Nazan Bozkurt’la polis gölgesinde söyleşi: Ağlamayacağız, direneceğiz!

Yüksel Direnişçilerinden Nazan Bozkurt Ankara'da bir parkta iki polisin gölgesinde Kronos'a konuştu: Ölmeyeceğiz, ağlamayacağız, direneceğiz…

HİCRAN AYGÜN 26 Mayıs 2021 KRONOS ÖZEL

15 Temmuz darbe girişiminin ardından KHK’yla işten atıldıktan sonra Ankara Yüksel Caddesi’ndeki İnsan Hakları Anıtı’nın önünde eyleme başladı Nazan Bozkurt. “İşimi geri istiyorum” gömleğini giyer giymez, henüz açıklama bile yapmadan her seferinde yerlerde sürüklenerek sanki bir çöp poşeti gibi sokağın köşesine bırakıldı. Yüzlerce kez gözaltına alındı, KHK’lıların sembolü haline geldi. Son olarak “örgütle irtibat ve iltisaklı” olduğu iddiasıyla tutuklandı ve 5 ay sonra 5 Nisan’da tahliye edildi. İçişleri Bakanlığı’ndaki görevine iade edilmek isteyen ve diğer tüm KHK’lıların işlerine dönmesi için eylemlerine devam edeceğini söyleyen Bozkurt’la Ankara’da buluştuk. Pandemi nedeniyle bir parkta bir araya geldiğimiz Bozkurt’la sohbetimiz hemen yanımızdaki banka gelip yerleşen iki polisin gölgesinde gerçekleşti. Bozkurt, bundan sonraki süreçte neler yapacaklarını Kronos’a anlattı…

Kamuoyu sizi işinizi geri istediğiniz için polisin müdahalesine maruz kalmanız, yerlerde sürüklenmenizle tanıyor… En baştan başlayalım siz hangi görevdeydiniz ve neden işten kovuldunuz?

İçişleri Bakanlığı’nda Veri Hazırlama Kontrol İşletmeni olarak 10 yıla yakın çalıştım. Hakkımda herhangi bir soruşturma, inceleme yoktu. 15 Temmuz darbe girişiminin hemen ertesinde elleriyle koymuş gibi 80 bin kişi açığa alındı. Önce “darbeye karışanlar” ihraç ediliyor sandık. Baktık KESK’liler de ihraç edilmeye başlandı. Sonra kendim için beklemeye başladım. Fırsat bu fırsat diyerek muhalifleri de aradan çıkaralım diye düşünmüş olacaklar ki bulunduğum yerde 60’a yakın kişi çalışıyorduk ama bir tek ben ihraç edildim. 2017’de açığa alındım. Ama kurumumdan müdürüm de dahil kimsenin haberi yok. Ardından Ankara Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü’nün hakkımda savcılığa ve Çankaya Kaymakamlığına “Bu kişi terör örgütleriyle irtibatlıdır. Elimizde istihbari bilgiler var” diye yazı yazdığını öğrendim. Terörle Mücadele Şube Müdürü Hakan Duman isimli biri. Duman’ın görevde olduğu süre içerisinde Güvenpark, Ankara Garı ve Genelkurmay Başkanlığı’nda patlamalar oldu ve yüzlerce insan öldü. Bir şehrin terörle mücadelesinden sorumlu olan kişinin koltukta oturduğu dönemde üç büyük patlama oluyor ve bu adam yargılanmıyor. Bu kişi hakkında suç duyurusunda bulundum. Ellerinde benimle ilgili tek “delil”, öğrenciyken YÖK protestosunda gösteri ve yürüyüş kanununa muhalefetten yargılanmam. Üstelik beraat ettim. Bunu gerekçe sayıp beni ihraç ettiler.  Duman’ı, Valilik koruma altına aldı, başka bir birime müdür oldu. Mahkemeye başvurduk bize kapalı. Avukatım Danıştay’a başvurdu, “OHAL döneminde KHK’yla işten çıkarılanlara biz bakmıyoruz” diye yanıt verdi.

Kim bakıyormuş?

Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulundum. Beni OHAL Komisyonu’na yönlendirdiler. OHAL Komisyonu da Nuriye (Gülmen) ve Semih’in (Özakça) açlık grevinden sonra kuruldu. Komisyonun 7 üyesi var sadece ikisi hakim ve savcı. Bu komisyonun üyelerini de beni işten atanlar seçiyor, bana oraya başvurmamı söylüyorlar. Adamların hukuki bir niteliği yok. Dolaşmadığım, dilekçe vermediğim kurum kalmadı. Devlet memurları kanunu çiğnendi ve buna “dur” diyen bir mekanizma yok. “Terör örgütleriyle irtibat ve iltisaklı” ne demek… Falancaya selam vermişsin, o da örgüt üyesiymiş o zaman sen de iltisaklı oluyorsun. Mucize kelimeler… İrtibat ve iltisak bir de müzahir (arka çıkan, destekleyen) var. O sırada Yüksel Caddesi’nde bir eylem başlamıştı bari ona katılayım sesimi sokaktan duyurmaya çalışayım dedim.

GÖZALTI SAYISI İÇİN GUINNESS’E BAŞVURACAKTIM

Sonra eylemler başladı…

Yüksel Caddesi’nde uzunca bir süre ben de arkadaşlarla birlikte eylem yaptım. Öğlen ve akşam günde iki kez açıklama yapıyorduk, bu nedenle günde iki kez gözaltına alıp, para cezası kesip bırakıyorlardı. -Hatta gözaltı sayısı dünyada en fazla insan olarak Guinnes Rekorlar Kitabı’na başvuracaktım. Güvenlik şubeden kaç kez gözaltına alındığıma ilişkin bilgi istedim vermediler.- Mahkemeler kanalıyla para cezalarını iptal ettirmeye başladık. Gösteri yürüyüşüne muhalefetten de beraat etmeye başlayınca polisin bizi gözaltına alması için bir gerekçe kalmadı. Bundan sonra pandemi başladı… Bu kez bunu gerekçe gösterip “İnsan Hakları Anıtı’nın önünde oturamazsınız, konuşamazsınız” demeye başladılar. Beni alıyor, sürüklüyor, 20 metre ileride Selanik Sokak’a bırakıyor. “Burada konuşabilirsin” diyor. Sonra şöyle bir gelişme oldu. Adalet isteyen başka insanlarla bir araya gelmeye başladık. Sağ, muhafazakar kesim diyebileceğimiz, Harbiyeli öğrencilerin aileleriyle bir araya gelmeye başladık. Bu kez “Nasıl oluyor da bu iki kesim bir araya gelip eylem yapabiliyor” diye iyice çıldırdılar. Sokakta pandemi nedeniyle insan olmasa da eylemlerin videolarını milyonlarca insan izlemeye başladı. Bu kez sıkıştılar.

Sonra tutuklama mı geldi?

Yüksel direnişçilerini daha önce de tutuklatmaya çalışmışlardı, üçüncüde TEM gözaltısı yaşadık ve “yoğun eylem yapmak” gerekçesiyle tutuklandık. Bize bu eylemlerin bir örgüt tarafından yaptırıldığını iddia ettiler. Hakime “Eylem yapıyoruz çünkü işimiz geri verilmedi”yi anlatamadık. İşimizi geri verseler “yoğun” bir şekilde oraya gideceğiz. Macera değil, hak akıyoruz. Çok mu meraklıyız her gün sokaklarda sürüklenmeye. Sol gözümün kemiğini kırdı polis, protez yapıldı. Bundan sonrası ölüm olurdu. Bu nedenle tutukladılar. Delil yaratmaya çalıştılar ama ellerinde bir şey olmadığı için üçüncü duruşmada bırakıldım.

DELİL ÜRETMEYE BAŞLADILAR

Nasıl bir delil üretildi?

Polis, İdil Kültür Merkezi’nin çalışmalarının yapıldığı yere baskın gerçekleştiriyor. Orada bir ‘kozmik oda’ bulmuşlar çelik kapılarla güçlendirilmiş. Sözde bütün örgüt delilleri imha o odada imha etmiş, bir tek kartı yok etmemişler. Kartı açamamışlar ama bir kopyasını savcılığa iletmişler. Sonra nasıl oluyorsa kartı açıyorlar ve örgüt yazışması, “deliller” oradan çıkıyor. İçinde ‘N.Z’ olarak bir kısaltma var. Bunun benim olduğum iddia ediliyor. DHKP-C’nin yazışmasında, N.Z.’yi övmüş “Eğitilebilir, militan olabilir” denmiş. Gerçek bir yazışma olsa bile benim suçum ne? Bu delil değil. Bütün gösteri yürüyüşüne muhalefet davalarından beraat ettik, para cezalarını iptal ettirdik, onlar da “Bari örgüt üyeliğini yapıştıralım” dediler demek ki… Üç duruşma boyunca tahliye edilmememi buna bağlıyorum.

KESK bu işin neresinde kaldı?

Sendika direnen üyelerini ihraç etti. Önce BES (Büro Emekçileri Sendikası) çeşitli gerekçelerle ihraç etti, sonra Eğitim-Sen Nuriye Gülmen, Acun Karadağ ve Mehmet’i ihraç etti… KESK’ten ihraç edildiğimde cezaevindeydim. Ablam görüşüme geldiğinde söyledi. Daha sonra adımı internetteki listede gördüm. Savunma falan almadılar. Mahkeme bile SEGBİS’le bağlantı kuruyor, KESK bunu da yapmadı, kararı tebliğ de etmediler. İhraç edildiğimiz zaman KESK’e gittik kapıyı açmadılar. Devletten de beter yöntemler kullanıyorlar. Elime herhangi bir tebligat hala gelmediği için de dava açamadım.

YAŞADIKLARIMIZI ANLAMAYANLAR YA FAŞİSTTİR YA DA AKTROLL

Pandemi nedeniyle eylemler durdu. Bu kamuoyu desteğinizi nasıl etkiledi?

Belli yaş grubundakiler çıkamıyor ama bu kez videolar daha çok izlenmeye başladı. İnsanların vicdanı rahat değil, bir video paylaşıyoruz altına gelen yorumlardan insanların iktidar hakkındaki düşüncelerini öğrenebiliyorsunuz. Aleyhte yorum yapanların da troll hesap olduğunu gördük. Twitter’ın 10 bin hesabı askıya almasından anlıyoruz. Hani Sedat Peker, Süleyman Soylu’nun istifası için atılan twitler için “Hazırdı” diyor ya işte onun gibi. Ben sokaktaki insanları baz alıyorum. Esnaf vs. KHK’lılar hakkında ne düşünüyor, adil yargılandıklarını düşünüyor mu? Halkın söylediğidir doğru olan. Hala benim yaşadıklarımı anlamayan varsa ya faşisttir ya da AKP’nin trolüdür…

Siz kaç kişiydiniz Yüksel Caddesi’nde?

Türkiye’de eylemi devam ettiren toplam 10 kişiyiz. Çoğunluğu ihraç öğretmen…

MELEK ABLA’YA BASKI DAHA FAZLAYDI

Melek Çetinkaya’yla da eylem yaptınız?

Melek Çetinkaya, Yüksel Caddesi’ndeki eylemlerimizi görünce bize ulaştı. Ortak bir talebimiz vardı adalet… O da geldi birlikte eylem yaptık. Mesela bazen şöyle şeyler yaşandı. Melek Abla’yla eyleme çıkıyorduk. Beni değil Melek Abla’yı gözaltına alıyorlardı. Çünkü o muhafazakar tabana mesaj veriyor. O çıkıp daha fazla eylem yaparsa, konuşursa, “Kardeşim siz yaptınız darbeyi, birkaç Harbiyeli öğrencinin üzerine yıkmaya çalışıyorsunuz” derse bilmeyen kimse kalmayacak. Melek Çetinkaya bunun sembolüdür. Bir muhafazakarın bunları söylemesi iktidar için çok fena olur. Bu nedenle Melek Abla’ya baskıları daha fazlaydı. Gözaltına alındığımızda hepimizi aynı yere koyuyorlardı Melek Abla’yı arabanın ön tarafına oturtuyorlardı. Orada bile bir araya gelmeyelim diye. Birlikte eylem yapmışız, nereye kadar ayırabilirsiniz ki? Şunu gördüler aslında “Siz adaleti sağlamazsanız, adaletsizliğe uğramış herkes bir araya gelecek.” Melek Abla, bir eylem sırasında metrelerce sürüklenince polise, “Biz size güvendik, siz gelince özgürlük gelecek, türbanlı kızlar üniversite okuyacak dedik. Siz ne yapıyorsunuz” diyerek oturup ağladı. Hiç kimseye güvenmeye gerek yok aslında biz halkız kendi kendimize güvenmeliyiz. Ne demiş Ruslar “Umut en son ölür.”

Gülen cemaatiyle ilişkili olduğu gerekçesiyle işten atılan KHK’lılarla ortak bir eylem yaptınız mı?

Eşi komiser yardımcısıyken tutuklanan bir öğretmen arkadaş gelmişti. Kendisi de işten atılmış. Üzerinde ailesinden çok baskı vardı. Kadının iki çocuğu var, hakkımı istiyorum diye geldi. Ama kadına “O kadar insan çalışıyor, senin kocan niye tutuklandı, sen neden ihraç edildin” diye inanılmaz bir mahalle baskısı vardı. İşte bu kadına baskı yapanlar “güce tapanlar”… Tacettin Öğretmen vardı mide kanserinin son evresine gelmiş, tedavisi engelleniyordu. Aktrolün biri “Nasıl kanser saçları var” diye yazmış. Kan beynime sıçradı bilmiyor ki adam tedavi görememiş, engellenmiş. Hayatını kaybetti… Aslan Öğretmen, inşaatta çalışıyorken duvarın altında kaldı. Oğlunu da götürmüş işe, çocuk babasının “Uzaklaş buradan” diye bağırışını duymuş ama bir şey yapamamış. Duvarın altında can verirken oğluna son kez acı içinde bakınca çocuk babasının kendisine kızarak baktığını sanmış. Annesi “Oğlum ‘Babam bana kızdı mı’ diye soruyor dedi. Bu insanların çocuklarına kim hesap verecek. Yarın öbür gün kendi başlarına geldiğinde bize dönecekler biliyoruz.

Sizin ailenizin yaklaşımı nasıl oldu?

Annem Yüksel Caddesi’nde eylem yapmama kızıyordu. Son olarak tutuklandığımda çok üzüldü, “Bak işte eline bir şey geçmiyor” dedi. Tahliye edildikten sonra biraz daha fazla baskı oluşturmaya başladı ailem. Hatta sizinle buluşmaya gelirken bile “Sen hala akıllanmayacak mısın” diye söylendi. Çok korkuyor.

SGK, KHK’LILAR İÇİN ŞERH DÜŞMÜŞ

Başka işe başvurdunuz mu?

SGK’da KHK’lıların kaydına şerh düşülmüş, “Bu kişi şu sayılı KHK’yla ihraç edilmiştir” diye… İşkur’a başvurdum, “Siz iş başvurusu yapamazsınız KHK’lısınız” diye cevap verdiler. O zaman sokakta aradım adaleti, çünkü ben ağaç kökü yemeyeceğim… İnsanları açlığa, sefalete sürüklüyorsunuz, bir de fişliyorsunuz. Hadi bu ülkede ekmek yok yurtdışına çıkalım desek, yasağımız var. Bizi resmen vatandaşlıktan da ihraç etmeye çalışıyorlar. Ölmeyeceğiz, ağlamayacağız, intihar etmeyeceğiz, direneceğiz… Kanserden, inşaattan düşüp ölenler, 3 çocuğunu bırakıp lohusayken intihar eden Sevgi Hemşire, Timur Öğretmen, Eyüp Öğretmen, Mustafa Öğretmen “terörle irtibat ve iltisaklı” iddialarına cevap veremez. Onlar adına da sokakta direnmeye devam edeceğim.

Eylemler ne zaman başlayacak?

Pandemiyi ihlal ettiğimiz gerekçesiyle 3 bin 150 lira ceza kesiyorlar. Biz de tek tek çıkalım dedik. Şimdi onun organizasyonunu yapıyoruz. Daha önce farklı yerlerde dört kişiydik ama yine gözaltına alıyorlardı. Küçücük bir arabanın içine tıkıyorlardı. Hepimizi aynı yere koyuyorlar, araçta pandemi yokmuş gibi. Oysa AYM bize bu izni veriyor.

‘POLİSE HAKARET’TEN CEZA ÇIKABİLİR

Süreç nasıl ilerliyor?

O kadar çok dava var ki… Polisler birleşiyor “Nazan Bozkurt bize hakaret ediyor” diye dava açıyor. Çünkü birbirlerine tanıklık yapıyorlar. Buradan bir ceza çıkabilir. Ben tek başınayım hakaret etmediğime ilişkin tanığım yok ki… Örgüt üyeliğinden ise bir davam var. Gerçekten örgüt üyesi olsam hakim-savcıların işi daha kolay olurdu. Dosyaya Nazım Hikmet şiirini, Çav Bella halk şarkısını delil olarak koymuşlar.

“İşimi istiyorum” gömleğini giyip, sürüklenerek götürülene kadar tüm olay videoya çekiliyor. Siz bunları delil olarak kullanmadınız mı?

Engelleniyor… Çevik gelip kalkanları kaldırıyor ve orada tam olarak ne oluyor kamuoyu göremiyor. Göz kemiğimin kırıldığı sırada çevik kalkanlarla kapattığı için kimin, nasıl kırdığı anlaşılmıyor mesela. Şimdi “Polisin özel hayatının gizliliği nedeniyle çekim yapılmasını engellemek” diye bir şey çıktı. Aslında vardı, bana açılan davalardan biri o, hatta ev hapsi almama neden olan dava. Çekim yapan arkadaşı engelleyen polise engel oldum diye. Karşılığı ev hapsi. Polis, “Tekme attı, hakaret etti” dedi. Bugün AKP adına bu suçu işleyen herkes yarın öbür gün hesap verecek. Bugün sanık sandalyesinde oturuyoruz ya yarın onların duruşmalarında müşteki olarak yer alacağız. Herkes hesap verecek kimsenin şüphesi olmasın.

Takip Et Google Haberler
Takip Et Instagram