‘Kur artışı bilinçli bir tercih; siyaseti finanse etmek için kullanılıyor’

Prof. Dr. Esfender Korkmaz, Türk lirasındaki değer kaybını Kronos'a değerlendirdi: Kur artışı işinin özeti şu; bu kur artışı, bilinçli bir tercihtir ve bu kur artışı siyaseti finanse etmek için kullanılıyor.

MEHMET ŞAHİN 21 Kasım 2021 SÖYLEŞİ

Türk lirasının aşırı değer kaybı ekonominin ve siyasetin en önemli gündemi. Peki döviz kurları neden bu kadar hızlı artıyor, nasıl buraya gelindi, geldiğimiz nokta bir buhranın habercisi olabilir mi? Buhran ifadesini özellikle kullanıyoruz, çünkü konuğumuz Profesör Dr. Esfender Korkmaz da bu kavram üstünde duruyor…

Nasıl oldu da Türk lirası buraya geldi?

Şimdi buraya tabii kendisi gelmedi, getirildi. Tartışmalardan “İşte efendim faiz politikası yanlıştır, işte kur politikası yanlış.”. Bence bunları biz boşuna tartışıyoruz. Çünkü yani kurların artırılması bir tercihtir. Cumhurbaşkanının bir tercihiyle bile bile buraya getirdi. Şimdi bile bile buraya getirdiğini zaten böyle yakın geçmişe bakarsak çok net anlayabiliriz. Bir defa Merkez Bankası’na müdahale, eksi reel faiz Türk lirasını bugünkü seviyesine düşüren iki önemli Cumhurbaşkanının tercihi. Şimdi bu tercihler 2018 kur şokuyla başladı. 2018’de Erdoğan Londra’da işadamlarıyla yaptığı toplantıda biz faizleri düşüreceğiz dedi. Ertesi gün iş adamları yazdı ki Türkiye’ye artık gidilmez, faizleri düşüreceğiz deyince ısrarla gidilmez. İkincisi 2018 kur şokunu getiren Rahip Brunson. Madem bırakacaktın neden o kadar tartışma yarattın? Neden o kadar Amerika’yla didiştin bunların temel amacı, burada kurları artırmak. Türk lirasının değerini düşürmek ikinci kur şoku Merkez Bankası başkanlarının değiştirilmesi çok sık değiştirilmesi mesela işte dört başkan değiştirmesi. Yani bu Merkez Bankası’na güven bırakır mı? Ayrıca Berat Albayrak’ın şaibeli istifası ve söyledikleri, o dönemde 128 milyar dolar kaybı… Bütün bunlar da ikinci kur şokunu yaratan gelişmelerdir. Bunlara da dikkat edersek bunlar da yani şimdi Cumhurbaşkanı sık sık hani laf dinlemiyor diye Merkez Bankası başkanını değiştirdi. Yasa olmasına rağmen kararnamelerle değiştirdi, bütün bunlar güveni ortadan kaldırdı. Üçüncü kur şoku da işte biliyoruz, Cumhurbaşkanı faize karşı olduğunu, bunun tartışılmaz olduğunu söyledi ya İslam’a göre ‘nas’ ve dolayısıyla tartışılmaz olduğunu… Dolayısıyla Türkiye bile bile Cumhurbaşkanı tercihi olarak Türk lirası kurlar artı şimdi bakın bir örnek vereyim 2017’de bir dolar 3 lira 65 kuruş. Bugün 11 lira 30 kuruş. Dört yıl içerisinde % 300, üç katına çıkmış. 2017 ile 2021 arasında ben çıkardım diğer gelişmekte olan ülkelerin nasıl paraları bir arasında % 82.6 değer kaybetmiş, ikinci sırada Türkiye geliyor. Üçüncü sırada Brezilya % 41, yani Türkiye Arjantin’le kriz ikizi, kurun geldiği yer burası.

Konuşmamız esnasında güven vurgusu yaptınız. Türkiye’nin sıcak paraya belki de tüm ülkelerden daha çok ihtiyacı var. Şu an bulunduğu durumda, peki Türk lirasının dolar karşısındaki durumu uluslararası aktörlerin de güvenini nasıl etkileyecek?

Şimdi tabi o zaten görünüyor, yani bir defa Türk lirasına güven olmadığı uluslararası sermaye hareketleri hareketlerinde görünüyor. Mesela Çin’den sermaye çıkışı var. Mesela Çin diyor ki ben sermaye yaptım, kendim yatırım yapacağım diyor, Çin’den önemli ölçüde sermaye çıkışı var. Bu tamamı ile nereye gidiyor Hindistan’a, Türkiye’ye doğrudan yabancı sermaye yatırımcısı gelmiyor. Mevcut yabancı yatırım sermayecisi de çıkmıyor. Şimdi faizler bu kadar düştükten sonra güven olmadığı için yabancı yatırım sermayecisi gelmiyor. Bangladeş’e gidiyor, Türkiye’ye gelmiyor. Bu bile yeter dolayısıyla Merkez Bankası 2016 dan beri enflasyon hedeflemesi uyguladı. Hiçbir sene tutturamadı, enflasyon hedeflemesi bir merkez bankasının namusudur. Neden mi? Çünkü tek bir hedefe odaklanır, enflasyon hedeflemesi yani diğer politika faizi politikası, para politikası bunlarda bir şaşma, bir sapma olursa kimse merkez bankasını suçlayamaz. Çünkü onun tek hedefi var, enflasyon hedeflemesi. Buna rağmen enflasyon hedeflemesi 2006’dan beri tutmadı. Bu yalnızca yerli değil, dışarıda da Merkez Bankası’na olan güven kaybını ortaya çıkardı. Şimdi güven kaybını ortaya çıkaran önemli sonuçlardan birisi de demokrasi. Bakın Özgürlükler Evi daha 2021 raporunda Türkiye’ye siyasal haklarda 40 üzerinden 16 verdi. Türkiye’ye Sivil Özgürlükler de 60 üzerinden 16 verdi. 2017’den sonra zaten Türkiye özgür olmayan ülkeler statüsüne geçti. 2017’ye kadar kısmen özgür bölge statüsündeydi, o kadar ki 80 darbesi oldu. Gene Türkiye, 80 darbesinde özgür olmayan statüsüne geçmedi ama 2017’de başkanlık sistemiyle geçti. Şimdi dünyada hukukun üstünlüğü endeksinde Türkiye 2020’de, 139 ülke içerisinde 117. ve denetimde de o sıralarda. Hani hükümetin denetimlerinde de son sıralarda, şimdi bir bunlara bakıyorum, bir endekslere bakıyorum. Yani bu endeksler böyle olduğu sürece demokrasi, adaletin üstünlüğü bunlarda Türkiye son sıralara düşünce nasıl güven duyar. Yani Türkiye de açık bir şey yaşıyoruz. Şimdi bariz olduğu bugünkü siyasette denetim gönderiyor, denetimde yaşamadık mı her gün müfettiş geliyor. Şimdi canı istediği için kayyum atıyor, şimdi tarafsız yargı yok yani Türkiye’ye kim gelir? Hangi yabancı sermayesini yatırır buraya? Yabancı sermaye nasıl güven tutar? Ve nihayet Avrupa Birliği, Türkiye niçin Avrupa Birliği ile kavga yaptı? Şimdi Türkiye güven meselesinde çok gerilere düştü. Bakın örnek vereyim, çok acı bir örnek ben bir vatansever olarak çok üzülüyorum. Mesela Doğu Afrika ve Orta Asya kategorisinde hukukun üstünlüğünde Türkiye son sırada, anlatabildim mi? Bakın, Gürcistan, Kosova ve Makedonya, Kazakistan, Bosna Hersek, Moldovya, Sırbistan, Arnavutluk, Özbekistan, Kırgızistan, Rusya bizden daha iyi durumda ya vatandaş olarak bize dokunuyor. Bir vatansever olarak insanlara dokunuyor, dolayısıyla güven sorunu, beklentiler de olumsuz etkileniyor ve Türkiye hızla bir kaosa, hızla bir buhrana giriyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bir tezi var malum. Nitekim son Para Politikası Kurulu kararı da bunu doğrular mahiyette. Bizim bilmediğimiz, siz uzmanların anlayabildiği farklı bir politika mı izleniyor? 

Şimdi senin sorunda iki alt soru var. Biri faiz oranı, biri de neden böyle kura artışı istiyor, bugünkü siyasiler veya cumhurbaşkanı, bunlara ayrı ayrı cevap vereyim. Yine bilinen bir tanım olacak. Bir açıklık getirelim. Çünkü savunanlar var. Yani enflasyon sonuçtur diye başta Cumhurbaşkanı savunuyor, bütün milletvekilleri de alkışlıyor bir tek dikkat ederseniz, bu grupta çünkü. Yani adam geliyor bir şeyi görüyor, şimdi bakın eksi reel faiz yani bu başkanın istediği eksi reel faiz aslında enflasyonu düşürmez artırır. Neden artırır? Çünkü harcamanın fırsat maliyeti düşük olur. Yani adam faiz getiriyor ki e faiz reel faiz getirisi olursa cebinde Türk lirası istemez değil mi, yoksa vereceksin çünkü cebinde eriyor para, enflasyon tarafından. Öte yandan eksi reel faizin yatırımları artırması lazım yatırımlar artmıyor neden çünkü kredi faizleri düşmüyor yani bakın kredi faizleri o kadar düşmedi. İkincisi, yani yatırım yapmak lazım. Yani şimdi eksi reel faizin amacı yatırımları artırmak, kredi alır yatırım yapar ama kim yatırım yapar demin söyledik. Bilen yok ki ne yerli yatırım yapar ne de yabancı!

Kamu bankaları kredi faizlerinde belli bir indirime gitti onu belirtelim ama dediğiniz gibi kesinlikle Para Politikası Kurulu’nun politika faizinde uyguladığı oranda değil.

Haklısın. Yani varsayalım ki düştü ama kim yatırım yapacak? Söyledik, güven yok. Yani şimdi adam bir defa ya ben özel sektörün içindeyim bu grubun yönetim kurulu başkanıyım, bak şimdi sen devletle iş yapamazsın, yaptıramazsınız bürokrasiden bir imar planı geçirme beş yıl sürer. Cumhurbaşkanına soruyor hepsi, yatırım yaparsan öyle bakanlıktan falan izin almak yok, mutlaka Cumhurbaşkanına soruyorlar, yıllarca bekliyor. Yani şimdi Allah aşkına kim yatırım yapar böyle bir ortamda? Diyelim eksi reel faiz % 10 oldu yani enflasyon % 20 kredi faizin % 10’a düştü. Yatırım yapılması lazım ama yapmaz adam. İkincisi yatırım maliyeti yüksek. Ayrıca devletin ne olduğu, hangi bakanlığın ne olacağı belli değil. Kimse yatırım yapmaz. Fiilen yatırım yok. Ondan sonra finans, en yüksek reel faiz enflasyon yaratır, şöyle yaratır maliyet artar enflasyona yansır. Ama şimdi dengeli gitmek lazım. Bu anlamda Türkiye’nin riski 400 baz puan oranında en az dört reel faiz olacak, riskin yüksek olduğu için normal faiz de vereceksin. Dolayısıyla aslında söylediğim gibi bu faiz tartışması hikaye, faiz tartışması bahane. Asıl mesele kurları düşürmek. Kurlar nasıl rahat olur, Türk lirası nasıl düşer sorun bu.

Görece evet, ihracat verilerinde bir artış söz konusu oluyor böyle dönemlerde. Fakat orta, uzun vadede bu tercih edilmesi gereken bir durum mudur, ekonomi yönteminin bütün açısından?

Aslında bir kur savaşı var. Yani Amerika, Avrupa Birliği Çin’le neden bir kur savaşı yapıyor? Çünkü bu ülkenin parası düşük olunca ihracat gücü artar ihracatta rekabet gücü artar, şimdi Türk lirası düştükçe ihracatın artması lazım ihracat artıyor ama ithalat da artıyor. Neden artıyor? İthalat şu anda bakın % 70-80 oranında ithal girdi var. Şimdi Türkiye bir araba ithal ederken bir dolar için 80 cent ithalat yapıyor, yani diyelim ki 100 bin dolarlık bir arabayı ihraç etmek için 80 bin dolarlık ithalat yapman lazım. Yani ara malı ve ham madde üretmiyor Türkiye, ithal ediyor. Dolayısıyla üretimin dışa bağımlı olması sonucu çıktı. Oradan gelen ithalatın artması gerekiyor ama artmıyor. Söylediğim gibi çünkü ithal girdi oranı yüksek, ihracatta ithal girdi oranı % 70, % 80, bunları biz demiyoruz. İhracatçılar Meclisi Başkanı söyledi. Şimdi bir ikincisi, bunu test edelim, senelerdir bu düşmüyor. Eylül, ekimde bir düşme oldu ama onun eğer altın ithalat ve ihracat rakamlarına bakarsak ithal malı ve ham madde girişinde bir azalma yok aksine ithalattaki artış ihracat artışından fazla. Yani eylül, ekimde cari açığın azalması tamamıyla altın ihracatının onda birine düşer % 90 düşme sebebi bu. Ha bundan sonra tekrar artacak yani ithalat girdiye bağımlı olduğu sürece Türkiye bu dış ticaret açığında kurtulamaz. Onun için içeride üretmesi lazım ithal olarak içeride ham madde üretmesi lazım ama üretmiyor. Neden? Çünkü kimse yatırım yapmıyor. Demin söyledim, yani bu iktidara kimse güvenmiyor, bunun politikası yok. Onun için de kimse yatırım yapmıyor.

“KUR ŞOKLARI FAİZDEN DAHA FAZLA ARTIRIR ENFLASYONU”

Enflasyonun frenleyeceğiz diyor değil mi, ikinci gerekçesi. Niye kur artışı istiyor? Faizi düşürüyor, faiz düşünce de kur artıyor ama şimdi bakıyorsun enflasyon da artıyor, enflasyon yüzde 25’e çıkmadı mı? İki senedir yüzde yirmilerde sürüyor, şimdi yaşadığımız bir durum enflasyonu arttırıyor. Çünkü kur şokları faizden daha fazla artırır enflasyonu anında ve daha yüksek oranda artırıyor bunu yaşıyoruz şimdi o zaman neden enflasyon düşecek önce diyor, faiz sonra, enflasyon sonuçtur. Ya yaşıyoruz, tersini yaşıyoruz. Demek ki bu da değil, peki nedir? Siyasi tercih nedir? Şimdi bu enflasyondan bir fayda yok, Türkiye şartlarında çalışmıyor. O zaman niye kur artışı istiyor? Bakın ‘128 milyar dolar nerede?’, Mart 2021’de 128 milyar dolar patladı değil mi? Yani 128 milyar doları kim aldı? Kamu bankaları yoluyla bilenler aldı. Mart 2021’de dolar yedi lira 68 kuruş. Bugün 11.30 olduğuna göre yani Mart 2021 de bir milyon dolar alan sekiz ayda üç milyon kazandı görüyor musun Allah aşkına? Sekiz ayda üç milyon 620 bin TL kazandı 128 milyar nereye gitti, kime gittiyse onlar kazandı. Bunlar kim, bunları siz gazeteci olarak araştırın. Şimdi döviz artışından en fazla kim kazanıyor? Kamu-özel işbirliği yoluyla yatırım yapan kazanıyor, Sende kamu-özel işbirliği yoluyla hem talep garantisi var hem de kur garantisi var. Yani dolar üzerinde, Türkiye’de kanunlar değişti, döviz üzerinden ihale yapmak yasak. Türkiye’de kanunlar değişti, döviz üzerinden işte alışveriş yapmak, döviz üzerinden kira ödemek, bunlar hep kalktı. Orada hem kendisi kamu-özel işbirliği yoluyla talep garantisi veriyor hem de bunu dolar üzerinden yapıyor. E şimdi Allah aşkına ya, bunu üç dört sene önce dolar kalktı, duysa bundan kim kazandı? Demek ki kamu-özel işbirliği yoluyla yatırım yapanlar. Bunlar kimdir, paralar kime gidiyor? Bu kur artışı işin özeti şu; kur artışı bilinçli bir tercihtir ve bu siyaseti finanse etmek için yapılan bir artıştır. Özeti bu, yani bizim iktisatçılar Allah aşkına ya ne tartışıyor? Diyor ki bugün gazetede birisi, ‘İşte bu devalüasyon mudur nedir?’. Ne fark eder! Ha piyasa artırmış kurları ha bir gecede devalüasyonla artırmış uzun dönemde. Piyasa artırıyorsa bu yine sosyolojiye giriyor, sosyalize ediyor, bir gecede olursa etkisi azalır. İktisatçının işi, eğer millete hizmet etmek istiyorsa bunları ortaya çıkaracaksın. Kur artışı ekonomik bir buhrana gidiyor, yani beş kişi para kazanacak diye neden ekonomi buhrana gidiyor?

Buhran deyince üstünde durmamız gerekiyor ama ondan önce hatırlatalım 128 milyar dolar nereye gitti sorusuna bir takım çelişik açıklamalar geldi, en son Adalet ve Kalkınma Partisi’nden bir yönetici bunun pandemi döneminde kullanıldığını sağlık giderlerinde ve acil finansmanda kullanıldığını belirtti ama bununla çelişik açıklamalar geldi, bunu bir kenara koyuyoruz, akılda tutmak kaydıyla tabii…

Dış ticaret verilerinde görülür. Böyle bir şey olur mu ya?…

Yeniçağ’daki yazılarınızı takip edenler hatırlayacaklar, sizin özellikle 1929 Büyük Buhran’ına bir göndermeniz var ciddi bir benzetme, fakat Büyük Buhran’da Kuzey Amerika’da makro düzeyde bir problem var. Fakat şu an Türkiye’de Türk lirası krizinden söz ediyoruz siz nasıl bir bağlantı kuruyorsunuz ve geleceğe dönük elimizdeki veriler ne söylüyor size?

Şimdi elbette ki Türkiye’de bir şey olursa buhran olursa dünyayı Amerika gibi etkilemez ama hangi ülkede kriz olursa olsun mutlaka bunun başka ülkelere etkisi olur yani küresel olduğuna göre başka ülkelerde de etkisi olur. Ne olursa olsun böyle bir etki ortaya çıkacak. Fakat söylediğim gibi bu Amerika’yla karşılaştırma sebebim şu, Amerika’daki olaylar bakıyoruz, Türkiye’deki olaylara bakıyoruz hemen hemen bir paralellik görüyoruz, şimdi bir defa bu paralellik nedir? Onu söyleyeyim, aslında kronik Türk Lirası krizi kritik eşikte diyorum. Çünkü bir defa, önce değişik veriler var. Bakın şimdi döviz kredileri ve bankaların döviz olarak özel sektöre verdiği krediler 137 buçuk milyar dolar. Şimdi bu döviz kredilerinin bir kısmı da ihracatçı değil yani Türk lirası kazanıyor ama bankaya döviz borcu yapıyor. Neden döviz borcu var? Çünkü bunun bir kısmını döviz alıyor, bir kısmı da hatırlarsanız bankalar yeniden yapılandırmaya gitti. Yeniden yapılandırmaya giderken bu sefer garanti olsun diye Türk lirası borcunu döviz borcuna çevirdi, dolayısıyla burada döviz borcu olanlar sıkıntıya girecek. Bunların kredilerinde zaten bir artış var.

Geçmiş krizlerden çok farklı bir tablo ortaya çıkıyor. Çünkü 99, 2001 krizlerini hatırlayacak olursak, hatta 2008 küresel krizini de hatırlayacak olursak… Türkiye’de tüketicinin dövizle borcu yoktu. Yani Türkiye’de özel sektörün borcu da, döviz üzerinden o kadar bir yekûn tutmuyordu. Fakat şimdi sadece devletin dış borcundan değil özel sektörün de büyük bir döviz borcundan söz etmemiz gerekiyor. Bu da galiba tekrar size buhranı sormamızı gerektiriyor…

Haklısın, hem vatandaşın var hem de özel sektörün borcu çok. Bankaların da döviz kredileri var… Yurt dışından sağladığı yani 80 milyar dolar da bankaların borcu var, şimdi özel sektör bankalara ödemeyince bankalar nasıl geri ödeyecek? Şimdi bu önemli bir sorun. Çünkü döviz pozisyonlarına bakıyoruz. Mesela özel sektörün döviz pozisyonuna bakıyoruz, 110,8 milyar dolar. Bunlar Merkez Bankası verileri, bankalar döviz pozisyon açığı 81.5 milyar dolar. Devletin döviz pozisyon açığı 73.9 milyar dolar. Yani borcumuz var. Bir miktar elimizde döviz var ama döviz pozisyon açığı da yani 300-400 yüz milyar dolar. Bu şartlar altında böyle giderse özel sektör borçları ödeyemezse iflaslar artacak. Şimdi Türk lirası krizi var ama borsa artıyor yarın borsa da düşerse o zaman bir kaos. Türkiye ayrıca dış borçlarında da temerrüde düşebilir. Neden düşer? Çünkü sorunları da artıyor. Yani ülke riski de artıyor. Türk lirasının değeri düştükçe kimse Türkiye’ye döviz vermek istemiyor, kriz korkusu var ve Türkiye’nin yurt dışındaki tahvillerinin sigorta riski de artıyor. Dolayısıyla Türkiye daha pahalı borçlanıyor. Ayrıca dış borçlarını çeviremiyor. Dolayısıyla bunları üst üste koyduğumuz zaman maalesef Türkiye’de bir kaos olması, böyle giderse tabii, bir buhran olması kaçınılmaz gibi gözüküyor.

Bir erken seçim yahut sağlıklı girilmiş, vaktinde bir seçim, en azından psikolojik olarak kurlara bir rahatlama getirir mi?

Şimdi Merkez Bankası reel kur endeksi yüzden 55’e indi. Yani bu demektir ki, Türk Lirası yüzde enflasyonun da çıkarsa ki; yani Türk Türk enflasyonu eksi dolar enflasyonu, Türk lirasının reel kurunu bulmak için uygulanan yol. Şimdi enflasyondan arındırılmış reel kura bakacak olursak, Türk lirası yüzde 45 oranında daha düşük. 1958’de daha fazla düşmüştü ama ondan sonraki krizlerde bu kadar değer kaybetmemişti. Onun için yine bakın, Türk lirasının değer kaybetmesi kaçınılmaz olarak olarak böyle sorunları ortaya çıkarır. Enflasyonu çıkarıyor ödeme riskini çıkarıyor ve firmalar iflas ederse borsa da çöker, o zaman ülke buhrana girer. Bunun için bu hükûmetin yapacağı tek bir şey var, IMF’ye gitmek! Gitmez, neden gitmez? IMF program getirecek, istikrar programı isteyecek, istikrar programı yap derse o zaman kur artışı olmayacak ama bunlar da kur atışına dayalı bir siyaset. Demek ki IMF’ye gitmeyecek, o zaman tek alternatif kalıyor Türkiye’nin kurtulması için erken seçim. Erken seçime giderse Türkiye, çok fazla umudumuzu kaybetmeyelim, şimdi hükûmete gelen ister istemez IMF’ye gidecek çünkü bu defa IMF’ye Avrupa Birliği çıpasını, Türkiye’nin yanına alması lazım. Ben IMF politikalarına karşıyım. Neden karşıyım? Kemer sıktırıyor, maaşları, ücretleri düşürüyor ama şimdi daha büyük bir sorunla karşı karşıyayız. Türkiye’nin bu buhrana düşmemesi için IMF ve Avrupa birliği çıpası ülkeye lazım. İstikrar programına desteği lazım. Çünkü yabancı yatırım sermayesi sana bana bakmıyor. IMF’ye, Avrupa Birliğine bakıyor. Onun için gelecek iktidar kim olursa olsun Avrupa Birliği Türkiye’ye kucak açacak, IMF’ye de giderse psikolojik açıdan sorun çözülür. Öte yandan zaten demokrasi, hukuk alanında da sorun çözülür, zaten genişletilmiş parlamenter sistemde…

“GÜVEN GELİRSE TÜRKİYE’YE YABANCI YATIRIM SERMAYESİ GELİR, YERLİ SERMAYE YATIRIM YAPAR”

Demokrasi, hukuk meselesi bir gecede yasayla değişir. Güven gelirse Türkiye’ye yabancı yatırım sermayesi gelir yerli sermaye yatırım yapar, parası dışarıda olan insanlar paralarını getirir. Türkiye’nin böyle bir iki ayda düzlüğe çıkabilir, tabii ki tahribat fazla, tahribatı düzeltmek için de bir planlama bir bir program yapmak lazım. Kısa dönemde iki önemli adım atılması lazım; biri dalgalı kur politikasını değiştirmek lazım. Kambiyo rejiminde değişiklik yaparak doğrudan yatırım yapanı teşvik etmek lazım. Sıcak para dediğimiz, spekülatif sermayeye de kısmi bir kontrol getirmek lazım. Bizzat devletin geçici süre piyasaya girerek ithal girdi üretmesi ve ithal girdi oranını % 15’e düşürürse Türkiye, söylediğim gibi bir istikrar programı yaparsa, dalgalı kur politikasından yarı sabit kur politikasına geçerse, Merkez Bankasının bağımsızlığı yanında Merkez Bankasının kuru da gözetmesi sağlanırsa Türkiye iki üç ayda düze, rahata çıkar ama üç beş sene kaybedilenlerin telafisi sürer.

Eski Merkez Bankası Başkanı, şimdi İYİ Parti’de siyaset yapan Sayın Durmuş Yılmaz’ın enteresan bir ifadesi var. Dikkat ediniz, bu gece Resmi Gazeteyi takip edin, ‘Büyük bir ekonomik gelişme olabilir.’ şeklinde bir ifade kullandı. Nedir bu acaba? Bankadaki mevduata el konulması gibi sıra dışı iddialar vardı ki demokrasiyle örtüşmeyecek iddialar bunlar fakat konuşuluyordu. Peki Sayın Durmuş Yılmaz neyi kastediyor olabilir? Buna ilaveten siz bu enteresan kararı bekliyor musunuz hükümetten?

Bir defa Türkiye’nin temerrüt riski var, bunlar da farkında. Derler ki mesela mevduatın şu kadarı senden diğer kısmını Türk lirasına çeviriyoruz, hani el koymuyor TL’ye çeviriyor. Ayrıca Yunanistan’da hani borcu olan işletmeler, vatandaş 200 avrodan fazla çekemedi, böyle bir sınır getirilebilir. Bir ara vardı, bu getirilebilir yani tahmin ettiğim, Eski Merkez Bankası Başkanı dolar alımlarında o kuralın geri getirileceğini kastediyor olabilir, dolar bozdururken olmaması lazım ama ama alırken getirilebilir.

Takip Et Google Haberler
Takip Et Instagram