Şike davasında tüm deliller gerçekse, kumpas nerede?

Şike operasyonları yürüten polislerin 'kumpas' iddiasıyla yargılandığı davada savcı bile mütalaasında, soruşturmanın amacının Fenerbahçe'yi ele geçirmek olmadığı, dinleme kayıtlarında ekleme ve silme bulunmadığı sonucuna vardı. Peki, deliller gerçekse şike operasyonu nasıl kumpas oluyor?

SONER KOÇ 08 Mayıs 2021 YORUM

Aziz Yıldırım

Şike operasyonunda görev alan polislerin ‘kumpas kurdukları’ iddiasıyla yargılandıkları dava 17 Mayıs’ta görülmeye devam edecek. Ancak davada ilginç gelişmeler yaşanıyor.

İktidar medyasının şike kumpasının en önemli isimleri olarak sunduğu, dönemin İstanbul İstihbarat Müdürü Ali Fuat Yılmazer ve gazeteci Mehmet Baransu bu suçlama ile yargılanıyordu. Ancak mahkeme kısa süre önce bu iki isim hakkındaki davanın reddedilmesine karar verdi. Karar sonrasında da davaya bakan İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesi başkanı ve hakimleri görevden alındı.

Davaya yeni atanan hakimler ise göreve gelir gelmez, sanıkları dinlemeden ve dava dosyasını açmadan, savcılıktan esas hakkında mütalaanın hazırlanmasını istedi. Ve kısa süre önce savcılık esas hakkında mütalaasını mahkemeye sundu. Şimdi yaklaşık 400 klasör evraktan oluşan dava dosyasını daha önce hiç okumamış, sanık savunmalarını dinlememiş hakimler, muhtemel ki bu celse sonunda karara bağlamış olacaklar.

ŞİKE UEFA TARAFINDAN TESCİL EDİLDİ

Bilindiği gibi 2011 yılında birçok spor kulübü başkanı, yöneticisi, futbolcu ve teknik adam şike suçlamasıyla gözaltına alındı. Şike ile suçlanan sanıklar mahkeme tarafından değişik hapis cezalarına çarptırıldı ve 2014 yılında Yargıtay tarafından bu hapis cezaları onandı.

Dava dosyasını inceleyen UEFA da, şike sanıklarının savunmalarını da dinledikten sonra; Fenerbahçe SK, Beşiktaş JK, Eskişehirspor ve Sivasspor’u şike nedeniyle Avrupa kupalarından men etti. Ayrıca Gençlerbirliği Kulübüne de Avrupa kupalarına katılım hakkı kazandığı ilk senesinde aynı cezanın uygulanacağı açıklandı.

UEFA tarafından verilen cezalar CAS (Spor Tahkim Mahkemesi) ve İsviçre Federal Mahkemesi tarafından da onaylandı ve cezalar kesinleşmiş oldu.

DOLANDIRICILIKTAN TUTUKLU GİZLİ TANIK

Ancak 17/25 Aralık yolsuzluk operasyonları sonrasında, şike operasyonun da bir komplo olduğu iddia edilmeye başlandı. Bu iddia üzerine 19 Nisan 2016 tarihinde şike operasyonunda görev alan Organize Şube polisleri başta olmak üzere bazı isimler gözaltına alındı ve tutuklandılar.

İddianamede Gülen cemaatinin Fenerbahçe’yi ele geçirmek amacıyla şike operasyonunu kurguladığı iddia edildi. Savcının bu iddiasını dayandırdığı tek delil ise gizli tanık “Güneş” adıyla ifade veren Tamer Barış Terkeşli ’nin ifadesiydi. Gizli tanık; Hidayet Karaca, İlhan İşbilen, Mehmet Ali Şengül ve Şerif Ali Tekalan gibi isimlerin Zaman Gazetesinde yaptıkları toplantıda şike soruşturması başlatılmasına karar verdiklerini iddia ediyordu. Hatta gizli tanığın bu ifadesi, Zaman Gazetesine el konulması kararına da dayanak yapıldı. Anti parantez belirtmek gerekirse; bu iddianame ile dünya tarihinde ilk kez, bir şike soruşturması terör eylemi olarak tanımlanmış oldu.

Yargılama başladıktan kısa süre sonra Gizli Tanık Güneş ‘in (Tamer Barış Terkeşli) birçok davada farklı isimlerle ilgili gizli tanık ifadesi verdiği, işadamlarını FETÖ’cü diye ihbar etmekle tehdit edip dolandırdığı ve bu nedenle tehdit ve şantaj nedeniyle cezaevinde tutuklu olduğu ortaya çıktı. Buna rağmen mahkeme Zaman gazetesinde yapıldığı söylenen toplantıya katılan kişilerin telefonlarını inceletti. Ancak toplantı yaptığı söylenen kişilerin Zaman Gazetesine gitmedikleri, hatta bazı isimlerin o tarihlerde yurt dışında oldukları ortaya çıktı.

FENERBAHÇE’Yİ ELE GEÇİRMEK Mİ? AMA NASIL?

Öncelikle belirtelim; Fenerbahçe’yi ele geçirileceği iddiası akıldan yoksun bir iddiadır. Nedenini açıklayalım. Eğer Fenerbahçe’yi ele geçirilmesi iddiası ile kast edilen, kulübün yönetiminin ele geçirilmesi ise, bilindiği üzere spor kulüplerinin başkanı ve yönetimi seçimle, yani kongre üyelerinin oylarıyla belirlenir. Şike operasyonu sonrasında bir grup Fenerbahçe yönetimini kendi adamlarından oluşturmak istese bile, Fenerbahçe kongre üyelerinin salt çoğunluğunun oy vermesi gerekecektir. Eğer ele geçirme iddiası doğru kabul edilirse; Fenerbahçe SK kongre üyelerinin salt çoğunluğunun o grubun mensubu veya en azından grup adayına oy vermeye gönüllü olduğunu kabul etmek gerekir. Eğer bir grup kongrede salt çoğunluğu elinde bulunduruyorsa neden şike operasyonuna ihtiyaç duysun ki? Hiç dava dosyasına bakmadan bile iddianın saçmalığı gözümüzün önünde duruyor.

SAVCILIK MÜTALAASI: FENERBAHÇE’Yİ ELE GEÇİRME DİYE BİR ŞEY YOK

İşte bu saçma iddialar temelinde devam eden yargılamada savcılık, mütalaasını mahkemeye sundu.
2011 şike operasyonun kumpas olduğunun iddia edilmesinin tek nedeni vardı. O da Gülen cemaatinin Fenerbahçe’yi ele geçirmek için bu soruşturmayı kurguladığı iddiasıydı. Ancak mahkemeye sunulan savcılık mütalaasını okuduğunuzda bu iddiadan eser bulunmuyor. Hatta bilakis savcı mütalaaya gizli tanık Güneş’in yalan söylediğini açıkça yazmış. Ancak buna rağmen, savcı şike soruşturmasında görev alan polislerin 3000 yıla yakın hapis cezalarıyla cezalandırılmasını talep etmiş. Muhtemel ki savcı, Ali Fuat Yılmazer ve Mehmet Baransu hakkında kumpas davasının reddedilmesine karar veren hakimlerin yaşadığı görevden alma sürecini yaşamak istememiş ve bu akıl almaz yola başvurmuş.

SAVCILIK MÜTALAASI: TAPELER MONTAJ DEĞİL

Organize şube polislerinin şike operasyonunda kumpas kurmakla itham edilip tutuklaması sonrasında, iktidar medyasında şike dosyasındaki tapelerin (telefon görüşmelerinin) montaj olduğu, ekleme-çıkarma yapıldığı gibi yüzlerce iddia ortaya atıldı. Şikeden dolayı ceza alan kişiler de kendilerini kamuoyu önünde hep bu şekilde savundular. İşte bu iddialara da en net cevabı, mahkemeye sunulan mütalaa verdi.

Aziz Yıldırım

Diğer yandan polisler ilk yargılanmaya başladığında iddianamede tapelerin montaj olduğu iddiası yoktu. Savcılık mütalaa ile bir adım daha ileri giderek,  tapelerde montaj olmadığını mütalaaya açıkça yazmış, “tapelere yönelik eksik yazılması, seslerden farklı yazıya çevrilme veya tapelerin silinmesi veya ekleme yapılması gibi bir isnadın bulunmadığı”, “görüntü ve seslerde herhangi bir oynama veya montaj iddiası, veyahut ekleme, çıkarma bir müdahale olduğuna ilişkin bir delilin bulunmadığı” açıkça kayda geçirilmiş.

Kumpas demek, olmayan bir şeyin uydurma delillerle varmış gibi gösterilmesi demektir. Mütalaada da açıkça yazdığı üzere dosyadaki tapeler ve deliller gerçekse, montaj yoksa, halen nasıl şike dosyası için kumpas ifadesi kullanılabilir?

SAVCI’DAN POLİSE; ORGANİZE ŞUBEDE ÇALIŞIYORSAN TERÖRİSTSİN

Mütalaada polisler hakkındaki iddialar da bir hayli ilginç. Örneğin bir organize şube polisi hakkında Bank Asya’ya para yatırma, Bylock kullanma veya SD kart incelemesinde adı geçmesi gibi deliller bulunmadığı yazılmış. Bu satırları okuduğunuzda herhalde savcı bu polis hakkında beraat kararı verilmesini isteyecek diye düşünüyorsunuz. Ama hemen peşinden polisin organize şubede çalışması gerekçe gösterilerek, hakkında binlerce yıl ceza talep edilmiş.

Savcıya göre yurt dışı numarasından SMS almak da suç. Bazı polislerin telefonlarına bir yurtdışı numarasından SMS gönderilmiş olması ceza istenmesine gerekçe yapılmış. Yargılama esnasında polisler bu numaraların reklam mesajı gönderen şirketlere ait olabileceğini belirtip, mahkemeden ilgili ülkelere bu numaraların kime ait olduğunun sorulmasını istedi. Ancak mahkeme bu talepleri kabul etmedi.
Mütalaada kimin aradığı, ne konuşulduğu, gelen SMS’in içeriği belli olmayan ve SMS’e polisler tarafından cevap da gönderilmeyen bu SMS terörist suçlamasına gerekçe yapılmış.

Organize polisinin istihbarat polisi ile görüşmesi de suç. Polislerin savcılık ve İstihbarat Şube ile irtibatlı olmaları da mütalaaya suç olarak yazılmış. Oysa Organize Şube polislerinin İstihbarat Şube polisleriyle ve savcılık ile irtibatlı olmasından daha doğal ne olabilir ki?

SAVCIDAN YENİ SUÇ İCADI; EL İLE İMZA ATMAK

Herhalde mütalaanın en ilginç suçlamalarından birisi şu olsa gerek. Zira savcıya göre polisler tarafından hazırlanan raporların el ile imzalanmış olması suç teşkil ediyor. İşte mütalaada geçen o suçlamalar; “Sanığın imza ve tarihi el ile yazdığı dikkate alındığında”, “Sanığın kendi el yazısı ile isim imza ve tarih atmak suretiyle rapor tanzim ettiği”.

Bir polisin tanzim ettiği rapora el ile imza atması nasıl suç olabilir?

Şike dosyasındaki polis raporlarına baktığınızda; şüphelilerin suç örgütü kurdukları, Peker ve Kürşat Yılmaz gibi mafya gruplarıyla hareket ettikleri, futbolculara para gönderip şike yaptıkları, spor kulüplerinin hesaplarının boşaltıldığı, bazı futbolcuların tehdit edildiği gibi yüzlerce suçlama görmek mümkün. İşte bu raporlar savcılık tarafından tek tek incelenmiş ve bulabildikleri tek suçlama; raporların el ile imzalanmış olması.

Eğer savcılık kumpas iddiasına bu kadar güveniyorsa; tabiatıyla savcılık raporlarda yazan suçlamaların gerçek olmadığını, uydurma delillere dayandığını ileri sürmesini beklersiniz. Ancak mütalaadaki suçlamalar işte bu akla ziyan suçlamalardan ibaret.

Mütalaada da açıkça görüldüğü üzere şike soruşturmasında görev almış polisler hakkında suç olarak ele alınabilecek tek bir isnat bulunmuyor. Ancak buna rağmen polisler hakkında binlerce yıllık hapis cezaları talep ediliyor. Hali hazırda Türkiye’de hiçbir suçu olmamasına rağmen, salt MİT ve Emniyet fişlemelerinde adı geçtiği için binlerce insana ağır hapis cezaları verildiğine şahit oluyoruz. İşte kumpas davası diye nitelenen bu dava da, fişlemelerle ilerleyen diğer davalardan farksız. Üstelik şike soruşturmasında görev aldıkları için tutuklanan ve mesleklerinden atılan polislerin, aynı zamanda Türkiye tarihine damga vurmuş ve siyasi iradenin suçlarını ifşa etmiş birçok operasyonda görev almış isimler olduğu da dikkate alındığında, şike davasının siyasi bir intikam ve siyasi rant davasına dönüştürüldüğünü söylemek mümkün.

  • Soner Koç, Güvenlik Uzmanı
Takip Et Google Haberler
Takip Et Instagram