AB, Ankara’ya 6 milyar euro verdi ama mülteciler hâlâ ortada

Mart sonunda yapılacak zirvede AB’nin göçmen krizi nedeniyle bedel ödeyeceği yorumu yapılıyor. Erdoğan da elindeki bu kozu AB’ye karşı kullanıyor.

NİHAL KAYA 14 Mart 2021 HABER ANALİZ

FOTOĞRAFLAR: SELAHATTİN SEVİ

Avrupa Birliği-Türkiye ilişkisinin nereye varacağı sorusunun (“sorun” demek daha doğru olur) ele alınacağı AB zirvesi yaklaşıyor. Avrupa’da bu inişli çıkışlı, çoğunlukla krizli ve tarafların sık sık ayrılıp sonunda bir arabulucu tarafından barıştırıldığı ilişkinin muhasebesi daha çok yapılmaya başlandı.

Geçen hafta Alman medyasında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın açıkladığı  ‘İnsan Hakları Eylem Planı’nın ne kadar gerçekçi olduğu konuşuldu. Ancak bu konuşma Erdoğan’ın reform hamlesinin “göz boyama taktiği” olduğu kanısına varılmasıyla tartışmaya dönüşmeden söndü.

Avrupa için öncelikli ve kapsamı milyarlarca Euro’yu bulan daha önemli konular var. Bunlardan biri AB’nin Türkiye ile 2016’da imzaladığı Mülteci Mutabakatı. Sonuçta AB, mutabakat çerçevesinde Türkiye’ye ödemeyi taahhüt ettiği 6 milyar Euroluk mali kaynağın aktarımını 2020’nin Aralık ayında tamamladı. Elbette şimdi şu soruluyor:

Peki, Türkiye Avrupa’ya verdiği sözleri tuttu mu ve mutabakatın geleceği ne olacak?

Beş yıl geriye gidip hatırlayalım: Uzun müzakerelerin ardından, 18 Mart 2016’da, Brüksel’de AB ile Türkiye arasında Mülteci Mutabakatı imzalandı. Anlaşma hakkında o dönemde farklı yorumlar yapıldı. İmzalar atıldıktan sonra İngiliz Times gazetesinin “Babil Kulesi” başlıklı başyazısı anılmaya değer.

Başyazıda Türkiye’nin göçmen krizinin hafifletilmesinde oynayabileceği çok önemli rol kabul edilmiş, ancak mutabakatın küresel düzeyde göçmen akışını durdurmak için yeterli olmadığı vurgulanmıştı.

Times, başyazısının bir bölümü şöyleydi: “Ancak eğer Suriye’de kısa süre içinde barış sağlanmazsa, hassas ateşkes çökerse ve IŞİD şahlanırsa, göç dalgası iki katına çıkacaktır. Üstelik bu kriz Suriye ile sınırlı da değil. Libya’daki kargaşa Kuzey Afrika’nın tümü için sıkıntı verici. Tunus zor bir dönemden geçiyor. Cezayir kaynıyor. Mısır yaklaşık yarım milyon mülteciyi ağırlıyor. Akdeniz’de umutsuzca sefere çıkan küçük filolar da yakında yeniden ciddi bir sorun olarak ortaya çıkacak.”

Aradan geçen beş yılın yazıyı doğrulamadığı söylenemez. İlk başta mutabakat Avrupa’ya geçen göçmen sayısında bir düşüşe yol açtı ama sonrası gelmedi, çünkü süreç durdu. AB ile Türkiye arasında başlayan siyasi çekişme bu sürede hiç durmadı. 18 Mart Mutabakatı olarak da adlandırılan anlaşma, çoğu zaman bu çekişmede taraflarca bir koz olarak kullanıldı.

TÜRKİYE VİZE SERBESTİSİ BEKLİYORDU

AB ile Türkiye arasında imzalanan mutabakat özünde, Türkiye’yi geçiş ülkesi olarak kullanan ve ilk kez Yunan adalarından AB topraklarına geçen Suriyeli göçmenlere dair düzenlemeleri içeriyor. Anlaşmayla Türkiye, Yunan adalarına geçen tüm göçmenleri geri almayı taahhüt etti.

“Bire bir karşılık” ilkesine göre AB de Yunan adalarından Türkiye’ye iade edilen her bir Suriyeli için Türkiye’den bir Suriyeliyi AB’ye yerleştirme teminatı verdi. Buna karşılık AB, Türkiye’de geçici korumadan yararlanan göçmenler için kullanılmak üzere toplam 6 milyar euroluk yardım paketini hızlı bir şekilde ödemeyi kabul etti.

Elbette Türkiye’nin de para dışında bu anlaşmadan beklentileri vardı. 2016 yılı Haziran ayı sonuna kadar anlaşmadaki tüm kıstasların karşılanması şartıyla Türkiye lehine vize kolaylığı ve vize muafiyeti hususları değerlendirilecek ve duruma göre sürece hız verilecekti.

Gümrük Birliği’nde iyileştirme yapılacak ve AB ile Türkiye arasındaki ilişkiler derinleşecekti. 18 Mart Mutabakatı’nda, Türkiye’nin AB üyeliği sürecini canlandırmaya yönelik kararlılık teyit edilmiş ve ’14 Aralık 2015’te 17. faslın müzakereye açılmış olmasından duyulan memnuniyet’ de dile getirilmişti.

BM: 2020’DE YUNANİSTAN’A GEÇİŞLER GERİLEDİ

Mutabakatla göçmenlerin geçişini durdurma ve Türkiye’ye iade etme işlemlerinde Yunanistan da Türkiye kadar sorumluluk aldı. Yunan adalarına ulaşan göçmenlerin Türkiye’ye iade edilmesi, daha sürecin başında Yunanistan’ın yavaş işleyen bürokrasisi nedeniyle aksadı.

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin (UNHCR) rakamlarına göre, aradan geçen bu beş yılda Yunanistan adalarına giden yaklaşık 3 bin göçmen Türkiye’ye geri gönderildi, AB ülkeleri ise Türkiye’den 7 binden fazla mülteciyi kabul etti.

AB ayrıca Yunanistan’ı sınırlarını koruması ve iltica prosedürü konusunda desteklemeye çalışıyor. Avrupa sınır koruma ajansı Frontex ve Avrupa İltica Destek Ofisi (EASO) Yunan adalarında görev yapması için yaklaşık bin çalışanını gönderdi. Yunanistan ise Avrupa’dan yeterli desteği almadığını söylüyor.

UNHCR verilerine göre Türkiye’den deniz yoluyla geçişlerin sayısı 2019’da 59 bin 726 olarak kaydedilirken bu rakam 2020’de 9 bin 687’ye geriledi. Geçişlerde yaşanan düşüşler, Covid-19 salgınına bağlanabilir. Geçen yıl Türkiye’den Avrupa’ya kara yolu dahil toplam geçişlerin sayısı ise 15 bin 533 olarak kaydedildi. En yoğun geçiş noktası, 5 bin 846 kişiyle Meriç bölgesi oldu. Yunan adaları arasında en yoğun geçişler ise 4 bin 675 kişiyle Midilli, bin 472 kişiyle Sisam ve bin 139 kişiyle Sakız Adası’na gerçekleşti.

KRİZ MART 2020’DE ZİRVEYE ÇIKTI

Yunanistan yeterli desteği görmediği şikayetinde haksız da sayılmaz. Çünkü her en kadar 2020’nin tamamında Yunanistan’a geçen göçmen sayısında düşüş yaşansa da geçen yılın Mayıs ayında Yunanistan büyük bir mülteci kriziyle baş başa kaldı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 27 Şubat 2020’de, 33 askerin hayatını kaybettiği İdlib saldırısından sonra sınırları göçmenlere açtıklarını duyurdu. Türkiye artık göçmenleri durdurmayacak, sınır güvenliğini sağlamayacak, Yunan adalarına giden Suriyeli göçmenleri geri almayacaktı.

AB, Erdoğan’ın göçmenleri sahaya sürerek, mülteci kartını oynamasına sert tepki gösterdi. Örneğin Almanya Şansölyesi Angela Merkel, Türkiye’nin mülteciler üzerinden Avrupa Birliği’ne (AB) baskı yapmasının kabul edilemeyeceğini söyledi.

Merkel, “Bunu tamamen kabul edilemez buluyorum. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve hükümeti, hoşnutsuzluklarını AB’ye iletmedi. Bunun yerine mültecilerin sırtından AB’yle kozlarını paylaşmayı tercih etti” dedi.

Aynı günlerde korona salgını patlak verdi ve ülkeler sınırlarını kapatmaya başladı. Türkiye, Yunanistan’a giren Suriyeli göçmenleri geri almama gerekçesi olarak salgını öne sürüyordu. Yunanistan da kara ve deniz yoluyla gelen göçmenleri sert bir şekilde sınırlarında durdurmaya başladı.

Geçen yıldan beri Akdeniz’de göçmenler botlarının Yunanistan tarafından zorla “geri itildiğine” dair sivil toplum kuruluşlarının raporlarında artış yaşandı. Raporlara göre Yunan sahil güvenliği, göçmenlerin hayatını riske atarak göçmen teknelerini Türkiye’ye doğru sürüklüyor.  Yunan hükümetiyse tüm iddiaları reddediyor.

AB’nin göçmenlikten sorumlu komisyon üyesi Margaritis Schinas geçen yıl bu kriz yaşanırken, “Kimse AB’ye şantaj ya da tehditte bulunamaz” dedi ama AB, 18 Mart Mutabakatı’ndan vazgeçmek istemiyor. AB, Türkiye’yi ikna etmek için mutabakatın iyileştirilmesi seçeneğini masaya getiriyor.

Türkiye’de şu anda yaklaşık 4 milyon göçmen yaşıyor. Yunan adalarına geçen göçmenler ise mutabakatın akıbetini bekliyor. Bu süreçte sığınma başvuruları reddedilenler, Türkiye’ye dönmek zorunda kalacaklar. Anlaşma bozulursa, Yunanistan’da kalan göçmenlerin ne olacağı ise meçhul.

Avrupa bu durumda daha büyük bir krizle baş başa kalacak, bu nedenle AB mutabakata uyma konusunda ısrar ediyor.

Bu ayın sonunda yapılacak zirvede AB’nin, göçmen krizi nedeniyle bedel ödeyeceği yorumu yapılıyor. Erdoğan da elindeki bu kozu AB’ye karşı kullanıyor.

Takip Et Google Haberler
Takip Et Instagram