Reisi’nin önceliği ekonomi olacak

İran'da muhafazakâr kanadından önemli bir isiminin, Reisi'nin seçimi kazanması sürpriz olmadı. İran’ın ABD, Rusya ve Çin ile ilişkileri, körfez ülkeleri ile çekişmeleri, Kafkasya siyasetindeki en önemlisi Ermenistan ve Azerbaycan çatışmasındaki rolü, çok merak edilen konular arasında. Fakat Reisi'nin önceliği ekonomi olacak.

ALİN OZİNİAN 01 Temmuz 2021 GÖRÜŞ

İran’da cumhurbaşkanlığı seçimleri beklendiği gibi sonuçlandı. Dini lider Ayetullah Ali Hamaney’e ve muhafazakâr müesses nizama olan yakınlığıyla bilinen, Yargı Erki Başkanı İbrahim Reisi’nin yüzde 62.2 oyla seçimleri kazandığı 20 Haziran’da açıklandı.

Seçim öncesinde, İran İslam Cumhuriyeti’nin oldukça önemli hatta rejimin kilit kurumlarından başlıcası olan, din adamları ve hukukçulardan oluşan 12 kişilik Anayasayı Koruyucular Konseyi’nin (AKK) seçimlerde yarışacak adaylara ilişkin kararı İbrahim Reisi’nin cumhurbaşkanlığının resmen ilan edilmesi anlamını taşımıştı.

AKK, 17 Mayıs’ta yaptığı açıklamada adaylık için başvuran 592 kişiden yalnızca 40’ının gerekli şartları taşıdığını duyurdu ve 25 Mayıs’taki kararla bu sayıyı 7’ye indirdi. İran siyasetinin önemli isimlerinden eski Meclis Başkanı Ali Laricani, Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’nin yardımcısı İshak Cihangiri ve eski cumhurbaşkanlarından taşranın gözdesi Mahmud Ahmedinejad ve reformcu kesimin önemli isimlerinden edilen Mustafa Taczade’nin de içinde bulunduğu çok sayıda ismi eledi, akabinde yayınlanan nihai aday listesi ile seçmene bir anlamda “Reisi’i seçtirildi”.

Son seçimlere ilgi azdı, hatta halkın en düşük oranda katıldığı seçimler olarak kayıtlara geçti ve yerel otoriteler tarafından da kabul edildi. İran’da resmî açıklamara göre 59 milyon seçmen var. 28 milyon kişinin sandık başına gittiği ve seçimlere katılım yüzde 50’yi bulmadığı seçimler İran için söylenen “demokratik olmasa da halkçı sistem” söylemini boşa çıkarmış, “İran Cumhuriyet’i” adının korunması adına yapılan bir aktiviteden uzağa gitmediğinin kanıtı oldu.

Reformist önemli adayların elenmesi, reformist tabanın büyük kısmının seçimleri protesto etmesi, halkın çoğunun ise baskıcı yönetimden ve ekonomik sorunlardan kaynaklanan hayal kırıklığı nedeniyle sandığa gitmemesi bu sonuca sebep olduğu düşünülüyor.

Hatırlamakta yarar var, Reisi, 2017 seçimlerine de girmiş, ama görevi 8 Ağustos 2021’de devralacağı Hasan Ruhani karşında yenilmişti. Ruhani’nin oyları yüzde 57,1 aldığı seçimde Reisi ancak oyların yüzde 38,2’ini alabilmişti.

1979 Devrimi’nden iki temek ideoloji üzerinde hareket eden İran siyaseti, artık temel olarak “Devrimin yaşatılması” üzerinden şekilleniyor. Devrim öncesinde “sağ-sol” daha sonra “reformcu- muhafazakâr” olarak tanımlanan siyasi kesimler arasındaki denge, an itibarı ile muhafazakâr rejim sayesinde, muhafazakâr lehinde. Ülkede keskin değişikler beklenmediği düşünülürse öyle de kalmaya devam edecek.

İran’ın Dış Siyaseti Nasıl Şekillenecek

İran’daki seçimler, iç dinamikler kadar İran’ın önümüzdeki 4 yıl bölge ve dünya siyasetinde nasıl bir politika geliştireceği açısından da ilgi ile takip ediliyor. İran’ın ABD, Rusya ve Çin ile ilişkileri, körfez ülkeleri ile çekişmeleri, Kafkasya siyasetindeki en önemlisi Ermenistan ve Azerbaycan çatışmasındaki rolü, çok merak edilen konular arasında.

Reisi, 8 yıl görevde kalan selefi Hasan Ruhani’nin aksine İran siyasetinin muhafazakâr kanadından bir isim. Reisi gibi muhafazakâr bir liderin seçimi kazanmasının, ABD ile İran arasındaki ilişkilerin ABD başkanı Biden ile birlikte “yumuşama” dönemine denk gelmesi bazı kafa karışıklıklarına yol açıyor.

ABD, eski başkanı Trump döneminde 2015’teki Kapsamlı Ortak Eylem Planı ya da bilinen adıyla 5+1 nükleer anlaşmayı terk etmişti. Nükleer anlaşmaya dönüş müzakereleri Viyana’da Joe Biden yönetimi ve Ruhani liderliğindeki hükümet arasında devam etti, taraflar anlaşmaya çok yakında varılacağını bildiriyorlardı. Anlaşmanın hazır olduğu ve bilinçli bir şekilde, İran’ın “seçim mühendisliğine” zarar vermemek adına bir parça geciktirildiği de kulislerde konuşuldu.

Reisi, seçim kampanyası sırasında dış ilişkilere az olsa da değindi, “Komşular – bize düşman olmayanlar – ile iyi ilişkiler kuracağız” diyen lider, asıl vurguyu İran’da yaşanan kronik yolsuzluk, ekonomik kriz ve eşitsizlik konularında yaptı.

Seçim öncesi kampanyasında da seçim sonrası yaptığı basın açıklamasında da nükleer anlaşmayı bir devlet sözleşmesi olarak devam ettireceğini belirten Reisi, kısaca muhafazakâr cumhurbaşkanı, aslında İran devlet düzeni düşünülürse, teknik olarak da değiştiremeyeceği bu anlaşmayı yani İran dış politikasını devam ettireceği açıklamış oldu.

Reisi, İran nükleer anlaşmasına sahip çıktı hatta, seçim öncesinde reformist aday Abdülnasır Hemmati’yi zayıflığı konusunda eleştirirken “Onlar nükleer anlaşmayı uygulayamaz. Bu anlaşmayı ancak güçlü bir hükümet uygulayabilir. Güçlü bir dış politika, güçlü bir iç politikayla desteklenmelidir” dedi. Reisi böylece, Ruhani yönetiminin ABD’ye verdiği taahhütlerini kendisinin yerine getirebileceği, anlaşmada sorun olmadığı mesajını da vermiş oldu.

Reisi, basın açıklamasında Körfez’deki diğer Arap ülkeleri ile ilişkiler konusunun altını çizse de, uzmanlar İsrail ve Arap Monarşileri ile İran arasında yeni bir dönem beklemiyor. Diğer yandan Reisi İran’ın dünya ile etkileşim kurmasının önemini vurguluyor, koşu ülkeler ile iyi ilişkileri hatırlattı.

İran’ın dış politikasının dini lider Ayetullah Ali Hamaney tarafından kontrol ediliyor. Halk oyu ile seçilen cumhurbaşkanları tabi ki İran’ın çehresi ve dış siyaseti hakkında dünyaya bir şeyler anlatıyor ama Reisi’nin, kendisinden önce seçilenler gibi, dış politikada köklü bir değişiklik yapma arzusu ya da “yetkisi” aslında yok.

İran’ın Asıl Sorunu Ekonomi

Yeni hükümetin iç politikada bir numaralı gündem maddesi ekonomi olacak. İran ekonomisi, ABD ile uluslararası toplumun uyguladığı ambargolar sonucu oldukça kötüye giderken, Covid-19 salgını ile birlikte yıkımın eşiğine geldi. Petrol fiyatlarında yaşanan dalgalanmalar ekonomik istikrarsızlığın en büyük göstergesi oldu. Yükselen enflasyon ve bütçe açığı, hükümetin önündeki en büyük sorunlar.

Reisi enflasyonun düşürüleceğini ve işsizliğin önüne geçileceğini vaat ediyor, İran’ın petrol üretimini ve ihracat kapasitesini artırılması ile gidişatı tersine çevirebileceğini düşünüyor, uzmanlar ise İran’ın ekonomik darlıktan kurtulabilmesi için en önemli noktanın nükleer anlaşmaya geri dönülmesi olduğunda hem fikirler.

Hamaney Sonrası Halefi Mi Tayin Ediliyor?

Bu seçimlerin ana hedefi son dönemdeki krizlerini aşılması ve sistemin meşruiyetini seçim kanalı ile oylamaktı. Katılım oranının düşük olması, meşruiyet konusunu olumsuz etkilese de, İran’ın bu dönemdeki Hamaney, Dışişleri Bakanlığı ve Güvenlik Teşkilatı tarafından kurgulanan ve yürütülen dış politikası, bu krizlerin aşılmasını sağlayabilir.

Diğer yandan, Hamaney’in seçimlerde desteklediği “favorisi” Reisi’nin seçimleri kolayca kazanması için “sistemin” elinden geleni yapması ya da son dönemde altı çizilen adıyla “seçim mühendisliği” bunun aslından müesses nizam tarafından Hamaney’in ölümünden sonra yerine geçecek lideri hazırlama planı olarak da görülüyor.

Kısaca, yargı erki dışında devlet işlerinde idari bir tecrübesi olmayan Reisi, Cumhurbaşkanlığı görevi ile bu göreve hazırlanacak, “devlet eğitimi” alacak ve bu eksik böylece giderilecek. Reisi’nin adı, körfez ülkelerinde de Hamaney’in yerini alacak potansiyel bir isim olarak öne çıkartılıyor.

Reisi Kimdir?

1960 yılında İran’ın en büyük ikinci şehri, aynı zamanda dini lider Ayetullah Ali Hamaney’in de doğum yeri olan Meşhed’de doğan Reisi din adamlarının bulunduğu bir ailede yetişti.

Reisi, küçük yaşlardan itibaren eğitimini din üzerine aldı. Reisi, 1975’te Şiiliğin en önemli inanç merkezlerinden biri olan Kum Medresesi’ne katıldı. O yıllar, din adamları ve Şah Muhammed Rıza Pehlevi’nin ilişkilerinin gerginleştiği yıllardı. Bu dönemde Reisi, Humeyni’nin fikirlerini benimsemeye başladı. Yeni kurulan İslam Cumhuriyeti’nin bir neferi olmaya hazır Reisi, eğitimini tamamladıktan sonra Mescid-i Süleyman’a savcı olarak atandı ve kariyerinin büyük bir bölümünü savcı olarak geçirdi.

Henüz 20 yaşındayken Kerec şehrinin başsavcısı olarak göreve başladı. 2019’da da Yargı Erki başkanlığına seçildi. Bazı kaynaklar, Reisi’nin hukuk üzerine yüksek lisans ve doktora yaptığını beyananın yalan olduğunu, ilkokul mezunu olmasının, Dini eğitim almasına rağmen, devlet yöneticisi olarak yetersiz olduğu 2017 seçimlerinde çok gündeme getirmişti.

İslam Devrimi ile hayatı tamamen değişen Reisi’nin Hamaney ile ilişkisi ve adanmışlığı, hukuk eğitimi almamasına rağmen onu 20 yaşında savcı yapacak merdivenleri yaratmıştı. Tahran Başsavcılığın’dan ülkenin yargı sistemin tepesine kadar ilerleyen Reisi’nin başarısı Hamaney’e adanmak oldu.

Ölüm Komitesindeydi

İranlı ve yabancı insan hakları aktivistleri Reisi’yi 1988’de siyasi mahkûmların idam edilmesinde oynadığı rolle tanıyor. Uluslararası Af Örgütü’ne göre Reisi 4 kişilik “ölüm komitesinin” bir parçasıydı.

Bu komitesi, İran ile Irak arasında sekiz yıl süren savaşın bitmesinden sonra eski dini lider Ayetullah Ruhullah Humeyni tarafından hapishanedeki muhalifleri ortadan kaldırmak için kurulmuştu. Reisi de İran’ın 32 şehrine yayılmış hapishanelerde yaklaşık 5 bin mahkûmun ölümünü onaylayan dört yargıçtan biri olmakla itham ediliyor.

Uluslararası Af Örgütü Genel Sekreteri Agnes Callamard, Reisi’nin cumhurbaşkanı olarak seçilmesinden sonraki açıklamasında “İbrahim Reisi’nin cinayet, işkence ve zorla kaybolmadan yargılanmak yerine cumhurbaşkanlığı makamına yükselmesi, İran’da cezasızlığın hüküm sürdüğünü bizlere çarpıcı bir şekilde hatırlatıyor.” dedi.

İsrail Dışişleri Bakanı Yair Lapid’i “Tahran Kasabı” olarak anarken, Reisi ise idamlarda rolü olduğu iddiasını pek çok defa reddetti ve bir önceki dini lider Humeyni tarafından çıkarılan bir fetva ile aklandı.

Reisi, 2019 yılında başlıca görevi Ayetullah’ı seçmek ve denetlemek olan 88 kişilik Uzmanlar Meclisi’nin başkan yardımcısı görevini üstlenmişti.

ABD ile İlişkiler

ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Ned Price, seçim ardından yaptığı açıklamada, İran seçimlerin “özgür ve adil olmadığını” söyledi, seçim sürecini “son derece yapay’” olarak gördüğünü aktaran Price, “Cumhurbaşkanı olarak kim seçilirse seçilsin, İran politikamız ABD’nin çıkarlarını sürdürmek için tasarlanmıştır. Seçim süreci özgür ve adil değildi” ifadelerini kullandı.

İran hükümet sözcüsü Ali Rabiei, ABD’ye tepki gösterdi. Rabiei, “Uluslararası hukuka aykırı olan bu açıklamayı iç işlerimize müdahale olarak görüyoruz” dedi. Rabiei, ABD’nin İran veya başka bir ülkedeki seçim süreciyle ilgili görüş bildirme yetkisine sahip olmadığını’ belirtti.

Tüm bu gelişmeler ışığında, Reisi ABD’nin Tahran’a yönelik tüm yaptırımlarını kaldırmakla yükümlü olduğunu belirtiyor, fakat ABD’nin gündeme getirebileceği olası bir “daha güçlü ve kapsamlı” anlaşmanın kolay olmayacağı mesajını veriyor.

Bunu basın açıklamasında, “İran halkının çıkarlarını nükleer anlaşmaya bağlamayacağız.
Yaptırımlar kalksa bile Biden ile görüşmeyeceğim” sözlerinden anlamak mümkün.

Reisi, ABD’nin insan hakları temelli yaptırımlarına uğramış bir isim ve Batı için “yeni bir Ruhani” değil. Dış politikadaki ana meseleler dini lider tarafından tayin edilse, insan hakları konusunda “sorunlu” bir lider, ABD-İran arasında küçük çaplı gerginliklere zemin hazırlayacak. Bunun yanı, Reisi’ye gelen tebrik sıralamasından anlaşılan o ki, Rusya ve Çin ile ilişkiler geliştirilecek. İzleyip, göreceğiz.