‘Yunanistan’ın korona stratejisi İtalya’nın yaptığı hataları yapmamak’

Dünyada 20 binden fazla insanın ölümüne neden olan koronavirüs salgını hızla yayılmaya devam ediyor. Çin’de başlayan ancak önce Avrupa’nın sonra

EYLEM YILMAZ 29 Mart 2020 DÜNYA

Dünyada 20 binden fazla insanın ölümüne neden olan koronavirüs salgını hızla yayılmaya devam ediyor.

Çin’de başlayan ancak önce Avrupa’nın sonra da ABD’nin merkez üssü haline geldiği salgınla ilgili ülkelerin önlemleri ve tartışmalarla ilgili röportaj dizimize Yunanistan’la devam ediyoruz.

Belçika ve Fransa’dan sonra Yunanistan’da da benzer önlemler dikkat çekerken mülteciler sorunu en büyük farklılık olarak ortaya çıkıyor. Salgın nedeniyle bugüne kadar (26 Mart 2020) Yunanistan’da 20 kişi hayatını kaybetti. Ülkede koronavirüse yakalananların sayısı ise 743.

Sokağa çıkma yasağı Yunanistan’da da uygulanıyor. Ancak Yunanistan salgından en az etkilenen ülkelerden biri. Alınan önlemlerle vaka ve ölüm sayılarında azalma olabileceği düşünülüyor.

Yunanistan’da yaşananları, halkın tepkilerini, özellikle mültecilerin durumunu siyaset bilimci ve çevirmen Nazlı Usta Lazaris ile konuştuk. 10 yıldır aralıklarla gittiği Yunanistan’da bir yıldır yaşamaya başlayan Nazlı Hanım mültecilerin yoğun yaşadığı Midilli’de kalıyor. Mültecilerin adaya gelişlerinin sürdüğünü söylüyor. Ancak kamplardaki durum için; “STK’lar da şu anda aktif olmadıkları için, hâlihazırda kamplarda mültecilere ne gibi ek sağlık desteği sağlanabildiği hakkında kapsamlı bilgimiz yok” diyor.

Türkiye’de de Edirne sınırında Avrupa’ya geçme umuduyla kalmaya devam eden mülteciler soğuk ve açlık konusunda hastalığa açık konumdalar. Koronavirüs salgını tehlikesine rağmen mülteciler unutulmuş durumda… Ancak korona mülteci meselesinde çok ciddi bir tehlike oluşturuyor. Her şeyini kaybetmiş bu insanlar arasında bu salgın yayıldığı takdirde önü nasıl alınacak, nerede, nasıl tedavi olabilecekler?

Yunanistan’da yaşananlar, bu ülkedeki örneklerle salgın ve mülteciler konusuna bakalım. Yunanistan en çok aldığı ekonomik önlemlerle öne çıkıyor…

Söz Nazlı Usta Lazaris’te…

Yunanistan’da Evde Kal kampanyasının afişi

Öncelikle şu an Yunanistan’da durum nedir? Önlemler ne boyutta? Halk bu önlemlere riayet ediyor mu?

Yunanistan’da açıklanan ilk vaka 26 Şubat tarihinde, İtalya’dan dönen bir kişiydi. Bundan birkaç gün sonra İsrail’den gelen bir dinî gezi grubundaki birkaç kişide virüse rastlandı. Bundan sonra da ilerleyen her günde yeni vakalar görülmeye devam etti. İlk can kaybı ise 11 Mart’ta gerçekleşti. İlk vakanın görüldüğü tarihten bugüne kadar önlemler de adım adım artırıldı. Önce uyarılar yapıldı, sonra sosyalleşmenin engellenmesi için cafe-restoranlar kapatıldı. Bu önlemleri tüm dükkânların kapatılması izledi ve 23 Mart itibariyle de sokağa çıkma yasağı uygulanmaya başlandı. Bunun dışında ülkenin yurtdışı ile teması da adım adım kesildi. Bugün artık tüm sınırlar kapalı. Öte yandan halkın, önlemlere yüzde 100 riayet ettiğini söyleyemeyiz. Zaten sokağa çıkma yasağını getiren de bu oldu…

İşletmelerin tedbir amaçlı kapatılması kararı çıktıktan hemen birkaç gün sonra, ilk ekonomi paketi açıklandı. Buna göre; işletmeler için beyana dayalı kesinleşmiş tüm vergi ödemelerinin, faizsiz ve artırımsız bir şekilde 4 ay ertelenecek. İşyerlerinin geçici olarak kapatılması sebebiyle iş akitleri askıya alınmış hale gelen tüm çalışanlar için devletin iki ay boyunca aylık 800 Euro’ya kadar bir tazminat ödeyecek ve bu çalışanlar için de vergi ödemelerinin 4 aylığına ertelenecek. İşyeri geçici olarak kapatılan, şahıs şirketi sahipleri için de 800 Euro’luk tazminat olacak. Çalışanların emeklilik ve sağlık sigorta primlerinin tamamı devlet tarafından ödenecek. Önlemler sebebiyle kapatılan işyerlerinin Mart ve Nisan ayı kiralarının yüzde 60 devlet tarafından karşılanacak. bankaların, tüzel kişilere ait kredi borçlarının tahsilini Eylül ayına kadar erteleyebileceği açıklandı.

Bundan kısa bir süre sonra, ikinci bir paket daha geldi ve işverenler tarafından tüm çalışanlar için Paskalya ikramiyesi ödemesi yapılacağı, kamudaki sağlık çalışanlarına hükumet tarafından ek bir Paskalya ikramiyesi daha verileceği ve en önemlisi önceki pakette, işyeri önlemler sebebiyle kapatılan serbest çalışanlar için açıklanan 800 Euro’ya varacak maddi yardımın, işyeri kapanmamış olsa da yaşanan durgunluk sebebiyle iş kaybı yaşayan serbest çalışanlara da yapılacağı garantisi verildi. Tüm bu ekonomik önlemler, kuşkusuz kayıtlı çalışıyor olan -ki aksi Yunanistan’da zaten kontroller ve para cezaları sebebiyle çok mümkün değil- herkesi psikolojik anlamda rahatlattı.

Salgın Çin’de ortaya çıkmasından sonra Yunanistan’da bu durum nasıl ele alındı?

Çin’deki durumdan ziyade İtalya’nın günbegün yaşadıkları, Yunanistan’ı daha fazla etkiledi diyebiliriz sanırım. Yani Çin’de iken yalnızca normal bir habermiş gibi verilip geçiliyordu; ancak virüsün Avrupa’da yayılmaya başlaması herkes için çok daha korkutucu oldu.

Medya salgını nasıl işledi? Örneğin Türkiye’de “Türk genine bir şey olmaz” diyen bir doçentin ekranlara çıkarıldığını gördük. Benzer bir durum orada da yaşandı mı?

Yunanistan’da karasal yayında ana haber bülteni olan sekiz tane televizyon kanalı var. Bunların tamamında bültenlerde ve sabah programlarında uzmanlara yer verildi, veriliyor. Takip ettiğim kadarıyla, şimdiye kadar, durumun ciddiyetinin sulandırılmasına müsaade edilmedi. Yazılı basında da genel tavır, var olan durumla ilgili kapsamlı haber aktarmak şeklinde… Yunanistan içi durumdan sonra, İtalya ve İspanya ile ilgili haberler geniş yer buluyor. Twitter gibi mecralarda komplo teorisyenliğine soyunan insanlara da rastlayabiliyoruz; ancak bunların ciddiye alındığını söylemek mümkün değil.
Öte yandan örneğin, Morfou Metropoliti çıkıp korona virüsünün ateistler ve kürtaj yaptıranlar yüzünden geldiğini söyledi. Ama bu yalnızca bir haber olarak geçildi. Bu kişi ciddiye alınıp televizyonlarda kendisini ve fikirlerini (!) anlatması, yayması için ona alan açılmadı. Patras Metropoliti, korona meselesinin ve genel olarak hayatın tamamen inançla alakalı olduğunu ve inançlı insanlara ve kiliselere yalnızca koronanın değil hiçbir kötülüğün yaklaşamayacağını iddia etti; ancak bültendeki sunucular kendisine cevaben “bilimin söylediklerini de göz ardı etmemek şartıyla inançlı olmak ve ibadet etmek” vurgusu yaptılar.

22 Mart’ta, toplu dinî ayinler yasaklanmış olmasına rağmen Ilioupoli’deki bir kilisenin papazının kiliseyi cemaate açtığı ve bir grup dindarla ayin yaptığı öğrenildi. Kiliseye polis gittiğinde ise papaz kendini bu insanlarla birlikte kiliseye kilitledi. Sonradan, polise haber verenlerin, o kilisenin cemaatinden, papazın davranışını onaylamayan insanlar olduğu anlaşıldı. Bunu da katıldıkları canlı yayınlardan biliyoruz.

Yine basına, yasak başlamadan önce Selanik’te yapılan bir ayinin sonunda, papazın cemaate aynı kaşıkla şarap içirdiğine dair fotoğraflar yansıdı. Bu normal şartlarda çok sıradan bir şeyken virüs sebebiyle alarma geçen ülkede hijyene ne kadar aykırı olduğu konuşulmaya başlandı. Keza kiliselerdeki ikonaların da herkes tarafından öpülmesinin yine hiç hijyenik olmadığı tartışıldı.

Bunlar Yunan toplumu için tabu olan şeyler… Çünkü Yunanistan laik bir devlet değil ve şu anda merkez sağ bir tek parti hükumetiyle yönetiliyor. Bu yüzden tüm bu yaşananların çok ekstrem olduğunu vurgulamak lazım. Ancak gözlemlediğim, Yunanların bu kadar dindar bir millet olmasına rağmen, tüm bu din adamlarının açıklamalarından ziyade, korona virüsü özelinde, bilim adamlarının açıklamalarını dinlemeye meylettikleri ve hem görsel hem de yazılı basının da bu ihtiyaca cevap veriyor olduğudur.

Salgının ciddiyeti en çok hangi aşamada fark edildi? Bu andan sonra ne gibi gelişmeler yaşandı?

Salgının ciddiyeti, İtalya’daki korona pozitif vakaların ve ölümlerin her geçen gün artmasıyla fark edildi. İtalya, Avrupa kıtasındaki ilk örnek olduğu için neredeyse tüm ülkelerdeki gibi Yunanistan’da da strateji, İtalya’nın yaptığı hataları yapmamak üzerine kuruldu. Ardından adım adım önlemler, destek paketleri ve sonunda da belli yasaklar geldi.

Mültecilerin girişi için Türkiye’nin kapıyı açmasıyla başlayan sürecin üzerine bir de bu salgın toplumu nasıl etkiledi?

Aslında tam bu noktada, gündemin inanılmaz bir hızla değiştiğini söylemek mümkün. Toplum psikolojisi hakkında genel bir yorum yapmak istemem. Ama şahsi olarak da bir şoku atlatmadan bir diğerinin içine girdik diyebilirim –ki ikisi de çok çok ciddi konular…

Özellikle Midilli’de neler yaşanıyor? En son orada bir mültecide virüs tespit edilmişti. Gelişmeler nedir?

Sınırlar kapalı olsa ve odak mülteciler olmasa da Midilli’ye her gün yeni mülteci botları geliyor. Kampların, kapasitelerinin çok üstünde çalışmaya çalıştığı zaten malûm. Ama Midilli’de herhangi bir mültecide virüse rastlanmadı. Adada, tespit edilen tek bir vaka vardı (İsrail’deki dinî gezi grubuna katılan bir Midillili) ancak kendisi tedavi gördü ve taburcu edildi. 23 Mart’ta Tayland seyahatinden dönen iki kişide daha virüse rastlandığı açıklandı. Onların da tedavileri hastanede devam ediyor. Ancak şu anda ada halkının en büyük korkusunun, mültecilerde virüs görülmesi ihtimali olduğunu söylemek hiç de yanlış olmaz. Çünkü böyle bir şey, bu yayılma hızıyla ve kamplardaki hijyen koşullarıyla, başa çıkılamayacak bir felaket yaratacaktır.

Mülteci kamplarında durum ne boyutta? Onlar neler yaşıyor? Onların sağlığı konusunda ne gibi önlemler alınıyor ya da alınıyor mu?

Yoğun akış sebebiyle, kamplar kapasitelerinin belki sekiz-on katı kadar mülteciyi konuk ediyorlar. Var olan durum içinde şartların iyi olduğunu söylemek söz konusu değil. Ancak kayıtlı mültecilerin sağlık hizmetlerinden yararlanma hakları var. Bu yüzden hastanelerde sıkça mülteciye rastlamak mümkün. Ancak bu kriz sürecinde onlar da kampların dışına çok çıkmadılar.

Korona krizi patlamadan hemen önce, Yunanistan’da Midilli, Sakız ve Sisam’da kapalı mülteci kampları inşa edilmesi söz konusuydu. Halk bir bütün halinde buna karşı çıktı. Bu karşıtlık içinde mülteci karşıtlığına rastlanabildiği gibi, kampların kapalı olmasını insan haklarına aykırı bulduğu için karşı çıkanlar da vardı. Dolayısıyla en sağdan en sola kadar herkes, kapalı kampların inşası noktasında hükumete muhalefet etti. Buna tabii ki yerel yöneticiler de dâhil… Ancak o noktadaki hengame çözüme ulaşamadan korona krizi patlak verdi. Kamplardaki kapasitenin aşırı yoğun olması, STK’ların da aktif bir şekilde kamplara destek vermesini gerektiriyor; çünkü kayıtlı olanların birçok hakkı olsa da kayıt dışı konumdaki mültecilerin sağlık hizmetlerine ulaşmaları hâlâ bir sorun…

Kapalı kamp inşasına karşı çıkıldığı günlerde, STK’lara ve STK çalışanlarına da yoğun bir muhalefet başladı. Birçok STK çalışanı çeşitli mikro gruplar tarafından saldırıya uğradıkları için adayı terk ettiler. Dolayısıyla STK’lar da şu anda aktif olmadıkları için, hâlihazırda kamplarda mültecilere ne gibi ek sağlık desteği sağlanabildiği hakkında kapsamlı bilgimiz yok.

Toplumdaki genel eğilim nedir? Önlemler konusunda gecikildiği düşünülüyor mu?

Önlemler konusunda gecikmek bir tarafa, ülke genelinde henüz yalnızca birkaç vaka ortaya çıkmışken kapsamlı önlemler alınmaya başlandığı için insanlar bunu başta abartılı buldular diyebiliriz. Vakit geçtikçe ve özellikle de İtalya ve İspanya örnekleri görüldükçe olayın ciddiyeti fark edildi. Tabii hâlâ herkesin konuya İskandinav titizliğiyle yaklaştığı söylenemez.

Muhalefet ne yapıyor? Yapıcı mı yoksa sert eleştiriler mi dile getiriliyor?

Bu süreçte açıkçası muhalefeti çok duymuyoruz. Radikal diyebileceğimiz önlemler alınmaya başlandığında Başbakan Mitsotakis, Meclis’teki tüm parti liderlerini tek tek, video konferanslarla detaylı bir biçimde bilgilendirdi. Zaten bu önlemlerde odak halk sağlığıydı ve karşı çıkılabilecek bir nokta da yoktu. Ancak, çalışan ve işverenlerin devlet tarafından nasıl desteklenecekleri noktası üzerinden eleştiri yöneltilebilirdi. Ama bu da hükumet tarafından, kapsamlı ekonomik destek paketleri açıklandığında bertaraf edildi.

Avrupa Birliği, tüm birlik üyeleriyle bundan sonra ortak bir sağlık politikası üretir mi? Birlik olarak bugüne kadar yapılanlar nasıl tartışılıyor?

Avrupa’da sınırların açık olması, tek bir ülkenin sorununun basitçe, diğer ülkelere taşınabileceğini gözler önüne sermiş oldu. Ancak bu krizden sonra, kapsamlı bir ortak sağlık politikası için adım atılır mı çok emin değilim.

Örneğin, birlik üyelerinin İtalya’yı çok yalnız bıraktığı görülüyor. Bu durum nasıl ele alınıyor?

İtalya örneğinin ele alınışı ne Birlik ne de İtalyan devletinin hatası üzerindendi. Başından beri üzerinde durulan nokta, İtalya’da halkın nerede hata yaptığıydı. Dolayısıyla Yunanistan’da, İtalyan halkının hatalarından ders çıkarma şeklinde ilerlendiğini söylemek mümkün.

Okulların tatili, kreşler konusunda nasıl adımlar atılıyor? Uzaktan eğitim Türkiye’de çok verimli olmaz diye değerlendiriliyor. Orada ne gibi çözümler üretiliyor?

Okullar ilk tatil edildiğinde 26 Mart’ta, herhangi bir erteleme olursa da Paskalya tatilinden sonra tekrar açılması bekleniyordu. Ancak 23 Mart itibariyle uzaktan eğitim yapılacağı açıklandı ve bunun için oluşturulan platform açıldı. Anlaşıldığı kadarıyla, eğitimciler platforma gerekli materyalleri ve sınavları yükleyecekler, öğrenciler de cevaplarını yine platform üzerinden eğitimcilere iletecekler. Yunanistan’da sınıflardaki öğrenci sayıları Türkiye’ye kıyasla çok daha az olduğu için online eğitimde nispeten başarı sağlanabilir diye düşünüyorum. Ancak yine de yüz yüze eğitim kadar verimli olacağına inanmıyorum.

Hastaneler yeterli mi? Yeterli yatak kapasitesi bulunuyor mu? Tedavi konusunda ne gibi şikâyetler öne çıkıyor, hangi sorunlar yaşanıyor?

Atina’da ve Selanik’te yeterli hastane var. Zaten buralarda devlet hastanelerinin dışında, özel sağlık merkezleri ve özel hastaneleri de kullanmak mümkün. Ancak ülkenin geri kalanı ve özellikle de adalar çok yoğun bir kriz durumunda sorun yaşayabilirler. Örneğin krizin başında, İsrail gezisi grubunda birkaç kişide virüs görüldüğünde, Patras’taki üniversite hastanesinde sürecin yönetilmesi ile ilgili kısa bir şok yaşandı. Medyada bu konu işlendi de… Ama sonrasında duruma adapte olundu ve şu an için sorunla baş edilebiliyor denebilir. Ancak mesela adalarda çok ağır birkaç vaka görülürse, hastaların ana karaya taşınması için ambulans uçak kullanılması gerekecek ve o uçaklarda da iki adet solunum desteği var. Onlarca vakanın, bir anda ortaya çıkması ihtimalinde, bir kilitlenme yaşanması muhtemel. Bunun dışında şehir ve bölge hastaneleri şimdilik durumla baş edebiliyor. Zaten erken davranılıp hızlıca önlem alınmasının sebebi de yoğunluktan kaynaklanabilecek böyle bir felaketi önlemekti.

Salgının ortaya çıktığı ilk günden bugüne siz bundan nasıl etkilendiniz? Değiştirdiğin alışkanlıkların oldu mu?

Salgının başında, belki de ülkenin coğrafi durumundan kaynaklanan bir güvenle, biz de olayı çok ciddiye almamıştık. Örneğin mart ayı başında seyahat ettik ya da evlerimizdeki toplu yemek buluşmalarına devam ettik. Ama işletmelerin kapatılması ve sosyalleşmenin kısıtlanması için özellikle vurgu yapılması ve en önemlisi Midilli’de de vaka olduğunun açıklanması sonrasında kendimizi biraz daha kapattık diyebilirim.

Ebeveynlerim Türkiye’de. Buradaki arkadaşlarımla son günlerde görüntülü görüşüyoruz ya da telefonda uzun sohbetler ediyoruz. Türkiye’deki arkadaşlarımla zaten buraya taşındığımdan beri, görüntülü ya da telefondan sohbet etmekten başkaca bir seçeceğimiz yok. Dolayısıyla hayatımızın eşimle oldukça kapalı bir hale geldiğini söyleyebilirim. Biraz daha içe döndük. Bundan 15-20 gün öncesine kadar arkadaşlarımızla, kalabalık gruplar halinde yemeğe çıkardık ya da ev davetleri verirdik. Şu anda gündelik hayatımızın bu kısmı değişti diyebilirim. Ama bunun da bir sonunun geleceğini bilerek, buna inanarak birbirimize uzaktan moral vererek günlerimizi geçiriyoruz.

Birçok işyeri gibi bizim iş yerlerimizden bazıları da önlemler kapsamında kapatıldı. Örneğin burada bir turizm acentemiz var ve Ayvalık’tan Midilli’ye yolcu taşımacılığı yapan bir şirketin de gemi acentesiyiz. Limanlar kapatıldığı için seferlerimiz durdu ve şu anda ofisi açık tutmamız için hiçbir sebep yok. Zaten 30 Nisan’a kadar ülkedeki oteller de kapatıldı. Dolayısıyla herhangi bir turistik aktivite de söz konusu olmayacak. Yaz için, turizm açısından önümüzü göremiyoruz. Ancak bu da kış aylarındaki normal akışımızı etkileyen bir husus değil; çünkü zaten kışın, hiçbir zaman, turizm açısından yoğun bir faaliyetimiz olmadı. Eğer bu şekilde devam ederse, durgunluğun etkisini yaz aylarında net bir şekilde hissediyor olacağız. Bunun dışında yaptığım çeviri, online özel ders, danışmanlık gibi faaliyetleri zaten evden yürütüyordum. O noktada herhangi bir değişiklik olmadı. Ama içinde bulunduğumuz durumda markete gitmek veya yürüyüşe çıkmak gibi basit aktiviteler için detaylı planlar yapmak zorundayım…

İnsanlar sosyalleşebilmek için ne gibi yöntemlere başvuruyor? Örneğin, İtalya’da video konferansla dans partisi verenler oldu. Orada da internet üzerinden yaratıcı, farklı girişimler oluyor mu?

Yunanların espri ve kendi kendileriyle dalga geçme hususunda seviyelerinin bayağı yüksek olduğunu söylemek mümkün. Bu günlerde de korona ile ilişkilendirip birçok komik, montaj video hazırlıyorlar ya da var olan bu kapana kısılma halini resmeden karikatürler paylaşılabiliyor. Burada Facebook kullanımının yaygın olduğunu söylemek yanlış olmaz. Dolayısıyla bu materyaller Facebook üzerinden paylaşılıyor.

Öte yandan çeşitli alanlardaki ünlüler, sürekli ana haber bültenlerine video bağlantılarla katılıp neden hükumetin “evde kal” kampanyasına destek verdiklerini ve dışarı çıkmadıklarını anlatıyorlar. Korona pozitif çıkan birkaç ünlü de çeşitli kanallara canlı bağlanıp karantina uygulamanın önemini vurguladılar.

Yine Instagram üzerinden sporun aksatılmamasını tavsiye eden influencerlar var. Ama Yunanistan, yaş ortalaması olarak yüksek bir ülke. Belki de bu yüzden, inanılmaz yaratıcı bir internet hareketine denk geldiğimi söyleyemeyeceğim.

Son olarak, oradaki pratiklerden hareketle Türkiye için ne dersiniz? Oradan nasıl görünüyor?

Avrupa’daki bu kadar örneği ve bizzat içinde olduğum Yunanistan’ın tavrını düşününce, Türkiye’nin önlemleri maalesef çok yetersiz görünüyor. Her gün yapılan test sayısının nüfusa oranla çok çok kısıtlı kalması, sosyalleşmenin kesilmesi için herhangi bir adım atılamaması çok ciddi problemler… Ancak ekonomik olarak insanların desteklenemeyeceği bir durumda, sokağa çıkmanın toptan yasaklanması da bambaşka bir tehlikeyi beraberinde getirecek. Öte yandan 65 yaş üstüne sokağa çıkma kısıtlaması geldikten sonra internette karşılaştığımız yaşlıları incitici görüntüler ve söylemler de çok can sıkıcı… Kısacası Türkiye’deki durumu endişeyle takip ediyoruz.

Takip Et Google Haberler
Takip Et Instagram