Öfke

Hakikatle aramıza giren şey öfke doğurur. Yine de ikincil bir duygudur öfke, korku ya da hayal kırıklığı gibi tepkileri izler. Haksızlığa uğramak da bu yüzden öfkeye neden oluyor.

CAN BAHADIR YÜCE 04 Eylül 2020 YORUM

Gazeteler evime giren hırsızın soylu bir kahraman olduğunu yazıyor. Komşumu “terörist” ilan eden düzenbazın konuşması alkışlarla kesilmiş. Gazeteci arkadaşımın hapiste ihmal sonucu ölümünü umursayan yok.

Bunca haksızlığın içimde öfke fırtınası koparması gerekir—koparmıyor.

Elbette öfkeleniyorum ama öfkem parlayıp sönüyor.

Hakikatle aramıza giren şey öfke doğurur. Yine de ikincil bir duygudur öfke, korku ya da hayal kırıklığı gibi tepkileri izler. Haksızlığa uğramak da bu yüzden öfkeye neden oluyor. Gelgelelim, haklı olmak neyin çözümüdür? Haklı olup yenilmek hep var. (Zihnim Auden’a gidiyor yine: Yenilgi hâlâ yaşadığımızın kanıtıdır.)

Tarihin öğrettiği bir şey: Öfkesiz devrim olmaz. Ama geçmiş bize öfkeyle girişilen işlerin kalıcı olmadığını da gösteriyor. (“Gayrimemnunlar medeniyet kuramazlar.”)

Öte tarafta, öfkenin kendi melodisi, estetiği var. Bunu Thomas Bernhard’dan beri biliyoruz. Güvenli, içe dönük bir karşılık verme biçimidir öfke, kendi kendine söylenmeyi çağrıştırır. (Bernhard’ın neredeyse bütün romanlarının monolog oluşu rastlantı değil.) Bernhard, öfkeyi estetik bir tavra dönüştürmüştü. Nazi mirasıyla yeterince yüzleşemeyen ülkesine öyle kızgındı ki, ölümünden sonra yapıtlarının (mektuplar dâhil) Avusturya’da basılmasını, sahnelenmesini yasakladı.

Şimdi düşününce, geçen yüzyılın öfkeli yazarının vasiyetinde hem ince alay hem tiksinme görüyorum ben. Kitaplarının arka kapağındaki fotoğrafından, “Siz öfkelenmeye bile değmezsiniz,” der gibi bakıyor. Yazarak intikam aldığının farkında. İnsana inancını yitirmenin, estetik kusursuzluğa erişmek için verilen beyhude çabanın hayal kırıklığını Bernhard böyle mi örtüyordu?

Ne ki öfke zehirdir çok zaman. İçinde istihza yoksa sahibini tüketir. Cesareti, direnişi gölgeler.

Peki öfkenin karşıtı nedir? Bağışlama mı, sakinlik mi, unutuş mu?

Öfke haklılıkla yan yana gelmez. Haksızların sesinin daha çok çıktığını zaten biliyoruz: Dünyayı öfkeli adamlar, bağırarak yönetiyor. Kalabalıklar da taklit bir öfkeyle onların peşinden gitmeye hazır. Biz sevdiklerimiz haksızlığa uğrayınca öfkeleniyoruz—sevgi asıl, öfke ikincil.

Aslında öfkenin karşıtı sevgidir.

Birazdan haberlere göz atıp dünyanın haline bakarken nasıl olup da öfkeden köpürmediğime bir kez daha şaşacağım. Ve alaycı, buruk gülümseyişiyle Bernhard gözümün önüne gelecek: Yazmak bir öç alma biçimidir.