Almanya’nın yeni başbakanı Olaf Scholz kimdir? Yeni Alman hükümetinin Türkiye siyaseti nasıl olacak?

Almanya'da Sosyal Demokrat lider Olaf Scholz başbakanlığında SPD-FDP-Yeşiller koalisyonu bugün görevi resmen devraldı. Almanya'nın yeni şansölyesinin siyasi serüvenini özetledim ve yeni Alman hükümetinin Erdoğan rejimine yönelik muhtemel siyasetini değerlendirdim.

ÖMER MURAT 08 Aralık 2021 PORTRE

Almanya’da başbakanlık koltuğuna Olaf Scholz oturdu. Peki, Almanya Başbakanı Olaf Scholz kimdir? Yeni Alman hükümetinin Türkiye politikası nasıl olacak?

Sosyal Demokrat Parti (SPD), Yeşiller ve Hür Demokrat Parti (FDP) arasında kurulan koalisyon hükümeti bugün itibariyle resmen görevine başladı. Üç partinin geleneksel renklerinden (kırmızı-sarı-yeşil) dolayı “trafik lambası koalisyonu” adı verilen SPD-FDP-Yeşiller koalisyonunda başbakanlığı üstlenen Scholz son 3,5 yıldır Şansölye Yardımcılığı ve Maliye Bakanlığı görevlerini yürütüyordu.

1958 doğumlu olan Olaf Scholz çocukluk ve gençliğinin geçtiği Hamburg’da hukuk okuduktan sonra iş hukukunda uzmanlaşan bir avukat olarak çalışma hayatına atıldı. Uluslararası Sosyalist Gençlik Birliği başkan yardımcılığı görevini yürüttü. Bundestag’a (Alman Meclisi) ilk kez 40 yaşındayken Hamburg’u temsilen 1998’de girdi. 2002 yılında yeniden vekil seçildikten sonra iki yıl boyunca Sosyal Demokrat Parti (SPD) Genel Sekreteri olarak görev yaptı. Dönemin şansölyesi Gerhard Schröder düşen popülerliği nedeniyle SPD liderliğinden istifa etmek zorunda kaldığında Scholz da görevinden ayrıldı. Bununla birlikte sonrasında da SPD’de ve meclis komisyonlarında farklı üst düzey görevler üstlenmeyi sürdürdü. 2007’de ilk Merkel hükümetine Çalışma ve Sosyal İşleri Bakanı olarak atandı. 2009 seçimleri sonrası SPD koalisyon hükümetinden ayrılıp muhalefete geçince Scholz genel başkan yardımcılığı pozisyonuna geldi. Partinin ılımlı kanadından bir siyasetçi olarak tanındı.

Olaf Scholz seçim sonuçlarına ilişkin parti merkezinde ilk açıklamasını yaparken…

BAŞARILI MALİYE İDARESİYLE DİKKATİ ÇEKTİ

2011’de Hamburg Belediye Başkanı seçilmesi üzerine milletvekilliğinden istifa etti. Bu görevi sırasında şehrin bozuk maliyesini düzeltme başarısı göstererek dikkat çekti. 2017 genel seçimleri sonrası kurulan Merkel liderliğindeki Büyük Koalisyon’da Şansölye Yardımcısı ve Maliye Bakanı oldu. Ekonomi idaresindeki maharetini bu kritik görevinde de ortaya koydu ve koltuğa oturduğunun ilk senesinde anketlerde yüzde 50’ye varan oranlarda aldığı onayla ülkenin en popüler siyasetçileri arasına girdi. Covid-19 pandemisi sonrası ülke ekonomisini rahatlatmak, özellikle küçük ve orta ölçekli işletmelerin batmasını önlemek için 353 milyar euro’yu bulan bir dizi benzeri görülmemiş kurtarma paketine imza attı. Bu tedbirler sayesinde Almanya, dünyadaki diğer ülkelere nazaran pandemi kaynaklı ekonomik krizden nispeten daha az etkilendi. Bu durum Şansölye Merkel’le birlikte Scholz’un da popülerliğini iyice arttırdı. Seçimde Scholz’un öne çıkmasına yol açan önemli bir neden bu başarısı oldu. İnsanlar ekonomik kriz sırasında kendilerine para yardımında bulan siyasetçilerin “bu iyiliğini” kolay kolay unutmuyorlar. Merkel’in seçim pusulasında yer almaması, seçmenin minnettarlığını yönelteceği siyasetçi olarak Scholz’un asıl parsayı toplamasıyla sonuçlandı.

Bununla birlikte Scholz 2019’da SPD eşbaşkanlığı için Klara Geywitz’le birlikte girdiği yarışı, ilk turda oyların çoğunluğunu almalarına rağmen, ikinci turda Norbert Walter-Borjans ve Saskia Esken’e karşı kaybetti. Scholz bunun üzerinde SPD Genel Başkan Yardımcılığından istifa etti. Buna rağmen geçen yıl partisi tarafından şansölye adayı gösterildiğinde, kazanma ihtimalinin çok yüksek olmadığı yorumları yapıldı.

SPD SEÇMENİ “ÖNCE İSTİKRAR” DİYOR

Sosyal Demokratlar 1998-2005 arası Yeşiller’le, ondan sonra Muhafazakarlar’la koalisyonlar kurarak, geçen 23 yılın 19’unda iktidarda kaldı. SPD’nin geçmişi her ne kadar “sol işçi hareketine” dayansa da bugün tabanını daha çok “memurlar” (kamu çalışanları) oluşturuyor. Bu nedenle klasik bir sol partiden beklenmeyecek denli, Almanya’da Merkel’in şansölyeliğinde tahkim edilmiş, merkez siyasete dayanan mevcut devlet rejiminin devamını çıkarına gören, yani “istikrarı” önceleyen bir tabana sahip bulunuyor.

Anketler kendi isteğiyle emekliye ayrılan Merkel’in hala Almanya’nın en popüler siyasetçisi olduğunu gösteriyor. Fakat Hristiyan Demokratlar Merkel’in ayrılışıyla ortaya çıkan boşluğu dolduramadı. Bu nedenle Scholz seçim kampanyasında Merkel’e en fazla benzeyen, onun izlediği siyaseti devam ettirecek adayın kendisini olduğunu gösterme çabası gösterdi. Hatta öyle ki seçim sloganı olan “Çoğu vatandaş beni biliyor”, Merkel’in 2013’de kullandığı “Beni biliyorsunuz” seçim sloganıyla neredeyse aynıydı. Ülkenin önde gelen haftalık haber dergisi Der Spiegel’in “İkinci Angela” başlığıyla tanıttığı Scholz, Merkel’in simge haline gelmiş elini dörtgen yaparak tutuşunu taklit ederek fotoğraf bile verdi.

MERKEZ SEÇMENE HİTAP ETTİ

Scholz bugüne kadar muhafazakarlarla “büyük koalisyona” girdikleri için muhalefetteki sol partiler (Yeşiller ve Die Linke) karşısında zemin kaybeden partisinin bu zayıf noktasını Merkel sonrasında onun yerini doldurabilecek, ona en fazla benzeyen aday olarak kendisini ortaya koymak suretiyle bir avantaja çevirmeyi başardı. Şunu da eklemek gerekir ki, Merkel, 2007-8 Finansal Krizi sonrası dönemde bankaların kamu paralarıyla kurtarılmasının neden gerektiğini açıklayamamanın halkta yol açtığı tepkiyi dengelemek maksadıyla bir merkez sağ liderden beklenmeyecek oranda sola kayarak sosyal demokrasiyi sahiplenen bir tutum sergiledi. Bu nedenle bugün Scholz için Merkel’in mirasını sahiplenmek parti tabanıyla arasında bir çatışma çıkmaması sonucunu doğurur hale geldi.

Şansöyle Merkel ve Şansöyle Yardımcısı, Maliye Bakanı Olaf Scholz

Scholz ABD’deki Trump, İngiltere’deki Brexit facialarının bir benzerinin ülkelerinde yaşanmasından endişe eden, büyük değişikliklerden hoşlanmayan muhafazakar yapısıyla bilinen geniş Alman orta sınıfına kendisinin Merkel sonrasına yumuşak bir geçiş için en uygun isim olduğu konusunda ikna edici bir görüntü çizdi. Seçimden daha üç ay önce Şansölye yarışının Hristiyan Demokratların adayı Laschet ve Yeşiller adayı Baerbock arasında geçeceği tahminleri yürütülecek denli kimse kendisine şans vermediği halde beklenmedik bir çıkış yakaladı. Sorulara aynı ve kısa cevaplar vermesi, risk almaktan kaçınan aşırı kontrollü tabiatı yüzünden “Şolzomat” (Scholz makinesi) lakabı takılan SPD liderinin öne çıkması Laschet ve Baerbock’un seçmenin geneli tarafından başbakanlık makamı için yetersiz görülmeleriyle yakından ilgili… Geçtiğimiz 15 yıl boyunca ilk defa Ağustos ayındaki anketlerde Sosyal Demokratlar’ın CDU/CSU’dan daha fazla oy oranını yakalamış olması, Scholz’un yükselişinin ne denli beklenmedik olduğunu gösteren çarpıcı bir bilgi…

GÖNLÜNDEN GEÇEN KOALİSYONU KURAMADI

Scholz 26 Eylül’de gerçekleşen seçimlerde ipi yüzde 25,7 gibi bir oy oranıyla birinci göğüslese bile bunun şansölyelik vazifesini rahat yürütebilmek için gereken tatmin edici bir zafer olduğundan bahsedebilmek pek mümkün değil… Scholz II. Dünya Savaşı sonrası dönemde Şansölyelik makamına oturanlar arasında en az oyu almış siyasetçi.

Seçim kampanyası sırasında “Hükümeti Yeşiller’le birlikte kurmak istiyorum” diyen Scholz gönlünden geçenin kendi şansölyeliğinde bir merkez sol ittifakı olduğunu saklamadı. İki parti de asgari ücretlerin arttırılması ve süper zenginlerin ödedikleri vergilerin arttırılmasını vaadediyor. Keza dış politikada ABD ve AB’yle ilişkilere ilişkin benzer tutumlara sahip olan iki parti iklim değişikliğiyle mücadele kapsamında alınacak çevreci önlemler konusunda da benzer hedeflere sahip. Fakat iki partinin milletvekili sayıları birlikte bir koalisyon kurmalarına yetmediği için FDP’nin kapısını çalmak zorunda kaldı.

KOALİSYON ANLAŞMASINDA TÜRKİYE NASIL YER ALDI?

Almanya’da anayasal bir zorunluluk olmamasına rağmen, partiler hükümeti kurmadan önce, aralarındaki olası anlaşmazlık konularında nasıl hareket edeceklerini belirleyen uzun bir koalisyon anlaşması imzalıyorlar. Bu anlaşmalar ortaya ciddi krizlere düşmeyen, istikrarlı hükümetlerin çıkmasını sağlıyor. Bu çerçevede üç parti 177 sayfalık bir anlaşma üzerinde mutabık kaldılar.

Anlaşma mali disiplini korurken yeşil bir ekonomiye ve dijitalleşmeye geçişi hızlandırmayı hedefliyor. Scholz’un önemli seçim vaatlerinden biri, Almanya’da kiraların ve ev fiyatlarının aşırı yükselmesine yol açan ciddi bir konut sıkıntısı bulunduğundan, yılda 400 bin yeni konut yapılmasını sağlamak şeklinde… (Almanya’da 2020’de 300 bin yeni konut inşa edildi.) Diğer önemli vaadleri olarak, (saati) 9,60 euro olan asgari ücreti 12 euro’ya çıkartacağını ve süper zenginlerin (yılda 500 bin euro’nun üzerinde kazanç sahibi olanların) ödedikleri vergileri arttıracağını söyledi. Koalisyon anlaşmasında bu vaatleri büyük ölçüde yer aldı.

Koalisyon partileri, AB’nin ekonomik ve parasal birliğini güçlendirme konusunda anlaştılar ve bloğun İstikrar ve Büyüme Paktı olarak da bilinen mali kurallarında reform yapmaya açık olduklarının sinyallerini verdiler. Ayrıca Almanya’nın NATO’nun nükleer paylaşım anlaşmasının bir parçası olarak kalması konusunda da anlaştılar; bu, Rusya ile artan gerilim döneminde Batı askeri ittifakında çatlağı önleyecek bir adım olarak görülüyor.

Scholz bir başka seçim vaadini yerine getirerek kabinenin yarısını kadınlardan oluşturdu. Yeşiller eş başkanı 40 yaşındaki Annalena Baerbock ülkenin ilk kadın dışişleri bakanı oldu. Keza ülke tarihinde ilk kez içişleri bakanlığı koltuğuna da bir kadın siyasetçi (Nancy Faeser) oturdu. Faeser’in hafta başında yaptığı şu açıklama dikkat çekiciydi: “Şu anda liberal demokrasimizin karşı karşıya olduğu en büyük tehdit olan aşırı sağla mücadele etmeye kararlıyım.” Bir diğer ilk de Alman tarihinde ilk kez bir Türk asıllının hükümette görev alması oldu: Yeşiller Partisi’nin önde gelen siyasetçilerinden olan Cem Özdemir, Tarım Bakanlığı görevini üstlendi.

Koalisyon anlaşmasında Türkiye’ye yönelik politikanın nasıl yürütüleceğine de yer veriliyor. Belgede bu hususta şu çarpıcı ifadelerde bulunulmuş: “Türkiye’de demokrasi, hukukun üstünlüğü ve insan, kadın ve azınlık hakları büyük ölçüde ortadan kaldırıldı. Bu nedenle AB katılım müzakerelerinde hiçbir faslı kapatmayacağız veya yeni fasıl açmayacağız. AB-Türkiye diyalog gündemini sivil toplum ve gençlik değişim programları ile paylaşımları geliştireceğiz.”

Yeni hükümet döneminde Almanya-Türkiye ilişkilerinde köklü bir değişiklik beklememekle birlikte, gerek Dışişleri Bakanlığı koltuğunun insan/kadın hakları ve demokrasi konularındaki hassasiyetiyle bilinen Yeşiller’in kadın eşbaşkanı tarafından üstlenilmiş olması, gerekse de üç partiyi de bağlayan koalisyon anlaşmasında Türkiye’ye yönelik getirilmiş ağır eleştiri gözönüne alındığında Erdoğan rejiminin işinin Merkel dönemine kıyasla epey zor olacağını söyleyebilmek mümkündür. Baerbock Ankara’ya yönelik herhangi bir olumlu yaklaşım geliştirdiğinde, Erdoğan’ın kadın haklarını koruyan İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmiş olduğu gerçeğinin kendisine hatırlatılmasını muhtemelen sıkça yaşayacaktır. “Gözü yükseklerde” nispeten genç bir siyasetçi olan Baerbock “ilkelerinden taviz verdiği” gibi bir algılamaya yol açmamak konusunda ciddi bir hassasiyet içerisinde olacak ve Batı’da Erdoğan’la aynı kareye girmenin maliyetinden endişe eden siyasetçiler kervanının ön sıralarında bir yerlerde bulunması şaşırtıcı olmayacaktır.

Pek çok uzmanın beklediği gibi Türkiye’de devam eden ekonomik kriz, sonunda Erdoğan rejiminin Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) kapısını çalmasını zorunlu kılacaksa, IMF’de para musluklarını tutan en önemli ülkenin ABD’den sonra Almanya olduğunu hatırlamak gerekir. Erdoğan rejimi S-400 meselesi nedeniyle ABD’yle ilişkilerinin çıkmaza girdiği bir ortamda Almanya’nın desteğine çok daha fazla ihtiyaç duyacaktır. Fakat hukukun üstünlüğünü hiçe sayan otokratik yapısı yüzünden, yeni Alman hükümetinden de arzuladığı desteği almakta epey zorluk çekecektir.