“140 binin üzerinde KHK’lı var, meydana çıkan bir avuç insan”

İhraç Öğretmen Nursel Tanrıverdi: Hukuksuzluğa karşı direnmemiz şart, 140 binin üzerinde KHK’lı var, örgütlü bir direniş sürdürmemiz gerekirken meydana çıkan bir avuç insan kaldık.

TUBA DEMİR   18 Temmuz 2020 KRONOS ÖZEL

15 Temmuz’un hemen ardından KHK ile ihraç edilen isimlerden biri Nursel Tanrıverdi. İhracının hem öncesinde hem sonrasında hep mücadele içinde bulunan ve parasız eğitimi savunduğu için defalarca gözaltına alınan, dayak yiyen, işkence gören bir öğretmen. İhraç edildikten sonra meydanlara çıkarak sesini duyurmaya çalışan Nursel Öğretmen ile mücadele sürecini konuştuk.

Nursel Tanrıverdi Ağrılı, 4 çocuklu bir ailenin en küçük çocuğu. Babası İstanbul Belediyesi’nde işçi olarak çalışmış, annesi ise ev hanımı. Nursel Öğretmen üniversiteyi kazanmadan önceki yıl çalışmaya başlıyor. Mersin Üniversitesini kazanınca da işi bırakıyor. Tabii üniversite hayatı boyunca başka işlerde çalışmaya devam ediyor. Yaz aylarında ve ara tatillerde sürekli çalışan Nursel Öğretmen, ailesinin maddi durumunun kendisini okutmak için yeterli olmadığını söylüyor. Sosyoloji okuyan Nursel Tanrıverdi Felsefe öğretmeni olmayı beklerken açık yok denilerek sınıf öğretmenliği formasyonu almak zorunda kalıyor. 2000 yılında mezun olan ve Ağrı’nın Eleşkirt ilçesine atanan Nursel Öğretmen orada 4 yıl görev yapıyor. Çok zor şartlarda öğretmenlik yaptığını söyleyen Nursel Öğretmen daha sonra İstanbul Kağıthane’ye atanıyor. Eleşkirt’i hiç aratmayacak zor koşullarla burada da karşılaşıyor.

HER ZAMAN HEDEFTE OLAN BİRİ İDİM

Nursel Öğretmen’in mücadelesi, ihraç edilişinin çok öncesine dayanıyor. 2013 yılında KESK’e düzenlenen baskında tutuklanıyor. 28 ilde eş zamanlı yapılan bir operasyonda 184 memur gözaltına alınıyor. 72 kişi tutuklanıyor. Eğitim-Sen İstanbul 3 Nolu Şube yöneticisi olan Nursel Tanrıverdi komplo bir iddianame ile tutuklandığını ve 11 ay hapis yattığını söylüyor. Anadolu’da tutuklu bulunan pek çok arkadaşı 4-5 ay sonra bırakılırken onlar hapis yatıyor. İstanbul ve İzmir illeri hariç diğer illerde bulunan kişiler beraat alıyor. Hapisten çıktıktan sonra işe iade ediliyor.

2015 yılında kamu emekçilerine çok yoğun baskılar yapıldığını dile getiren Nursel Tanrıverdi, Kağıthane’nin AKP’nin özel olarak seçtiği ve kale olarak gördüğü bir yer olduğunu söylüyor. Nursel Öğretmen ihraç edilişini ve bu süreçte neler yaşadığını şöyle anlatıyor.

YAŞAMADIĞIM BASKI KALMADI

“7 Şubat 2017’de 686 nolu KHK ile işten atıldım. 17 yıllık öğretmenim. Ben yıllarca sendika yöneticiliği yaptığım için tanınan bir öğretmendim. İhraç edilmeden önce 9 soruşturma geçirdim ve ihraç edildiğim 2017 yılına kadar yoğun bir şekilde mobing yaşadım. Neredeyse iki haftada bir müfettişin karşısındaydım. İhraç edildiğim 2017 Şubat’a kadar 1 yıl yoğun bir şekilde mobing yaşadım. Hatta ihraç edilmeden önce açılan soruşturmada ifade veremeden ihraç edilmiştim. Geri dönse bile ihraç edilsin ibaresiyle yüksek disiplin kuruluna gönderildim. İhraç iken müsteşarın karşısına sözlü ifadeye çağrılan tek kişiyim. Beraat ettim. Milli Eğitim Bakanlığı beraate itiraz etti, şu an dosyam istinafta, beraat bekliyoruz. Ama idari soruşturmadan 3 yıl kademe ilerleme ve durdurma cezası aldım. Yani yıllarca sendikal mücadele etmiş bir öğretmen olarak yaşamadığım baskı kalmadı diyebilirim. Halk için parasız bilimsel eğitimi her daim savundum.”

İLK DARBENİN BİZE VURULACAĞINI BİLİYORDUK

Nursel Öğretmen’in ihraç edilişi kendisi için sürpriz olmuyor. “Daha önce yaşadıklarını göz önünde bulundurarak, sıranın bize geleceğini biliyorduk.” diyor ve şöyle devam ediyor anlatmaya.

“1 Eylül’den itibaren ihraçlar başlamıştı ama açığa alınmalar daha öncesinde başlamıştı. Bir sendika kapatılmıştı. Bir sendikanın kapatılması, muhalif olan bizim sendikamızın da kapatılabileceğinin göstergesiydi. Bizler yıllarca aktif sendikal mücadele veren insanlardık. Bu yüzden ilk darbenin bize vurulucağını düşünmüştük. İhraç edilme sürecim ilginç bir süreçti. O listeleri bekliyorsunuz, çünkü her ay listeler yayımlanıyor, acaba listelerde ismim var mı diye herkes bekliyor. Ben ihracımı Whatsapp grubumdan öğrendim. İlk başta bir şaşkınlık yaşamadım ama ilerleyen süreçte içimdeki öfkenin giderek arttığını fark ettim. Bunun üzerine arkadaşlarla bir araya gelerek direnmek gerektiğini ifade ettik ve direnme kararı aldık.

“İhracınızdan sonra çevrenizin tepkisi nasıl oldu?” sorusunu ise şöyle yanıtlıyor Tanrıverdi:

Aslında bu duruma ailemi de alıştırmıştım, bu yüzden bir şok yaşamadık. Çevreme de ihracımı anlattım, yakın çevremden olumsuz bir tepki gelmedi ancak ihracımızın ilk günlerinde arkadaşlarımızın araya mesafe koyduğunu fark ettim. Biz irtibatlı, iltisaklı denilerek terörist ilan edilmiştik. İnsanlara terörist olmadığımızı anlatmaya, suçsuzluğumuzu ispat etmeye çalıştık. Bu yüzden de yıpratıcı bir süreçti. Bir ölçüde başardığımızı düşünüyorum, artık insanlar bizi terörist olarak görmüyorlar. Şu an işe dönme mücadelesi veriyoruz.

‘KESK BAŞLANGIÇTA YANIMIZDA OLMADI’

Yıllarca sendikal mücadele verdiğini söyleyen Nursel Öğretmen ve arkadaşları sendikaları tarafından yalnız bırakılıyor. KESK başlangıçta yanımızda olmadı diyen Nursel Öğretmen şu ifadelere yer veriyor:

“En fazla öğretmenin, akademisyenin atıldığı bir KHK ile atıldım. 20 Şubat 2017’de KESK İstanbul Şubeler Platformunda sendika yöneticileri direnmeme kararı almasına rağmen biz 50-60 arkadaş, demokratik bir baskı oluşturarak direnme kararı aldırdık. Direnmek istemiyorlardı, çünkü çok büyük bir korku vardı. Tutuklanmaktan, gözaltına alınmaktan, baskı yaşamaktan, sendikanın kapatılmasından korkuyorlardı.”

Korkmadığını söyleyerek sözlerine şöyle devam ediyor:

“Biz korkmadık. Sendikamız kapatılsa bile bu bizim haklılığımızı, meşruluğumuzu bozmaz. Tam tersine daha büyük bir direnişe sahne olur. İstanbul’un; Kadıköy, Bakırköy ve Kartal meydanında haftanın dört günü direniş kararı aldık. Kararı sendikaya kabul ettirsek bile, direniş süresince sendikanın geri duruşu devam etti. Bu konu aramızda tartışmalara neden oluyordu, ancak biz geri adım atmadık.

1 Haziran 2018 günü polisler geldi, burada oturamazsınız, müzik yayını yapamazsınız, konuşamazsınız dediler, kabul etmedik. Hayır dedik. Bu dediklerine kulak asmadık, çünkü bu bizim yasal hakkımız. Bu durumu kabul etmediğimiz için gözaltılar başladı. İstanbul’un üç alanına birden sistematik şekilde polis saldırıları başladı. Bu durum iki hafta sürdü. Her seferinde Vatan Emniyet Müdürlüğüne götürüldük.

Açlık grevi yapmak istedik, bizi susuz ve şekersiz bıraktılar. Onların verdiği yemekleri yemek istemedik. Dövdüler, çıplak arama yapmak istediler, işkence ile parmak izimizi almaya çalıştılar. Sonra KESK direnişten imzasını çekti. Aslında KESK yöneticilerinden beklenen oldu. Seçimden sonra ilçe ilçe gezerek basın açıklaması yapacağız diye duyurdu, ancak bu direnişçilerin iradesi dışında alınmış bir karardı. Bu kararı tanımadığımızı söyledik, bir deklarasyon yayımladık. Sonra kendi aramızda da değerlendirmelerde bulunduk.”

HALKIN KHK’LILAR İLE BİRLEŞMESİNİ İSTEMİYORLAR

“Gün geçtikçe direnen kişi sayısı düştü. Çalışmak zorunda olan arkadaşlarımız vardı, umudunu kaybedenler oldu, azala azala iki kişi kaldık; Selvi Polat ve ben. 23 Temmuz 2018’de; biz bitti demeden bitmez diyerek iki kişi Bakırköy Meydanı’na çıktık. Çok ciddi bir polis ablukası ile karşı karşıya kaldık. Sürekli gözaltına alındık, kötü muamele gördük, Türkiye hukuk tarihinde bir ilki yaşadık ve 200 metreden fazla alana yaklaşmama cezası verildi. Bu kararı kabul etmediğimizi söyledik ve tutuklandık. 9 ay içinde tam beş defa tutuklandık. Hakkımızda seksenin üzerinde dava açıldı. Haftanın üç günü davalara gidip tekrar hapishaneye geri geliyorduk. Bu davaların hepsinden beraat ettik. Sonra karakoldan serbest bırakılma kararı verildi ve artık dava açılmadı. Bu sefer de kabahatler kanundan para cezası kesilmeye başlandı. Bu cezaların temel sebebi ise oturma eylemi yapmamız. Bizden oturmamızı istemiyorlar. Basın açıklaması yapabilirsiniz, bildiri dağıtabilirsiniz ama oturamazsınız diyorlar. Burada oturmamız işlerine gelmiyor, çünkü halkın desteği ile karşılaşıyoruz. İnsanların KHK’lılar ile birleşmesini istemiyorlar. Bu yüzden de kaymakamlıktan oturma eylemini yasaklayan bir karar alınıyor. Bunun üzerine kaymakamlığı, İçişleri Bakanlığı’na şikayet ettik. Bu şikayetin sonucunu bekliyoruz. Bizleri tutuklayan hakim ve savcıları HSYK’ya şikayet ettik, sonrasında tutuklamalar bitti. Yani hep böyle mücadele ederek bazı şeyleri aşmaya çalıştık. Biz tutuklu iken arkadaşlarımız alanı boş bırakmadı, alana çıkıp sesimizi duyurmaya devam ettiler. Arkadaşlarımızın bizi sahiplenmesi tutukluluk süresinde etkili oluyordu ve serbest bırakılıyorduk.”

DİRENİŞLER MECLİSİ’Nİ KURDUK

Yıllarca gözaltına alınıyor, dayak yiyor, işkence görüyor, para cezasına çarptırılıyor ama yine de pes etmiyor Nursel Tanrıverdi. Yaşadığı tüm zorluklara rağmen yılmayan ve direnmeye devam eden Nursel Öğretmen bu süreçte farklı etkinliklere imza attıklarını ifade ediyor. Tüm mağdurların sesi olan Direnişler Meclisi’ni kurduklarını söyleyen Nursel Öğretmen sözlerini şöyle sürdürüyor:

“Bizler bir Direnişler Meclisi kurduk, bu meclis başlangıçta sadece KHK’lıların oluşturduğu bir meclis olmakla beraber, şuan her türlü mağduriyete yer veren bir meclis oldu. Adalet talepli tüm mücadeleler, tüm direnişler, bizim direnişler meclisimizin bir parçasıdır. Ankara ve İstanbul’da da bir bülten çıkartıyoruz, şubelerimizi açtık, bunun haricinde İstanbul’da bir konser yapmayı planladık ancak konsere izin verilmedi. Şişli Kent Meydanı’na gider gitmez 18 kişi anında gözaltına alındık. Dört gün Vatan Emniyet Müdürlüğü’nde kaldık. Sonrasında 1 Mart’ta ‘Adalet İstiyorum’ formu yaptık. Gayet güzel geçti. Covid-19 nedeni ile etkinliklerimize ara vermek zorunda kaldık. Adalet İstiyorum formundan bir çalıştay kararı çıktı. Bu çalıştayı telekonferans yöntemi ile hayata geçirmeye çalışıyoruz. Sokağa çıkmanın gerekli olduğunu düşünüyoruz ve çıkmaya devam edeceğiz. Çalıştayda bir kaç grup oluşturuldu, KHK’lılar olarak bizim de bir grubumuz var. Grup olarak neler yapabileceğimiz üzerinde durduk. Dört yıldır işsiziz, 140 bin KHK’lı var ama sokaklarda birkaç kişi var. Bu insanlar ne yiyip ne içiyor, nasıl yaşıyor gibi sorular bizim dayanışma içinde olmamız gerektiği gerçeğini bir kez daha gözler önüne serdi. Kimi ailesinin yanına gitti, kimi memleketine döndü, kimi diğerlerine göre daha şanslıydı, kendisi ihraç edilmiş olsa bile eşi çalışıyor ve onun maaşı ile idare ediyorlardı, kimi KHK’lılar tutuklandı, kimi hala tutuklu. Beraat ve takipsizlik alanlar oldu ama OHAL Komisyonu işe iade etmiyor. Böyle bir hukuksuzluk var. Komisyon reddediyor, bu süreç iki üç yıl sürüyor. Sonra iş mahkemesine başvuruyorsunuz, onları da iki üç yıl bekliyorsunuz, sonra onlarda reddediyor, daha sonra bir üst mahkemeye gidiyorsunuz, onlarda reddediyor derken bu süreci on yıla tamamlamayı düşünüyorlar herhalde. Malum daha önce de yani 80 darbesinde de yaşanmış bu durum. Ama bizim bu kadar vaktimiz yok. Bu hukuksuzluğu dile getirip bir an önce işimize geri dönmek istiyoruz. OHAL Komisyonu’nun bir oyalama ve aldatmaca komisyonu olduğunu başından beri söylemiştik, hala daha aynı fikirdeyiz ve söylemeye devam ediyoruz. OHAL Komisyonu kapatılsın ve KHK’lar iptal edilsin dememiz, aynı zamanda bir taleptir. Direnişler Meclisi’ni bu yüzden kurduk, çünkü bu hukuksuzluğa karşı direnmek şart.”

Bu kadar KHK’lı arasında direnen bir avuç insanın olmasını nasıl yorumluyorsunuz, KHK’lılar neden direnmekten çekiniyor? Bu soruya öğretmen Tanrıverdi’nin cevabı şöyle:

Biz bu konuyu çok tartıştık aslında. Bir kere şuna çok inanıyorum; bir şeyi elde edebilmek için kitlesel olmak çok önemli. Kitlesel olabilmek örgütlü mücadeleden geçer. Bizim sendikamız olan KESK 1 Nisan’da 2017’de bir ihraçlar kurultayı gerçekleştirdi. Eğer o ihraçlar kurultayında tüm ihraçların ortak kararı olan direniş kararını almış olsaydı hepimiz işimize geri dönmüştük. KESK önemli bir sendika. KESK’in direnmesi demek faşizme karşı demokrasi mücadelesi demek olacaktı. Böyle bir karar alınsaydı, belki bugün hukuksuzluk bu kadar alıp başını gitmeyecekti. Zaman zaman KHK Platformları ile de bir araya geliyoruz, onlarla da konuşuyoruz. Oradaki bazı KHK’lılar bize şöyle ifadelerde bulunuyor; ‘Bizim sizin gibi direnme geleneğimiz yok, biz hiç sokakta mücadele etmedik, bunu bilmiyoruz’ diyorlar. Biz de sokakta mücadele etmeyi doğuştan öğrenmedik, haksızlığa uğradığınızı düşünüyorsanız elbetteki sokağa çıkarsınız, sesinizi duyurmaya çalışırsınız, mücadele edersiniz. Bu arkadaşları mücadelemize ortak etmeye çok çalıştık ama bu konuda başarılı olamadık. Herhalde bizim yaşamış olduğumuz gözaltılar, tutuklamalar ve baskılardan çekindiler. Onlar için caydırıcı oldu. Aslında bakıldığında bizim açımızdan da böyle. Direnen kişi sayımız başlarda fazla iken sonra iki kişi kaldık meydanda.

İSMİM İLE DİRENMEK ZORUNDA KALDIM

Başlangıçta grup olarak direndiklerini söyleyen Nursel Öğretmen, gün geçtikçe bu sayının azaldığını ve en sonunda tek başına direnmek zorunda kaldığını ifade ediyor. Kitlesel direnişten bireysel direnişe geçiş sürecini şöyle özetliyor:

“Biz çok önde olmak isteyen, öncü olan insanlar değiliz aslında, Bodrum direnişçisi Engin Hoca’nın bir sözü var; ‘Herkes geri çekildiği için ben önde kaldım’ diyor. Bizim durumumuz da bundan ibaret. Bir arada olma zorunluluğumuz halen var. Kendi sendikam adına konuşayım, hala beş bine yakın KESK üyesi işe iade edilmiş değil. Bu yüzden bir arada olma koşullarını konuşmamız ve uygulamamız lazım. Herkes sokağa çıkamayabilir, herkes bizim gibi direnmeyebilir, tutuklanmayı göze almayabilir, ancak bu direnişe, bu mücadeleye bir yanıyla destek olmalı. Bir sosyal medya paylaşımı ya da alana gelip bize bir selam vermeleri bile bu korku iklimini dağıtacaktır ve mücadeleyi yükseltecektir. Ben hiçbir zaman ismimle direnmedim, hep örgütlü mücadele içerisinde bulundum ama insanlar bu mücadeleden kendisini geri çekince ismimle direnmek zorunda kaldım. Selvi Polat Hoca’nın yaklaşık altı yedi ay önce polisin işkencesi nedeniyle kuyruk sokumu kemiği kırıldı. Doktor en ufak bir darp sonucunda felç kalacağını söyleyince ben alanda tek olarak direnmeye devam ettim. 65 yaşında, 42 yıllık bir öğretmen Selvi Hoca. Bu süreci birlikte göğüslemiştik ama artık alana çıkamıyor.”

OTURMA EYLEMLERİM DEVAM EDECEK

“Koronavirüs nedeniyle oturma eylemi yapmıyorum ama normalleşme başlayınca tekrar oturma eylemlerine başlayacağım. Mücadele etmezsek hiçbir şey elde edemeyiz, hak verilmez, alınır. Bu işin en önemli şiarı budur bizim için. Birlikte mücadelenin yollarını bulmak lazım. Hiçbir zaman sağcı solcu ayrımı yapmadım, hayata hiç böyle bakmadım. Bir olmalıyız, birlikte mücadele etmeliyiz. Diğer arkadaşlarımızın da bizimle sokağa çıkmasını isteriz ama çıkmıyorlarsa da en azından destek olsunlar. Hakkımızı alana kadar mücadelemiz devam edecek.”