İşkencenin gölgesi

İşkence mağduriyeti romantize edilmeyecek kadar ciddi bir şeydir.

CAN BAHADIR YÜCE 28 Eylül 2021 YAZARLAR

Yacef Saadi ölmüş.

O unutulmaz filmin, Cezayir Bağımsızlık Savaşı’nın (La battaglia di Algeri) ardındaki isimdi. Gazetede ölüm haberinin çıktığı gün derste filmi tartışmış, Yacef Saadi’nin de belirdiği bir sahneyi izlemiştik. Kim bilir kaçıncı (galiba altıncı) kez izlerken 1966 tarihli bir filmin izleyeni hâlâ nasıl kıskıvrak yakalayabildiğine şaşırmıştım.

93 yaşında dünyaya veda eden Yacef Saadi, Cezayir bağımsızlık mücadelesinin devrimci liderlerinden biriydi. Ama siyasette değil sinemada kalıcı bir miras bıraktı. Gencecikken katıldığı Ulusal Kurtuluş Cephesi’nde bağımsızlık mücadelesi verirken, 1956’da Fransız sömürge güçleri tarafından yakalanıp hapsedildi. Cezaevinde her gün şafak sökmeden içlerinden birinin idam edildiğini anlatacaktı yıllar sonra: “Demir parmaklıklarda gün ışığını görünce yirmi dört saat daha yaşayacağımı anlardım.”

Hapiste yazdığı Cezayir Savaşı Anıları daha sonra filmin belkemiğini oluşturdu. Bağımsızlıktan sonra ülkeyi yöneten Kurtuluş Cephesi, Fransızlara karşı verilen mücadeleyi bir filmle ölümsüzleştirmek isteyince iş Saadi’ye düşmüştü. İtalyan yeni gerçekçiliğinin altın yıllarıydı, yola düşüp İtalya’da genç yönetmen Gillo Pontecorvo’yu buldu.

Ortaya bir başyapıt çıktı.

Cezayir Bağımsızlık Savaşı’nın sinema tarihinde ilk kez kurmaca ile kurmaca-dışı arasındaki çizgiyi bunca belirsizleştirmesi bir devrimdi. Filmdeki sahneler o kadar gerçekçiydi ki, Amerika’da dağıtımcı şirket filmin başına, “Bu filmdeki tek bir sahne bile gerçek değildir. Her şey tamamen kurmacadır.” notu koymak zorunda kalmıştı.

Cezayir Bağımsızlık Savaşı için tam bir “sinemacı filmi” denebilir. Yönetmenlere bu kadar “Keşke ben çekseydim” dedirten film azdır.

Film üzerine çok yazılıp çizildi elbette. Ben sadece bir yönüne değinmek istiyorum: İşkence.

Cezayir Bağımsızlık Savaşı işkence konusunda en çarpıcı filmlerden biri olduğu halde filmde tek işkence sahnesi yoktur. Filmin hemen başında bağımsızlık mücadelesi önderlerini ele vermiş ufak tefek, gözü yaşlı bir adam görürüz.

İşkenceye tanık olmasak da gölgesini film boyunca hissederiz.

Bu yüzden Pontecorvo işkenceye lirizm katmakla da (bence haksız yere) suçlanmıştı. Yönetmenin yaptığı, çıplak bir gerçekçilik sunmaktı. Terör eylemlerinin karşısına işkenceyi koyarken o denli hassastır ki, filmde Fransızlar ve Cezayirliler öldüğünde aynı müzik kullanılır.

Filmde işgal güçlerinin başındaki Fransız albay, gazetecilerin işkence sorusuna şöyle yanıt verir: “Fransa, Cezayir’de kalmalı mı? Yanıtınız ‘evet’se sonuçlarını kabul etmelisiniz.” Bu yaklaşımı sorguladığı için film sömürgeciliğe direnişin simgesi oldu. (Pentagon, benzer bir ihtimali düşünerek Irak’ın işgali sırasında Amerikalı komutanlara filmi izletmişti.)

Filmde sömürgeciler işkenceyle herkesi ‘konuşturup’ başarıya ulaşacaklarından kuşku duymaz. Gelgelelim, işkencenin dünyaya duyurulması savaşın gidişatını değiştirir.

Yacef Saadi (soldan ikinci) Cezayir Bağımsızlık Savaşı filminin arkasındaki isimdi.

Geçen hafta Turkey Tribunal’da işkencenin konuşulması da bunu akla getiriyor.

Karşımızda elbette sömürgeci bir işgal gücü değil, kendi yurttaşına işkence yapan bir devlet var. İşkenceyi meşrulaştıran (Zero Dark Thirty gibi) filmler bile bir sınır çizgisi çeker: Hiçbir devlet kendi yurttaşına işkence etmemelidir. İşkence ancak ‘yabancı’ düşmana uygulanabilir.

Bana kalırsa, Turkey Tribunal son yıllarda hak ihlallerinin duyulması konusunda yapılmış en elle tutulur işti. Yacef Saadi’nin öldüğü günlerde, onun anlattığı işkencelerden yarım yüzyıl sonra hâlâ bunun konuşuluyor olmasının utancıysa devletin…

İşkence mağduriyeti romantize edilmeyecek kadar ciddi bir şeydir. Cezayir Bağımsızlık Savaşı’nın başarısı bunu ustalıkla gösterebilmesiydi.

İşkence bir kahramanlık-korkaklık ikileminin, bir irade kahramanlığının konusu yapılmamalı— bir hukuk sorunu olarak ele alınmalı.

Devrimci romantizmin işkenceye direnişi yücelttiği yıllardan, Attilâ İlhan’ın şiiri geliyor aklımda:

   Ellerin de titriyor, bir şeyin mi var
   Böyle bir kız değildin sen eskiden
   Sana ne yaptılar, sana ne yaptılar?

İşkenceyle devlet bir bakıma gücünü kanıtlamaya çalışır. İnsan bedeni üzerinde tahakkümünü gösterir.

Aslında işkenceciler hayali bir savaşı kazanırlar. Tarih bize işkencecilerin sonunda hep kaybettiğini gösteriyor.

Cezayir Bağımsızlık Savaşı filmi Altın Ayı ödülünü kazandığında Fransız delegasyonu kararı protesto edip salonu terk etmişti. Film beş yıl boyunca Fransa’da yasaklıydı. Ama Fransa yıllar sonra Cezayir’deki işkence uygulamaları yüzünden özür dilemek zorunda kaldı.

Yıllar sonra, bugünün mağdurlarına da gecikmiş bir özür gelecektir. Belki önemli değil ama bugün kayıt düşmek önemlidir.