Sonbahar ve esaretten dönen kutsal haç

Sonbaharın kendini hissettirdiği günlerde kutlanan, Ermenilerin sonuncu büyük yortusu, maalesef Ermeni köy meydanlarından, kiliseler hapsolmuş bir bayram artık Türkiye’de. Bir kilise ayininde, bir bayram enerjisi bulmak, o coşkuyu hissetmek mümkün değil.

ALİN OZİNİAN 12 Eylül 2021 YAZARLAR

Dışarda ağaçların yapraklarını oynatarak esen bir sonbahar rüzgârı,
bu ölüme mahkûm yaprakları henüz koparamıyordu.
Bu minimini yeşil mevcudiyetler bile içlerinde bu kadar kuvvetli bir mücadele
ve mukavemet kabiliyeti taşırlarken,
kendisinin karanlık düşüncelere dalması doğru olamazdı.
Kuyucaklı Yusuf, Sabahattin Ali

Sonbahar bu yıl sanki erken geldi, dünyanın farklı köşelerindeki arkadaşlar, dostlar da aynı şeyi söylüyor. İnternetin hayatımızın ayrılmaz bir parçası olması ile mesafeler kısaldı gibi geliyor; her an her dakika haberleşebiliyoruz uzaklarla, sohbet ediyoruz, dert paylaşıyoruz…

Sohbet ederken birden karşısındakinin elini tutmak, sebepsiz kucaklaşabilmek de istiyor insan. Teknolojinin yetersizliğini görmek, hala insan olduğumuzu hissettiriyor belki de. Özlemlerin giderilmesi zor olsa da her şeye rağmen özlemek güzel.

Bir insan, bir anı, bir mekân özleniyor olmadık yere. Gördüğü bir şey, duyduğu bir sesle hatırlıyor özlemini insan, sanki hiç haberi yokmuş gibi varlığından.

Birkaç gün önce – yaşadığım yerde pek de rastlanmayan, sebze dolu bir kamyonet ile geldi özlem. Çocukluğumun İstanbul’undaki seyyar satıcıların kullandığı gibi bir kamyonet ve orta yaşlı kasketli babacan satıcı, çocukluğuma götürdü beni. Uzun uzun konuştuk; topraktan, sebzeden, hayattan ve tabi ki siyasetten!

Özlediğim çocukluğum muydu, memleketim mi emin değilim, belki her ikisi ve daha bir sürü şey… Bu kafa karışıklığından olsa gerek, küçük bir ailenin ihtiyacından çok fazla sebze aldım. Sonra da bir sandalye çekip, sebzelerin karşısında oturdum; kısa sayılabilecek bir istişarenin ardından planımız hazırdı! Domatesli soslar, havuçlu biberli mezeler, közde patlıcanlar ve daha birçok hazırladım. Kışa da hazırlık olmuş oldu, fena olmadı. Bunları yaparken aklıma tam da bugünlerde yüzyıllar boyunca Ermenilerin de yemek hazırlıkları yaptığı geldi.

FOTOĞRAFLAR: SELAHATTİN SEVİ

Haçveratz (Khaçverats) ya da Surpkhaç (Kutsal Haç) adı verilen ve Eylül ayının 14. gününe en yakın pazar günü kutlanan yortu yılın hasatın toplanarak ambarların konulduğu sevinçli bir evre olarak kabul edilmiştir tarihte.

Kadınların arife yani cumartesi günü hazırlıklara başladığı, hamur yoğurup, tatlılar yaptıkları erkeklerin ise kutlama için eti özellikle oğlakları hazırladığı bir hafta sonu hazırlığı olmuş yüzyıllarca Haçveratz.

Sonbaharın kendini hissettirdiği günlerde kutlanan, Ermenilerin sonuncu büyük yortusu, maalesef Ermeni köy meydanlarından, kiliseler hapsolmuş bir bayram artık Türkiye’de. Pazar günü yapılan bir kilise ayininde, kitlesel kutlalan bir bayram enerjisi bulmak, o çoşkuyu hissetmek mümkün değil.

Bu köşede, Ermenilerin beş büyük yortusunu; Noel, Paskalya, Vartevar, Paregentan’ı kutlandıkları haftalarda anlattım. Haçveratz bunların sonuncusu. Bir halk bayramı olan yortunun tabi ki dini anlamı var. Yortu, İsa Mesih’in idam edildiği çarmıhın (Haç’ın) 612 yılında Kudüs’ü işgal eden Persler’in esarettinden geri dönüşüne armağan edilmiş.
Hristiyan Bizans ile putperest Pers İmparatorluğu arasındaki çekişme, Pers İmparatoru II. Hüsrev Pervez’in 590’da tahta geçişiyle daha da alevlenir. 610 yılından itibaren Pervez’in Bizans’a yönelik seferleri sıklaşır. Bizans, Anadolu’ya yapılan Pers seferleri durduramaya çalışırken, İran ordusu aniden Filistin’e girer. Hıristiyanlığın manevi başkenti olan Yeruşalim (Kudüs) İran ordularınca 614’te talan edilir. 602’de başlayan ve 26 yıl süren Bizans-Sasani Savaşında, Sasani İmparatorluğu’nun Kudüs’ü fethetmesi dönüm noktası olur.

Halkı kılıçtan geçirildiği, kiliselerin yağmalanıp yakıldığı bu fetihte, Kutsal Diriliş Kilisesi de bu yıkımdan payını alır. Azize Heğine (Helen) tarafından bulunarak törenlerle Kudüs’teki Surp Harutyun Kilisesi’ne yerleştirilen İsa’nın çarmıhı ve Yeruşalim Patriği Zakarya esir olarak İran’a götürülür.

Hıristiyanlık dünyasında büyük bir üzüntü yaratan yenilginin ardından, Bizans İmparatoru Herakles büyük bir sefer hazırlığına girişir. 14 yıllık bir hazırlıktan sonra İran’a saldırır, Ermeniler de Bizans komutanlarından Mjej Knuni komutasında bir orduyla savaşa katılır.

İran’ın orduları yenilir, Hüsrev öldürülür. Tahta geçen oğlu Kutsal Haç’ı teslim ederek barış talebinde bulunur, böylece 14 yıllık esareti sona eren Haç tekrar Hıristiyan dünyasına kazandırılmış oldu. Kurtarılan Haç’ın büyük bir törenle ve görkemle Hıristiyan ülkelerde dolaştırması toplum bilincinde yer etmiş ve büyük bir bayramla anıtlaştırılmıştır.

Bu yıl, 12 Eylül Pazar günü kutlanan “Kutsal Haç Yortusu’nun” tarihi ve dini anlamı kısaca böyle açıklanabilir.

Dini bayramların kültürel ve toplumsal tarafının daha ilgi çekici olduğunu düşünürsek, bu bayramın da kendine özgü çok noktası olduğunu görürüz. Oğlak etinin bu bayramın vazgeçilmez yiyeceği olmasından kaynaklı, yortu bazı bölgelerde Ulnotz (ul:oğlak) – notz:günü) olarak da anılır.

Geçen yıllarda aramızdan ayrılan Agos gazetesi editörü Sarkis Seropyan bir yazısında, “Kurban edilen oğlakların bolluğu nedeniyle Şirak’ta bugüne ‘oğlak-ğıran’ da denirdi. Derisi yüzülen oğlak, tandırın içine daha önce yerleştirilen buğday dolu kazanın üzerine asılırdı. Oğlak tüm gece kapalı tandırın içinde hafif ateşte kızarırken eriyen yağ da dipteki buğday tarafından emilir ve Şirak’ta söylendiği gibi ‘keşkek’ oluşurdu. Güneyde, Vayotz Tsor’da oğlağın bir budu ‘ölülerin payı’ olarak papaza verilirken Şirak’ta tüm oğlak parçalara bölünür, keşkekle birlikte lavaşlara dürülür ve mezarlar kutsandıktan sonar papaz ve yanındakilerin yemesi için mezar taşlarının üzerine konurdu.” diyor.

Oğlak yağı ile pişmiş pilavlar, kızarmış oğlaklar, taze otlar, peynirler, meyveler ve tatlılar bu bayramın eskiden olmazsa olmazıydı. Bayramın hemen ardından ise, pazartesi günü mezarlıklar ziyaret edilirdi.

Ermeniler hala “Surp-khaç, al yorganı içeri kaç” deyimini kullanırlar. Bu yortuyla sonbaharın geldiği, artık yazın bittiği idrak edilir.

Belki güzel bir sonbahar olur, kim bilir…