İlhan Sami Çomak: Şiirim beni hayata kavuşturuyor

1+1'e konuşan İlhan Sami Çomak: Bunca yıldır bedenimi hapsedebildiler ama şiirimi hapsetmeyi henüz kimse başaramadı.

KRONOS 15 Ocak 2022 KÜLTÜR

Henüz üniversite öğrencisiyken tutuklanan şair İlhan Sami Çomak hapishanede 28. yılını dolduruyor. Çomak’ın yeni şiir kitabı Hayattayız Nihayet geçtiğimiz günlerde yayımlandı. 1+1 Çomak’la, vasisi İpek Özel aracılığıyla bir söyleşi gerçekleştirdi. Söyleşide Çomak, hikâyesini ve şiir aracılığıyla dünyayla kurduğu bağı anlatıyor.

 

28 yıldır hapistesiniz, 28 yıllık bu hikâyeyi anlatmak, inatla anlatmak size nasıl geliyor? 

İlhan Sami Çomak: 22 yaşındayken cezaevine girdim, 28 yıldır aralıksız cezaevindeyim. Bu da dışarıda geçirdiğim zamanın çok daha fazlasını cezaevinde geçirdiğim anlamına geliyor.

AİHM ilk yargılamanın “adil yargılanma hakkı”nı ihlâl ettiğine ve yeniden yargılanmam gerektiğine karar verdiğinde, yeni bir yargılama başlayacağı için hukuken tahliye edilmem gerekiyordu, ama edilmedim. Bu 28 yıllık zaman zarfında üç kez müebbet hapis cezası aldım. Mahkemeler, hâkimler değişti, ama hükme asla dokunmadılar! Dönüp dönüp müebbet aldım!

İnsan zaman içinde –hele ki ortada hiçbir somut delil yokken hapsedildiyse– cezaevinde yaşamaktan yoruluyor elbette. Ancak, uğradığı haksızlığı anlatmaktan yorulmuyor. Adalet yerini bulana kadar suçsuzluğunu anlatmak istiyor. Uğradığım bu haksızlığı bunca senedir takip edip dile getiren gazetecilere teşekkür ederim. Yargılanmamın sürdüğü uzun yıllar boyunca hep dediğim gibi: “Dilerim ki herkes bana yaşatılan adaletsizliği hiç olmazsa bir yakınına anlatmalı. Ortada tutarlı bir kötülük var.” Şimdi de dilerim ki, uğradığım bu haksızlık, bu büyük adaletsizlik ve tutarlı kötülük sizin vasıtanızla bir kere daha gündemleşir.

Yazmaya tutukluyken başladınız. Cezaevinde şair olmayı nasıl tarif ediyorsunuz? 

Cezaevinde şair olmak ne anlama gelir ya da cezaevinde şair nasıl beslenir gibi çoğalabilecek soruların, şiire eğilme bakımından bir yargı içerdiğini düşünüyorum. Zira, bu bakış açısı şiiri değil, mekânı öne çıkaran, mahpusluğun zorluğunu gereğinden fazla önemseyen bir ön kabul içeriyor. Şiirden çok şiirin etrafındaki koşulları önceliyor. Oysa şiiri mekânla özdeşleştirmemek, nerede yazıldığına değil de, neyi nasıl yazdığına bakmak doğru olur. Mekân veya mahpusluk elbette önemli, ama şairi söyleten duvarlar değil, şiirin kendi öz dinamikleriyle gelişmesi, büyümesi ve şairde belirmesidir. Şair ister bir göl kıyısında, ister bir dağ köyünde veya metropolde yaşasın, şiiri üzerinden yürümeli, yargı ve tanımlamalara böyle uzanmalıyız diye düşünüyorum.

İnsan ortada hiçbir somut delil yokken hapsedildiyse, cezaevinde yaşamaktan yoruluyor elbette. Ancak, uğradığı haksızlığı anlatmaktan yorulmuyor. Adalet yerini bulana kadar suçsuzluğunu anlatmak istiyor.

Cezaevine girmeden önce, 22 yaşında bir gençtim ve şair değildim. Cezaevine girdikten sonra ise en başından beri kapatılmışlığı asla kabul etmedim. Yine de buradayım! Tam tamına 28 yıldır hayatımda ciddi bir maddi değişiklik olmadı. Çok önemli oranda birbirine benzeyen günler yaşadım, yaşıyorum. Cezaevi, bu anlamda, sanılanın aksine çok yorucu bir mekândır. Muazzam bir atalet ve tekrarın getirdiği, insanı kendisini tazeleyemediği için öğüten, ruhsal olarak dağıtma potansiyeli barındıran ezici bir yorgunluğu vardır cezaevinin. Belki de şiirimi ve şairliğimi bu tekrara karşı savaşımımla, hayatın yeknesaklığını aşıp onu renklendirmeyle elde ettim. Duygu ve hayal dünyasında, bu mekânın yerine kendi yarattığım daha yumuşak, daha sevgi dolu ve yaşanılır, özlemlerin giderilebildiği bir kurgu dünyasını koyabilme çabası benim şairliğim.

Bir bakıma kendimi korumanın, ruhumu beslemenin bir çabası olarak şiire yöneldim ve sonra da hayatta ne kaybetmişsem onu şiirle aramaya başladım. Bu bakımdan şiir yazarak hücreme davet ettiğim şey hayattır esasında.

Elbette hal böyle olunca dış dünyayla kurabildiğim en anlamlı bağ da şiirden geçiyor. Şiir hücreme hayatı getiriyor ve kelimelerim, mısralarım, oluşturduğum imgeler, yani şiirim de duvarları aşarak beni hayata kavuşturuyor. Bunca yıldır bedenimi hapsedebildiler, ama şiirimi hapsetmeyi henüz kimse başaramadı.

Sekiz şiir kitabına, bir otobiyografinin –Karınca Yuvasını Dağıtmamak– yanısıra, dokuzuncu şiir kitabını eklediniz. 14 Ocak’ta okurla buluşacak olan Hayattayız Nihayet için ne söylemek istersiniz? 

Otobiyografim sayesinde beni tanıyan ve yaşadıklarımla empati kuran kişilerin sayısı oldukça arttı. İnsanlar beni tanıyıp, hayat öykümü ve bir şair olarak beni yaratan koşulları öğrendikçe şiirimi daha çok merak eder oldu. Şimdiye dek yayınlanan şiir kitaplarımın baskıları tükenmişti. Öte yandan, esasen şair olduğum için şiir yazmayı, otobiyografik düz yazılarımı yazarken de hiçbir zaman bırakmamıştım.

Ben dışarıda az yaşadım! Hayata dair pek az tecrübem var. Bu yüzden şiir yazarken sürekli sahip olduğum ve artık gitgide benden uzaklaşan anılara dönüyor, oradan aldığım duyguları çoğaltıyorum. Hatta yeni anılar, yeni anlar, yeni hisler, yeni durumlar kurguluyorum, yeni gülüşler, yeni acılar ve yeni öfkeler de elbette. Okuyarak aklımı koruyor ve geliştiriyorum, hayal ederek de hayatımı çoğaltıyorum. Şiirlerim tam da buradan besleniyor. Yeni çıkacak şiirlerim okurla buluşmadan sanırım bundan fazla bir şey söylemem doğru olmaz. Hayat hikâyemi de okumuş olduğu için artık beni daha iyi tanıyan okurun yeni kitabımı nasıl karşılayacağını, şiirimde nasıl bir iz süreceğini ben de çok merak ediyorum doğrusu.

 

Söyleşinin tamamını buradan okuyabilirsiniz.

Takip Et Google Haberler
Takip Et Instagram