KHK’lı Yıldırım: Bu dönemin utancı ismimin toplum tarafından bilinmesi

Sakarya Caddesi’ndeki KHK eylemlerinin en bilinen isimlerinden Cemal Yıldırım, eylem arkadaşı Melek Çetinkaya’nın susmayacağı anlaşılınca tuzak kurularak tutuklandığını söylüyor. Yıldırım'a göre KHK’lılar, toplumu insan haklarına saygılı demokratik bir zemin yönünde dönüştürme gücüne de sahip.

YAVUZ GENÇ 02 Ağustos 2020 SÖYLEŞİ

Türkiye onu Ankara’nın göbeğindeki Kızılay’da, Sakarya Caddesi’nde gerçekleştirdiği eylemlerle tanıdı. KHK’yla işinden ihraç edilen Cemal Yıldırım, sürekli gözaltına alınmasına ve ceza almasına rağmen mücadelesinden vazgeçmiyor. İşyerinin önünde bir yıl boyunca, son iki yıldır da Kızılay’da Sakarya Caddesi’nde eylem yaparak hukuksuzluğa karşı çıkan Yıldırım, mücadelesini, birlikte eylem yaptıkları Harbiyeli annesi Melek Çetinkaya’yı, KHK’lıların durumunu Kronos’a anlattı.

İşte Cemal Yıldırım’ın sorularımıza verdiği cevaplar…

Sizin Melek Çetinkaya’yla uzun süre bir eylem mesainiz, arkadaşlığınız oldu. Niye tutuklandı sizce?

Melek hanım, sistemin sinir uçlarına dokundu, o yüzden hedef oldu. Sinir uçları, AKP’nin aslında en zayıf olduğu noktalardan bir tanesi, görünür olması açısından. Askeri öğrenci dediğimiz, normal askerlikteki erden bir farkı yok. Bu öğrenciler verilen emirlerle, eğitim yerinden alınıp İstanbul’a, görev verilen yerlere götürülüyor. Melek hanım defalarca anlattı, ne silah sıkmışlar, balistik raporları açık. Bu öğrenciler darbe yapmakla suçlandılar. Aslında bu dönemin en hukuksuz uygulamalarını görünür hale getirdi Melek hanım. Bu eylemlerle, dönemin hukuksuzluklarını görünür kıldı. Kime sorarsanız sorun, askeri öğrenciden darbeci olmayacağını herkes söyler. Siz paşaları bırakacaksınız, komutanlarının ‘bir suç varsa biz yaptık’ diyorlar ama darbeci diye askeri öğrencilere, mahkemedeki tavırlarına bakarak birkaç defa ağırlaştırılmış müebbet veriyorsunuz. Melek hanım bunu duyurdu. Herkes de buradaki hukuksuzluğu gördü. AKP tabanının kafasında da soru işareti uyandı. Sürecin inandırıcılığını ortadan kaldırdı Melek hanım. Vazoyu kırdı yani. O açıdan sistemin sinir uçlarına dokunmuş oldu. Hukuksuzlukları göstermiş oldu. Bu dönemde sadece aile mahkemeleriyle, icra mahkemeleri ticaret mahkemeleri doğru karar veriyordur belki hukuk içerisinde ama onun dışındakilerin hepsi talimatla ve korkuyla karar veriyor. Birincisi bunları görünür kıldı, ikincisi hiç çekinmeden, korkmadan yaptı. Bu haklılığın verdiği bir şey. Haklı olursanız bağıra bağıra hakkınızı savunursunuz. Bir de sonuçta bir anne, evladını 13 yaşında devlete teslim etmiş, emanet etmiş, o emanetin nasıl tuzaklar kurularak çocuklarının yendiğini gösterdi.

“MELEK HANIM İLK GELDİĞİ GÜN SESİNİ DUYURABİLECEĞİNİ ANLADI”

Nasıl tanıştınız Melek Çetinkaya’yla? İlk nasıl katıldı eyleminize?

Bana özelden mesaj attı, telefonunu gönderdi. ‘Yanınıza gelmek istiyorum, sizinle bundan sonra eylem yapmak istiyorum’ diye. Dedim ‘gelin önce bir tanışalım’, sonuçta twitter’dan bir mesaj, kimdir bilmiyorum. ‘Nasıl bir pankartla geleyim’ diye sordu. Dedim ‘pankart filan yaptırmayın, gelin önce bir konuşalım tanışalım, ondan sonra yaparız ne yapılacaksa’. Çok inançla geldi. Yanıma gelirken de oğlunun olduğu fotoğrafı büyütmüş, ‘harp okulu öğrencileri suçsuzdur’ diye büyük bir kartonla geldi. Sohbet ettik. Şunu gördüm: Bir, gerçekten içi yanan bir anne. İki, haklı. Ben mesela harp okulu yargılamalarını çok bilmiyordum, vakıf değildim konuya. Anlattı bir saat boyunca. İlk bu şekilde gelip de eylemci olan Melek hanım oldu. O ilk gün, Melek hanım elindeki kartonu şöyle bir açtı, çok kısa bir süre kapattı hemen. Geldiler gözaltına aldılar. O an tereddüt yaşadım, mütedeyyin bir insan, kolundan tutsam mı, tutmasam mı, saygısızlık olur mu olmaz mı derken polis aldı götürdü. Hastaneye götürüp, kabahatler kanunundan ceza kesip serbest bıraktılar. Kendisini aradım, ‘Cemal abi keşke birkaç gün tutsaydılar’ dedi. Ben paylaştım Twitter’da, çok ciddi bir kamuoyu tepkisi oldu. Ve Melek hanım o gün, kendi sesinin bu şekilde duyurulabileceğini gördü orda. Vazgeçmeyeceğini de anladım ben, çok kararlı gelmişti çünkü. Polis uyarmış onu benim için. “Onun yanına gitme, o örgüt üyesi vs” diye.

Sizin eylem ve politik bilinç geçmişiniz var, Melek hanımın yok. Önyargıları da yıkmış oluyorsunuz aslında. Dindar, başörtülü bir kadınla sosyalist bir Alevi, hukuksuzluğa birlikte karşı çıkıyor.

Sosyalistim, Kürdüm, Aleviyim, bu açıklığı sürekli söyledim. Bu önyargıları yıkmak açısından da önemli. Melek hanımın açıklamaları da var, sosyalist, Alevi böyleyse diye. Bilmiyordum diyor. Ama sonuçta sahip çıkıyorsunuz. Üniversite öğrenciliğimden itibaren sürekli mücadelenin içindeyim. Haksızlığa karşı bir duruş var. Defalarca gözaltına alındım, DAL diyorlardı o zaman, Derin Araştırma Laboratuvarı. Üç defa 15’er gün kaldım, tutuklanmam da oldu, cezaevine girdik.

“MELEK HANIMI SUSTURAMAYACAKLARINI BİLDİKLERİ İÇİN TUZAK KURDULAR”

Melek Çetinkaya, daha önce defalarca gözaltına alınıp serbest bırakılmıştı. Ama Akit TV’ye çıkana kadar tutuklamaya gerekçe olabilecek bir şey bulunamamıştı. Sizce, iddia edildiği gibi Akit TV programında Melek hanıma kumpas mı kuruldu?

Melek hanım kendi haklılığına inanan ve çok açık konuşan, dobra bir insan. Dosyaya da çok hakim. Ben de söyledim, eğer bilgim olsaydı çıkmayın oraya, derdim kendisine. Akit TV, oradakileri ben gazeteci olarak da nitelendirmiyorum, tetikçi onlar. İsmini duymadığımız bir sürü insan var bu dönemde AKP’yle birlikte ortaya çıkan gazeteci kılıklı ve aslında devletin derin yapılarıyla ilişkili işler yatıklarını da düşünüyorum. Bu anlamıyla kumpas, ciddi bir kumpas. Çünkü Melek hanımı susturamayacaklarını anladılar. Ve sesi büyüdükçe, AKP’nin yürüttüğü darbe söyleminin bir fiyasko olduğu toplum nezdinden genel olarak algılanmaya başlıyordu artık. Bu nedenle başka türlü susturamayacaklarını bildikleri için bu tuzağı kurdular.

“SÜNNİ, BAŞÖRTÜLÜ BİR KADININ, SOSYALİST ALEVİ BİR KÜRT’LE HAK ARAMASI, RAHATSIZ ETTİ”

Melek hanımın, başörtülü, AKP’ye yıllarca oy vermiş bir kadın olarak oraya gelmesi, AKP tabanında, KHK’lılar ve sol camia nezdinde nasıl bir etkisi oldu?

Birincisi, AKP açısından rahatsız edici durum şu: Başörtülü bir kadın solcu birinin yanına gidiyor. AKP döneminde insanlar ciddi kutuplaştırılıyor. Siyaseti bu kutuplaştırmalar üzerine bina ediyorlar. AKP’liler, Sünniler, Aleviler, Kürtler, ulusalcılar vs diye. Aslında 90’ların sonundan itibaren asında, faili meçhul cinayetler, Sivas olayları, Gazi olayları, 28 Şubat, bunlar toplumda ciddi önyargılar da oluşturan, kutuplaşmayı arttıran süreçler. Sünni, sağcı, başörtülü bir kadının, sosyalist Alevi ve Kürt bir insanın yanına gelmesi ve birlikte hak araması, çok rahatsız etti. Birlikte gözaltına alınmaları çok rahatsız etti. Onun için biz Melek hanımla, eylem dahi yapmadan yanyana geldiğimizde direkt gözaltı yapıyorlardı. Defalarca yapıldı.

“EYLEM DAHİ YAPMASAK GÖZALTINA ALINIYORDUK”

Taşıdığınız kimlikler ve semboller nedeniyle ‘yanyana’ görünmeniz dahi rahatsız edici mi bulundu yani?

Evet hem de çok rahatsız etti. Onların mağduru olmuş, canı yanan bir başörtülü dindar kadınla, sosyalist bir Alevinin birlikte eylem halinde olması tercih edecekleri bir birliktelik değil. Melek hanımla yanyana geldiğimizde, eylem dahi yapmasak, elimizde hiçbir şey de olmasa hemen gözaltına alıyorlardı. Yanyana görünmemiz tehlikeliydi onlar için. Solda şöyle bir şey vardı, ‘Sana ne’, ‘sen niye karışıyorsun’, ‘geçmişte onlar da bize şunu şunu yaptı’, ‘AKP’yle birlikteydiler, şimdi koptular’ vs diyorlardı. 15 Temmuz sonrasında işkence gören paşaların görüntüleri servis edildiğinde, ben sosyal medya hesabımdan “İşkence kime yapılırsa yapılsın karşı çıkmak gerekir” diye paylaşım yaptım, duruyor hâlâ. Sonuçta biz solcular, sosyalist insanlarsak eğer belli ilkeler üzerinden hareket etmemiz gerekiyor. İşkenceye karşıysak herkese karşı olmamız lazım. Hukuksuzluk varsa, kime yapıldığı değil, o hukuksuzluğa karşı çıkmak gerekiyor. Bir hesap varsa, bu hesabı sonra tartışırsınız. Eleştiri, özeleştiri, bunları sonra yaparsınız. Ama şu anda zamanı değil. Ki ben bu süreçte şeyi de görüyorum, geçmişte cemaatle bağlantılı olmuş, içinde yer almış insanlar, “Biz Kürt sorununa böyle bakmıyorduk”, “Biz Alevilere solculara böyle bakmıyorduk” diyorlar. Bu o döneme kadarki hayatlarının özeleştirisi aslında.

Peki başörtülü, mütedeyyin, kendisi de oğlu nedeniyle OHAL ve KHK mağduru olmuş Melek hanımın mücadelesi, büyük çoğunluğu kendisi gibi mütedeyyin, dindar insanlardan oluşan KHK’lıları nasıl etkiledi?

Hak aramaktan korkan, devletle karşı karşıya gelmekten korkan ve bizim gibi sosyalistlere karşı da önyargıları olan bir kesim aslında. Ama birlikte yürünebileceğini gördüler. Onun için, solcuyum, Aleviyim, Kürdüm kimliği sürekli açıkladım. Çünkü belli şeyleri yıkmak gerekiyor. Biz bu ülkede sürekli dayak yedik, yiyoruz. Bizim hak mücadelesi dediğimiz, ya da insan hakları ve adalet mücadelesinin kimliği olmaz. Biz bunu yerleştirebilirsek, önümüzdeki dönemin demokrasi anlayışını da değiştirebiliriz. KHK’lılar da Melek hanımın eylemliliği sayesinde seslerini duyurabileceklerini, korku eşiğini geçebileceklerini gördüler. Hak aramanın kötü bir şey olmadığını, mücadeleden korkmamaları gerektiğini, en azından bir kısmı görmüş oldu.

“İNSANLARIN ÖNYARGILARI YIKILIYOR, YENİ BİR DEMOKRASİ ANLAYIŞI İNŞA EDEBİLİRİZ”

‘Önümüzdeki dönemin demokrasi anlayışını değiştirmekten’ söz ettiniz. Biraz açabilir misiniz bunu?

Adalet mücadelesinin kimliği olmaz. Biz bu dönemde bu anlayışı yerleştirebilirsek, önümüzdeki dönemin demokrasini anlayışını da değiştirmiş oluruz. Yeni bir toplumsal mutabakat ortaya koymuş oluruz. Eğer bu dönemde biz bunu başaramazsak Türkiye bu şansı bir daha yakalayamaz. Yarın işlerimize geri dönebiliriz ama biz, birbirimize mesafeyle bakmayı, herhangi bir haksızlık karşısında kime yapıldığına değil ne yapıldığına bakmazsak, bu dönem yaşananlar sadece insanların eziyet çekmiş oluruz ama çocuklarımıza bir katkısı olmaz. Çocuklarımızın geleceği için yeni bir şey inşa etmeye yaramaz. Eskiye dönmüş oluruz. Bu kadar acı, bu kadar yaşanan şey boşuna gitmiş olur. KHK Platformları zemini bu açıdan önemli. Orda askeri, polisi, öğretmeni, memuru, bürokratı, hukukçusu, sıradan vatandaşı var. Beni mesela çok eleştirdiler, “orda asker var, polis var ne işiniz var orda” diye. Çok ciddi tartışmalar oluyor orda. Bu önyargıları yıkan bir süreç. İnsanlar birbirini tanıyor. Yıllarca kafasına işlenmiş, kazınmış şeyler yıkılıyor. Bu sadece mütedeyyin insanlar için değil, soldaki insanların da değişmesi, önyargılarının yıkılması açısından önemli.

“BİR MAĞDURİYETİ DİLE GETİRİRKEN ‘FETÖ’ DERSENİZ İNANDIRICILIĞINIZ OLMUYOR”

Kaçırılan eşlerini ya da çocuklarını arayan kadınların sizin yanınıza gelip seslerini duyurması, ardından Galatarasay Meydanı’nda 25 yıldır kayıplarının akıbetini soran Cumartesi Anneleri’nin eylemine katılmaları örneği de var.

O çok önemliydi. Hatta bir kırılma noktasıydı diyebilirim. Cumartesi Anneleri çok güçlü bir sembol, çok önemli bir mücadelenin ismi. Kilit noktaydı. Ondan sonra ortam zemin oluştu zaten. Sol, başlangıçta en azından benim çevremdeki, insanlar ‘yesinler birbirlerini’ veya ‘zaten her şeyi birlikte yaptılar çeksinler’ modundaydı. Sonradan İHD ciddi şekilde sahip çıktı. Geçmişte ne olursa olsun ama şu an yapılan şey, kaçırma olayları vs, bunlar yıllardır karşı çıktığımız şeylerdi zaten dediler. Solun kendi içinde bir kırılma noktası oldu onların bir araya gelmesi. Toplumun geneline yayılmasa bile ülkenin aydın, işin fikri boyutunu ele alan insanlar bunu gördü. Böylece var olan durum yayıldı. HDP’nin kurumsal olarak, parti kimliğiyle tüm mağdurları bir araya getirmesi, sahip çıkması da bu açıdan çok önemli ve değerliydi.

HDP’nin başta Ömer Faruk Gergerlioğlu olmak üzere, Hüda Kaya, Meral Danış Beştaş, Saruhan Oluç gibi isimlerin yanısıra kurumsal olarak da KHK’lıları muhatap alması, bir araya gelmesi ne ifade ediyor?

Çok önemli ve değerli bir destek bu. Aileleriyle birlikte sayıları milyonları bulan insanlar var. Bunları hiç kimse görmezden gelemez. Kaldı ki Ömer Faruk beyin kendisi de bir KHK’lı doktor. HDP’nin kurumsal olarak destek vermesi diğer partileri de bu konuda adım atmaya zorluyor.

Diğer partiler ne ölçüde yapıyor peki?

Kılıçdaroğlu, çok açık defalarca Harbiyeli yargılamalarının ne kadar hukuksuz olduğunu defalarca dile getirdi. Ancak şöyle de bir şey var: Siz eğer bir mağduriyeti dile getirirken arkasından “ama” diye koyarsanız, cemaat veya ‘fetö’ derseniz, sizin inandırıcılığınız olmuyor. Sonuçta devletin bakışı bu. Siz de o sisteme teslim olmuş oluyorsunuz.

“TÜRKİYE SOLU GÜÇLÜ OLSAYDI AKP BU KADAR İLERİ GİDEMEZDİ”

“İktidar bir sınır çiziyor devamlı. O sınırın içinde kalanlar iyi, dışında kalanlarsa terörist, vatan haini. Muhalefet partileri de o sınırı kabul edip, onunla aynı dili konuşuyorlar” şeklinde yorumlar da yapılıyor. Katılır mısınız?

O sınırın içinde kalıyorlar maalesef. Devletin içinde, AKP’yle birlikte bir yarılma var. AKP aslında bu çekirdek devlete tam hakim olamadı. Devletin bir kanadı, AKP, MHP, Vatan Partisi, Ergenekon. Diğer kanadı Saadet, CHP, İyi Parti ve muhalefet partileri. Aslında hepsi devletin içinde ve o çekirdek yapıya egemen olma mücadelesi veriyor. Bizler, aslında şimdi öteki olanlar o şeyin dışındayız. Kürt sorununda da bir yere geliyor duruyor. Türkiye demokratikleşecekse bu şekilde demokratikleşemez.
Eski CHP’yi hatırlayın, 73’lerde,74’te iktidara gelmesinin ve sürekli yükselmesinin asıl nedeni Türkiye sol sosyalist hareketinin güçlü olması. Şu andaki en büyük eksiklik, 80’den bu yana, Türkiye sosyalist hareketinin, devrimci hareketinin güçsüzlüğü. Siz ne kadar güçlü olursanız toplumsal baskı ne kadar fazla yaparsanız partileri de o yönde etkileyebilirsiniz. Şimdi yaprak kımıldamıyor. KHK’lılardan kaç tanesinden ses çıkıyor? Sokakta kendini göstermeye çekinen bir grup. Bunu hep söylüyorum: Siz baskı unsuru olmadığınız sürece bu söylemi düzeltemezsiniz. Buradaki etki sizin gücünüze alakalı. Aşağıdan güçlü bir tepki oluşmadıkça yukarıda önemsenmez. Bu söylemi değiştirebilecek ve partileri de dönüştürebilecek olan bu tepkidir. Ecevit’in sloganını hatırlayın, ‘toprak işleyenin, su kullananın’. Ecevit’i o noktaya getiren Türkiye sosyalist hareketinin o dönemdeki gücüdür. Sonuçta sistem partisi, o süreci kavrayabilmek açısından farklı niyetlerle, bunu söylemek zorunda. Şu andaki en büyük handikapımız Türkiye’deki sosyalist hareketin çok ciddi zayıflığı. Bu, toplumsal dinamikleri ciddi biçimde etkiliyor.

Şu an Türkiye sosyalist hareketi güçlü olsaydı ne olurdu?

Bu kadar olmazdı. AKP bu kadar şeyi yapamaz, bu kadar ileri gidemezdi. Bakın KESK üyesiydim. Biz atıldıktan sonra KHK’lılarla ilgili toplantı yapıldığında ben dedim ki ‘KESK bu süreci doğru yönetebilirse hem kendisini yenileme hem de büyüme fırsatı yakalar.’ Sonuçta biz 5-6 bindik ama çok ciddi bir kitle var. Süreci kavramamız gerekiyor demiştim.

“BU DÖNEMİN UTANCI CEMAL YILDIRIM İSMİNİN BİLİNMESİDİR”

Türkiye solu OHAL dönemini ve KHK’ları kavramakta gecikti mi?

Gecikti. Şöyle bir yargıyla hareket etti: O dönemde Eğitim-Sen’den 10 bine yakın arkadaşımız açıktaydı ve sokakta eylem yapıyorlardı. Özellikle Hatay, Tunceli gibi yerlerde çok kuvvetli eylemler yapıldı, velilerle birlikte. O süreçte KESK örgütsel olarak müdahale etmiş olsa her şey farklı olabilirdi. Darbe sonrası Çalışma Bakanı KESK’i ziyaret etti. İlk defa bir Çalışma Bakanı KESK’in ofisine geldi. Susun dediler. O açıkta olan arkadaşların hepsini döndürdüler işe ama o arkadaşların hepsi KHK’yla atıldı geri. ‘Biz nasıl olsa onlardan değiliz’, ‘döneriz biz’, ‘bizi ellemezler’ çok fazla. Ve sokaktan çekildi KESK. Sokakta kurulan bir sendika istediği kadar şey olsun, zayıflamıştık o dönemde ama siz sokağa döndüğünüzde çok farklı bir etkiniz oluyor. Bir hareketlilik önemliydi ama bunu yapmadılar. Sonuçta bize kaldı. Ben sürekli söylüyorum, bu dönemin utancı Cemal Yıldırım isminin bilinmesidir. Çünkü örgütlü mücadele yok, mücadele eden kimse yok. Tek başınıza çıkmak zorunda kalıyorsunuz. KESK o dönemde sokağa çıkmış olsaydı, bu kadar insan belki de atılmayacaktı.

İşsizlik çok ciddi rakamlara ulaşmış durumda. Pandemi öncesi dönemde hatırlayın intiharlar artmış durumdaydı işsizlik nedeniyle. Ama bakıyorsunuz sendikalar yok ortada. Sol sosyalist hareket çok zayıf kalıyor. Sıkışmış durumda. Kürt, Alevi bir zemine sıkışmış. Nasıl olsa oradan devşirebiliyor, daha kolay örgütlenmesi vs. oraya sıkışmış ve siz bir yerde teslim ettikten sonra kımıldayamazsınız. KESK mesela, o dönemde mücadelenin önünü açmış olsaydı, orada eylem yapan arkadaşları evlerine göndermek yerine sokak daha kolay örgütlenebilirdi. Siz toplumsal muhalefetin önünü açacak ufak bir adım atmış olsaydınız bugün yaşanan süreç farklı olabilirdi. Darbeyle birlikte gelişen geri duruşlar, ya ‘bizi ellemeyecekler’, ya da darbenin getirdiği ürkeklik, kolay geldi aslında. Bugün yaşadığımız bir sürü olumsuzluk, o zaman başladı. Bakın bugün Türkiye’de toplumsal muhalefet açısından bir sürü olumsuzluk yaşanıyor, sosyal medya yasasından tutun işsizliğe, pandemi koşullarından yolsuzluğa kadar birçok şey var ama sokağa kimseyi çıkarıp karşı koyamıyorsunuz. O korkuya teslim oldunuz.

“KHK’LILAR SON BİR YILDIR DURUMU KANIKSADILAR”

KHK’lıların sessiz kalmasını sık sık eleştiriyorsunuz…

Bir, bize yapılan çok ciddi hukuksuzluk. Bu hukuksuzluğa sessiz kalmak, teslim olmak, buna razı olmak demektir. Arkadaşlar şöyle diyor: Ya yanınızdayım ama yargılanıyorum, davam var. Yargılanmayan kim var? Sen ne için atılmışsın. Terörist yaftası vurularak atılmışsın sen. Bundan daha ilerisi ne olacak? Onun için teslim olmamaları, var olan duruma alışmamaları gerekiyor. Özellikle son bir yıldır alıştıklarını, başlarına gelen şeyi kanıksadıklarını düşünüyorum ben.

Hak aramanın KHK’lıların önemli bir kısmında fikri düzeyde solculardaki kadar olmadığı gerçek tabi. Muhafazakâr, gelenekçi kodlarla ve sokak fikrinden uzak yetişmiş olmamanın etkisi olabilir mi bu durumda?

Evet olabilir. Bakın, Ömer beyin (Ömer Faruk Gergerlioğlu) açıkladığı ‘OHAL’in Üçüncü Yılında Toplumsal Maliyetler Raporu’nda geçen yıla kadar KHK’lıların yüzde 75’i sanırım, yüzde 70’i de olabilir, hâlâ AKP’den umudu varmış. Çok ilginç bir rakam. Tekrar devletle barışırız ya da AKP mağduriyetimizi gideriz beklentisi insanların harekete geçmesinin önündeki engel bir de bu beklenti sürekli yayıldı. Topluca döndürüleceksiniz, topluca başlayacaksınız. Beraat eden, takipsizlik alan bir sürü kişi var, başlamadı. Bunlara red kararı verdi OHAL Komisyonu. Ülke demokratikleşmediği sürece, işimize dönsek bile ülkede var olan faşizm geriletilmediği sürece, demokratik, insan haklarına saygılı bir süreci oturtmadığımız sürece kimsenin bir güvencesi yok. İşine geri dönenler bir daha bir daha ihraç edilebilir. 80 Anayasası’ndan herkes şikâyetçi ama bakın o günden beri gelen iktidarların hiçbiri değiştirmedi. Yarın AKP gittiğinde de demokratik bir ortam oluşmamışsa bizim bu mağduriyetimiz devam edebilir.

“KENDİ MEŞRULUĞUNUZA İLK ÖNCE SİZİN İNANMANIZ LAZIM”

Nasıl?

Bunun garantisi yok. Gelecek iktidarlar işlerine nasıl gelirse öyle davranır. KHK’lılar kendi haklarına sahip çıkmalı. Bunun için mücadele etmeli. Bizim gücümüzün dışında bu süreci değiştirebilecek bir güç yok. Ancak biz mücadele ettiğimizde bu süreci değiştirebiliriz. CHP’nin, İYİ Parti’nin söylemini ancak bu mücadele ile değiştirebiliriz. Mücadeleden vazgeçmek, alışmak rejime teslim olmak demektir. Kendi mücadelenizin meşruluğunu kendinize hissettirmezseniz, başkasına hiç hissettiremezsiniz. Haklılığınıza inanmanız lazım. Kendi meşruluğunuza, haklılığınıza ilk öne kendiniz inanacaksınız ki başkalarını da inandırabilesiniz. Başka türlü olmaz.

İhraç edilmeniz, eylemleriniz de dâhil bu sürecin başından beri yaşadıklarınız göz önüne alındığında sizi en çok etkileyen şey ne oldu?

Başlangıçta yalnızsınız. Umut olduğunuzu, umut haline geldiğinizi çok fark etmiyorsunuz. İnsanların hayatına dokunup değiştirmek çok önemli. Benim için bu süreçte en önemli kazanım, direkt birebir yanımda değişen insanları görmek oldu. Daha önce hiç eylem tecrübesi olmayan ama işyerinin önündeki eylemlerle müthiş bir değişim yaşayan arkadaşım, kendi başına bir harekete dönüşen Melek Çetinkaya, Semih var aynı şekilde kalıpları yıkan, Buket hanım var mesela. İnsanların değişimine tanıklık etmek, hayatlarına dokunup değiştirmek, benim için sürecin en önemli güzelliği.

“TOPLUMDAKİ EN DİNAMİK KESİM KHK’LILAR, KİMSE ONLARI GÖRMEZDEN GELEMEZ”

AKP’den koparak partilerini kuran Ahmet Davutoğlu ve Ali Babacan’ın KHK meselesine öncelik verdikleri anlaşılıyor. Bunu hemen hemen çıktıkları her programda ifade etmelerinden anlıyoruz. Kurumsal basın açıklamalarında da KHK meselesine sık sık vurgu yapılıyor. KHK’lılar arasında bu adımları samimi bulmayanların da olduğunu açıklamalara yapılan yorumlardan görebiliyoruz. Bu partilerin KHK’lılara bakışı size samimi geliyor mu?

AKP demokrasi getiremez. AKP’nin iktidarda kalması baskıyı ne kadar arttırdığına bağlı artık. Bu noktadan dönüşünün zor olduğunu düşünüyorum. Toplumdaki en dinamik kesim, şu an toplumun en dibinde bulunan KHK’lılar aslında. Değiştirebilecek gücü olan onlar. Kimse ‘KHK’lıları görmüyorum’ diyemez, görmezden gelemez. Yeni kurulan partiler bu işte ne kadar samimi olur? Hata görüyorsanız, ve de büyümek istiyorsanız toplumsal karşılığınızın olmasını istiyorsanız KHK’lılar hakkında mutlaka bir şeyler söyleyip, bir şeyler yapmanız gerekiyor. Samimiyet ölçüsü pratikte sınanacak bir şey. Pratikte ne yapabileceklerini görmek lazım. KHK’lılar şunun farkına varmalı: Toplumun bugün en dibinde olabilirler ama toplumdaki değişimi sağlayabilecek en büyük güç KHK’lılardır.

Değiştirici güç niçin önemli?

Değiştirici güç şu açıdan önemli: Biz çok büyük oranda önyargıları yıkmış, Türkiye’nin yeni toplumsal demokratikleşme zeminini oluşturma şansını ortaya koymuş durumdayız KHK’lılar olarak. KHK Platformları vs gibi yapılarla. Eğer ülkede önümüzdeki dönem ciddi demokratik, insan haklarına saygılı bir sistem oluşacaksa bunun prototipi KHK’lılar ve yürüttükleri ortak mücadele olacaktır. Burada görünür olmak önemli. Gücümüzü, varlığımızı iyi gösterebilirsek siyaseti de partileri dönüştürüp değiştirebilecek güçteyiz. Ülkedeki zemini de insanların bakışını değiştirebiliriz. Akademisyeniyle, öğrencisiyle, doktoruyla, öğretmeniyle, askeriyle, polisiyle, memuruyla, hukukçusuyla ülkedeki en eğitimli, en dinamik kesimden bahsediyoruz. Gücümüzün farkında olmalıyız.

“TOPLUM KHK’LILARI KANIKSADI UMURUNDA DEĞİL, DAHA DA KÖTÜSÜ KHK’LILAR DA KANIKSAMIŞ DURUMDA”

İstanbul’dan Ankara’ya bir yürüyüş planlıyorsunuz. Nedir bu yürüyüşün ana fikri? Neden yürüyeceksiniz?

Şöyle bir kanıksama durumu var: Toplum KHK’lıları kanıksamış durumda, çok umurunda değil. Daha tehlikelisi KHK’lı arkadaşlar da durumlarını kanıksamış durumda. Bakın Twitter etkinlikleri artık eskisi kadar güçlü olmuyor. Var olan duruma alışmak kötü bir şey. Faşizme alışılmaz, olağanüstü duruma alışılmaz. Çünkü bu alışma baskının daha artmasını getiriyor. Ben bir yıl işyerinin önünde, son iki yıldır da Sakarya Caddesi’nde teslim olmadığımı göstermeye çalışıyorum. Kanıksamıyorum bu KHK’ları. Ben yeniden bu KHK meselesinin ön plana çıkması için, bir baskı unsuru olması ve insanlara yeniden bir cesaret getirmesi için, var olan duruma ‘sakın alışmayın’ demek için yürüyüşü yapacağım. Siz korkup ürküp geri çekildikçe üzerinizdeki baskı daha da artacak. Ben bu baskıya telsim olmuyorum. En fazla yapacağın şey beni cezaevine göndermek. Alıyorsan al. Ama ben bu yaptığın haksız hukuksuz uygulamalara teslim olmayacağım. KHK meselesini tekrar kamuoyu gündemine çıkarmak için yapacağım yürüyüşü.

Yürüyüşün bir şekli, rotası, planı var mı?

İstanbul’dan başlayıp Ankara’da sona erdireceğiz. Siyasi partilerle, sendikalarla ve sivil toplum örgütleriyle görüşeceğim önce. Her ilde bu partileri, sendikaları, sivil toplum kuruluşlarını ziyaret edip onlarla birlikte KHK eksenli basın açıklamaları yapacağız. Sembolik bir yürüyüş olacak. Sonuçta bizim can güvenliğimiz yok. Onun için şehir merkezlerinde yürüyeceğim. Bir haftalık bir yürüyüş olarak düşünüyorum. Görüşmeleri netleştirip ondan sonra yürüyüş programını açıklayacağız. 1 Eylül’de başlatmayı düşünüyorum yürüyüşü, Dünya Barış Günü’nde.

“BU SÜREÇ KHK’LILARIN MÜCADELESİYLE BİTMELİ”

Son soru olsun: KHK’lılar için umut var mı? Bu mücadele kazanılacak mı sizce?

Bu mücadele kazanılacak, hiç kuşkum yok. Ülkenin şu anda içinde olduğu süreç, sürdürülebilir değil. Siyasi davalar bunların hepsi. Her siyasi dava sonrası, darbeler sonrasına bakın sürekli bir aflar ve uğranılan haksızlıklara yönelik düzenlemeler olmuştur. Doğru bir zeminde kazanım elde etmek istiyorsak, çocuklarımız için bu sürecin bir artısı olacak, önyargıları tamamen yıkıp insan haklarına saygılı demokratik bir zemini oluşturmamıza bağlı. Bundan sonra artık biri dayak yediği zaman ‘bizim mahalleden değil’ diye bakmamak lazım. O haksızlığa hepimizin birden ses olduğu bir ülke olmamız gerekiyor. Öyle olursak kazanım elde etmiş oluruz. Bu süreç eninde sonunda bitecek, önemli olan nasıl biteceği. Ve kimlerin müdahalesiyle biteceği. Bizim mücadelemizle biterse bu süreç, ülke çok çok farklı olur. Yukarıdan bir müdahalenin, bir siyasetin, partinin müdahalesiyle biterse bir kazanımı olmaz. Ama bizim mücadelemizle kazanılırsa kazanımı çok olur, demokrasi açısından.