Misafirliğin ‘tehlikeli’ olduğu pandemi döneminde bir sergi: Misafir Odası

Aslı Öktener’in ‘Misafir Odası’ fotoğraf sergisi, çevrimiçi bir söyleşi ile www.cizgelikedi.com adresinde ziyarete açıldı. Misafirliğin artık pek de makul görülmediği bir dönemde sergi bir ‘aile müzesi’ne odaklanıyor.

MEHMET ARDA DURU 28 Mart 2021 FOTOĞRAF

FOTOĞRAFLAR: ASLI ÖKTENER

Çizgelikedi Fotoğrafta Kişisel Dil Geliştirme Programı’nın son ürünü ve Aslı Öktener’in ilk kişisel sergisi olan Misafir Odası’nın açılışı Çizgelikedi YouTube kanalında gerçekleşti. “Misafir Odası”, bu yıl 15. yaşını kutlayan Çizgelikedi Görsel Kültür Merkezi için de, ilk kez tamamen sanal ortamda gerçekleştirilen bir sergi olma özelliğini taşıyor.

Öktener’in ilk adımlarını yıllar önce atıp 2019’da yeniden odaklandığı bu çalışma, ironik biçimde, salgın önlemleri ile evlere kapanılan, ‘misafir’liğin tehlikeli olduğu bir zamanda sonuçlandı. Misafir odalarının ait olduğu toplumsal zemin ve tarihsel koşullar; daha sergi izleyicisiyle buluşamadan, bir kere daha değişmiş oldu. Sergiyi fiziksel galeri mekânında açmaya hazırlanırken Covid-19 önlemleri çerçevesinde etkinliklerine ara veren, en sonunda da ‘Misafir Odası’nı geçtiğimiz günlerde internet ortamına taşıyan Çizgelikedi Görsel Kültür Merkezi, sergi açılışında çevrimiçi yayınlanan canlı bir söyleşiye de yer verdi.

Aslı Öktener’in fotoğrafları bizi, artık toplum yaşamından silinmekte olan, mekânsal olarak yerini giderek salonlara bırakan misafir odalarına ‘misafir’ ederken, belli bir yaş kuşağının anılarında kalan tatlı-acı yaşam izlerini canlandıran görsel imgelerin yanısıra, bu yalıtılmış mekânın bir tür ‘ev içi kamusal alan’ oluşunun ve bir yandan da özel olarak anneye/evin kadınına aitliğinin anlam katmanları ziyaretimize eşlik ediyor.

EVİN KAMUSAL ALANI, MİSAFİR ODASI

Etkinlikte konuşan sosyal psikolog Prof. Dr. Melek Göregenli’nin “Misafir Odası” üzerine söylediklerinden bazı satır başları şöyle:

“Sergideki fotoğraflara bakarken sanıyorum pek çok insan da aynı duyguyu yaşayacaktır, bir anlamda kendi hayatımızın da içinden geçiyor duygusu yaşıyoruz. Mekânlar hayatlarımızın izini bıraktığımız şeyler, hayatımızın dekoru değiller, aslında çok aktif özneleri. Nasıl bir mekânda yaşadığımız nasıl bir hayat yaşadığımızı da gösteriyor. Misafir odaları, tarihin belli bir dönemine işaret ediyor. Bunlar, kentli orta sınıf evlerin misafir odaları, yani sınıfsal bir arka planı var. Evin kamusal alanları, bir anlamda. Bir tür kent meydanı gibi… Nasıl her meydan, bize o kentle ilgili ipuçları verirse, kentte bırakılan izlerin toplamıysa, misafir odaları da evin kamusal alanı gibi, başkalarına göstermek istediğimiz yanı…”

“Evin bütün mekânlarına karşıtlıklar, diyalektikler içinde bakmamız mümkün; içerisi-dışarısı, mahrem-kamusal, özel-genel, evin içinde yaşayanlar- evin dışından gelenler gibi, bu karşıtlıkların bir arada bulunduğu bir mekânsal örüntüdür ev.

Literatürün de söylediği, mekânla ilgili ampirik çalışmaların da gösterdiği gibi, ev aslında kadının mekânıdır, hatta hayat üzerinde en fazla kontrol sağlayabildiği yerdir ev. Onaylanan toplumsal cinsiyet sistemi böyle tarif ediyor kadının konumunu… Kamusal alan da erkeğin gibidir. Bütün eşitsizlikler de buradan doğuyor gibi.”

KADININ KÜRATÖR GİBİ DÜZENLEDİĞİ MEKÂN

“Kadının eve ‘kapatılması’, onun politik eşitsizliğinin mekânda izlenmesidir ama, aynı zamanda kadın, aslında evin içinde boş durmamıştır. Bu maruz bırakıldığı adaletsizlikten, kadın başka bir imkân yaratmıştır. Evin üzerinde mekânsal olarak sağladığı kontrol, hayat karşısında ayrıntıları fark edebilen, incelten bir deneyim olmuştur. Kadına ayrı bir dünyayı inşa etme becerisi kazandırmıştır. O nedenle misafir odası evin diğer mekanlarından çok farklıdır, o yüzden girilmez. Kadının adeta bir küratör gibi düzenleyip o düzeni evde yaşayan diğer insanlara karşı da cengaverce koruduğu bir şeydir, girseniz de oturmaya korkarsınız.”

“Kadının kendi ve aynı zamanda evdeki herkes hakkında, evin dışındaki insanların izlenimlerini biçimlendirmenin aracısı olan bir mekândır misafir odası. Bence ailenin bir müzesi adeta… İşlevsel değil, daha fazla seyirlik gibidir. O fotoğrafların hiçbirisi boşuna değil. Bütün o örtüler, biblolar, kadının estetik beğenisini, maharetlerini, temizliğini, duygularını yansıtan bir yer. Neyin gösterilebilir neyin gösterilemez olduğuna dair bir karar verdiği, evin içindekilere değil, eve dışarıdan gelecekler için hazırlanan bir mekândır.”

“MİSAFİR ODASI İŞLEVSEL DEĞİL, SERGİ GİBİ BAKACAKSIN…”

“Aktarımın çok kıymetli olduğunu düşünüyorum. Eşya hayatı saklayan bir şeydir. Aktarılan eşyalarla da, hayat aktarılıyor bir anlamda… Misafir odası hiç işlevsel değildir, sergi gibidir, bakacaksın ve bir izlenime kapılacaksın. Kadınların kendi hakkında ve aile hakkında ‘biz kimiz?’ sorusuna hazırladığı bir cevap, aileye dair bir kolektif kimlik örüntüsü misafir odası.”

“Misafir odaları artık yok oluyor, çünkü biz kamusal alanlarımızı evlerimizde kurmuyoruz. Giderek, ‘evde misafirlik’ olgusu ortadan kalktı. Orta ve orta üst sınıflar, kendimiz ve ailemizle ilgili ‘biz kimiz?’ sorusuna daha çok dijital mecralarda cevap hazırlıyoruz. Eskisi kadar fotoğraf basmıyoruz. Hayatın yeni örülme biçimi, ev içi mekânlarımızın çehresini de değiştirdi doğal olarak… Kısaca, hayat, mekân aracılığıyla sürdürülen bir süreç, bir vakumda yaşamıyoruz.”

“BABAM BİLE GİREMEZDİ MİSAFİR ODASINA”

Belgesel fotoğrafçı Tahir Ün ise sergi hakkında şöyle konuştu: “Misafir odaları bizim geleneksel kültürümüzle ilgili bir konu. Balkanlarda da, Kafkaslarda da var. Çin’in Uygur bölgesinde de böyle özel odalar var konuklar için. Sergi fotoğraflarını izlediğimde ben de annemi anımsadım. Evin en büyük ve en güzel odası misafir odasıydı, kapısı daima kapalı olurdu, hatta zaman zaman da kilitlenirdi, ben hep girmek isterdim, annem de bana hep terlik fırlatırdı. Gerçekten de odada en güzel eşyalar ve en değerli el işlemesi örtüler, danteller vardı. Girdiğimde de evin diğer bölümlerinden farklı bir kokusu vardı, tertemiz, farklı kokardı. Yurtdışından gelen içkiler, sigaralar varsa, konuklar için sergilenirdi. Çok özel alanlardı, çok temiz tutulurdu, erkekle kadın arasında bir rıza ilişkisi doğururdu, babam bile giremezdi. Bu sergiyi izlediğimde bunu anımsadım. Şimdilerde kalmadı, kaybolmadan kaydetmek ayrıca önem taşıyor…Bu anlatıları, bu anıları, anekdotları iyi kaydetmek lazım. Fotoğrafta insanı kullanmayarak insana dokunan, çok güzel bir sergi olmuş. Umarım devamı gelir. Aslı iyi bir gazeteci, bu akşam iyi bir fotoğrafçı olduğunu da gördüm.”

Sergiyi cizgelikedi.com adresinden izleyebilir, söyleşinin kaydına YouTube üzerinden ulaşılabilir.

ASLI ÖKTENER KİMDİR?

1975 yılında İzmir’de doğdu. 1997 yılından bu yana, çok sayıda ulusal gazete ve televizyonda; muhabir, editör ve yapım sorumlusu olarak çalıştı. 2008-2009 yılları arasında ‘Kadın Fotoğrafçılar Projesi’ kapsamında gerçekleşen ’Kimlik ve İtaat’ konulu fotoğraf sergisi katılımcıları arasında yer aldı. Bir yılı aşkın süredir sürdürdüğü Çizgelikedi Fotoğrafta Kişisel Dil Geliştirme Programı’nın sonucunda da, ilk kişisel sergisi “Misafir Odası” ortaya çıktı… Aslı Öktener hâlen gazetecilik yapıyor ve yaşamını İzmir’de sürdürüyor.