Çalıkuşu: “AİHM’in 427 hakim ve savcı kararının kaçılacak yanı yok”

Türk lirasında büyük değer kaybının yaşandığı gün AİHM'den tarihi bir karar çıktı: 15 Temmuz gecesi gözaltına alınarak tutuklanan 427 yargı mensubunun özgürlük ve güvenlik haklarının ihlal edildiği hükme bağlandı.

MEHMET ŞAHİN 24 Kasım 2021 SÖYLEŞİ

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), 15 Temmuz darbe girişiminden sadece birkaç saat sonra gözaltına alınan ve tutuklanan 427 yargı mensubunun özgürlük ve güvenlik haklarının ihlal edildiğine karar verdi. Bu karar sadece bir hak ihlali teyidi anlamına mı geliyor? Karar, Türkiye’de bundan sonraki gelişmeleri nasıl etkileyecek? Çok daha önemli bir soru aslında, Türkiye’de özellikle siyasi iktidar tarafından AİHM’in bu kararı nasıl karşılanacak? Kamuoyunun yakından tanıdığı isimlerin vekili, sürecin tam da içinde olan Avukat Figen Çalıkuşu’na sorduk…

AİHM’in 427 yargı mensubuyla ilgili kararı çok açık. Danıştay ve Yargıtay üyesi bazı isimlerin de hak ihlaline uğradığı tespit edildi. Bu kararı nasıl yorumluyorsunuz?

Maalesef 15 Temmuz döneminde başlayan, benim 15 Temmuz yargısı adını koyduğum yargı düzeninin verdiği kararların hukuka, usule, evrensel hukuka uygun olmadığını AİHM karar altına aldı, tescil etti. Özellikle yargı mensuplarının, üst düzey yargı mensuplarının tutuklanma usullerinde bu kadar bariz yasaya aykırı yöntemlerin kullanılmış olmasına dikkati çekiyor. Hemen darbe kalkışması olduğu gece gözaltı listelerine göre işlemlerin başlatılmış olmasını, suçüstü hali olup olmadığının değerlendirilmesi geniş kapsamlı olarak herhalde incelenmiş, ilk etapta 427 hakim ve savcı başvurusu için bu karar alınmış, tabii devamında benzer içerikteki diğer dosyalar için de bu yönde kararlar gelecek. Hukukçu kimliğimle neden üzüntü ile karşılaşıyorum? Keşke yargı bizim ülkemizde bağımsız olmayı başarabilseydi, keşke yargıya, hukuka hukuk mensupları, hukukçular eliyle bu kadar açık ihanet edilmeseydi, hiçbir dönemde hukuk kandırma aracı olmasaydı… Biz bunu dönemsel olarak değişik kararlarla yaşıyoruz. Tabii 427 kişinin yaşadıkları ve Türkiye’de aynı şekilde hukukun koruması altında, eşit hukuk güvenliği ilkeleriyle yaşadıkları düşünen insanlar olup mahrum bırakılan binlerce insanımız var. Bu karar o anlamda tabii ki umut verici, hukuka dönmenin zorunlu olduğunu gösteren bir karar. Düşünebiliyor musunuz? Kararı hukukçular veriyor, mağdurlar hukukçu ama uygulanan hukuk değil,  öylesine bir acı tablo ki ben buna üzülüyorum. Bunu AİHM’in tespit edip önümüze koymuş olmasına üzülüyorum. Biz bunu hiç yaşamamış olmalıydık, böylesine adaletten, ölçülülükten uzak kararlar verilmemeliydi. Evet bir suç varsa suçlu varsa, bu tespit edebiliyorsa yargılama yapılabilir en nihayetinde. Ceza Kanunumuz var Usûl Kanunumuz da var. Neden bunların dışına çıkılarak böyle kararlar alınıyor? AİHM bizim önümüze getirip koyuyor. Şimdi diğer taraftan baktığımızda dikkat çeken bir husus da var: Türk yargıç da bu karara katılmış, birtakım şerhler koysa da işte HSK kanununun düzeltilmesi gerektiğini bildirerek bu karara katılmış. Oy birliğiyle alınmış, kaçılacak hiç bir yanı yok artık bu kararın. Evrensel hukuk bunu kabul etmiyor. Biz ülkemizde hukuka ihanet edebiliriz, kendi sınırlarımız içinde. Algı yöntemiyle bunun çok fevkinde kararlar olduğunu söyleyebiliriz. Adalet Bakanı çıkar her gün, ‘Türkiye’de harika bir yargı sistemi var, kimse yargıya talimat vermez.’ diyebilir ama uluslararası sistem evrensel hukuku uyguladığı vakit bu algı oralarda yürümüyor, onu görmüş olduk.

15 Temmuz yargısı tesis edildikten sonra bu ülkede yüksek mahkeme kararlarına saygı duyulmadığı, kararların tanınmadığı ifade edildi. Siyasi iktidardan böyle bir tepki, AİHM kararına dönük olumsuz bir açıklama bekliyor musunuz?

Daha önce Alparslan Altan kararı oldu biliyorsunuz, Anayasa Mahkemesi ve AİHM’de sıkıntı yaşandı. Mümkündür yapabilirler, artık ben bu ülkede hukuk adına olmaz dediğim, çok yadırgadığım şeylerin olduğunu gördüm. Ülkenin şu anda yaşadığı durum yoksulluk ve adaletsizlik birbiriyle yarışır oldu. Bugün peşinden koşturan bir dolar kuru var. Biz bunları niye yaşıyoruz? Sadece enflasyon, faiz gibi iktisat bilimini reddeden görüşlerden ötürü yaşamıyoruz biz bunları, işte tam da bu kararlar yüzünden yaşıyoruz. Artık insanlar hep ekonomi yönünden bakarlardı hep tencere ve ceplerini düşünürlerdi ama şimdi yaşadığımız bu yoksullaşmanın sadece tek sebebinin ekonomik, mali dengesizlikler ve uygulanan siyasi kararlar olmadığını da görmemiz lazım. Size şunu hatırlatayım: Mehmet Altan kararına uyulmadığı zaman Moody’s o gün puan kırdı, dedi ki; ‘İç hukuka güven kalmamıştır’. İç hukuka güven kalmamış olması, ekonomik tüm sistemlerdeki güven unsurunu da zedelemektedir, yok etmektedir. Şimdi çok kolay değil, yakıcı bir dolar gerçeği böylesine ciddi bir yoksullaşma varken ‘Bu Avrupa Birliği kararlarını da tanımayalım, yok farz edelim.’ demek çok ciddi bir sorumluluk. Ha yapabilirler mi? Bence yapmamalılar, artık burada gidecek yerimiz kalmadı, çember çok daralıyor. Dolar bugün 13 lirayı geçti ne yapacağız? ‘Uymayalım bu kararlara, reddedelim Uluslararası hukuk sistemini.’. 25 lirayı mı görelim? Halk buna dayanamaz.

‘HUKUKA İHANET EDEN YARGIÇLARIN KARARLARI YÜZÜNDEN…’

Bu kararda her bir hakim için tazminata itiraz etmiyorum ama dönüp ülke gerçeğine bakmak lazım. Hakkı ihlal edilen her bir yargı mensubu için beş bin avro tazminat deniliyor. 427 hakim ve savcı için ben hesapladım, önce baktım şaşırdım 2 milyon 135 bin avro yapıyor. Bugün 30 milyonu geçmiş bir rakamı bu ülke insanı vergilerden ödeyecek. Sadece ve sadece hukuka ihanet eden yargıçların aldığı kararlar yüzünden. Biz böyle bir yönetimi hak etmiyoruz. İhraç edilen hakim savcı sayısını düşünürseniz, arkadan bu kararların geleceğini düşünürseniz… Hem hakları ihlal edilsin, insanlar özgürlüklerinden mahrum mesleklerinden ihraç edilsin, ailece ölüme terk edilsin hem de bu ülke halkı milyonlarca avro tazminat ödesin. Bu kabul edilebilir bir gerçek değil, kabul edilemez bunun artık gidecek noktası kalmadı. Maalesef insan vicdanı bu toplumun vicdanı da artık kabul etmez. Önceden bu toplum bu işlere şöyle bir göz ucuyla bakıyordu, kulağının kenarıyla şöyle bir dinliyordu ama artık öyle değil artık öyle değil herkes neyin ne olduğunu anlamış vaziyette.

‘Hukuk ekmektir’ gerçeği bir kere daha çok katı şekilde karşımıza çıkıyor. AİHM’in Türkiye’deki hükümetle çalıştığı, ihlal başvurularını ağırdan aldığı yönünde eleştiriler var. Bu kararla birlikte diğer başvurular için de süreç hızlanacaktır diyebilir miyiz?

Hızlanacaktır, ellerinde artık incelenmiş, verilmiş bir ‘case’ var ve arka sırası gelen buna göre yapılmış başvurular da var tabi. Ben AİHM’e çok sitem ettim, benim iki başvurum birebir aynıydı. Mehmet Altan’da verdikleri karar Mart 2018, Ahmet Altan’da 13 Nisan 2021, üç yıl bekledi yani. AİHM’in siyasi anlamda meselelere baktığını biliyoruz gördük bunu, yaşadık o dönemde, başkanın İstanbul’a ziyaretinde de çok ciddi tepkiler göstermiştim ama Ahmet Altan kararından sonra da demiştim ki ben, ‘Üç yıl beklendi, üç yıl bir milattır. Sonrasında diğer kararlar ardı ardına gelecek.’ Nihayetinde de işte bugün gördüğümüz karar da benim sözümü teyit ediyor, doğruluyor. AİHM aynı yanlışı OHAL Komisyonu kurarak da yaptı biliyorsunuz. OHAL Komisyonunun misyonu bu değildi ki… OHAL Komisyonu’nun misyonu mağduriyetleri bir an önce, adil bir kararla sonuçlandırmaktır. AİHM’in dönüp bakması lazım artık, OHAL Komisyonu’nun işlediği anayasal suçlar az buz değil. Evren anayasasındaki gibi bir koruma zırhı içinde OHAL Komisyonu üyeleri… AİHM’den hızlıca kararlar çıkmasını bekliyorum.

Yayını izlemek için tıklayınız.

Takip Et Google Haberler
Takip Et Instagram