yönetilen bir kanton. Bazı kararlar, kurulan halk referandumunda alınıyor ve halk yasalaştırıyor. Bunu Avrupa ile kıyaslayamayız ama öz yönetim talebi de böyle bir şeydi. Kürtler de o dönem kendi kendini yönetmek istedi. Bu talebe karşılık bir savaş geliştirildi.


Bu haberler de ilginizi çekebilir:

 

‘AKP GİDENE KADAR DÖNMEYECEĞİM’

Ne zaman Türkiye’ye dönebileceğinizi düşünüyorsunuz? Ya da düşünüyor musunuz?
Ağzını açan, barış diyen, demokrasi diyen, hak hukuk diyen herkes terörist olarak nitelendiriliyor. Şu an Türkiye’de AKP’li olmayan herkes terörist olarak nitelendiriliyor. Bir korku imparatorluğu yaratıldı. Bunu kırmak ve yıkmak gerekiyor. İnsanlar korku, baskı ve tehditle sindiriliyor. Dönemin en iyi aktivistleri cezaevlerinde. Ben AKP gidene kadar Türkiye’ye dönmeyeceğim. Mesele parti meselesi de değil, mesele zihniyet meselesi. Ülkede demokrasi gelişir ve değişimler olursa ülkeme dönebilirim.

Takip Et Google Haberler
Takip Et Instagram