‘Erdoğan için Libya’da savaş, bazı batılı ülkelerde banka hesapları demek’

Rusya uzmanı Has: İktidardan düşme emaresi gösterdiklerinde banka hesapları diktatörlerin erişimine kapatılır...

ALİN OZİNİAN   12 Temmuz 2020 SÖYLEŞİ

Rusya uzmanı Kerim Has, Türkiye’nin de müdahil olduğu Libya’daki savaşın son durumunu Kronos için yorumladı. Savaşın Türkiye’yi ekonomik ve siyasi yönden olumsuz etkilediğini belirten Has, ABD-İngiltere ikilisinin Erdoğan’ı Libya’daki “taşeron güç” olarak kullandıklarını düşündüğünü aktardı. Libya’daki Türkiye varlığının ileride ülkeyi uzun bir “suç faturasıyla” muhatap kılabilecek bir pozisyona sürüklediği söyleyen Has, Erdoğan ve ailesinin ve pek tabii yakın çevresinin Libya’daki savaştan ciddi paralar kazandıkları düşünüyor.

Libya’da, TSK’nın hava savunma sistemleri kurduğu Vatiyye üssünün ‘kimliği belisrsiz’ uçaklar tarafından bombalanmasının çatışmalara etkisi sizce nasıl olacak?

Bu biraz Türkiye’nin vereceği tepkiye bağlı. Henüz üssün bombalanmasının faili resmi düzeyde ilan edilmedi. Ama failinin kim olduğu konusunda yetkililerin kafasının net olduğunu düşünüyorum. Bu devirde bu tarz bir hava saldırısının failinin meçhul kalabileceğini zannetmiyorum. Şahsi kanaatim, Ankara’nın bu konuda zaman kolladığı, kendisi için uygun gördüğü anda saldırının gerçek failine olmasa da faili addettiği veya güç dengelerini göz önüne alarak faili olarak görmek istediği adrese karşı bir tepki vereceği yönünde.

Saldırı Libya’da taraflar arasında gerilimi daha da tırmandırır mı?

Evet, saldırının Libya’daki gerilimi daha da tırmandırması pek olası. Kısa vadede Libya’da kalıcı bir ateşkes zor. Erdoğan’ın Vatiyye’yi Türk hava üssüne dönüştürmeye çalıştığını düşünüyorum. Bunun için de muhtemel askeri sevkiyatını artırarak yeni teçhizatla Vatiyye üssünü güçlendirmeye çalışacaktır. Rusya’nın bölgede artan nüfuzuna Türkiye üzerinden veya Türkiye aracılığıyla ket vurmak isteyen ABD cenahının da buna yeşil ışık yakmış olması gayet olası. Ancak bu durum, Libya’nın tümünün Türkiye’ye terk edileceği anlamına gelmiyor. Büyük güçler olarak Rusya’sından Fransa’sına, bir bölge gücü olarak Mısır’a, Hafter destekçilerinin “taşeron gücü” olarak adlandırabileceğimiz Birleşik Arap Emirlikleri’ne (BAE) kadar diğer aktörlerin de kendilerine yönelik planları var. Dolayısıyla önümüzdeki dönemde bu güç mücadelesinin bir süre daha yönetilebilir düzeydeki çatışmalarla devam edeceği ve Libya’daki fiili ikiye bölünmenin sınırlarının daha net bir şekilde çizileceği kanaatindeyim. Ayrıca, vekiller üzerinden yürütülen savaşta “aşama” atlanarak çatışmaların zannımca devletler düzeyine taşınacağı bir sürecin de arifesindeyiz.

Rus Nezavisimaya Gazetesi’ne bu saldırıda “Hafter güçlerinin Rusya’nın ‘hediyelerini’ kullandığı tahmin ediliyor.” diye yazdı. Kimi iddialara göre ise saldırıda Mısır’dan havalanan bir Birleşik Arap Emirlikleri uçağı kullanıldı. Sizce saldırı hangi ülke tarafından yapılmış olabilir?

Zannediyorum, işin içinde bizzat Rusya veya Rus uçakları olmuş olsaydı, şimdiye kadar ABD tarafından bu konuda Moskova’yı işaret eden net açıklamalar gelmiş olurdu. Bu kadar süre geçmesine rağmen bunun gelmemiş olması, saldırının Washington’ın bölgedeki müttefiki veya müttefikleri tarafından gerçekleştirilmiş olma ihtimalini güçlendiriyor. Öte yandan, Fransa ile ABD arasında bazı gerginlikler var.

TSK hedeflerine saldırıyı Akdeniz’de Türkiye ile gerginlik yaşayan Fransa yapmış olabilir mi?

Fransa’nın da Türk askeri varlığına dair bu tarz doğrudan bir saldırı yapma olasılığı – en azından şu aşamada – bana pek yüksek gelmiyor. Ankara’nın Libya’ya silah ambargosunu deldiği suçlamasıyla Türk firkateynleriyle Libya açıklarında haziran ayında yaşadığı ciddi gerginliğe rağmen güce başvuramaması, sonrasında NATO’nun Türkiye’yi kollayan tavrı Fransa’yı kızdırmış olsa bile, Paris’in, Türk askeri varlığını Vatiyye’de düşman hedef olarak vurmasına yol açan yeterli bir gerekçe bence üretmiyor.

Mısır ‘Sirte kızmızı çizgimiz’ açıklamsı yapmıştı. Kahire’nin rolü olabilir mi?

Mısır ise bir ihtimal olarak daha fazla öne çıkıyor ama daha önce Cufra askeri üssü ile Sirte petrol bölgesini Mısır’ın kırmızı çizgisi ilan eden Sisi’nin de Vatiyye üzerinden Türkiye’yle bir savaş aradığı kanaatinde değilim. Ancak bütün bahsi geçen bu güçlerin ve belki de Türkiye’yi desteklediği varsayılan aktörlerin, Vatiyye saldırısından hoşnut olmadığını ileri sürmek de pek mümkün değil. Dolayısıyla buna zemin oluşturacak ve bu saldırıyı kolaylaştıracak askeri, lojistik, silah, istihbarat desteğini, Rusya da Fransa da Mısır da ABD de İngiltere de veya başka güçler de açık veya örtülü vermiş ve bu saldırının yolunu açmış olabilirler. Buna en uygun “taşeron güç” olarak ise bu göreve dünden razı BAE öne çıkıyor.

SALDIRI TÜRKİYE’Yİ SAVAŞA DAHA FAZALA ÇEKMEK İÇİN YAPILMIŞ OLABİLİR

BAE’nın böyle bir operasyon kapasitesi var mı?

Saldırıda kullanılan uçaklar bizzat BAE’ye ait uçaklar olmayabilir, uçağı kullanan pilotlar BAE pilotları olmayabilir, uçakların havalandığı pist de BAE pisti olmayabilir, ama bunların hepsini epey parası olan BAE’nin ödünç alarak, kiralayarak, izin alarak kullanmış olma ihtimali hiç de düşük değil. Eğer herkesin işine geliyorsa, bu mümkün. Hafter destekçileri Vatiyye saldırısıyla Türkiye’ye “haddini bil!” derken, Serrac’ın arkasındaki güçler Türkiye’yi Libya savaşının içine daha fazla iteklemek istemiş olabilirler. Bu, Türkiye’nin savaşı değil ve olmamalı. Ama Libya’daki savaşta finansal kaynaklarını hayli artıran Erdoğan ve çevresinin de bu durumdan rahatsız olduğu kanaatinde değilim. Bu yüzden bir şekilde bütün aktörlerin “konsensüsü”, “göz yummaları” ve “onaylamalarıyla” BAE’nin Vatiyye saldırısını gerçekleştirme ihtimali bana pekâlâ mümkün geliyor.

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın Libya’ya ziyareti sonrasında gerçekleşmesi, üsse saldırıyı kimin gerçekleştirildiği tartışması daha da kritik hale getiriyor. Bu bir mesaj olabilir mi?

Pek tabii, mesaj olduğu kesin. Akar’ın ziyaretinde Serrac tarafıyla Libya’da Türkiye’nin askeri üs kurması, Türk güvenlik kuvvetlerine dokunulmazlık zırhı sağlanması, Trablus hükümetini her türlü tehlikeye karşı koruma gibi hususlarda yeni askeri mutabakatlar da sağlandı. Akar-Güler ikilisinden önce de Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Maliye ve Hazine Bakanı Berat Albayrak, MİT Başkanı Hakan Fidan ve Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın’ın Trablus ziyareti olmuştu. Dolayısıyla Ankara’nın Libya’yı önümüzdeki dönemde sadece dış değil, iç politikanın da merkezine yerleştireceği görülüyor. Yine Libya’daki çatışmalara daha fazla müdahil olacağı da net. Bahsi geçtiği üzere, gerçek faile göre Türkiye’ye verilmek istenen mesaj değişebilir. Erdoğan’ın düşman bellediği güçler açısından saldırıyla birkaç mesajın verildiğini düşünüyorum.

TSK unsurlarının da bulunduğu üsse saldırarak hangi olası fail ne mesaj vermek istemiş olabilir?

Birincisi, Türkiye’ye Libya’da başarı kazanıp güçlü olduğunu düşündüğü mevzilerde “haddini bil!” denerek “daha fazla ileriye gitmemesi gerektiği” mesajı verilmiş oldu. Ama dediğim gibi bu mesajı Erdoğan’ın dinleyeceği kanaatinde değilim.

İkincisi, Vatiyye üssünün Türk askerinin konuşlanması için uygun bir yer olmadığı mesajının verilmek istendiğini de düşünüyorum. Bu mesaj ise ters tepebilir. Bu mesajı da almak istemeyen Erdoğan’ın Vatiyye’yi Türk askeri personeli ve ekipmanıyla daha fazla güçlendirme şıkkını tercih edeceğini tahmin ediyorum.

İDLİB’TE TÜRK ASKERİ VURULDU ERDOĞAN MOSKOVA’NIN YOLUNU TUTMAK ZORUNDA KALDI

Üçüncüsü, Türkiye’nin böyle bir saldırıya karşı nasıl bir tepki vereceği ve Libya’da savaşı nereye taşıyabileceği ölçülmek istenmiş olabilir. Bu, ilerleyen günlerde netleşecek. Bilindiği üzere, geçen şubat ayında onlarca Türk askerinin hayatını kaybettiği İdlib saldırısında Türkiye sessizliğini korumak, Erdoğan da Moskova’nın yolunu tutmak zorunda kalmıştı. Ancak Rusya’nın onayıyla Türk drone’ları birkaç günlüğüne Bahar Kalkanı Harekâtı adı verilen hava saldırılarıyla Suriye rejim ordusu ve İran destekli milislerin bazı mevzilerini vurabilmişti. Ama neticede, giden askerlerin hayatı geri gelmedi. Eğer Vatiyye üssüne saldırı sonrası Türkiye tepkisiz kalırsa, yeni saldırıların olması kaçınılmaz. Eğer bir şekilde tepki verirse, ki ben öyle olacağı kanaatindeyim, o zaman da çatışmaların artması kaçınılmaz.

ÜLKELERİN KIRMIZI ÇİZGİLERİNİN PEMBEYE DÖNÜŞMESİ GÜÇ DENGESİYLE İLGİLİ 

Dördüncüsü ise Ankara’nın Libya’ya sevk ettiği hava ve füze savunma sistemleri ile askeri teçhizatın bölgedeki güç dengelerinde Hafter aleyhine oluşturduğu değişiklik göz önüne alındığında, Ankara’nın bu güç çarpanının biraz tırpanlanmak istendiğini düşünüyorum. Ama pek muhtemel ki Erdoğan, S-400’ler hariç, Türkiye’nin sınırlı sayıdaki hava ve füze savunma komplekslerinin önemli bir kısmını Libya’ya yığmaya, az sayıda kalmış pilotunu ve yetişmiş havacı personelini bu ülkeye göndermeye, askerinin enerjisini İdlib, Libya, Somali, Katar gibi coğrafyalarda bu tarz maceralarla tüketmeye devam edecek. Libya’da Ankara, arabuluculuk rolüyle Türkiye’nin çıkarlarını maksimize edebilecekken, maalesef, askeri potansiyelini ve kaynaklarını ülke yöneticilerinin şahsi emelleri uğruna harcayıp üstüne caka satan bir iktidara sahip…

Mısır, Sirte’nin kırmızı çizgisi olduğunu söylemişti, bu üssün ise Sirte’ye yönelik harekât için hava destek üssü olacağı yazılıyordu. Böyle bakacak olursak, Türkiye, petrol üretimi ve dağıtımı ve iktisadi açıdan son derece önemli bir yer olan Sirte’den vazgeçebilir mi?

Vazgeçmesi zor, ama Sirte’nin Türkiye’ye devrinin hemen gerçekleşmesi de pek mümkün durmuyor. Libya’daki savaşın daha henüz başlarında olduğumuz kanaatindeyim, bu yüzden şu an imkânsız görünen şeyler zaman ilerledikçe mümkün hale gelebilir. Açıkçası, Mısır’ın kırmızı çizgilerinin haddizatında pek bir önemi yok, gerektiği veya şartlar elverdiği takdirde, üstü çizilebilir bu çizgilerin. Ama bundan daha önemli olan, Mısır’ın bu konuda yalnız olmaması, en azından şu an. Moskova’nın da Paris’in de Sirte konusunda halihazırda Kahire’yle aynı safta olduğu görülüyor. Dolayısıyla bu kırmızı çizgilerin pembeye dönüşmesi, daha ziyade sahadaki güç dengeleriyle ilgili. Yoksa, daha önce kimlerin, kimlerin kırmızı çizgilerinin üstü karalanmadı ki… Suriye’de… Ukrayna’da… Libya’da…

ABD-İNGİLTERE LİBYA’DA  ERDOĞAN’I “TAŞERON GÜÇ” OLARAK KULLANIYOR

Mısır’ın F-16’larının Libya’da uçup uçmaması da önemli ölçüde Washington’ın iznine tabi. Zannımca Sisi’nin kırmızı çizgileri ile Erdoğan’ın hırsları arasındaki gri alanı Mısır ve Türkiye’nin çıkarları değil, daha ziyade büyük güçlerin stratejileri belirleyecek.

Türkiye’nin Libya’da büyük güçlerin stratejilerine göre yer aldığını mı düşünüyorsunuz?

Erdoğan, Suriye ve Libya’da cihatçıları “taşeron” olarak kullanırken, özellikle ABD-İngiltere ikilisinin de Libya’da asıl “taşeron güç” olarak Erdoğan’ı kullandıklarını düşünüyorum. Hakaret veya küçük düşürme amaçlı söylemiyorum, sadece analojiyle meseleyi akla yakınlaştırma açısından ifade edersek, “eşek aynı eşek, sadece semeri farklı”…

İdlib’de Moskova’yı yoran, oyalayan Erdoğan, Libya’da da yine bu ikilinin arzusu istikametinde Rusya’nın nüfuzunun genişlemesine set çekme görevi üstlenmiş gözüküyor. Jeopolitik bağlamda olay, tek başına değil ama biraz bundan ibaret…

Fransa’nın Türkiye’ye karşı sahaya inmesi Ankara’nın Libya stratejisini nasıl etkiliyor?

Fransa’nın Libya’da Türkiye’ye karşı sahaya ne ölçüde indiğinden emin değilim. Ama her halükârda Fransa’nın Libya’daki tutumunun Ankara’nın stratejisini hayli zorlaştırdığı ve Erdoğan’ın başını ağrıttığı kanaatindeyim. Fransa, büyük bir askeri güç, dünya silah ihracatında ilk beşte yer alan bir ülke. Hafter’e ne ölçüde silah desteği verdiği ayrı konu, ama BAE, Fransa’nın silah ihracatında en büyük müşterisi. Fransa’nın yurtdışındaki en büyük askeri üssünün de BAE’de olduğunu unutmamak lazım. 2019’da toplam silah ihracatı 8,3 milyar Euro olan Fransa’nın sadece BAE’ye sattığı silahların tutarı 1,5 milyar Euro. Bölgede Mısır, Suudi Arabistan gibi yine Erdoğan karşıtları da Fransa’dan yüksek tutarlarda silah alıyor. Bu açıdan, Erdoğan’ın Libya’daki siyasi-askeri-ekonomik hırslarına gem vurabilecek bir aktör Fransa.

FRANSA, ERDOĞAN’IN BAŞINI AĞRITABİLİR

Fransa önemli bir siyasi-diplomatik güç de aynı zamanda. BM Güvenlik Konseyi’nin beş daimi üyesinden biri. Ankara’nın Libya’ya silah ambargosunu deldiğine, Suriye’den buraya cihatçıları taşıdığına, Serrac tarafıyla kaçak petrol ticaretine girdiğine dair iddiaları raporlayıp dünya kamuoyuna rahatlıkla taşıyabilecek ve dengeler elverdiği ölçüde Erdoğan’ı önemli ölçüde yalnızlaştırabilecek bir güç.

Fransa BM Güvenlik Konsyi nezdine Türkiye’ye karşı bir girişim başlatabilir mi?

BM Güvenlik Konseyi’nde Ankara’nın Libya’daki müttefiki Serrac hükümetinin meşruiyetini belli ölçüde sorgulatabilecek bir aktör. Tabii ki bunları yaparken, Erdoğan’a verebileceği rahatsızlığın boyutları, en azından diğer dört daimî üyeden ABD-İngiltere ile Rusya-Çin ikililerinden alabileceği destekle de doğrudan ilgili. Ama her halükârda Fransa’nın Erdoğan için baş ağrısı olma kapasitesi hayli yüksek.

Yine Fransa’nın AB içinde de Erdoğan’ı sıkıştırmaya çalışacağı öngörülebilir. Bu politikanın da başarısı pekâlâ Almanya ve İtalya gibi AB’nin diğer ağır toplarının pozisyonuna bağlı. Ancak yine de önemli bir askeri ve deniz gücü olan, Afrika, Ortadoğu ve Akdeniz’de ciddi nüfuzu bulunan, ekonomisi Türkiye’ninkiyle kıyaslanamayacak derecede güçlü olan Fransa’yı Erdoğan’ın hafife almasının hem kendisini zora sokabileceği hem de Türkiye’nin çıkarlarına oldukça zarar verebileceği kanaatindeyim.

Türkiye “gereksiz” bir savaşla Libya’da ülke çıkarlarını tehlikeye mi atıyor? Bölgesel bir aktör olma hevesi mi Türkiye’ye bunu yaptıran? 

Evet, hiç şüphem yok, Erdoğan’ın Türkiye’yi Libya’da gereksiz, Türkiye’nin kendisinin olmayan, zaten hayli yıpratılmış askeri gücünü daha da zayıflatan, ekonomisi dahil enerjisini tüketen, ülkeyi ileride karşısına çıkması pek muhtemel uzun bir “suç faturasıyla” muhatap kılabilecek bir savaşa sürüklediği kanaatindeyim. Bölgesel aktör olma hevesi varsa, bunun yolu, savaşa bu şekilde müdahil olmak olmamalıydı, arabuluculuk ile bu hedefinde daha sorunsuz ve az masraflı bir şekilde mesafe alabilirdi. Zira bu müdahil olma tarzı, Türkiye’yi bölgesel aktör yapmanın aksine, ülkenin sadece Libya’da değil, bölgedeki çıkarlarına da olağanüstü derecede zarar veriyor…

ERDOĞAN VE AİLESİ LİBYA’DA CİDDİ PARALAR KAZANIYOR

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın başka hedefleri, motivasyonları olabilir mi?

Ankara’daki iktidara, bilinçli bir şekilde bu yanlışı yaptırdığını düşündüğüm birkaç nedenin olduğu kanaatindeyim. Her şeyden önce birincisi, para. Erdoğan ve ailesinin ve pek tabii yakın çevresinin Libya’daki savaştan ciddi paralar kazandıkları rahatlıkla söylenebilir. Serrac tarafına satılan drone’lar, zırhlı araçlar, silahlar vs. milyarlarca dolara tekabül ediyor. Bu “kazançtan”, işin ahlaki tarafı bir yana, Türkiye’nin toplum olarak bir şey kazanmadığı açık.

İkincisi, petrol ve gaz. Bu da pek tabii yine para demek. Ama bundan daha önemlisi, Türkiye’de “milli diktatörlük” rejiminin uzun yıllar devamı için pek muhtemel ki hammadde kaynağı gerektiği düşüncesi hâkim Ankara’da. Bu kaynağın da önemli bir adresi olarak Libya öne çıkıyor. Pek tabii para ve petrol, bazı Batılı ülkelerde banka hesapları demek. Banka hesapları ise iktidardan düşme emaresi gösterdiklerinde diktatörlerin erişimine kapatılır, haksız ve illegal kazançların kullanımı büyük ölçüde bu hesapların olduğu ülkelerin insafına kalır. Dolayısıyla hesapların nerede açıldığının iziyle Ankara’nın Libya’da kimin stratejisini izlediğinin ayak izleri zannımca bakıldığında aynı adrese çıkacaktır. Bir başka deyişle, Libya’da birilerinin “para yapması” bazı ülkeleri gayet memnun ediyor da olabilir.

Diğer taraftan Avrupa ülkelerine karşı Afrika’dan göçmen akışını kontrol altına alıp gerektiğinde AB’ye karşı bu meseleyi Suriye’de olduğu gibi Libya üzerinden de “şantaj” olarak kullanabilmek ve bu şekilde, Avrupa’yı Türkiye’deki mevcut iktidara önemli ölçüde mahkûm hale getirmek de Erdoğan’ın Libya politikasının bir parçası olsa gerek. Kıta Avrupası’na karşı baskı aracı olarak “Erdoğan manivelasının” özellikle ABD ile Brexit kaderini seçen İngiltere’nin çıkarlarına uygun olabileceği kanaatindeyim.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Libya politikasının iç politik bir hedefi olabilir mi?

Erdoğan’ın İdlib’den Libya’ya, Somali’den Katar’a, Fırat’ın doğusundan Sudan’a TSK’yı önemli ölçüde ülke dışına çıkarıp askeri operasyonlarla meşgul ederek, askeri ileride kendine karşı olası bir tehdit olmaktan tamamen çıkartmak istediğini, buna karşılık ise ülke içi güvenliği iktidara sadık polis gücü, bekçi, mafya, SADAT’çı, çeşitli İslamcı milis gruplar, envai renkte cihatçı vs. eliyle koordine etmeyi hedeflediğini de düşünüyorum. Bu yüzden de Erdoğan’ın Libya’da hayatını kaybeden askeri ve güvenlik personeli için “birkaç tane” ifadelerini kullanması ne kadar utandırıcı olsa da belirlenen bu hedefe gayet uygun düşüyor. Bile bile askerin İdlib’de ölüme gönderilmesi ile Libya’da ateş altına itilmesi arasında hiçbir fark yok…

Ve tabi ki Rusya; Moskova bu gerilimin neresinde?

Özellikle İdlib’de Moskova’yı oyalama görevini “başarıyla” yerine getiren Erdoğan’ın Kremlin’i Libya’da da “hakkıyla” yorma işini icra ettiği kanaatindeyim. Rusya’nın Libya üzerinden bölgede artan nüfuzuna set çekmek isteyen başta ABD’nin, bu göreve, Washington’ın Ortadoğu Masası Şefi edasıyla hareket eden Erdoğan’dan daha iyisini bulabileceğini de zannetmiyorum. Bu durum Kremlin’i kızdırsa da Türk Akımı’ndan Akkuyu’ya, oradan S-400’lere kadar “siyasi rüşvetler” ve tavizler sonucunda henüz Rusya’nın sabrını taşırmış değil. Ama gün ola, harman ola…

 

Devam edecek…