İşkence suçtur, ‘gençlik hatası’ değil

Merkeze gazetecilerin sormadığı soruları koymak, konuyu asıl sorumlularından arındırmaya ve hedef şaşırtmaya yöneltir bizi, bu yanlışa düşmemek gerekli. Eymür ve bu sistemdeki diğer sorumlular, işkenceciler ve “devlet için” daha korkunç suçlar ile elleri kirlenenler hakkında bağımsız bir soruşturma sürecinin neden başlatılmadığı burada esas konu.

ALİN OZİNİAN 06 Kasım 2021 GÖRÜŞ

Eski Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Kontrterör Daire Başkanı Mehmet Eymür, T24 Ankara Temsilcisi Gökçer Tahincioğlu’na verdiği söyleşinin ardından Cuma gecesi HalkTv’de katıldığı canlı yayında gazetecilere önemli itiraflarda bulundu. Normal bir düzende savcıların emri ile polisin sabaha bırakmadan belki de o dakikalarda kapısını çalmasını gerektiren suçlar işlediğini soğukkanlılıkla anlattı.

Eymür görevde olduğu dönemde işkence yapıp yapmadığı sorusuna, “Bir insanın konuşması lazımsa bir şekilde ikna etmeniz gerekiyor. Eğer iyilikle ikna edemiyorsanız daha şiddetli yollara başvuruyorsunuz” dedi.

Eymür suçlu olduğunu “bildiği” kişiyi konuşturmak, “suçunu” itiraf ettirmek için işkencenin gerekli olduğunu uzun uzun anlattı, bu uygulamanın sadece Türkiye’ye has olmadığını da iddia etti.

Programdaki gazetecilerin bazıları şaşkınlık, bazıları merak, bazıları da kızgınlık ile işkencenin detaylarını sordu.

İpek Özbey, “İnsan işkence yapıp nasıl pişman olmaz?” dedi. “Valla yaptıklarımızın ne kadarı işkence olarak kabul ediliyor? Sorguya alınmak bile işkence. Gözleriniz kapalı karanlık bir yerde barındırılıyorsunuz.” cevabını aldı.

Cengiz Erdinç, elektrik, kaba dayak; kendi tabiri ile “biraz daha sistemli olanları” sordu,
“O arada olmuştur o tip şeyler. Olduğunu biliyorum.” cevabını aldı.

İsmail Saymaz, bu sorgu tekniklerinin sistematik olup olmadığını sordu. Mehmet Eymür, “Bütün dünya tarihinde var işkence. Açın bakın Avrupalıların Hristiyanların yaptıklarına. Yani işkenceden işkenceye fark var. Bir insanı bir yere kapatmak bile işkence yani.” dedi.

Gazetecilerin sorularını eksik bulabiliriz — bizim bakış açımız, gazetecilik tahayyülümüz ile ilgili o kısım — ama sonuçta gazeteciler Eymür’ü konuşturdular; yaptıklarını detayları ile itiraf ettirdiler. Bu anlamda savcılara önemli bir yardımda bulundular.

“Gençlikte yaptıklarınızdan pişman mısınız?”, “Keşke yapmasaydım dediniz mi hiç?” diye de sordular.

Eymür yaşlanmış olsa da söylemlerinde açık ve net. Özünde, “Devlet benim gözümde her şeyi yapabilir, meşrudur, birtakım yöntemler işleyebilir; devletin yararına ise işkence yapabilir, faili meçhul cinayet işleyebilir…” mealinde şeyler diyor.

Ve ekliyor, tüm bunların yapılması için gerekli olan “devletin menfaatidir”. Eymür bugün yapıldığı gibi, “kişisel menfaat” için devletin “gayri meşru yöntemlerinin kullanılmasını” doğru bulmuyor.

İşkence, baskı, zulüm, cinayet sadece “devlet için” işlenmeli diyor. Eymür, bir anlamı ile hükümeti, bugün daha da çoğalan, kontrolden çıkan tüm bu kötü uygulamaları şahsi menfaatleri için kullanıldığına vurgu yapmak istiyor.

Bizim amacımız “kutsaldı”, şimdi bu yapılan kim için, ne için sorusunu soruyor.

Hükümetin ne kadar “milli” olduğunu sorgularken diğer yandan şaşırtıcı da olsa “Türkiye’de sistematik işkence bitmiştir” diyebilen gazetecilerden daha cesur, daha açık sözlü davranıyor.

İşkence dünyanın uygar ve makul bölgelerinde suç. İşkence mutlak olarak yasak, yapanların yargılanması gerekiyor. Hukuk, hayatın, suçla mücadelenin ve sorgunun “işkencesiz” bir sistemde de yol alabileceğini söylüyor.

İnsan hakları hukukunun en temel kurallarından birini oluşturan bu yasak, normlar hiyerarşisi açısından üstün kural, başka bir deyişle buyruk kural niteliğinde.

İşkence Türkiye’de de suç! Bu aksi iddia edilemeyecek, yoruma açık olmayan bir gerçek!

Türkiye’nin de altına imza attığı Birleşmiş Milletler (BM) İşkence ve Diğer Zalimane Gayriinsani veya Küçültücü Muamele veya Cezaya Karşı Sözleşme, insanın sahip olduğu onur ve değeri korumak için işkenceyi mutlak olarak yasaklar.

“Hiçbir istisnai durum ne harp hâli ne de bir harp tehdidi, dâhili siyasî istikrarsızlık veya herhangi başka bir olağanüstü hâl, işkencenin uygulanması için gerekçe gösterilemez” der BM’nin bahsi geçen sözleşmenin 2.maddesinde.

Kaldı ki, Eymür’ün, Halk TV yayınında “Kimseye elektrikli işkence yapmadım, klasik falakalar vardı” sözlerinin de ne kadar gerçeği yansıttığı ayrı bir tartışma. Eymür’ün açıklamalarını, Kontrgerillaya Karşı İnisiyatif Hareketi Kurucusu Faik Güleçyüz‘ün KHK TV’ye 20 Mart 2021 tarihinde yayınlanan söyleşisini ile birlikte okumak gerekli.

Sanatçı Yılmaz Güney’in Koğuş arkadaşı Güleçyüz’ün, “Mehmet Eymür 22 gün boyunca bana ve arkadaşlarıma elektrikle işkence yaptı.” dediği söyleşisinden bahsediyorum…

Halk Tv’nin sözü geçen yayının ardından “gazeteci soru sorar, tirat atmaz” yorumları da yapıldı. “İşkence yaparken işkencenin suç olduğunu bilmiyor muydunuz” sorusu neden sorulmadı? diyebiliriz, lakin gazetecilere gereğinden fazla yüklenmenin gereği yok, her gazeteci kendi soracağı soruyu kendi tayin eder.

Merkeze gazetecilerin sormadığı soruları koymak, konuyu asıl sorumlularından arındırmaya ve hedef şaşırtmaya yöneltir bizi, bu yanlışa düşmemek gerekli.

İşkence suçlarında zaman aşımı söz konusu değil. Dolayısı ile, başta işkence olmak üzere diğer ağır insan hakları ihlalleri ve suçları ile ilgili yapılan itirafları delil kabul ederek Mehmet Eymür ve bu sistemdeki diğer sorumlular, işkenceciler ve “devlet için” daha korkunç suçlar ile elleri kirlenenler, hakkında bağımsız bir soruşturma sürecinin neden başlatılmadığı burada esas konu.


 

Cumhuriyetin ilk yıllarında Milli Amele Hizmetleri, 50’lerde Özal Harp Dairesi, 80’lerde JİTEM, sonrasında Kontrgerilla, Derin Devlet, Ergenekon adlarına alan bu yapılanmaların atası Teşkilat-ı Mahsusa… Yıllardır aynı türkü; “Vur dediler vurduk, öldür dediler öldürdük…Tak diye emrediyorlar şak diye yapıyoruz… Kurşun atan da kurşun yiyen de kıymetli… Örtülü ödeneği açıklarsak savaş çıkar, dünya birbirine girer… ve daha neler neler…”

Eskinin hesabını vermeden, yeninin hesabını sormak gerçekçi değil. “Dur şimdi onun, eskinin sırası değil” söylemi, bizi bir yere götürmüyor…