Sabahattin Ali’yi sınırda öldüren sopa

Bulgaristan sınırından yurt dışına çıkaracağı Sabahattin Ali'yle yol boyunca tartıştıklarını öne süren Ali Ertekin, yazarı kitap okuduğu sırada elindeki bir sopayla kafasına defalarca vurarak öldürdü. Daha sonraki yıllarda, Ali Ertekin'in Millî İstihbarat Teşkilatı mensubu olduğu da iddia edilecekti.

ALİN OZİNİAN 06 Mayıs 2021 YAZARLAR

20 Aralık 1993’te Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, her yıl 3 Mayıs’ın “Dünya Basın Özgürlüğü Günü” olarak kutlanmasını kararlaştırdı. O günden bu yana, dünyada basının uğradığı sansüre dikkat çekmek, gazetecilerin maruz kaldığı baskıyı, şiddeti görmek, öldürülen gazetecileri anmak ve basının demokrasideki rolünü hatırlatmak amacıyla 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü olarak kutlanıyor.

Fakat bu hafta 3 Mayıs’ta, bazı çevrelerin Türkiye’yi AKP’den kurtaracağını düşündükleri siyasi liderleri Türkiye’de basının durumunu, özgürlüğü elinden alınan gazetecileri değil, Türkçülük gününün önemini vurgulamayı seçtiler.

Türkiye’de basının bugün geldiği yere bakmadan önce, Türkçülük günü nedir ona bir göz gezdirelim.

Alışılmış açıklamaya göre Türkçülük Günü, “Irkçılık-Turancılık davasının gerekçelerinden biri olarak gösterilen Hüseyin Nihal Atsız – Sabahattin Ali davasının 3 Mayıs 1944 tarihli duruşmasından sonra yaşanan “Ankara Nümayışı’nı” anmak amacıyla, ilk defa 3 Mayıs 1945 tarihinde Tophane Askerî hapishanesinde Nihal Atsız, Zeki Velidi Togan, Nejdet Sançar ve Reha Oğuz Türkkan başta olmak üzere 10 mahkûm tarafından kutlanmıştır. Daha sonraki senelerde de devam eden toplantılar Türkçülük Günü (Bayramı) adını almıştır.”

3 Mayıs, Sabahattin Ali’nin Türkçü Nihal Atsız’ın hedef göstermelerine karşı açtığı davaya yönelik en büyük protestonun yıldönümü kısaca. Sabahattin Ali’nin kitaplarının yakıldığı, ırkçı söylemlerin havada uçuştuğu, “Türkçülüğü yaraladığı”nı düşünenlerin başarıya ulaşacak cezalandırma planlarının kurulmaya başladığı tarih.

Türkiye o yıllarda II. Dünya Savaşı’nın etkisi altındaydı, Avrupa’da ırkçılığın yükselmesi Türkiye’de oldukça net hissedildi. İktidar kendine göre bir denge politikası uyguluyor gibi görünse de, Türkçülüğe destek veriyor, Türkçüleri küstürmek istemiyordu.

“Biz Türk’üz, Türkçüyüz ve daima Türkçü kalacağız. Bizim için Türkçülük bir kan meselesi olduğu kadar ve bir vicdan ve kültür meselesidir”. Dönemin Başbakanı Şükrü Saracoğlu 1942’deki Meclis konuşmasında demişti bu sözleri.

Hasan Âli Yücel’in Milli Eğitim Bakanı olması ile Sabahattin Ali ve diğer sol görüşlü entelektüeller az sayıda da olsa devlet görevlisi olabilmeye başladılar ve bu gelişme, Türkçülerin onları bir anda açıkça hedef gösterimesi ile devam etti.

20 Şubat 1944’te, Nihal Atsız’ın Saraçoğlu’na yazdığı ve Orkun dergisinde yayımladığı kin dolu mektubunda bazı öğretmenleri hatta öğrencileri hedef gösterdi. Bugün hala tanıdık, modası geçemeyen bir tarzdı bu, bir jurnallemeydi.

21 Mart 1944’teki ikinci açık mektubunda “Bunlar (Sosyalistler), vatan düşmanlarına karşı pek kayıtsız davranan Maarif Vekâleti’nin gafletinden faydalanarak mühim yerlere geçmişler ve oradan zehirlerini saçmaya başlamışlardır.” diyordu.

Hep aynı hikaye, “vatan düşmanları”, “yabancı uşakları”…

Bu hedef göstermeler nihayetinde Sabahattin Ali’nin öldürülmesiyle sonuçlandı.

Nihal Atsız’ın hakaret ve küfür mektuplarından dört yıl sonra Ali, yurt dışına kaçarken, kendisine mihmandar olan kişi tarafından öldürülecekti…

Sabahattin Ali, Bulgaristan sınırını aşarak Avrupa’ya ulaşmayı planlamıştı. Kendisine yasal yollardan pasaport verilmediği için kaçak yollarla bu amacına ulaşmaya çalıştı. Bu da tanıdık değil mi?

Bulgaristan sınırını denemeden önce Suriye sınırından kaçmak istemiş fakat başarılı olamamıştı.

Avrupa’ya kaçış için kendisine yardım edecek kişi Üsküdar Paşakapısı Cezaevi’nden Berber Hasan’dı. Berber Hasan, Sabahattin Ali’yi Ali Ertekin’le tanıştırdı.

Sabahattin Ali’ye rehberlik edecek Ali Ertekin eski bir subaydı ve silah çalmak suçundan ordudan ihraç edilmişti.

Ali Ertekin’in cinayetten sonra savcılığa verdiği ifadede Sabahattin Ali’nin, sınırı geçtikten sonra Bulgaristan ve Rusya’da çalışmalar yaparak Türkiye’de komünist bir ihtilal çıkaracağını söylediği ve konuşmalarından onun kötü bir insan olduğunu düşündüğü yer aldı.

Nokta dergisindeki bir röportajında ise yol boyunca Sabahattin Ali’yle tartıştıklarını ifade etti. İlerleyen vakitlerde Ertekin, Sabahattin Ali’yi kitap okuduğu sırada elindeki bir sopayla kafasına defalarca vurarak öldürdü.

Öldürmesine gerekçe olarak da millî hislerini tahrik ettiğini öne sürdü. Daha sonraki yıllarda, Ali Ertekin’in Millî İstihbarat Teşkilatı mensubu olduğu da iddia edildi.

Türkiye’yi AKP’nin elinden kurtaracağına inanılan bazıları bu yıl göğüslerini gere gere bu günü, Sabahattin Ali’nin katillerinin başarısını kutladılar…

Türkiye bu yıl da Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nü gazeteci ve meslek örgütlerine yönelik baskı, sansür, erişim engelleri ve kapatmalar ile karşıladı.

Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) örgütünün “Dünya Basın Özgürlüğü 2020 Endeksi”ne göre Türkiye listedeki Bangladeş, Rusya ve Demokratik Kongo Cumhuriyeti gibi ülkelerin ardından 153. sırada yer aldı.

Endeksin ilk kez yayımlandığı 2002 yılında 99’uncu sırada yer alan Türkiye, 2016’da 151, 2017’de 155, 2018 ve 2019’da 157, 2020’de ise 154’üncü sırada yer aldı.

Dicle Fırat Gazeteciler Derneği’nin (DFG) “2020 Yılı Gazetecilere Yönelik Hak İhlalleri Raporu”na göre Türkiye’de halen en az 90 gazeteci tutuklu bulunuyor. Aynı rapora göre geçtiğimiz yıl ülkede erişim engeli getirilen haber sayısı ise bin 960.

Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS)raporuna göre son 1 yıl içinde 57 gazeteci toplam 144 gün gözaltında kaldı, 6 gazeteci gözaltındayken darp edildi. Aynı sürede 128 farklı davada 274 gazetecinin yargılandığını aktaran rapora göre, bu davalar sonucunda da gazetecilere toplam 226 yıl 8 ay 25 gün hapis cezası verildi.

ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken bu yıl Dünya Basın Özgürlüğü Günü mesajında: “Türkiye 2020’de en fazla gazetecinin tutuklandığı 3 ülkeden biri.” dedi.

Türkiye’nin yolu demokratikleşmeye doğru gitmiyor, demokrasilerde gazeteciler haber yaptıkları, gerçekleri paylaştıkları ve iktidarları eleştirdiğinde hedef gösterilmez , sözlü ya da fiziksel saldırılara uğramazlar. Doğruya her ışık tutmaya çalıştıklarında terörist yaftası vurulacağını bilmez, işini yaptığı için potansiyel hain olarak görüldüğünü hissetmez.

Bugün ne yazık ki Türkiye’de muhalefet de basının önemini ve değerini gerektiği gibi idrak etmiyor. Basın emekçilerinin yanında yeterli derecede durmuyor. Dursa bu 3 Mayıs farklı olurdu.