Ruth Ginsburg: Halkın hukukunu devlete karşı savunmak

ABD'nin Anasaya Mahkemesi yargıçlarından Ruth Bader Gingsburg (RBG) geçtiğimiz hafta 87 yaşında hayatını kaybetti. Ruth Bader Ginsburg, yalnızca hukuk alanındaki başarılarıyla değil kültürel bir ikon ve feminist kahraman olarak da öne çıkan bir isimdi. Ginsburg’ün kaybının ardından duyulan derin üzüntü, dünyanın her yerinde, güçlünün değil haklının yanında durabilen cesur hukukçulara ne kadar ihtiyaç olduğunu bir kere daha gösterdi.

KRONOS 27 Eylül 2020 PORTRE

SEVGİ ÖZÇELİK

Ruth Bader Ginsburg, New Jersey’de Legal Studies Programı’na başladığımda öğrendiğim ilk isimlerden biriydi. 2016’nın Temmuz ayında hukukun fiilen bittiği ülkemden ayrılmış, “bir hafta sonra dönerim” diye bir sırt çantasıyla geldiğim Amerika’da ikinci yılımı doldurmuştum. Türkiye’de 12 yıldır çeşitli proje ve yayınlarla emek verdiğim insan hakları, 15 Temmuz’da yerle bir edilen temel hukuk kaidelerinin enkazı altında yitip gitmiş, “nasıl yani, her şey boşuna mıymış ?” sorusu ve içimde koca bir boşlukla kalakalmıştım.

Geride bıraktığım ülkede hukukla bir meselem olduğundan mı, yoksa yıllarca seyrettiğim Amerikan polisiye ve mahkeme filmlerinin etkisi mi bilmem, Amerika’da hukukla ilgili bir bölüm okumak istedim. Legal Studies – Paralegal Programı’na başladıktan birkaç hafta sonra, 17 Eylül Anayasa Günü’nde (Constitution Day) profesör bize anayasanın bu ülke için neden çok önemli olduğunu anlatırken, sık sık Anayasa Mahkemesi hakimlerinden Ruth Bader Ginsburg’e (RBG) atıf yaptı. Bu ufak tefek ve kırılgan görünümlü kadının, Amerikan tarihinin en önemli figürlerinden biri olduğunu öğrenince hayatıyla ilgili okumaya başladım.

Annesinin etkisi

Bir süredir Ginsburg’ün, bir hukuk profesörü tarafından kaleme alınan geniş kapsamlı biyografisi A Life’ın sesli kitabını dinliyordum. Dinledikçe, New York’ta göçmen, Yahudi, orta halli bir ailenin kızı olarak dünyaya gelen Ginsburg’ün, bir hukukçunun hayal edebileceği en yüksek makam olan Anayasa Mahkemesi’ne giden yolculukta ve kadın hakları hassasiyetinde, genç yaşta kaybettiği annesi Cornelia Bader’in büyük bir etkisi olduğunu gördüm.

Ginsburg’ün annesi Cornelia, çok istemesine rağmen yüksek eğitim alamamış ve abisi üniversitede okuyabilsin diye genç yaşta çalışmak zorunda kalmış. Erkek değil kız çocuğu olduğu için kendi hayallerinden vazgeçmek zorunda kalmanın etkisiyle, kızına çok küçük yaşlardan itibaren okumayı sevdirmiş ve kısıtlı ev bütçesinden her ay düzenli olarak üniversite masrafları için bankaya para yatırmış. Fakat Cornelia, kızı başarılarla dolu eğitim hayatının daha başındayken, lise mezuniyetinden bir gün önce kanserden vefat etmiş. Annesini kaybettiği için lise mezuniyet törenine katılıp konuşmasını yapamayan Ruth Bader Ginsburg’ün, yıllar sonra Anayasa Mahkemesi’ne aday gösterildiği törende kurduğu ve dönemin başkanı Bill Clinton’ın dinlerken gözyaşlarını tutamadığı şu cümlesi, annesinin Ginsburg üzerindeki derin etkisini gösteriyor: “Kadınların ümit edebildikleri, hedeflerini gerçekleştirebildikleri ve kız çocuklarına oğullar kadar değer verilen bir çağda yaşasaydı annemin ulaşacağı noktaya varabileyim diye dua ediyorum.”

Neden cinsiyet eşitsizliği?

1950’lilerin Harvard Hukuk Fakültesi’nde erkek öğrenciler arasında bir avuç kız öğrenciden biri olarak yaşadığı zorluklar -dekanın bölümdeki dokuz kız öğrenciye yönelttiği “neden bir erkeğin yerini alarak, o sınıfta bulunmaya hakkınız olduğunu düşündünüz?” sorusu-  Harvard’dan transfer olduğu Columbia Üniversitesi’ni çok iyi bir dereceyle bitirdiği halde New York’ta hem kadın hem de genç bir anne olduğu için hukuk şirketleri tarafından işe alınmaması, Ruth Bader Ginsburg’ü akademiye yöneltmiş. 1970’lerde Rutgers Üniversitesi’nde hocayken, kontratını yenilemezler endişesiyle hamileliğini bol giysilerle saklamak zorunda kalmış, avukat kocası iyi kazanıyor diye erkek akademisyenlerden daha az maaş almış. Kendi hayatında da yansımalarını gördüğü kadın hakları konusundaki problemler, RBG’nin çalışma alanı haline gelmiş. Cinsiyet eşitsizliği ve sivil haklar konusunda stratejik davalarda altı kez Anayasa Mahkemesi’nin önüne çıkmış ve beşini kazanmış.

Kelimelerin gücü

Hayatını okurken beni Ginsburg’e çeken şeylerden biri de üniversitedeyken ünlü romancı Vladimir Nabokov’dan edebiyat dersleri almış olmasıydı. “Kelimelerin gücüne” inanan RBG yazmaya olan özel ilgisinde Nabokov’un etkisi olduğunu zaman zaman ifade etmiş. Anayasa Mahkemesi’nin ikinci kadın üyesi seçildikten sonra, davalarla ilgili kaleme aldığı görüş yazıları, klasik hukuki metinlerin ötesinde bir ilgi görmüş. Elbette bunda, görüş açıklayacağı davaların karar gününde, siyah hakim cübbesi üzerine taktığı çeşitli yakaların da etkisi olmuş. Ginsburg bazen renkli ve gösterişli, bazen beyaz ve sade yakalarıyla, çoğunluğunu erkeklerin oluşturduğu Anayasa Mahkemesi üyeleri arasında sadece kelimeleriyle değil, bir kadın olarak da kendini ifade etmiş. Ölümünün ardından kaleme alınan yazılardan birinde, RBG’nin yakalarının sadece bir aksesuardan ibaret olmadığı ve “Ortaçağda şövalyelerin savaş meydanında korunmak için giydikleri zırh” vazifesi gördüğü ifade ediliyordu.

Ruth Bader Ginsburg, yalnızca hukuk alanındaki başarılarıyla değil kültürel bir ikon ve feminist kahraman olarak da öne çıkan bir isimdi. Hayatıyla ilgili yapılan fimler, belgeseller, yayımlanan kitaplar, o meşhur yakalarıyla resmedildiği tişörtler, Amerikalıların, adaleti, haksızlığa uğrayanların yanında durarak tesis etmeye çalışan Ruth Bader Ginsberg’e ne kadar düşkün olduklarını gösteriyordu.

Yaptığı konuşmalardan birinde, Anayasa Mahkemesi hakimlerinin toplumsal ve siyasal sistemdeki kırılmaları ilk gören kişiler olarak çok kritik bir noktada durduklarını ifade eden Ruth Bader Ginsburg’ün vefatı, yaklaşan seçimler nedeniyle endişeli Amerikan toplumunu iyice kaygılandırdı.

İnsan hakları için onca çaba boşuna mıydı?

Haberlerde ölümünün ardından Anayasa Mahkemesi önünde RBG için çiçekler, notlar bırakan, mumlar yakan binlerce Amerikalıyı seyrederken, yazının başında sorduğum soruyu düşünüyorum: İnsan hakları için onca çaba boşuna mıydı?

Türkiye’den, devlet eliyle düşmanlaştırılmış kişileri savunan avukatların gözaltına alındığı, avukatların adil yargılanma talebini dile getirebilmek için hayatlarından vazgeçtiği haberlerinin geldiği bu karanlık günlerde, umudu diri tutmak kolay değil. Başta sadece hukukçu kimliğiyle tanıdığım, okudukça cesaretine hayran olduğum Ruth Bader Ginsburg’ün kaybının ardından duyulan derin üzüntü, dünyanın her yerinde, güçlünün değil haklının yanında durabilen cesur hukukçulara ne kadar ihtiyaç olduğunu bir kere daha gösterdi.

Ginsburg’ü tanıdıktan sonra soruma, “insan hakları alanında yapılan her şeyin karşılığı var ve haksızlığa uğrayanların yanında durmak her zaman çok kıymetli” cevabını verebiliyorum.

Takip Et Google Haberler
Bizi Instagram'dan takip edin Instagram