İki politik figür: Deccal ve Süfyan

Deccal politik kötülüğü simgeleyen bir figürdür. Hz. Peygamber, adeta bütün despot yöneticilerin ortak özelliklerini deccal prototipi ile tasvir etmiştir. Nursi, Deccal’in evrensel Süfyan’ın ise yerel bir figür olduğunu söyler. Önemli olan bu kavramların işaret ettiği kimliklerden ziyade betimlediği niteliklerdir.

AYHAN TEKİNEŞ 02 Kasım 2021 GÖRÜŞ

Sünni gelenekte siyasi muhalefet anlayışının olmadığı iddia edilse de, ehl-i sünnet alimleri arasında canlı bir muhalefet geleneği var olmuştur. Medreseler kurulmadan önce, ulemanın devletten bağımsız olduğu dönemlerde ehl-i sünnet alimlerinin içinde güçlü bir siyasi muhalif damar olduğu söylenebilir. Hatta bu muhalefet geleneği rivayet edilen haberler ve haberler etrafında şekillenen yorumlarla her zaman devlet ricalini tehdit etmiştir. Özellikle Deccal ve Süfyan konusundaki hadislerle alakalı ilk hicri yüzyıllarda yapılan yorumlara bakılınca zulüm ve haksızlığa karşı muhalefet düşüncesinin ulema arasındaki yaygınlığı görülür. Ancak Deccal’in kıyamet öncesi ortaya çıkacak olağanüstü özelliklere sahip bir kişilik olarak algılanmaya başlaması ile birlikte kavram mitolojik bir karakter kazanmıştır.

Hadislerde geçen Deccal figürünü efsaneleştirmeden algılamak gerekirse, Deccal politik kötülüğü simgeleyen bir figürdür. Siyasi liderlerin oluşturduğu olumsuzluklar toplumun geniş kesimlerini etki altına aldığından dolayı, hukuki ve ahlaki açıdan verdikleri zarar da son derece geniş etkili olabilmektedir. Müslümanların gelecekte karşılaşacakları zalim yöneticilerle nasıl mücadele etmesi gerektiğini anlatmak için Hz. Peygamber, adeta bütün despot yöneticilerin ortak özelliklerini deccal prototipi ile tasvir etmiştir. Fakat ilginç özellikleri ile deccal kısa zamanda kıyamet öncesi ortaya çıkacak efsanevi bir yaratığa dönüşmüştür. Halbuki hadislerde çok sayıda deccal çıkacağı anlatılır. Sayının fazla olması asıl maksadın, belirli bir vakayı tasvir değil, belirli bir olgudan insanları sakındırmak olduğu anlaşılmaktadır.

Hz. Peygamber’in tasvir ettiği yalancı ve zalim deccal profili muhalefet düşüncesinin insanların zihnine yerleşmesi açısından son derece önemlidir. Ancak Deccal hakkındaki farklı rivayetlerin sanki tek bir kişi için söylenmiş gibi düşünülmesi, hadislerdeki dolaylı ve metaforik anlatıların literal olarak algılanması Deccal tasvirinin gerçeklerden kopuk bir şekilde resmedilmesine sebep olmuştur. Halbuki hadislerde resmedilen deccal, tek bir kişinin tasviri değil asırlar boyunca ortaya çıkacak yalancı-zalim yöneticilerin ortak ünvanıdır.  Bundan dolayı zalim yöneticilerin hem ortak özellikleri hem de belirgin özellikleri beraberce tasvir edilmiştir. Çünkü hepsini tek bir kişi için düşündüğümüzde karşımıza tahayyülü imkânsız bir portre çıkar.

Deccal profili ile adeta Peygamber Efendimiz, idarecilerde hangi sıfatların bulunmaması gerektiğini tasvir eder. İnsanları gelecekte ortaya çıkacak yalancı idareciler konusunda uyarır. Yalan propaganda ile halkı aldatan, zulümle masumları ezen deccal betimlemesi aslında asırlar öncesinden Hz. Peygamber’in bütün zalim ve yalancılara karşı yükselttiği muhalefet bayrağıdır. Ancak tarih içinde deccal mefhumu etrafında yapılan aşırı yorumlar, Deccal’in efsaneleşmesine ve temel mesajın kaybolmasına sebep olmuştur. Deccal bir mefhumdur. Tüm mefhumlar gibi gerçek dünyada birçok fertleri olabilir. Ancak asıl olan mefhum anlamı ve nasıl tanımlandığıdır. Kişisel özellikler üzerine odaklanıldığı takdirde kavram anlamı kaybolur. Nitelikler üzerinden ancak kavramın soyut anlam çerçevesini belirlemek mümkün olabilir.

Deccal kavramı yanında hadislerde geçen bir de Süfyânî kavramı vardır. Süfyânî kavramı biraz daha net bir siyasi portredir. İlk fiten/anarşi kitaplardan birinin yazan Nu’aym b. Hammâd (228/843) tarafından kaleme alınan Kitâbu’l-Fiten‘de Süfyânî hakkında çok sayıda haber ve yorum vardır. Ayrıca bazı konu başlıklarında Süfyanî’ye yer verilmiş; ne zaman çıkacak, nitelikleri nelerdir gibi başlıklar altında konuyla ilgili haber ve yorumlar nakledilmiştir. Bu haberlerin çoğu selef alimlerinin Süfyânî ile alakalı değerlendirmeleridir. Süfyanî ile alakalı ilk üç asırdaki bu yorum zenginliği Süfyanî kavramının o dönemde politik muhalefetin kullandığı canlı bir motif olduğunu göstermektedir.

Said Nursi, efsaneleşmiş olan Deccal mefhumunu yeniden yorumlar ve bu kavram üzerinden siyasi muhalefetini ve politik duruşunu temellendirir. Ona göre hadislerdeki metaforlar doğru yorumlanmalı, Deccal tek bir insan olarak değil bir cemiyet, rejim ve bir komite olarak yorumlanmalıdır. Rejimin başındaki siyasi lider de bir grubun temsilcisi olarak algılanmalıdır. Ona göre Deccal aldatmakla iş görecek bir siyasi liderdir. Bediüzzaman’ın Deccal ve Süfyan ayrımı da oldukça politik ve günceldir. Deccal’in evrensel bir figür Süfyan’ın ise yerel bir figür olduğunu söyler. Ona göre Süfyan Müslümanlar içinden çıkacak ‘’çok alimlerin akıllarını teshir edip, etrafında fetvacı yapacak” siyasi bir liderdir. Nursi, Deccal’in bindiği bineğin kulaklarının arasının 34 metre olduğunu bildiren hadisi (Müsned, hadis no. 14953) şöyle yorumlar:

‘’Hem Deccal, deccallık haysiyetiyle değil, belki gayet müstebit bir kral sıfatıyla işitilir. Ve gezmesi de her yeri istilâ etmek için değil, belki fitneyi uyandırmak ve insanları baştan çıkarmak içindir. Ve bindiği merkebi ve himarı ise, ya şimendiferdir ki bir kulağı ve bir başı cehennem gibi ateş ocağı, diğer kulağı yalancı cennet gibi güzelce tezyin ve tefriş edilmiş. Düşmanlarını ateşli başına, dostlarını ziyafetli başına gönderir. Veyahut onun eşeği, merkebi, dehşetli bir otomobildir veya tayyaredir veyahut—sükût lâzım!’’

Peki Bediüzzaman’ın işaret ettiği Süfyan konusunda sahih rivayetler var mıdır? Yoksa o, dönemin siyasilerine muhalefet edebilmek için zayıf bazı haberleri mi yorumlamıştır? Süfyan ile alakalı da sahih rivayetler vardır. Yukarıda işaret ettiğimiz gibi Nu’aym b. Hammad’ın kitabında hem haberler hem de çok sayıda yorum vardır. Ancak biz rivayet konusunda daha hassas Hâkim en-Nisaburî’nin el-Müstedrek adlı eserindeki rivayetler üzerinden konuyu tahlil edeceğiz.

Hâkim, sahih olduğunu söylediği ve Abdullah b. Mes’ud’dan rivayet ettiği merfu bir hadiste Allah Resulü (s.a) şöyle buyurduğunu söyler; “Benden sonra ortaya çıkacak yedi fitneden sizi sakındırırım: Medine ve Mekke’den size yönelecek fitneden sakının. Yemen tarafından gelecek fitneden sakının, Suriye bölgesinden, doğudan ve batıdan gelecek fitnelerden sakının ve Suriye bölgesindeki milletler arasından çıkacak fitneden sakının, işte o Süfyanîdir.” Abdullah b. Mes’ud, “Sizden bir kısmı bu fitnelerin ilkini ümmetin sonundakiler ise sonuncu fitneyi görecektir” diyerek hadisi yorumlamıştır (Müstedrek, hadis no. 8447)

Yine Hâkim’in sahih olduğunu belirttiği ve Ebu Hureyre’den (r.a) rivayet ettiği bir başka hadiste ise Allah Resulü (s.a) şöyle buyurur: “Suriye’nin daha ilerisinden bir yerden Süfyanî denilen bir adam çıkar. Ona tabi olanların çoğu köpektendir (Kelb). İnsanları öldürür, hatta bebekli anneleri ve çocukları bile öldürür. Kuvvet ve güç sahipleri (Kays) onunla savaşmak için toplanırlar ama onlardan da neredeyse hiç kimse kurtulamaz. Siyah taşlarla kaplı bir yerde (zor şartlar altında) ehli beytimden bir adam ona karşı çıkar ve Süfyanî’ye ulaşır. Süfyani ona ordularından birini gönderir ama o adam onun ordusunu hezimete uğratır. Süfyani yanındaki tüm adamlarıyla beraber onun üzerine yürür ve beyaz düz bir ovada karşılaşırlar. Süfyanî ve adamları yerin dibine batırılır; yok olduklarını bildiren tek bir haberci dışında içlerinden hiç kimse kurtulamaz’’ (Müstedrek, hadis no. 8586).  Hadiste geçen kelb/köpek bir arap kabilesinin adıdır. Fakat hadiste beni kelb/kelb oğulları denilmemiş, aksine köpektendir, denilmiştir. Bundan dolayı tercümede kabile ismi olarak tercüme etmedik. Kays da bir kabile ismidir. Ancak yine aynı gerekçelerle kelime anlamıyla tercüme etmeyi tercih ettik. Keza harre bir yer adıdır ama muhtemelen kelime anlamının simgelediği gibi şartların zorluğu kastedilmiş olabilir diye kelime anlamıyla tercüme ettik.

Rivayetler konusunda hassasiyetleriyle bilinen Hanbeli alimlerinden es-Sefârayenî (1775) Süfyânî ile ilgili rivayetleri şöyle özetler: Kaynaklarda geçen ve Hz. Ali’ye dayandırılan bilgilere göre, Süfyanî, Suriye bölgesini fetheden ilk komutan Yezid b. Ebu Süfyan’ın oğlu Halid’in soyundan geleceğine inanıldığı için Süfyânî diye nitelendirilmiştir. Süfyanî, Suriye bölgesinde ortaya çıkar, kendisine tabi olanların çoğu köpeklerdendir; öldürerek ilerler, öyle ki hamile kadınları ve çocukları dahi katlederler. Allah dostlarına savaş açar, sonunda yanındakilerle beraber yerin dibine batırılır ve ondan geriye hiçbir iz kalmaz (Levâmi’u’l-envâr, 2/79).

Bediüzzaman’ın Süfyânî kavramını yeniden yorumlayarak güncellemesi ile birlikte bu kavram birçok tartışmaya konu olmuştur. İlk hicri yüzyıllarda olduğu gibi Süfyanî/Süfyan kavramı yeniden siyasi literatüre ve politik tartışmalar arasına girdi. Ancak Bediüzzaman kavramı mitolojik içerikten kurtararak, politik muhalefet inşa etmek için evrenselleştirirken bazı takipçileri ters okuma yaparak Süfyan’ın kimliğine odaklanmıştır. Bu tür kavramların işaret ettiği kimlikten ziyade betimlediği nitelikler önemlidir. Konuyla ilgili hadislere bakılınca hamile kadınlara ve bebeklere zulüm eden bir despot resmedilmektedir. Hadisle amel etmek, hadise anlamsız ve imkansız bir anlam yükleyerek onu rafa kaldırmak demek değildir. Hadisle amel etmek, bugün bizim için ifade ettiği anlama odaklanmaktır. Süfyan kimdir, diye gizemli bilgilerin peşine düşmek yerine gözünüzün önünde işlenen zulümlere odaklansanız kim olduğunu açıkça görürsünüz. Lakin bakmayı ve görmeyi bilmek şartıyla..

 

Takip Et Google Haberler
Takip Et Instagram