Kaş göz işaretleriyle uzatılan bir ‘zirve’nin ardından: Kim ne kazandı?

Erdoğan’ın ifadeleriyle, Amerikan protokolü 20 dakika dolunca sık sık görüşme odasına girerek Biden’a sürenin dolduğunu hatırlatmış... G20 Roma Zirvesi’nde yaşananlar, Erdoğan rejiminin dünyada itibarının ne denli dibe vurmuş olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi.

ÖMER MURAT 01 Kasım 2021 HABER ANALİZ

New York’da Biden’la görüşememenin üzerinde ne denli “yıkıcı” bir etki yaptığını yakinen gözlemlediğimiz Erdoğan için Roma’da ABD Başkanı’yla görüşmeyi başarmak büyük bir mesele halini almıştı. Öyle ki New York ziyareti sırasında Biden’a yönelik veryansınlarını duyuran gazetelerin mürekkepleri daha kurumadan TRT, Türk efkarı umumiyesini rahatlatmak adına “flaş haberle” iki liderin Roma’da buluşacaklarını haber vermişti. Haber vermişti, vermesine ama iş TRT’nin haber vermesiyle bitmiyordu. Görüşmenin gerçekleşebilmesi için Beyaz Saray tarafından teyit edilmesi gerekiyordu ama bu teyit bir türlü gelmedi. Nihayetinde Erdoğan, beklentileri düşürmek adına Çarşamba günü görüşmenin Roma’da değil muhtemelen Glasgow’da yapılacağını söyledi.

Beyaz Saray daha geçen hafta ABD elçisini “istenmeyen kişi” ilan ederek sınırdışı etmekten bahseden Erdoğan’la görüşmeye verdiği değerin ne kadar düşük olduğunu diplomatik tavırlarıyla açıkca ortaya koymaktan kaçınmadı. Normalde Türkiye gibi önemli bir ülkenin lideriyle yapılacak görüşmenin çok önceden, en az bir ay önce kesinleşmesi beklenirken Beyaz Saray bunu yapmaktan kaçındı. Erdoğan’ın Biden’la Roma’da görüşme arzusunu izhar etmiş olduğunu bildiği halde onu zor durumda bırakmak ister gibi görüşmenin muhtemelen Glasgow’da düzenleneceğini bildirdi, Glasgow’daki görüşmeyi bile teyit etmedi.

ABD Başkanı Biden ve AKP lideri Cumhurbaşkanı Erdoğan G30 Roma Zirvesi marjında görüşme öncesi basına fotoğraf verirken…

ABD tarafı görüşmeyi teyit etmeye dursun, iki lider ilk kez G20 Zirvesinin “aile fotoğrafı” çekimi sırasında aynı mekanda biraraya geldiklerinde Erdoğan’ın, Biden’la o çok arzuladığı fotoğrafı vermek amacıyla onun için belirlenmiş yerden ayrılarak, ABD Başkanına doğru gittiği gözlerden kaçmadı. Sanırsınız ki daha geçen hafta Erdoğan’ın anlatımıyla “bühtan atıp, sonra geri adım atan”, bu nedenle gerilimi azaltarak durumu düzeltmek için bir fırsat arayışı içerisinde olan ABD değil, Türk tarafıydı. Gerçi Erdoğan, Biden’ın o kriz sırasında “büyük bir nezaket gösterisi” gerçekleştirdiğinden bahsederek bunu aslında (görmek ve duymak isteyenler için) çoktan itiraf etmişti.

Nihayetinde ABD tarafı, görüşmeyi 24 saatten az kala teyit etti. Erdoğan’ın Glasgow’daki İklim Zirvesi’ne katılmayacağını bildirerek görüşmenin Roma’da gerçekleşmesi talebi doğrultusunda Biden kendisiyle Pazar sabahı görüşmeyi uygun bulmuştu. Fakat ABD tarafının bu görüşmenin iki ülke veya iki lider arasındaki ilişkilerin iyi seviyede olduğunun bir göstergesi olarak sunulmasını engellemek istediğini gösterir şekilde, görüşme öncesi üst düzey bir ABD’li yetkili uluslararası basına yaptığı açıklamada Biden’ın Erdoğan’ı “ani hareketlere karşı uyaracağını” söyledi. Burada kastedilen müttefik bir ülke olan ABD’nin büyükelçisini, birdenbire orantısız bir tepki göstererek sınırdışı etmekten bahsetmenin veya Suriye’ye ABD’yle koordine edilmeden yapılacak ani bir askeri harekatın yanlışlığı konusunda uyarılar olabilirdi. Gündem bu iki meseleden birinin kastedildiğinin anlaşılmasına müsaitti. ABD tarafı böylece uluslararası basında “Biden’ın Erdoğan’ı uyaracağı” hususunun görüşme öncesi haber olarak geçmesini sağladı.

BİDEN ERDOĞAN’A PROGRAMINDA FAZLA VAKİT AYIRMADI, BUNU DA HERKESE DUYURDU

ABD tarafı orada da durmadı. Biden’ın programında görüşmeye sadece 20 dakika ayırdı ve bunu da uluslararası basınla paylaştı. Tercümanla yapılacak bir görüşmede 20 dakikalık süre, her liderin sadece beş dakika kadar konuşabileceği anlamına gelir ki, bu hiç gerçekçi bir planlama değildir. Burada ABD tarafının görüşmenin profilini düşük tutma gayreti çok belirgindi. Erdoğan dönüş yolunda uçakta gazetecilere “Bu görüşme için medya da “20 dakikalık bir görüşme olacak” diyordu. Bizim görüşme 1 saat 10 dakika sürdü. Medyanın bizimle nasıl uğraştığını anlayın.” dedi. Oysa görüşmenin 20 dakika olacağını ilan eden “medya” değil, bizzat Beyaz Saray’dı. Öte yandan görüşme CNN’e göre 55 dakika sürmüştü. Erdoğan’ın bunu daha uzun gösterme gayretinde olduğu görülüyor. Anlaşılan Erdoğan, ABD Başkanıyla ne kadar uzun süre görüşürse, o kadar itibarlı bir hava vermiş olacağını düşünüyor. Oysa ABD tarafı Erdoğan’la görüşmeye o kadar sınırlı bir süre ayırmış ki, yine Erdoğan’ın ifadeleriyle, Amerikan protokolü 20 dakika dolunca sık sık görüşme odasına girerek Biden’a sürenin dolduğunu hatırlatmış. Biden “kaş göz hareketiyle” onlara “tamam” deyip görüşmeyi biraz daha uzatmış. Biraz bu işlerden anlayanlar, ABD Başkanı’nın bizzat ekibine, toplantının fazla uzamasını engellemek için önceden bir talimat vermemiş olması halinde protokolcülerin böyle müdahalelere cesaret edemeyeceklerini de bilirler.

Görüşmeye oldukça hevesli olan Erdoğan’dı, sonrasında görüşmenin “çok olumlu” geçtiği havasını vermeye çalışan da Erdoğan oldu. Türk tarafı görüşmede “ikili ilişkilerin geliştirilmesi” için ortak bir mekanizma kurulacağına ilişkin bir anlaşmadan bahsetse de Beyaz Saray tarafından yapılan açıklamada bu tür bir mekanizmadan ima yoluyla bile olsa bir bahis yoktu. Erdoğan’a Roma’da düzenlediği basın toplantısında bu mekanizma sorulduğunda “ikili ekonomik, ticari ilişkilerin geliştirilmesi”, “Dışişleri Bakanlarının daha sık görüşmesi” gibi şeylerden bahsetti. Oysa Türkiye ile ABD arasında 2002 yılından bu yana düzenli olarak yapılan Ekonomik Ortaklık Komisyonu adlı bir “mekanizma” zaten vardı. Şu an Türk-Amerikan ilişkilerinin krize yol açan konuları Türkiye’nin Rus S-400 füzelerini alması, buna tepki olarak CAATSA (ABD’nin Hasımlarıyla Yaptırımlar Yoluyla Mücadele Etme Yasası) yaptırımları çerçevesinde beşinci nesil uçak projesi F-35’ten çıkarılması, bu nedenle acilen ihtiyaç duyduğu F-16’ları ABD’nin satıp satmayacağının belli olmaması gibi konulardı. Anlaşılan Türk tarafı, ilişkilerde sorun olan konuları “öteleme” yöntemi olarak bir mekanizma kurulması teklifi getirmiş ama ABD tarafı pek oralı olmamıştı. “Ortak mekanizma” denilen şeyin tamamen Türk tarafının tasavvurundan ibaret olduğu belli…

GÖRÜŞMENİN “TATSIZ” AYRINTILARI BEYAZ SARAY AÇIKLAMASINDAYDI

Görüşmenin bazı “tatsız” ayrıntılarını Beyaz Saray tarafından beklenmedik hızda yapılan yazılı açıklamada ve sonrasında bir ABD’li üst düzey yetkilinin uluslararası basına verdiği demeçte öğrendik. Beyaz Saray görüşmede Biden’ın “S-400’lere ilişkin rahatsızlığını” ve “demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğü” konularını gündeme getirdiğini duyurdu. ABD’li yetkili ise, ABD’nin Ankara Büyükelçisinin Türkiye’nin AİHM kararlarına uyması çağrısı yapan ortak mektuba imza attığı için “istenmeyen kişi” ilan edilme tehdidiyle karşı karşıya kalmasına üstü kapalı atıfta bulunan bir üslupla, Biden’ın Erdoğan’la görüşmesinde “bizzat kendisinin ve ABD yönetiminin demokrasi, hukukun üstünlüğü, insan hakları meselelerini gündeme getirmeye devam edeceğini söylediğini” belirtti.

“Yandaş basın” Erdoğan’ın Biden’la görüşmeyi başarmış olmasından duyduğu mutluluğu, “çocuklar gibi şen” manşetler atarak ilan etmekten, böylece Batı karşısında duydukları ezikliği ortalıklara dökmekten yine çekinmediler. Sanırsınız ki ABD Türkiye’ye karşı CAATSA yaptırımlarını kaldırmayı kabul etmiş, F-35 programına geri dönülmüş, Suriye’deki anlaşmazlıklar çözülmüş vs. Bunlar olmadıktan sonra, okul müdürü tarafından uyarılmak üzere yanına çağrılmış bir öğrencinin, çıkışta “Müdürle tam bir saat baş başa görüştüm” diye fahirlenmesinden ne farkı var Türk tarafının tavrının?

Roma’dan sonra diğer liderlerle birlikte BM İklim Zirvesi’ne katılması planlanan Erdoğan, talep ettiği uzun araba konvoyu, konferansın düzenleyicisi ülke tarafından kabul edilmediği gerekçesiyle son dakikada Glasgow’a gitmekten vazgeçip Türkiye’ye döndü. Bu hadisede de pek çok gariplik sözkonusu olmakla birlikte sadece konumuzla ilgili olana değinecek olursak şunu görmekteyiz: Erdoğan Çarşamba günü Biden’la görüşmenin muhtemelen Glasgow’da yapılacağını söylemişti. Yani Erdoğan’ın İklim Konferansı’na uzun bir araç kortejiyle katılamayacağı daha o zamandan belliydi. Bu tür konferansların hazırlıkları çok önceden yapılır. Erdoğan Glasgow’daki konferansa diğer liderlerden farklı olarak “istediği kadar araçla” katılmaması halinde Türkiye için itibar kaybı olacağını iddia etti. Bu durumda Erdoğan sırf Biden’la görüşme arzusuna nail olabilmek için, kendi iddiasıyla “ülkenin itibar kaybetmesini” umursamayarak Glasgow’a gitmeyi de aslında göze almıştı.

Son olarak da şunu hatırlatmalıyız. G20 Zirvesi’nin ev sahipliğini yapan İtalya Başbakanı Mario Draghi altı ay önce Erdoğan için “diktatör” lafını kullanmıştı. Ankara buna tepki göstermiş, sözünü geri almasını talep etmiş ama Draghi bunu reddetmişti. Glasgow’da araç konvoyunun yeteri kadar uzun olmamasını “ülkenin itibarı için” kabul edilemez bir durum olarak gören Erdoğan, kendisine “diktatör” diyen ve bu sözünü geri almayacağını da açıkça ilan eden bir liderin evsahipliğini yaptığı uluslararası konferansa katılmaktan kaçınmadı. İki lider “diktatör açıklamasından” sonra ilk kez biraraya geldiklerinde Erdoğan gülücükler saçarak Draghi’nin elini sıktı. Sonra G20 Zirvesi’ndeki temaslarına ilişkin basına bilgi verirken, Draghi’yle arasının “gayet iyi” olduğundan bahsetti.


 

Dönüş yolunda uçakta bir gazeteci bu konuyu hatırlatarak, “Draghi’nin şahsen bu hasarlı durumu (yani diktatör lafını) telafi edebilmek için nasıl bir yaklaşımı olduğunu” sordu. Erdoğan’ın verdiği manidar cevabı kelimesi kelimesine yorumsuz aktararak yazımı sonlandırıyorum:

İtalya Başbakanı Mario Draghi ve AKP lideri Cumhurbaşkanı Recep T. Erdoğan’ı G20 Roma Zirvesi açılışı sırasında

“Biz İtalya ile Berlusconi döneminden itibaren çok güzel, başarılı işler yaptık. Savunma sanayiinde de o dönemde çok ciddi bir adım atarak bu Atak helikopterlerimizi biz İtalya ile anlaşarak aldık. Onlarla buna başladık. Özellikle Atak helikopterlerinde müşteri çok ama bizim tek sıkıntımız, bu Rolls-Royce noktasında gerekli olan motoru istediğimiz miktarda temin edemediğimiz için ihracatında maalesef çok çok başarılı olamıyoruz. Atak helikopterlerinde elimizde bol miktarda Rolls-Royce motor olsa biz ciddi manada ihracat yaparız. Bu dönemde inşallah burayla adımları yeniden başlatıp atarken, onların motor teminini sağlamalarıyla biz Atak helikopter talebini karşıladığımız zaman savunma sanayiinde ciddi manada bir sıçrama daha yapmış oluruz. Olay sadece İHA, SİHA, Akıncı’da kalmaz. Aynı zamanda Atak helikopterleriyle de dünyada farklı bir yere geliriz. Bunun dışında da ben Biden’ın buraya farklı yaklaşım göstermediğini, onun da olumlu bir yaklaşım veya beklenti içerisinde olduğunu görüyorum. Temennim odur ki inşallah en kısa zamanda bu süreci başarılı bir şekilde sürdürürüz.”