Kamil Oğuz’un ardından: ‘Topal Sinek’ ve gazetecilik

Kamil Oğuz hem iyi bir insan hem iyi bir gazeteciydi. Türk basınının 'atom karıncası' Oğuz taşralı ve alaylı bir muhabir olarak önüne çıkan bütün engelleri aşmasını bildi. Tutukladılar ve daha önce tutuklanan eşiyle aynı cezaevinde yattı...

TUNCER ÇETİNKAYA 11 Temmuz 2021 PORTRE

Bir gazeteci için en zor şeylerden biri sanırım sevdiği bir dostu için yazı kaleme almak. İnsan nereden başlayacağını bilemiyor. Hatıralar film şeridi gibi gözlerinin önünden akıp gidiyor. Birine tutunmaya çalışırken diğeri canlanıyor. Bir de gurbet, katlanılması güç zorunluluklar, son yolculuğunu uzaktan kamera arkasından seyretmenin hüznü de eklenince insanın nutku tutuluyor.

Gazeteci Kamil Oğuz’la yollarımız 1994 yılında ‘meşhur’ çamurlu Kalender Sokak’ta kesişti. O Van’dan ben de Bolu’dan gelmiş çiçeği burnunda iki ‘taşralı’ gazeteciydik. Mesleğe yeni başlamaştık ama ulusal, hatta uluslararası düzeye ulaşmanın merkezi sayılan İstanbul bir gazeteci için hayallerin zirvesiydi.

İstanbul’da gazetelerin ‘Nokta’ muhabirleri vardır. Bunlar Vatan Emniyet, Gayrettepe, Havalanı, Adliye ve Büyükşehir Belediyesi’ydi. Ve ‘Nokta’ muhbirliği uzmanlık gerektirdiği için gazeteciler için prestijli bir yer kabul edilirdi. İşte Kamil Oğuz Basri Şahin’den boşalan Büyükşehir Belediyesi muhabirliğine başladığında ben de gazetenin eğitim muhabirliğine adım atmıştım.

İSKİ skandalı sonrası Belediye Başkanlığı seçimini Tayyip Erdoğan kazanmış, Kamil’e de her gün onu ve faaliyetlerini takip etmek düşmüştü. Kamil kısa sürede mesleğinin en az 20 yılını belediyede geçirmiş Kemal Diyarbekir, Salim Yavaşoğlu gibi tecrübeli gazeteciler arasında sivrilmeyi, hatta meslek jargonuyla ‘haber atlatmayı’ başarmış bir gazeteciydi.

“ZAMAN APARTMANI”

Kamil Oğuz’la kader bizi mesai arkadaşlığı yanında aile dostluğuyla da birleştirdi. Evliliklerimiz neredeyse aynı günlere denk geldi, gazetede çalışan 5 arkadaş aynı apartmanda ev kiraladık ve 9 daireli apartman bir anda ‘Zaman Apartmanı’na döndü. Dairelerimiz karşılıklıylı. Çocuklarımızın doğum sevinçlerini birlikte yaşadık, büyümelerine tanıklık ettik.

Zor günlerimiz de oldu. Mesleki zorlukla da idari zorlukla da imtihan oldu. Bir hatırasını şöyle anlatmıştı: “Tansu Çiller’in başbakan olduğu zamanlar Başbakan takibi için görevlendirilmiştim. (O dönem Başbakan’ı sadece Sarı Basın Kartı sahibi gazeteciler takip ediyordu ve Kamil de Zaman’daki sayılı kart sahibi isimlerdendi). Tansu Çiller Boğaz’daki programında değişiklik yapıp başka bir programa geçecekti. O dönem mahrumiyet dönemi ve araç yok. Merkeze yöneticiye telsizle anons geçtim. Başbakan gidiyor, araç yok ne yapayım. Gelen ses ilginçti: Otobüsle takip et!”

TOPAL SİNEK MEKTUBU

Bu gibi zorlukların yanısıra maddi sıkıntılarla da boğuşuldu. 1995’li yıllarda maaşlarımızı alamıyorduk. Gazete maaş vermek yerine reklam karşılığı gazeteye getirdiği ürünleri maaş diye veriyordu. Ev kirasını veremez hale gelmiştik. Aparmanda 5 aile Zaman çalışanı olunca aparman sahibi (sonradan hısım olduk) zorlanıyordu. Sonra Kamil, ev sahibine yayın yönetmenini arattırdı. Yönetim ise yapacak bir şey olmadığını, sabretmesini söylüyordu. Ancak aynı yöneticiler, muhabirler ve çalışanlar maaş alamazken özel şoförünü Bebek’teki dondurmacısına gönderiyordu. Buna şahit olan bizler yöneticilere bir mektup yazmaya karar vermiştik. O mektubu da Kamil kaleme almıştı. Yapılan haksızlıklara vurgu yapıyorduk. Kamil o mektuba ‘Topal Sinek’ başlığını uygun görmüştü. Malum Nemrud’u dize getiren bir ‘Topal Sinek’ olmuştu. İşte çalışanların hakkını vermeyen, onlara sıkıntı yaşatan yönetime Topal Sinek hatırlatması ile mesaj veriliyordu. Bu mektup gazete yönetimine ulaştığında olay oldu, çalışanların sıkıntılarına çözüm bulmak yerine mektubu kimin yazdığına odaklandılar. Yine sıkıntı çekmek çalışanlara düştü.

Kamil hasızlıklara tahammül edemeyen yiğit bir gazeteciydi. Cıvıl cıvıldı. Ele avuca sığmayan biriydi. Kısa boyundan dolayı çizgi film kahramanı ‘Atom karıca’ya benzettiğimiz olurdu. Gazetecilikte iki tip gazeteci vardır: Alaylı ve mektepli. Kamil alaylı bir gazeteciydi. Taşranın her türlü zorluklarını aşmış, dişiyle tırnağıyla kazıya kazıya mesleğinin zirvesine ulaşmıştı. Van’da başladığı gazetecilik kariyerinde o dönem henüz ulusal özel televizyonların bile kurulmadığı bir dönemde Merkür TV’nin kuruluşunu gerçekleştirme başarısına imza atmıştı. Belediye muhabirliği döneminde de çok sayıda güzel habere imza attı, bunların bir kısmı bölge sayfasında kaybolup gitse de o dönemin belediyelerinde dönen yolsuzluk haberlerinde ilk onun imzası vardı.

ÜNİVERSİTEYİ BİTİREMEYİNCE…

Kamil, babasız büyümenin getirdiği ailesine bakmak gibi sorumluklar karşısında üniversite eğitimini tamamlayamamıştı. Özbekistan’da iki yıl üniversite eğitimi almıştı ama Türkiye’de denkliği yoktu. 2000’li yıllarda Zaman gazetesinde yönetim değişikliği olunca onun eğitim durumunu problem etti bazı yöneticiler. ‘Zaman gazetesinin merkezinde lise mezunu çalışamaz’ demişlerdi kendisine. Bu sebeple onu yeniden Taşra muhabirliğine (Erzurum) tayin ettiler. İtiraz etti. Bu arada Kamil daha sonra Açık Öğretim Fakültesi’ni bitirdi. Günlerce mücadele etti, ideallerini, aile durumunu anlattı. Kimseye dert dinletemedi. Ve Erzurum’a gitmeyeceğini söyledi yönetime. Bu sebeple işinden atıldı. İşsiz kaldı, evine ekmek götürmekte zorlandı ama vazgeçmedi gazetecilik sevdasından. Önce bir belediye başkanına basın danışmanlığı yaptı, sonra lojistik alanında çıkan bir dergiye yönetici oldu.

Sonrasında da Yenişafak gazetesinde yeniden şehir haberlerinde muhabirliğe başladı. Zaman’dan buruk ayrılan Kamil’in geçmişi peşini bırakmıyordu. Yenişafak’ta Zaman’dan geldiği için dışlandı ve uzun süre kalamadı. Sonra Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) basın müdürlüğü görevi teklif edilince oraya gitti. Orada da ayak oyunlarıyla yöneticiliği alındı, yardımcı yapıldı. TMSF’de herkesin zenginleştiği dönemde ahlakından, dürüstlüğünden ödün vermedi.

MARKETTE ÇALIŞTI AMA KİMSEYE MİNNET ETMEDİ

Malum ‘Cadı avı’ süreci başladığında sırf daha önce Zaman gazetesinde çalıştığı için işinden oldu. İşsiz kaldı ama yılmadı. Marketlerde çalıştı ama kimseye minnet etmedi.

2018’de cezaevinden çıktığımda bir telefonla sarsıldım. Arayan Kamil’di. Eşi Demet hanımı tutuklamışlar ve Antalya L Tipi Kapalı Cezaevine getiriyorlardı. Demet hanımın tutuklanma gerekçelerinden biri de 20 yıl kadar önce Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı Başkanı’na yazdığı ‘Bayramınız kutlu olsun’ minvalinde bayram tebrik mesajıydı. 3 ay kadar İzmir’den Antalya’ya geldi gitti. Çok üzülüyordu. “Eşimi bıraksalar da beni alsınlar önemli değil” diyordu. Bir cezaevi ziyareti öncesinde kendisine de soruşturma açıldığını öğrendi, savcıya ifade verdi ve serbest kaldı. Ancak itiraz edilmişti durumuna. Tutuklanması isteniyordı.

‘Cezaevine görüşe gitme, seni kapıda daha Demet hanımla görüştürmeden tutuklarlar’ dedim, ‘Olsun gideceğim, tutuklarlarsa cezaevinde görüşürüz’ diye espiri bile yaptı. Aynen öyle oldu. Cezaevi girişinde tutukladılar ve eşiyle aynı cezaevinde birkaç ay kaldı. Sonra eşi tahliye oldu, kendisi iddianamenin hazırlanması ve ilk duruşmaya kadar tutuklu kaldı.

KANSER TEŞHİSİ KONDU, KORONAVİRÜS BULAŞTI

Süreç onu çok yordu, üzdü, kederlendirdi. Geçen ay bel ağrısı şikayeti ile gittiği hastanede kanser teşhisi koydular. Tam ameliyat oldu, tedavisine başlandı, bu kez de koronavirüsü bulaştı. Ve maalesef onu dün son yolculuğuna uğurladık.


Bu haberler de ilginizi çekebilir:

 

30 yıla yakın süredir tanıdığım dostum, kardeşim, arkadaşım Kamil Oğuz’u hep çalışkanlığı, dürüstlüğü ve vefasıyla hatırlayacağım. O geriye miras olarak yaşanmış güzel bir hayatın yanısıra üç güzel evlat da bıraktı. Güle güle güzel insan…

Takip Et Google Haberler
Takip Et Instagram