Tahliye olan Harbiyeli annesi Melek Çetinkaya konuştu: Daha çok güçlendim

Cezaevinde geçirdiği 66 günün sonunda çıktığı ilk mahkemede tahliye olan Harbiyeli öğrenci annesi Melek Çetinkaya, mücadelesine kaldığı yerden devam edeceğini söyledi.

SELAHATTİN SEVİ 22 Eylül 2020 KRONOS ÖZEL

Tahliye edilen Melek Çetinkaya'yı ailesi, Harbiyeli öğrencilerin yakınları ve KHK'lılar karşıladı. (FOTOĞRAFLAR: TUBA DEMİR)

Askeri okul öğrencisi oğlu Taha Furkan Çetinkaya’nın müebbet hapis cezasıyla cezalandırılmasına karşı adalet talebiyle eylemler yapan Melek Çetinkaya, geçtiğimiz Temmuz ayında Akit TV’de katıldığı programdan sonra sarf ettiği sözleri nedeniyle ‘suç ve suçluyu övmek’ten tutuklanarak cezaevine konmuştu. Melek Çetinkaya, 2 ayı aşkın kaldığı cezaevinden, dün ilk kez çıktığı hakim karşısından özgür olarak dışarı çıktı. Çetinkaya’yla cezaevi günlerini, neler yaşadığını, nelerle karşılaştığını, bundan sonra yapacaklarını konuştuk. Çetinkaya, kendisini susturmak ve korkutmak amacıyla böyle bir duruma maruz bırakıldığını, ancak korkmadığını ve mücadelesine de kaldığı yerden devam edeceğini söylüyor. Çetinkaya’ya göre onu hapse gönderenler, ‘ona iki aylık bedava tatil yaptırmış’ oldular.

İşte Melek Çetinkaya’nın tahliye olduğu günün akşamında yaptığımız söyleşide anlattıkları…

Bir çok eylemden sonra gözaltına alınıp bırakılmıştınız. Sizi neden tutukladılar?

Akit TV yayınına çocukların masumiyetini anlatmak için çıkmıştım. Ama orda çocukların masumiyetinden ziyade beni farklı yönlere çektiler. Çocukların masumiyetini anlatmaya geldiğimi söylememe rağmen konunun dışında sorular sordular. Maalesef o sorulara verdiğim cevaplardan dolayı da, hani cemaate de terörist demediğim için tutuklandım. Ben tanımadığımı söyledim, tanıdığım insanların da iyi insanlar olduklarını söylediğim için beni suçu ve suçluyu övmekten cezalandırdılar. Normalde bu suçun yatarı yokmuş, ilk defa yatan da benim. İfade alınıp bırakılıyor normalde.

“SUÇUM, SUÇU VE SUÇLUYU ÖVMEK”

Suçu ve suçluyu nasıl övmüşsünüz?

Aslında birçok avukat programı dinlediğinde orda bir övgü olmadığını, “sen orda tanıdığın bir insandan bahsediyorsun, genele yaymıyorsun” dedi. Benim cemaatten tanıdığım komşularım vardı, bu insanlar da çok iyi insanlardı, terörist olabileceklerini düşünmüyorum, inanmıyorum terörist olduklarına dedim. Bunu dediğim için terör övücü gibi, suçu ve suçluyu övmeken aldılar.

Sizi Türkiye sokak eylemleriyle tanımıştı ama evinizde gözaltı yapıldı…

Ankara’dan evden aldılar, İstanbul’a götürdüler. İstanbul’da savcıya ifade verdim. Daha sonra mahkemeye çıktım. Mahkemede bir suç daha eklediler, çünkü ‘suçu suçluyu övme’nin yatarı olmadığı ve tutuklayamayacakları için terör propagandasını eklediler. İki suçtan da ayrı ayrı tutuklanmış oldum. Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevi’ne götürüldüm. Pandemiden dolayı 20 gün hücrede kaldım. Bütün oraya gelenler bu şekilde oluyor.

Karantinada tek başınıza mı kalıyorsunuz hücrede?

Evet tek başınıza kalıyorsunuz, kimseyle temasınız yok, avluya çıkamıyorsunuz. Telefon ve avukat görüşü dışında çıkamıyorsunuz. 20 gün geçirdim, orda da farklı insanlar tanıdım. Ben avluya çıkamasam da çıkan insanlar vardı, onlarla konuşuyordum, muhabbet ediyordum. Onların neden geldiğini soruyordum.

Ama hücredesiniz, camdan mı konuşmaya çalışıyordunuz avludakilerle?

Odanın camından ben avluyu görebiliyordum. Onlar da beni görebiliyordu.

‘Merhaba ben Melek Çetinkaya mı?’ diyordunuz? Nasıl tanışıyordunuz?

Buraya yeni geldiğimi söylüyordum. ‘Siz ne zaman geldiniz? Hangi suçtan geldiniz?’ diye soruyordum. Cinayetten yatan kadınlar vardı, müebbet almışlar. Kimi 9, kimi 10 yıldır ordaymış. Yine cemaatten alınanlar vardı. Hücrede çocuğuyla kalan bir kadın vardı. Oğluyla birlikte kalıyordu, oyuncak vermiyorlardı o çocuğa. Günde sadece 2 saat çıkabiliyordu avluya. Biz ona çok üzülüyorduk.

Adı Abdullah’tı sanıyorum, sizin vasıtanızla hikayesi kamuoyuna yansımıştı… Abdullah ve annesi çıktı değil mi?

Evet çıktı o, tahliye oldu. Ev hapsi verildi.

“ABDULLAH’A ÇOK ÜZÜLÜYORDUM, OYUNCAK VERMİYORLARDI”

Hücrede miydi çocuk?

Evet, hücredeydi annesiyle. Hücrede kalanların avluya çıkma şansları yok. Gardiyan geliyor 4-6 arasında avluya çıkarıyor, sonra tekrar sizi yukarı götürüyor. Bu çocuk için çok kötü bir ortamdı. Oyuncak verilmiyordu. Top istiyordu vermiyorlardı. Oyuncak ve kitap istedim avukatımdan vermediler. Abdullah’a elimdeki şeylerden oyuncaklar yaptım orda. Su şişelerini delerek, bir ya da iki delik açarak yazı yazalım, resim çizelim, sürekli onu yönlendiriyordum ben camdan. Atıyordum ona camdan aşağıya.

Ama dokunamıyordunuz, kucağınıza alıp sevemiyordunuz değil mi?

Yok, maalesef. Çok istedim ama hiç kucaklayıp sevip öpemedim. Hep camdan sevdim. Zaten avluya çıkar çıkmaz direkt beni çağırıyordu ‘Melek hadi gel oynayalım’ diye. O kadar sıkılmıştı ki, hücreden ayrıldığımda epey üzülüp ağlamıştı. Orda bana eğlence oldu. Dört gözle onu bekliyordum her gün. Peynir kutularından ona araba, zeytin çekirdeklerini biriktiriyordum, o çıktığında onunla savaş yapıyorduk. Ben ona atıyordum o bana atıyordu. Deterjandan köpük yapıyordum, şişenin kapağını delip ağzına da pipet takıp balon yaptırıyorduk ona. Dışarda çocuklar yapar ya suyu köpürtüp balon yaparlar öyle. Çok mutlu oluyordu. Kapak şişesini atıp 6 tane de bardak atıp, bardağın birinin içine kapağı saklamasını ve karıştırmasını istiyordum annesinden. Annesi o oyunu bilmiyormuş, bu çok hoşuna gitmişti. Sen daha önce cezaevinde yattın mı, nerden biliyorsun bu oyunları diye soruyordu. Abdullah için düşünüyordum, bu çocuk için ne yapabilirim diye. Tahliye olmasını avukatımdan çok defa rica ettim, ev hapsi için biz bir şey yapamaz mıyız diye.

Bu haberler de ilginizi çekebilir: 

d Melek Çetinkaya’dan ilk sözler: Kızlarımı bırakıp çıkmak istemiyordum


Kendinizden çok yine başka insanlar için uğraşmışsınız içeride…

Müebbet alan bir kadın vardı. Haksız yere müebbet aldığını söylüyordu, cinayete yardımdan. Durumları iyi olmadığı için kendine avukat tutamamış. ‘Avukatım, savunanım, arkam olmadığı için bu cezayı aldım’ diyordu, 9 senedir yatıyordun. Onu da ben avukatımla görüştüm, ücretini benim vereceğimi söyledim. Dedim ki bu kadının tekrar yargılanma ihtimali yok mu? Avukatım dosyasını aldı, imkânı varsa inşallah dosyasını inceleyecek, yeniden yargılama yolu varsa onu yapacak. Onun hasta çocukları var. Kadın 9 sene öne girdiği için üç oğlu var, üçü de devlet yurdunda kalıyor. Biri hasta. Onların adreslerini aldım, ilgilenebilirsem onlarla ilgileneceğim. Kocası yok, hasta bir annesi var, kimsesi yok. Maddi geliri yok. Avukatıma söyledim, para yatırmasını. Eşimden istedim. Elimden geldiğince yardımcı olacağım dedim. Kadın içerde boncuk yapıp onları satarak geçinmeye çalışıyordu. Faydalı olmak da insanları rahatlatıyor. 20 gün sonra çoklu koğuşa geçtim zaten. Orda Harbiyeli Sena’nın olması beni çok sevindirdi.

“HARBİYELİ ÖĞRENCİ SENA’YA SARILDIM, AĞLADIK, AYIRAMADILAR”

Sizi gıyabınızda tanıyordu Sena, değil mi?

Tabi tabi… Benim yaptığım mücadeleyi biliyordu, annesi anlatıyormuş her gittiğinde. Alt devrenin annesi var, dışarıda eylem yapıyor diye. Orda bir araya geldik. İlk geldiğimde sarıldım, ağladık. Dedim sizi çıkarmak için uğraşırken çıkaramadım, ben geldim yanınıza dedim. Sarıldık ağladık, ayıramadılar. Çok kötü oldum. Bir buçuk ay boyunca da Sena’yla kaldım işte. Bana iyi geldi. Onu gördüğümde sanki oğlumu görüyordum, o da ‘ben de annemi görür gibi oluyorum’ diyordu. Yemeklerimizi onula beraber yiyorduk, akşamları oturup çay içiyorduk, çekirdek çitliyorduk. Anılarımızı konuştuk daha çok. 15 Temmuz’u çok konuşmak istemediğini, o kötü günleri hatırlamak istemediğini söylüyordu. Ben de zorlamadım. Morali motivasyonu iyi. Büyümüş, içeri girdiğinde 20 yaşındaydı, şu an 24 yaşında. İçerdeki herkesin sorumluluğunu sanki üzerine almış, kimsenin moralinin motivasyonunun bozulmasına izin vermiyor. Herkesi ayakta tutmaya çalışıyor. O kadar çok kitap okumuş. Herkese her konuda fikir verip rahatlatabiliyor. İspanyolca öğreniyor içerde. İğne oyası bilmem neler öğrenmiş. Hem ev kızı gibi olmuş hem de farklı alanlarda kendini geliştirmiş. Ama tabii dört yılın verdiği yorgunluk var.

“CEZAEVİ MÜDÜRÜ KEYFİ UYGULAMA YAPIYOR”

Umutsuzluk var mı peki? Özellikle gençler içeride ne düşünüyor?

Kesinlikle umutsuz değil. Ben bazen ağlıyordum, sizi çıkaramadım, hiçbir şey yapamadım sizin için, üstüne üstlük ben geldim başına dert oldum, diye. Evet diyordu Melek teyze sen bir an önce git burdan. Senin dışarıda yapman gerekenler var diyordu bana. ‘Zaten biz çıkacağız ki niye üzülüyorsun’ diyordu bana. ‘Herkesin rızkı burda sayılı, o rızık bittiğinde bizi burda kimse tutamaz’ diyordu. Hakimin adını söylüyordu, ‘Hakim tutmuyor bizi burda, şu kadar, bu kader’ diyordu. ‘Yaşamamız gereken şeyler varmış, tanımamız gereken insanlar varmış demek ki. Biz kesinlikle müebbet yatmayacağız, sen üzülme, yıpratma kendini’ diyordu bana. Yönetim keyfi bir uygulama ile bu üç Harbiyeli kızı kesinlikle bir arada tutmuyormuş. Her koğuş değişiminde özellikle ayırıyormuş. Sena çok üzülüyor, çünkü tamam diğer arkadaşları da var ama üç dört hava harp okulunda beraber okuduğu, beraber ceza aldığı, aynı cezaevine beraber girdiği kızlardan ayrı olmak ona zor geliyor. Bir de aramalarda kızlara şöyle özel bir muamele uygulanıyormuş: Askerler bir arada önce herkesin koğuşunu arıyormuş. Özellikle kızların odasını bir saatten fazla arayıp her şeyi devirip yıkıp kızların ihtiyaç duydukları en önemli şeyleri de alıp gidiyormuş. Mesela televizyon varmış, kablosunu her seferinde alıp götürüyorlarmış. Kızların kendilerine yaptığı özel bir kutusu, kullanacakları eşya vs, camlarından ışık geçiyor oraya poşet geçiriyor, kağıt koyuyor, bunu niye koydunuz diye kızıp söküyorlarmış. Oradakiler Sena’nın duymayacağı şekilde bana söylüyorlardı. ‘Ya Melek odalar aranırken diğer odalar hızla aranıyor ama kızların odası özellikle uzun uzun aranıyor ve her seferinde onların kullanacağı bir şeyi alıp götürüyorlar’ diyorlardı. Onlara ayrı bir eziyet ediyorlar, diyorlardı. Bunlar öğrenci ne istiyorlar ki onlardan dediğimde ‘onlara asker gözüyle bakılıyor herhalde’ diyorlardı. Özellikle eziyet ediyorlar, her seferinde kötü davranıp gidiyorlar diyordu.

Hakaret, kötü muamele gibi şeyler de yaşanıyor muymuş, anlattılar mı size?

Rahat bırakmıyorlar. Kızlar haklarını aramayı öğrenmiş, kanunu nizamı biliyorlar. Bir şey uygulandığında bunun bize mevzuatını getir, diyor. Bak böyle yaparsan seni hemen öbür koğuşa götürürüm diyorlarmış. Mesela iki kızkardeş var aynı koğuşta onları ayırmıyorlar ama bu üç Harbiyeliyi, ki bunlar da kızkardeş gibi, ayırıyorlar. Sırf soy isimleri tutuyor diye ayırıyor. Tamam koğuş değişimi cezaevi yönetiminin yapması gereken bir şey belki ama onlar 20 yaşında, hak etmedikleri bir müebbetle çok büyük bir cezayla cezalandırılmışlar zaten. Bir de sen cezaevi yönetimi olarak bu çocuklarla niye uğraşıyorsun? Ceza üstüne niye ceza veriyorsun? O kızlar birbirinden ayrıldıklarında moral ve motivasyonları düşüyor. Bunu bildiklerinden özellikle ceza üzerine ceza uygulanıyor kızlara.

Gazeteci arkadaşımız Büşra Erdal’ı görme şansınız oldu mu? 

Yok olmadı. O kızcağız da hücrede, tek başına. O da ayrı bir şey.

Koğuşta 27 kişiydik dediniz, hepsi cemaat soruşturmalarından mı gelmiş oraya? Yoksa başka mahpuslar da var mıydı?

Sena’yla Kerime’yi asker sayarsak beni de suçu ve suçluyu övme dersek, diğerlerinin hepsi ‘fetö’den gelenlerdi. Bylock koğuşu. Eski polis amirlerinden Ömer Köse’nin kız kardeşi vardı. Abisinden dolayı almışlardı. Adı Selda. Ali Fuat Yılmazer’in iki kızı vardı. Mesela, bir hakime hanım geldi yeni, bir hafta olmuştu tutuklanalı. Bir doktorumuz vardı. Genelde cemaat yurtlarında çalışan, okulunda öğretmen olanlar vardı.

“MASTER CHEF PROGRAMI MUTLAKA İZLENİYORDU”

Cezaevinde bir gününüz nasıl geçiyordu? Bir koğuş disiplininiz var mıydı?

Nöbetlerimiz vardı. Nöbetçiysek kahvaltıyı hazırlıyorduk, 11 ‘de arkadaşları uyandırıyorduk. Tabii nöbetçi kişi bulaşıkları yıkıyor, daha sonra yemek geliyor. onları alıyor, boşaltıp yıkıyor geri veriyor. Nöbetçi değilse ya odasına geçiyor, avluya çıkıyor. Boncuk işleriyle kafa dağıtıyorduk. Çay saatlerimiz vardı hep birlikte yaptığımız. Yazı atölyesi başlatmıştık. Haftanın bir günü onu yapıyorduk. Ben ‘ilkokul mezunuyum benden çok şey beklemeyin’ diyordum, onlar da ‘olur mu öyle şey kimin ne çıkacağını bilemeyiz’ diyorlardı hoşuma da gitmişti. İngilizce kursu istemiştik, çabuk çıktım onu da yapamadım. İspanyolca öğrenenler vardı, onların çalışma saati vardı. Akşam yemeği saati 6’daydı, 6’ya kadar zamanı böyle değerlendirip yemek yiyorduk. Gün aşırı voleybol maçı yapıyorduk. 6-7.30 maç saatimizdi. Maç yoksa ya kitap okuma, ya boncuk işleri. Master Chef programı mutlaka izleniyordu hep birlikte. Yemek üzerinden tartışmalar yapılıyordu, şöyle yapması gerekir, böyle yapması gerekir diye.

Başka programlar, mesela filmler de izliyor muydunuz?

TRT 2‘de özellikle ödül almış güzel filmler yayınlanıyordu haftasonları. Topluca onu izleyip filmin değerlendirmesini yapıyorduk. Amaç neydi? Oradaki babanın tavrı. Mesela Mucize diye bir film izledik. Engelli doğan bir çocuğun hayatı anlatılıyordu. Eğitimci insanlar onu değerlendiriyordu. Kimse izlediği yaptığı bir şeyi yapmıyordu, onu gördüm ben orda. Bir şey izleniyor mesela, herkes onunla ilgili fikrini beyan ediyor, ben burdan bunu anladım diyordu.

Hava Harp Okulu öğrencisi Taha Furkan Çetinkaya’nın annesi Melek Çetinkaya

“ORDA BİRAZ DAHA KALSAM BAYA KENDİMİ GELİŞTİRİRDİM”

Çok özendirici anlatıyorsunuz, dışarıdan daha ‘özgür ve demokratik’ bir ortam varmış cezaevinde…

Evet evet, biri diyor ki ben bunu çıkardım, o diyor ki hayır hayır ben şunu anladım. Herkes farklı bir pencereden bir bakış açısı sunuyordu. Orda biraz daha kalsam baya kendimi geliştirirdim herhalde (gülüyor).

Peki hep hatırlayacağım dediğiniz, unutamayacağınız bir olay, anı var mı?

44 yaşıma girdim ordayken. Nasıl bir hazırlık yaptılarsa hiç anlamadım, Sena pasta yapmış, hediyeler, boncuklar, kolyeler, işlemeler, bileklikler yapılmış. Akşam sayımdan sonra ışıkları söndürüp beni bir bahaneyle ordan uzaklaştırdılar, sonra ortaya getirdiler. Gerçekten çok duygulandım. En güzel doğum günümdü. 44 yaşıma cezaevindeki 44. günümde girdim. Hiç unutamayacağım bir gündü. İlk gün de ağlayarak girdim, sizi çıkarmak için mücadele ederken buraya gelmek istemezdim dedim. Çıkarken de madem girdim, içerde olduğum süre inşallah Sena’yla elele çıkarım diye dua ettim. Bu sefer de onsuz çıkıyorum diye üzüldüm. Küçük çocuğu olan kadınlar vardı. Savunmamda tahliyemi bile talep etmedim. Dedim ki bu kadar masum insan yatarken, en azından Sena yatarken, 313 askeri öğrenci içerdeyken, benim tahliye istemek gibi bir hakkım olamaz. Utanırım tahliyemi istemeye. Avukatım da dedi ki ‘sakın böyle bir şey yapma, tahliyeni istemek zorundasın.’ Dedim ki isteyemem.

“MAHKEMEDE TAHLİYE İSTEMEDİM”

Ne dediniz peki mahkemede? Tahliye istediniz mi?

Hayır istemedim. Tahliye talep etmekten utanıyorum dedim. Bu kadar söyledim. 313 Harbiyeli evladım içerdeyken bir anne olarak tahliyemi talep etmekten utanıyorum dedim.

Tahliye kararı okunduğunda ne düşündünüz?

Açıkçası moralim bozuldu. Avukatım 6 ay yatırabileceklerini söylemişti. Biraz umutlanmıştım yatırırlar diye. Aslında herkes bana dışarıda iki tane evladın daha var, onları düşünmen gerekiyor diyorlardı ama diyordum ki dışarda iki evladım var ama içerde 313 evladım var. Onlar yatarken ben nasıl tahliye olurum. Hep bunu düşünüyordum. Ama işte Sena, ‘Melek teyze sen dışarda bizim hakkımızı savunuyorsun, sana orda ihtiyacımız var’ diyerek beni ikna etti. Moralim bozuk geldim koğuşa. Herkes tahliye olmadığımı düşündü, etrafımda toplandılar ‘tahliye olmadın mı’ diye. Ağlayarak ‘başınızın belası gidiyor, sevinin’ dedim. Çok sevindiler. Ordan giden herkes için çok seviniyorlar. Çıkan kişi buruk çıkıyor, sevinemiyor. Ben ordayken dört kişi tahliye oldu, onlar da öyle, sevinemediler. Bir şeyi seviyorsunuz mesela, bunu ben yemiyorum sen ye diye fedakârlıkta bulunuyor bir başkası. Yan koğuşta bir tatlı için, bir süt için, bir ayran için kavga çıkıyordu. Sürekli gardiyanlar gelip ayırmak zorunda kalıyordu. Birbirlerinin kafasında bardak kırıyorlardı, hastanelik oluyorlardı. Bizde ise tam tersi. Kavgasız, gürültüsüz. Birinin morali bozuksa eğlence düzenleme, güldürme çabası. Çok güzel bir ortamdı. Herkesin tek derdi sevdiklerinin dışarda olması. Dışarda iki evladım olmasaydı, çocuklar çıkana kadar çıkmak istemiyorum derdim. Arkadaşlar, ‘bizim de cezaevine giresimiz geldi, öyle güzel anlatıyorsun ki’ diyorlar.

Melek Çetinkaya cezaevinden gözyaşlarıyla çıktı.

“CEZAEVİNDE DAHA ÖZGÜRDÜM”

Dışarıyı nasıl buldunuz? Özgürlük hissi mi boşluk mu, ne hissetiniz?

Kesinlikle ben cezaevinde özgürdüm. Oraya girdiğimde vicdanım rahattı. Huzura erdim, kafam dinlendi. Dışarda niye o kadar huzursuz olduğumu anladım. Dışarıda özgür değilmişim. Asıl cezaevine şimdi girdim. Sıkıntılı olduğum günler dışarda olduğum günler benim. Ben olayı tam tersine çevirdim. İçerdeki günlerim özgürlük günlerimdi. Dört yıldır hiç gülmediğim kadar içeride güldüm. Dört yıldır mutlu olmadığım kadar şu iki ayda yaşadım. İnsanların birbirine verdiği değer, saygı hoşgörü.

“FATİN DAĞISTANLI’YA TEŞEKKÜR EDİYORUM BANA BÖYLE BİR ŞEY YAŞATTIĞI İÇİN”

Sizin içeri girmenize sebep olan Akit TV sunucusu Fatin Dağıstanlı’yla ilgili ne söylersiniz?

Ona hakkımı helal ediyorum. Çok teşekkür ediyorum ona, bana böyle bir şey yaşattığı için. Gerçekten helal ediyorum. Hatta dedim ki içeride, burdan çıkar çıkmaz Fatin Dağıstanlı’yı arayıp ikinci bir program rica edeyim. Ne olur beni bir programa daha çıkar. Kesinlikle bunu isteyeceğim dedim avukata. O da isteyemezsin, işten atıldı dedi. Benim programdan sonra işten atmışlar. Ayrılmadan beni bir programa daha çıkarsaydı iyiydi. Bana hep, pişman mısın şunu demeseydim buraya girmeseydim, diyor musun diye soruluyor. Hayır, kesinlikle.

Şurada yanlış yaptık dediğiniz bir şey oldu mu?

Kesinlikle yanlış yaptığım bir şey yok. Aynı şeyleri yapmaya devam edeceğim zaten. Rabbime şükürler olsun iki ayımı dolu dolu, muylu bir şekilde geçirdim. Hiçbir konuda da pişmanlığım yok. Doğru bildiğimiz yolda devam edeceğiz. Bizim bir suçumuz yok. Çocuklarımızın bir suçu yok. Onlar masum. Susturmak için yapıldı bu bana. Bastırma ve korku vermek için yapıldı. Ama tam tersi beni daha çok güçlendirdiler. Enerji depoladım, kafamı toparladım. Beni bir tatile gönderdiler. İki aylık bir tatil ikram ettiler, Allah razı olsun ne diyeyim.

Bu söyleşi de ilginizi çekebilir: 

d ‘Dik duracağız anne, bize vatan haini diyenler düşünsün’


Tabii eşiniz, kızınız ve oğullarınız öyle düşünmüyordur herhalde?

Ben böyle söyleyince Rüveyda çok kızıyor, biz senin umurunda değil miyiz diye. Ben de diyorum ki Allah size bu yaşananların mükafatını verecektir. Sabrını da veriyordu ki. Rüveyda’ya güvendiğim için, evi güzel idare ediyordu, kardeşine de iyi bakıyordu, gözüm hiç arkada kalmadı. Ama Furkan çok üzülüyordu. Beni en çok o üzüyordu. Salı günleri beni arıyordu.

Kaç kez konuştunuz oğlunuzla?

Hafta bir kere konuştuğumuzu düşünürsek işte 8 kez.

Ne diyor? Ne düşünüyor?

Anne seninle gurur duyuyorum, hep yanındayım diyordu. Mektuplarda da telefonda da bunu söylüyordu. Sen yanlış bir şey yaptığın için orda değilsin diyordu. Ama babasına ve kardeşlerine çok üzülüyordu. Tüm enerjini bana sarf ettin, bu işten dolayı içeri girdin. Kardeşlerimin de babamın da senin üzerinde hakkı var. Onun derdi de buydu. Kerem’in tam ilgilenme senesiydi, bir an önce çıkman lazım, bunun için dua ediyorum diyordu. Avukat tahliye olduğumu haber verince çok sevinmiş, rahatladım demiş.

Melek Çetinkaya cezaevi çıkışında kızı Rüveyda’ya sarıldı.

“BAŞIMA NE GELİRSE GELSİN, ÇOCUKLARIN SESİ DUYULACAK DİYE BAKIYORUM”

Şimdi koğuş arkadaşınız Sena’nın, kendi oğlunuzun özgür kalmasıyla ilgili umudunuz arttı mı azaldı mı?

Evet kesinlikle daha az kaldığını düşünüyorum. Hatta bu tutuklulukla da tahliyeyle de daha çok haber oldu. Benim amacım, başıma ne gelirse gelsin çocukların sesinin duyulması. Amacım bu olduğu için, ‘Melek Çetinkaya tutuklandı’ diye haber olsa bile insanlar kim bu diye bakıyor merak edip. Mesela Ataol Behramoğlu, haber yapmıştı. Bu beni çok sevindirdi. O bile rastgele görmüş bu kadın kim diye merak etmiş. Yazı yazmış. Cumhuriyet gazetesindeki köşesini bana ayırmış, yazının başlığı da Melek Çetinkaya. Ben Melek Çetinkaya’yı orda gördüğümde ben kendimi görmüyorum, direkt askeri öğrencilerin mağduriyetini görüyorum. Bir kişi daha öğrendi diye bakıyorum. Kimdi bu kadın? Niye tutuklanmış? Niye serbest bırakılmış? Çıkarken oradaki görevlilerle konuştum, yazıyorlar orda. Suçun ne diye sordu. Suçu ve suçluyu övmek dedim, yüzüme baktı ‘Bu ne biçim suç?’ dedi. Ben yaptım dedim. İlk defa bu suçtan yatan benim dedim, güldü. İnfaz koruma memurlarına, kim denk geliyorsa 19 yaşında askeri okul öğrencilerinin başına gelenleri anlatıyordum. Beni gözaltına alan polislere anlattım yol boyunca. Ben Melek Çetinkaya youtube kanalıma bakar mısınız, anlattıklarımı dinler misiniz diye. Tahliye işlemlerini yapan görevlilere de dedim bakın diye. Baktık zaten dediler. Tahliye haberin Twitter’a çoktan düştü zaten dediler. Böyle böyle daha çok insana ulaştığımı düşünüyorum.

“MEHMET ALİ BİRAND, HALUK SAVAŞ İÇİN ÇOK DUA ETTİK”

İçerdeyken Haluk Savaş için hatim yaptık, duasını yaptık. Hiç unutmadım orda onu. Dediğim gibi alt katta hücrede kalan kadın dedi ki helva kavuracağım, sevdikleriniz varsa isimlerini yazın gönderdin. Ben de Haluk Savaş dedim. Babam gibiydi. Onu çok seviyordum. Sürekli avukata da Yusuf Bilge Tunç bulundu mu diye sordum. Cemal abiyi de (Yıldırım) sürekli sordum. Eyleminin başladığını Rüveyda bana mektupta yazdı, haberim oldu. Nazanların tutuklandığı haberini duydum, kahroldum. Birini Kayseri’ye birini bilmem nereye göndermişler. Bu tamamen zulüm. Ceza üzerine ceza verilmiş. Amaç tamamen yıldırma politikası. Farklı farklı yerlere koyarak güçlerini kırmak. Ama bu insanları daha da güçlendiriyor. Yapılan hiçbir şey insana koymuyor ki daha çok bileniyorsunuz. Bu mücadeleden vazgeçirebileceklerini sanmıyorum. Onların da her zaman destekçisi olacağım. Nuriye’nin olsun, Acun hanımın, Cemal abinin yanında olacağım. Sezgin Tanrıkulu geldi ziyaretime, çok çok teşekkür ederim kendisine. Ömer Gergerlioğlu ailemi sık sık aramış, hallerini hatırlarını sormuş. Bu beni çok sevindirdi, sağ olsun. Abdülkadir Karaduman’a, Natali Avazyan’a, Cemre Birand’a. Mehmet Ali Birand ve Cemre hanım için çok dua ettik içeride. Natali hanımı anlattım, Ahmet için yaptıklarını anlattım. Çok sevindiler bunlara. Cemre Birand için çok sevindiler. İnsanlara umut oluyor bu tür şeyler.

“BUNLAR ŞEYTAN, YAPACAK İŞLERİNE AKLIMIZ ERMİYOR”

Bunlar şeytan. Yapacakları işlere aklımız ermiyor, her zaman plan proje peşinde. Bizim gücümüz bunlara yetmiyor, ancak Allah’ın gücü yeter. Rabbim artık zalimin zulmünü bitirsin. Başka diyecek bir şey yok. Elimizden geleni, üzerimize düşeni yapacağız.

Bu haberler de ilginizi çekebilir: 

d 64 gündür tutuklu olan Melek Çetinkaya ilk kez hakim karşısında

d Adalet yürüyüşüne hazırlanan Melek Çetinkaya: Bu bir annenin feryadı

d Bu sözlerin neresi suç: Harbiyeli annesi Melek Çetinkaya gözaltına alındı

d KHK’lı Yıldırım: Bu dönemin utancı ismimin toplum tarafından bilinmesi

 

Takip Et Google Haberler
Bizi Instagram'dan takip edin Instagram