Kutuz Hoca neredesin…

Saray kültür, sanat, edebiyat, müzik ödülleri vermiş. Sarayın kapısında bekleyenlere ve asla o sarayda olmam diyenlere... Bilir misiniz Kutuz Hoca'yı? Kimmiş, bir bakın isterseniz...

DOĞAN ERTUĞRUL 30 Ekim 2020 YAZARLAR

Cumhurbaşkanlığı sanat, edebiyat ödülleri açıklanmış. Kimlerin hangi alanda ne ödüle layık görüldüğüne girmeyeceğim. Onları her yerde okuyabilirsiniz. Listede İsmail Kara’nın olması beni çok şaşırttı. Artık her ne demekse Kara, sosyal bilimler dalında ödüle layık görülmüş. Hayırlı olsun. Artık sosyal bilimler alanında olmayan gelişmeleri, akademik başarıları demek ki Saray takdir ve tebşir ediyor. Onursal ünvanlar da versin misal. Ordinaryüs filan. Sanıyorum o sıfat artık kalktı akademiyadan. Her neyse. Yine de hayırlı olsun.

Ancak burada ilginç bir durum var. Akademik çalışmalar, yeterlilik bir yana, o literatüre başvuralım; İsmail Kara aydın, mütefekkir sıfatıyla o ödülü nasıl kabul eder? Bu soru meşrudur. Meşrudur, çünkü birkaç yıl önce, bugünkü ajanda ile olduğu kuşku götürmez davetini muktedirin, ‘Ben muhtar mıyım ki bu davete icabet edeyim’ diye kabul etmemişti. Dikkatinizi çekerim, Saray’da sofra oturmayı kabul etmemişti. İletişim Başkanı! Al sana Dreyfus. Asildi. Yakıştı da İsmail Kara’ya. Çünkü Kara, öyle bir bir hayat yaşadı. Hatırlayın Kutuz Hoca’yı. Sonra ne oldu bilinmez. Saray ödüllerine adı yazıldı. Tıpkı… Saymaya ne gerek var. Muhafazakar, dindar camiada, sağ aydınlar arasında kim kaldı, bir işaret beklemeyen.

Ha unutmadan Cemil Meriç’in kızı bile… Adını zikretmek hürmet gereğidir, yoksa…Ümit Meriç de… Giydi üzerine Emine Erdoğanvari tesettürünü. Çıktı Cahit Tanyol’un huzuruna… Lehinde bir iki kelam aldı, reisin. Ve ölümünden sonra yayınladı Tanyol’un. Kimbilir belki hayattayken yalanlama olur diye. Neyse dağıtmayalım. Her yol Saray’a çıkacak demek ki…

Bunları yazarken hatırladım; diyor ki yeni kaybettiğimiz kimine göre yeni Firdevsi… Şeceryan. ‘Ben de çer çöpüm, eğer sokaktaki insanları öyle görüyorsanız’.  ‘Sabah kuşları’ ile uçtu öte aleme. Kapısında kara kışa, fırtınaya, polise rağmen binlerle birlikle. Öyle olmak gerek demek ki. Kapıda polise rağmen. Çok direnmiştir, eminim Kara. Hayır İsmail abi. Sonra ne olmuştur. Gönül mü indirmiştir? Yoksa. Yoksa. Vardır belki de bir bildiği. Ara Güler ya da… değil İsmail Kara…

Bir de Sadettin Ökten var misal. O da ödül aldı. Bir ömür tevazu, mahviyet, kendini yok sayma… Mekanı, mimariyi, şehri buna göre inşa etme konusunda söylem inşa ettikten sonra… ‘İstanbul’un bugünkü halini konuşalım’ talebine ‘siz benden hükümeti eleştirmemi istiyorsunuz, bunu yapmam’ diyen… Telefonda bana. Üstelik 25 yıl önce tevazu mimarisini konuşmuş olmamıza rağmen.

Hadi yine başa dönelim. Saray kültür, sanat, edebiyat, müzik ödülleri vermiş. Sarayın kapısında bekleyenlere ve asla o sarayda olmam diyenlere… Bilir misiniz Kutuz Hoca’yı? Bir bakın isterseniz.

Kutuz Hoca neredesin?

HAMİŞ…

Kutuz Hoca’nın Hatıraları’ndan…

“Hocalarda bir miktar Halk Partililik damarı olduğunda şüphe yoktur. Demokratları umumiyetle hafif meşrep, devletin hazinesini müsrifçe kullanan, devlet adamlıkları zayıf insanlardan müteşekkil görürlerdi. Fakat dinî hayattaki serbestiyet, hocaları da Demokratlara yaklaştırdı. Bana gelince; imamlık yaptığım müddetçe ve ondan sonra hiçbir parti ile irtibata geçmedim, camide veya dershanede doğrudan siyasetle ilgili meseleleri konuşup tartışmadım, ekseriyetle rey kullandım, fakat kime rey verdiğimi -aile fertlerim dahil- hiç kimseye söylemedim. Siyasetle ilgili bütün bu titizlikleri imamlık vazifemin bir icabı olarak yaptım. Siyasetle alenen ilgilenen veya bir partiden yana açıkça tavır koyan meslektaşlarımın da yanlış yaptıkları kanaatini taşıyorum. Çünkü memleketimizde siyaset kirli bir işi gibi yürümektedir, din adamlarının bu kirli işin kenarında köşesinde olmaları doğru değil.”