Reddedilen Kürtçe ve “Erivan Radyosu”

Radyoların iki-üç inek parası ettiğini, köylerde ancak bir-iki tane radyo olduğunu, komşuların toplanarak birlikte Kürtçe haberleri, şarkıları dinlediği günler... Yasaklı anadilini yakın ama uzak bir ülkenin radyosundan dinleyen küçük bir çocuğunun, yıllar yıllar sonra Yerevan’a geldiği ilk gün, anılarını yad etmek için ilk olarak Erivan Radyo binasını araması, bir anıt gibi onu uzaktan seyretmesi üzerinde durup düşünülecek bir konu.

ALİN OZİNİAN 28 Ağustos 2021 YAZARLAR

Erdal ile 2008’de Eylül ayında tanıştık. Çok iyi hatırlıyorum, Ermenistan-Türkiye 2010 Dünya Şampiyonası grup eleme maçı için bir gece yarısı Armavia’nın tarifeli uçağıyla İstanbul’dan Yerevan’a geldikten birkaç gün sonraydı.

Maçın öncesinde ve sonrasındaki günlerde “Türkiyeli patlaması” yaşıyordu Yerevan. Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Ermenistan Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan’ın teklifini kabul etmesi ile başlayan “Futbol Diplomasisi” günleriydi.

Gül’ün yanı sıra, Türkiye basınından tanıdığımız birçok gazeteci, STK çalışanı, akademisyen ve iş-insanları şehirdeydi. Türkiye-Ermenistan arasındaki bu yakınlaşmanın nereye varacağına odaklanmıştık hepimiz. Gündemimiz buydu o günlerde.

Yerevan’da bu kadar çok Türkçe sohbet duyduğum başka bir dönem hatırlamıyorun. İşte o günlerde, Cumhuriyet Meydanı’nda bulunan Marriotte Hoteli’nin teras kafesindeki heyecanlı ve kalabalık bir sohbetten sonra, Yerevan Devlet Üniversitesine doğru yeni bir buluşmaya koşar adımlar ile giderken, Sayat-Nova bulvarının bir köşesinde Erdal’ın sesini duydum.

Ermenistanlı taksiciye “Erevan Radyosu ur da!?” diyordu. “Ur da” sadece Erdal’a göre Ermenice nerede anlamına geldiğinden taksici anlamıyor, Rusça pardon manasına gelen “извините- izvinite” kelimesini tekrarlıyordu.

Erdal’ın sadece kendi anlayabildiği birkaç kelime Ermenice, taksicinin dünya dili sandığı Rusça anlaşmalarına izin vermiyordu. Bu anlaşmazlığa müdahil olmaya karar verdim.

“Merhaba, Türkiye’den misiniz?” dediğim halde, Erdal bana “Do you speak Turkish?” dedi.

Evet, dedim, “Nereye gitmek istiyorsunuz?”, Erevan Radyosu dedi Erdal. Gelin dedim, ben o tarafa gidiyorum. 10 dakikalık yolumuz vardı. Erdal, Kars’tan Yerevan’a, dağın ardını ve senelerdir çok duyduğu bu şehri görmeye gelmişti. Az konuşabildik; isimlerimizi söyledik, futbol maçından bahsettik, sınırlar açılsın dedik ve belki bir iki şey daha. Radyo binasının kapısına bıraktım onu, burası dedim. Teşekkür etti, ayrıldık.

Ben oldukça geçtikliğimden, tez hocamın yanına koşuyordum ki, bir tuhaflık sezdim. Sözleştiğimiz gibi saat iki idi, ama ortalık çok sakindi. Binanın kapısına geldiğimde kapalı olduğunu görünce, günün pazartesi değil, pazar olduğunu anladım. Gündem yoğun, günler karmakarışıktı. Randevuma bir gün erken gelmiştim.

Kendime kızarak, daha sakin adımlarla geldiğim yolda dönüyordum ki, baktım Erdal hala onu bıraktığım sokağın köşesinde durmuş, radyo binasını seyrediyor. Selamlaştık yeniden. “Kapalıymış Radyo,” dedi. Evet dedim, bugün pazar, her yer kapalı…

Satranç evinin sırtına bakan, 20. yüzyıl Ermeni Edebiyat’ının en önemli isimlerinden, Kars’lı şair ve yazar Yeğişe Çarents’in heykelini görebildiğimiz, Üniversite’nin karşısındaki ağaçların arasına kurulmuş, cafelerden birine oturduk.

Hemşerisinin gölgesinde, Erdal anlattı, ben dinledim. O gün benim için, “Erivan Radyosu’nu” keşfetme günüydü. Tüm tesadüflerin, tüm unutkanlığımın nedeni, meğer Erdal ile tanışmamız ve onun bana Radyo’nun Ermenice yayınlarının Kürtler için ne anlama geldiğini anlatacak olmasıymış…

1955’ten başlayarak Türkiye’deki Kürtlerin, Kürtçe yayınlarını nasıl ilgi ile dinlediklerini, bu yayınların Kürtler üzerindeki etkileri anlattı Erdal.

Yok sayılan, yasaklanan, unutturulmak istenen bir dilin, sınır ötesinden gelen bir radyo yayını ile canlanmasını, günde iki kere de olsa yaşattığı mutluluğu, umudu dinledim.

“Erivan xeberdıde, guhdarén eziz, naha bıbizın deng u behsén teze” (Erivan radyosu haberleri sunar, değerli dinleyiciler şimdi yeni haberler dinleyeceksiniz) cümlesini radyoda duyunca pür dikkat dinlemeye başlayan genç yaşlı insanları…

Kürt müziğinin, kültürün ve edebiyatının Türkiye’deki Kürtlere ulaşmasını, dengbêjlerin de dahil edildiği programları çocukken dinleyip ne kadar etkilendiği anlatırken Erdal, ben hakkında az şey bildiğim bu yayınların aslında ne anlama geldiğini tam olarak o gün öğrenmiş ve anlamış oldum. Sonra, bu konuda ulaşabildiğim ne varsa okumaya çalıştım.

Kürtçe yayının kurucusu ve sorumlusu Casimê Celîl ve Kürtçe yayında emeği geçen Kürt entelektüeller, Kürt şarkı ve ezgilerinin, Kürt folklor ürünlerinin kayıt altına alınması, korunması ve bugünlere gelebilmesinde çok önemli katkı sağlamıştı. Dengbêjlik geleneğinin unutulmamasında rol oynanmıştı.

Türkiye’de Kürtçe konuşmanın yasak olduğu zamanlarda, Ermenistan’dan yayın yapan bir radyodan kendi dilinde haber, müzik, piyes, hikâye ve şiir dinlemenin bu kadar etkileyici olabileceğini, Erdal ile tanışmasaydım tam olarak anlayabilir miydim, emin değilim.

TV’de sunuculuk yapan Didem Arslan Yılmaz’ın, TBMM tutanaklarına “bilinmeyen dil” olarak geçen Kürtçe’yi ekranda “doğu dili” olarak yorumlaması, Kürtçenin Türkiye’de layık olduğu kabulü görmesine engel olunduğunu bir kez daha gündeme getirdi.

Sosyal hayattan eğitime kadar yer verilmeyen Kürtçe, aslında Kürtleri yok saymanın sadece bir yansıması. Kürt yerine ‘doğulu’ denilen insanlara yıllaraca yapıldığı gibi, şimdi de Kürtçe bu tek kelimeye hapsedilmeye çalışılıyor. Toplumun büyük kısımı ne yazık ki bu baskı sürecini içselleştirdi, bu duruma karşı gelen bir duruş – “Ben doğulu değilim, ben Kürdüm” diyenler, hala kimlik siyaset yapmakla suçlanıyor.

Kürtçe anadil hakkının yeniden alevlenlendiği geçen günlerde Erdal’ı hatırladım. “Yasaklı” anadilini yakın ama uzak bir ülkenin radyosunundan dinleyen küçük bir çocuğun anıları canlandı gözümde. Radyoların iki-üç inek parası ettiğini, köylerde ancak bir iki tane radyo olduğu, komşuların toplanarak birlikte Kürtçe haberleri, şarkıları dinlediği anıları…

İnsanın Yerevan’a geldiği ilk gün hem büyüklerini hem anılarını yad etmek için Radyo binasını aramasını, bir anıt gibi onu uzaktan seyretmesi üzerinde durup düşünülecek bir konu.

Yerevan Devlet Üniversitesi’nde yayınlanan “SSCB’de Kürtçe’nin Gelişimi” çalışmasında Kürt akademisyen A. Drboyan, SSCB’de Kürtlerin sayıca daha fazla olamasına rağmen neden Azerbaycan ya da Türkmenistan’da değil de neden Ermenistan’da Kürtçe dil ve kültür çalışmalarının güçlendiği sorusuna cevap ararken, Ermenistan’da ilk Kürtçe radyo yayınlara 1928’de başlandığını fakat 1937’de maddi yetersizlikler ile son verildiğini belirtir.

Drboyan’ın aktardığına göre 1925’te Ermenistan’ın Leninakan şehrinde yapılan “Kafkas Kürtleri Zirvesi’nin” ardından 1930’da kurulan, “Ryu Taza / Yeni Yol” gazetesi, 1932’de Ermeni Yazarlar Birliği bünyesinde kurulan Kürt Yazarlar Birliği ve 1931’de kurulan Yerevan Kürt Pedagoji fakültesi, Sovyet Ermenistan’da Kürtçe için atılan önemli adımlardandır.

1939’da Irak’ta ve İran’da Kürtçe yayın yapan Bağdat Radyosu ve Urmiye Radyosu adlı iki radyonun da olduğu fakat yayın dilleri, Fars ve Arap dili etkisinde kaldığından dolayı Kürtler tarafından rağbet görmediği söyleniyor. Sovyet Ermenistan’daki Yerevan Radyo’sunun, Iğdır, Kars, Ardahan, Ağrı bölgesi ağzıyla yayın yapmasının kuşkusuz sebebi, Kürtçe radyonun sorumlusu Casimê Celîl 1918’de, Kars’ın Digor ilçesinden Kızılkule köyünden kaçan yetim bir çocuk olması.

Kürtçe radyo hakkında daha çok anı ve bilgi var. İlgilenlere araştırmacı yazar Zeri İnanç’ın İsmail Beşikci Vakfı Yayınları’ndan çıkan ‘Erivan Radyosunda Kürt Sesi’ başlıklı kitabını öneririm. İnanç, Türkçe ve Kürtçe olarak iki dilli basılan kitabında, 1955’te Ermenistan Radyosu’nda başlayan Kürtçe yayının serüvenini ve Kürtler üzerindeki etkileri anlatır.

Diğer yandan, Erivan Radyosu’nun 900’e yakın Kürtçe eserinin, geçen yıl Kürt-Alman Kültür Enstitüsü (Deutsch-Kurdisches Kulturinstitut) tarafından başlatılan bir çalışmanın ardından dijital olarak arşivlenerek dinleyicilere ulaştığını da söylememek olmaz.