Ohannes Kılıçdağı: Türkiye’de kiliseler, ahır, cezaevi, erotik sinema yapıldı

Akademisyen Ohannes Kılıçdağı: Türkiye nüfusu 100 yıl içinde 6,5 kat artarken, Hristiyan ve Yahudi nüfusu binde 4’lere düştü.

ALİN OZİNİAN   14 Temmuz 2020 SÖYLEŞİ

Ayasofya’nın camiye dönüştürülme kararının hemen ardından “Türkiye’nin farklı inançlara sağlanan ibadet yeri sayısında Batı’nın 5 kat önünde” olduğunu iddia eden bir haberler yayınlandı.  Anadolu Ajansı (AA) tarafından servis edilen haberde “Türkiye’de 180 bin 854 Hristiyan ve yaklaşık 20 bin Yahudi” için 435 kilise, sinagog ve havra bulunuyor. Buna göre, Türkiye’de her 461 gayrimüslim için 1 ibadethane var.” ifadeleri kullanıldı.

Türkiye’de bu sayılara açıktan ulaşabilmek mümkün olmasa da araştırmacılar 60-65 bin Ermeni, 2-3 bin Rum, 18-19 bin Rum olduğunun tahmin ediyor. Akademisyen Ohannes Kılıçdağı ile konu ile ilgili güncel gelişmeleri konuştuk.

Sayılar ile başlayalım, Türkiye’de 180 bin Hristiyan mı var?

AA haberinde kaynak vermediği için Türkiye’de 180 bin 854 Hristiyan olduğu sonucuna nasıl vardığını bilemiyoruz. Bu gibi rakamları kamunun kesin olarak bilmesi mümkün değil. Ancak devlet kayıtlarında var olduğunu tahmin edebiliriz.

TÜRKİYE’DE NÜFUSUN “DİN DAĞILIMINI” RESMİ OLARAK BİLEMİYORUZ

1965’e kadar nüfus sayımlarında anadil ve din soruları vardı ve sonuçlar kamuya açıklanıyordu. O tarihte güvenlik gerekçesiyle bu bilgiler kamuya kapatıldı ve sadece belli devlet kurumlarıyla paylaşıldı. 1985’te ise Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin Devlet İstatistik Enstitüsü yetkililerine “bölücülük” davası açması sonucunda bu sorular nüfus sayımından tamamen kaldırıldı. Dolayısıyla, Türkiye nüfusunun dine göre tam dağılımını resmi kaynaklardan bilemiyoruz.

AA’NIN HESABI DOĞRU DEĞİL

Öte yandan, TÜİK ve Diyanet İşleri Başkanlığı ortaklaşa olarak 2013 yılında bir “Türkiye’de Dini Hayat Araştırması” yapmışlar ve 2014 yılında rapor olarak yayınlamışlar. Orada anket yöntemini kullanmışlar ve ulaştıkları Hristiyan ve Yahudi oranı AA haberinde verildiği gibi %0,4 ama AA bu oranı oradan mı almış bilemiyoruz. Yöntemin beyana dayalı anket olması bir yana, hesap hatası da var gibi duruyor. Şöyle ki, AA haberinde Hristiyan ve Yahudi sayısını toplam 200 bin 854 olarak veriyor ama bugün nüfusu 83 milyon kabul etsek, %0,4’ü yaklaşık 332 bin ediyor. AA’yla arada 132 bin fark var. Eğer, Türkiye’de ne Müslüman ne Hristiyan ne de Yahudi olanların, yani mesela Budist, Zerdüşt, Şaman, Bahai gibi dinlerin mensuplarının toplam sayısı 132 bin değilse hesap tutmuyor.

Bilecik’in Osmaneli ilçesindeki Aya Yorgi Kilisesi’nin kitabesi bile yok.

Haberde belirtilmeyen başka bir husus da bu Hristiyan sayısının vatandaş olmayanları da kapsayıp kapsamadığı. Türkiye’de yerli/vatandaş Hristiyan sayısının 180 bin 854 olması pek gerçekçi durmuyor. Muhtemelen çok daha azdır. Çeşitli sebeplerle Türkiye’de yerleşik bulunan sair ülke vatandaşı Hristiyanları da dahil edersek belki bu rakama ulaşabiliriz, o da belki.

CUMHURİYET DÖNEMİNDE AÇILAN TEK BİR KİLİSE VAR

435 kilisenin büyük kısımı Osmanlı öncesi yapılar dersek doğru olur mu?

Osmanlı’da yeni kilise kurmak 19. yy’a kadar hayli zordu. Bugün 435 kilise ve sinagogun yapım tarihlerine göre bir döküm elimizde yok ama kesin olarak söyleyebileceğimiz Cumhuriyet döneminde, yakınlarda açılan bir Süryani kilisesi hariç, resmi statüyle açılmış kilise neredeyse yoktur. Hatta, Protestanların bu talepleri sistematik olarak geri çevrilmektedir. Onlar da, apartman katından veya depodan bozma mekanlarda ibadetlerini yerine getiriyorlar.

Türkiye’de en kalabalık yerli Hristiyan grup olduğu kabul edilen Ermenilerin kilise sayısının 41 olduğu düşünülecek olursa, geriye kalan 394 kilise ve sinagogun nerede olduğu da doğrusu merak konusudur.

1914 NUFUS SAYIMINDA HALKIN YÜZDE 20’Sİ HRİSTİYAN VE YAHUDİ

Bu hesaba göre, ülkedeki kilise sayısı artmamış, gayrimüslimlerin sayısı azalmış diyebilir miyiz?

Kesinlikle diyebiliriz ki zaten bu rakamlarla ortada. 1914 nüfus sayımına göre nüfusun %20’den biraz fazlası Hristiyan veya Yahudidir. Bütün o soykırımlardan, etnik temizliklerden, savaşlardan sonra aynı oran 1927 nüfus sayımında %2,5’e düşmüştür ki o bile aşağı yukarı 360.000 kişiye denk gelir.

Bugün, yani 93 sene sonra, ülke nüfusu 6,5 kat artarken AA’nın verdiği rakamlarla bile Hristiyan ve Yahudi nüfusu binde 4’lere düşmüştür. Manzara bu iken, Türkiye’nin 2020 yılında mabet başına düşen gayrimüslim sayısıyla övünmesi ancak kötü bir şaka veya acı bir ironi olabilir; çünkü bu oran kilise veya sinagog açarak değil, oralara giden insan sayısı düşürülerek yükseltilmiştir.

KİLİSELER; AHIR, MÜHİMMAT DEPOSU, HAPİSHANE, EROTİK SİNEMA, KARATE SALONU…

Türkiye’nin doğusundaki kiliselerin durum nedir? Ne olarak kullanılmaktalar?

Cumhuriyet tarihi boyunca kiliselerin kullanılma amaçlarını şöyle hızlıca sıralamaya kalksak aklımıza hemen şunlar gelir: ahır, ordu mühimmat deposu, hapishane, erotik sinema, karate salonu, kütüphane ve tabii ki cami.

Bir de gerek devlet yetkilileri tarafından dinamitle gerek defineciler tarafında peyderpey yıkılan kiliseler var. Birçoğu da doğada kendi kendine yo kolmaya terk edilmiştir.

BATI TÜRKİYE’NİN UÇURUMA YUVARLANMASINA İZİN VERMEZ

Ayasofya’nın camiiye dönüştürülmesi ile ilgili Batıdan gelen tepkiler büyüyor, sizce bu adımın Türkiye’yi zora sokma şansı var mı?

Türkiye’nin, kısa süreli gerginlikler hariç, Batı (AB, ABD) karşısında zor durumda kalması ancak Batı’nın makro Türkiye politikasını değiştirmesiyle mümkündür. Tek başına Ayasofya, böyle bir değişiklik yapılmasına yetmez. Sadece, Türkiye’nin son yıllarda izlediği militarist-saldırgan dış politika sebebiyle Batı’yla gerginleşen ilişkilerinde Ayasofya “devenin belini kıran saman çöpü” olur mu diye sorulabilir.

Bunu bekleyip göreceğiz ama çok da ihtimal vermiyorum. Gene kısa süreli bir gerginlik olur, geçer. Asıl önemlisi Libya ve Suriye gibi meselelerde Batı’nın ve Türkiye’nin ve tabii Rusya’nın karşılıklı konumları. Sonuçta, Batı’nın Türkiye politikası çok boyutlu ve çok köklü ki bunu derken, belki 1914-1922 hariç, aşağı yukarı 200 yıllık bir zaman dilimini kastediyorum. Bu politikanın bir gereği olarak Batı, Türkiye’yi, bırakın “uçuruma itmeyi”, uçurumdan yuvarlanmasına da müsaade edeceğini sanmam. Tabii, Türkiye’nin belli bir süredir uçurumun kenarında akrobasi hareketleri yaparak şansını zorladığını da eklemek lazım.

Ermeni Patriği de müzeden camiiye dönüştürülmesi konusunda hükümetin önemli destekçilerinden oldu. Ermeni cemaati Patrik’in kararını paylaşıyor mu? Patrik bu açıklamayı kişisel olarak mı, yoksa Ermeniler adına mı yapmıştı?

Ermeni Patriği’nin herhangi bir konudaki açıklamasının şahsi fikri olarak algılanması zordur. Seçimle iş başına geldiği ve dolayısıyla yasal değilse de fiili temsilci konumunda olduğu için sözleri Ermeni toplumu adına söyleniyormuş gibi algılanır. Kendisinin açıklamalarını bu bilinçle yapması gerekir.

Öte yandan, Türkiye Ermeni toplumunun Ayasofya hakkında ne düşündüğünü kesin olarak söylemek mümkün değilse de şahsi izlenimim, genel eğilimin Ayasofya’nın müze olarak kalmasından yana olduğudur.