Kelimeler, kelimeler, kelimeler

Cervantes ve Shakespeare aynı gün mü öldü? Roman sanatının kurucusu ile gelmiş geçmiş en büyük oyun yazarı hayata gerçekten aynı gün veda etmiş olabilir mi?

CAN BAHADIR YÜCE 24 Nisan 2021 YAZARLAR

Kimi edebiyat tarihçilerine bakılırsa 23 Nisan 1616, insanlık için en kara günlerden biri: Miguel de Cervantes ve William Shakespeare o gün öldü. İki yazarın da 23 Nisan’da öldüğü doğru ama aslında aynı gün ölmediler: O dönemde İngiltere ve İspanya’da birbirinden farklı takvimler kullanılıyordu, bu yüzden Cervantes’in ölüm tarihi Milat Takvimi’ne göre 3 Mayıs’tı. Kaldı ki, roman sanatının kurucusu ile gelmiş geçmiş en büyük oyun yazarının aynı gün dünyadan ayrılmaları bir senaryoda bile inandırıcı olmazdı.

Cervantes romanıyla edebiyat tarihinin akışını değiştirmişti. Shakespeare’in etkisi ise daha geniş ve köklü oldu. Bu konudaki en kuşatıcı incelemeyi kaleme alan Harold Bloom’a göre, modern insanın bilincini Shakespeare’e borçluyuz. Eleştirmenin deyişiyle, Shakespeare modern insanı “icat etti.”

Ozanın hayatı hakkında bildiklerimiz resmi kayıtlar ve çağdaşlarının yazdıklarıyla sınırlı. 1564 yılında Stratford’da doğduğunu (doğum gününün de 23 Nisan olduğu varsayılıyor), 18 yaşındayken kendisinden sekiz yaş büyük Anne Hathaway ile evlendiğini, çocuğunu kaybettiğini biliyoruz. (Bütün şairler gibi oyunculuğu seven Shakespeare, bir şiirinde karısına “hate away” diyerek gönderme yapar.) Tiyatroculuğa soyunması muhtemelen “kayıp yıllar” diye bilinen yedi yıllık döneme rastlıyor. Ölümünün ardından yazılanlara bakınca Shakespeare’in dehasının hayattayken pek fark edilmediği anlaşılıyor. Yapıtları ancak ölümünden sonra bir araya getirilmiş, ünü Ben Jonson’ın yazdıkları sayesinde duyulmuş.

52 yıllık yaşama onca başyapıtın (40 oyun, 154 sone) nasıl sığdığını anlamak güç olduğundan Shakespeare hakkında bir kütüphane dolduracak kadar komplo teorisi üretilmiş. Onun oyunlarını başkasının yazdığını düşününler, örneğin ilk yapıtlarının aslında Christopher Marlowe’a ait olduğunu söyleyenler var. Shakespeare, bu teoriye göre, Marlowe’un mirasına konmuş. (Marlowe dönemin yıldız şairiydi, henüz 29 yaşındayken bir kavgada öldürülmüştü.) Komplo teorileri yıllar içinde öyle bir kerteye ulaştı ki, iş Shakespeare’in oyunlarını aslında William Shakespeare adını taşıyan başka birinin yazdığını söylemeye kadar vardı.

Shakespeare gerçekten ‘insan’ı keşfetti. O döneme dek keskin çizgilerle ayrılan trajedi ile komediyi aynı metinde buluşturdu, bireyin karmaşık iç dünyasını gösterdi. Kral Lear ve Macbeth gibi en çok sahnelenen oyunlarında kişinin güçle ilişkisini benzersiz şekilde çözümledi. Bazı Shakespeare karakterleri hayatlarımızda nasıl da yer etmiştir: Cordelia’yı, Kral Lear’ın o soylu kızını, Uzakta Beyaz‘da anmıştım. Ama Rilke’nin dediği gibi, “Ah! Gençken yazılan dizelerin kıymeti nedir ki…”

Shakespeare’in başyapıtı çoğumuz için Hamlet‘tir: Bir hayalet anlatısı, intikam hikâyesi, polisiye serüven, delilik öyküsü… (Bloom’a göre oyunun konusu aslında Hamlet’in yarım kalmış şair olma çabasıdır.) Elsinore Şatosu büyük ozanın insanı keşfettiği yerdir.

Kelimeler, kelimeler, kelimeler” der genç Hamlet. Shakespeare’in 405 yıllık mirasını özetlemem istense bu dizeyi söylerdim. Kelimeler sınanmış, zamanın tartısına vurulmuş, insan gerçeğinin anahtarı olmuştur. Bir toplumun yozlaşmasını anlatan en müthiş cümle Hamlet‘in sayfalarından bütün zamanlara seslenmiyor mu: “Çürümüş bir şey var Danimarka krallığında“. Prens ölürken dilinden dökülen kelimelerse edebiyat tarihinin en sarsıcı vedası: “The rest is silence” (geriye kalan sessizliktir).

Hamlet’in, üzerinde kara bulutlar dolaşan ülkesi evrensel bir gerçeği anlattığı için bugün bizi hâlâ etkiliyor. “Kutsal biçimlere bürünmeleri / Daha iyi aldatmak içindir insanları” diye anlatılan tipler her yüzyılda, her toplumda var olmuş — yaşayarak öğreniyoruz.

Kelimeler yüzyıllar sonra hâlâ diri ve ışıltılı… Stratfordlu ozana bir kez daha kulak vermeli (Can Yücel çevirisi):

Değmez bu yangın yeri, avuç açmaya değmez.