Hesap vermezlik ve ‘ne yapsanız da’ gitmeyenler

CHP’nin gerçek sicilini bilenler için, bu tip ırkçı söylemler şaşırtıcı değil, sadece 60 yılın ardından zihniyetin değişmemesi sıkıcı. CHP, Varlık Vergisi ve ardından gelen 6-7 Eylül de dahil olmak üzere azınlık karşıtı hiçbir yanlış politikası hakkında üzerinden yıllar geçmesine rağmen tek bir eleştiriye gitmedi. Yapılanlar, yapanın yanına kar kaldı. Bugün mültecileri hedef alan, ırkçılık suçunu, bu kadar rahat ve gururla işlenmesinin asıl nedeni bu.

ALİN OZİNİAN 28 Temmuz 2021 YAZARLAR

Duymayan kalmadı, Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan, aldıkları karar doğrultusunda yabancı uyruklulara belediyeden yapılan yardımları kestiklerini, yabancı uyruklu kim varsa su fiyatlarına ve katı atık ücretlerine başta olmak üzere farklı kalemlerde 10 kat zam yapacaklarını söyledi.

Özcan, geçen hafta Kılıçdaroğlu’nun yükselttiği mülteci nefreti dalgasını, arşa çıkardı. CHP ne yazık ki Türkiye’nin resmi mülteci nefret pompalama organına dönüşmüş durumda.

AKP’ye karşı güçlü bir muhalefet yaptıkları yangısına kapılan bazı partililer, neredeyse mülteci nefreti konusunda birbiri ile yarışıyor, kim daha ırkçı söylemler geliştirebilir üzerine kafa yoruyor.

Özcan’ın “Yabancıya suyu 10 kat fazla satarız” çıkışı, akıllara Kasım 1942’de uygulanan Varlık Vergisi’ni getirdi. O dönem, kanununun resmi gerekçesi, hükûmet tarafından “olağanüstü savaş koşullarının yarattığı yüksek kârlılığı vergilemek” olarak dile getirilmiş ve herhangi bir dini ya da etnik grubun hedef alınmadığı söylenmişti. Oysa basına kapalı olarak yapılan CHP grup toplantısında başbakan Saracoğlu gerçeği anlatmıştı.

“Biz Türküz, Türkçüyüz ve daima Türkçü kalacağız. Bizim için Türkçülük bir kan meselesi olduğu kadar bir vicdan ve kültür meselesidir. Biz halkçı idik, halkçıyız, halkçı kalacağız. Bu kanun aynı zamanda bir devrim kanunudur. Bu Kanun sayesinde piyasaya egemen olan azınlık tüccar sınıfı ortadan kaldırılarak Türk piyasasını Türklerin eline vereceğiz. Kanun, bütün şiddetiyle uygulanacaktır. Biz ne Adam Smith’in talebesi ne de Karl Mark’ın çırağıyız” demişti.

Türkiye’de yaşayan Rum, Ermeni ve Musevi Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının, mülkleri ve servetleri son derece acımasız yöntemlerle devlet marifetiyle el konulmuştu o yıl. Bu öyle bir uygulamaydı ki; gayrimüslimlere ödeyemeyecekleri bir vergi uygun görüldü. Bu verginin ölçüsü bazen o kadar büyük ve saçmaydı ki, mallarını haraç mezat elden çıkardıkları halde, o mülk için belirlenen vergiyi ödeyemeyenler oldu. Evet yanlış anlamadınız, ev için kararlaştırılan vergiyi, evi satarak ödeyememek demekti bu.

Adının Varlık Vergisi olduğuna bakmayın, mükelleflerin yüzde 87’si gayrimüslim azınlıklardan oluşuyordu. CHP hükümetlerinin uzun yıllardır uyguladığı ekonomi politikaları halkın sorunlarını çözmekten iyice uzaklaşmıştı. Siyasi iktidarı elinde tutanlar, “zenginleşmenin ve zenginliği dağıtmanın” direksiyonuna hakimlerdi.

Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, “Varlık vergisi haklı bir tedbir olarak kabul edilmiştir, bu hükmü veren milletin vicdanıdır” demişti.

Öyle ki, CHP’nin gerçek sicilini bilenler için, bu tip ırkçı söylemler şaşırtıcı değil, sadece 60 yılın ardından bile zihniyetin değişmediğinin görmek sıkıcı.

CHP Varlık Vergisi ve ardından gelen 6-7 Eylül de dahil olmak üzere azınlık karşıtı hiçbir yanlış politikası hakkında — üzerinden yıllar geçmesine, bu konu hakkında kitaplar, akademik çalışmalar, filmler yapılmasına rağmen tek bir eleştiriye gitmedi. Yapılanlar, yapanın yanına kar kaldı. Öyle ki bugün bu ırkçılık suçunu, bu kadar rahat ve gururla işlenmesinin asıl nedeni bu.

AK Parti Grup Başkanvekili Bülent Turan, Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan’ı eleştirdi. “İnsanlığın temel ihtiyaçları, cezalandırma konusu olamaz. Bu ahlaka aykırıdır… Göçmene garibana 10 kat fazlaya su satacağım, diyecek kadar aciz olan bir millet olmadık, olmayacağız” dedi.

AK Parti Bolu Milletvekili Arzu Aydın da Özcan’ı eleştirenler arasındaydı. “Tamamen diktatör bir tavırla hareket ediyor. Uluslararası hukuku, insan haklarını, Türkiye’de yaşayan tüm vatandaşların haklarını ihlal eden konuşmalar çerçevesinde hareket ediyor” dedi.

Bu sözler haklı olsa da söyleyenlerin temsil ettiği partinin insan hakları ihlali karnesi de çok kabarık. O açıdan bu denilenleri “mülteci hakkını savunmak” olarak görebilmek artık çok zor. Mülteci konusu hükümet ve muhalefet arasında temel siyasi çekişme konusu şu an.

Mülteciler ve mültecilere yapılan yanlışlar hakkında bilinenlerin büyük kısım yanlış. Fakat özellikle siyasiler bu yanlışları temize çekmektense, onları balon gibi şişirmeyi, nefret ateşini harlamak için kullanmayı uygun buluyor.

Yabancı uyruklulara belediyeden yapılan yardımları kestiklerini söyleyen Özcan’a ilk yorum yapanlardan biri gazeteci Burcu Karakaş oldu. Daha önce, Bolu Belediyesi’nin bugüne kadar kentteki Suriyelilere ne kadar yardım yaptığını öğrenmek için tüm günümü belediye binasında geçirdiğini ve iddia edilen yardımlardan haberdar tek kişiye rastlamadığını ve kayıtlarda da olmadığını söyledi.

Karakaş’ın görüşme talebini reddeden Özcan o zaman sadece ona değil, valiliğin belediye bütçesinden mültecilere ne kadar ayrıldığı yazısına da cevap vermemiş.

“Mültecilere yönelik maddi desteğin çoğunu BM Gıda Fonu tarafından finanse edilen “Sosyal Uyum Yardımı” ve “Şartlı Eğitim Yardımları” oluşturuyordu” diyor konu hakkında araştırma yapan Karakaş.

2019 verilerine göre Bolu ilinin nüfusu 311 bin 810. Türkiye İstatistik Kurumu’nun 2020 verilerine göre Bolu’da ikamet eden yabancı uyruklu sayısı ise 10 bin 651. Suriyeli sayısının kentte yaklaşık 4 bin olduğu tahmin ediliyor. Bu sayı ise il nüfusunun yüzde 1’ine tekabül ediyor.

Suriyelileri dışında, Iraklı ve Afganistanlılar da var, fakat onlar Suriyelerden daha azlar. Yerel haberlere göre, Özcan’ın göçmen karşıtı söylemlerinin ardından kentteki yabancı uyruklularda tedirginlik hakim.

Özcan, Türkiye’de yaşayan yabancı uyrukluların askerlik yapmadığını, vergi ödemediğinin de altını çizdi. Bu üstü kapalı bizim askerimiz Suriye’de ölürken, onlar hayatlarını yaşıyor demek aslında. Peki bizim askerimiz neden Suriye’de diyen soran yok. Ayrıca, herkes asker doğmaz, savaşmak istemeyebilir, sorumluğu olmadığı bir savaşta ailesinin canını kurtarmaya çalışabilir diye düşünen de çok az.

Bugün hala Varlık vergisi tartışıldığında, televizyonda yorum yapan uzmanlardan, sokaktaki insana kadar farklı kesimlerden “Gayrimüslimler asker olmuyor, askere gitmiyor, yan gelip yatıyor, biz ölürken onlar zengin oluyordu” açıklamasını duyarsınız.

Oysa, Varlık Vergisi öncesi azınlıklar Cumhuriyet dönemindeki zorunlu askerliklerinin yanı sıra bir de “Yirmi Kur’a Nafıa Askerleri” olmuşlardır. 27 ile 40 yaş aralığındaki gayrimüslim erkeklerin, II. Dünya Savaşı nedeniyle Nisan 1941’de amele taburu (ihtiyat eratı) olarak silah altına alınmasına rağmen silahlı eğitim yaptırılmak yerine yol, köprü, tünel inşaatlarında nafıa askerleri olarak Temmuz 1942’ye kadar çalıştırılmışlardır.

Askere alınan gayrimüslimlerde daha önce askerliğini yapıp yapmama, hastalık ve yeterlilik gibi kıstaslara ise bakılmamıştır.

Tüm bu yalan, dolan ve nefretin ötesinde beni en etkileyen bölüm şu oldu. “Yardımı kesiyorsun gitmiyorlar. İş yeri ruhsatı vermiyorsun gitmiyorlar. Bundan sonra yeni önlemler almaya karar verdik. Bu misafirlik uzadı artık diyoruz. Elimde yetki yok ki zorla zabıtayla şehrin dışına bırakıp koyayım.”

Özcan, ülkeyi paylaşmak istemedikleri için bir asırdır uygulanan politikayı ne güzel özetledi aslında. Hem uygulanan politikaları hem de – “yaptık, yeniden yaparız” düşüncesini.

CHP İstanbul Milletvekili Mehmet Bekaroğlu başta olmak üzere, Özcan’ın açıklamalarına sosyal medya hesabından tepki gösterenler var. Bu önemli ama CHP’nin arkasında nefretle birlik olanları dağıtmak için yeterli değil.

Bekaroğlu, Özcan’ın düşüncesinin anayasaya aykırı olduğu gibi vicdan ve insanlıkla bağdaşmaz olduğunu belirtti. “Böyle nefret söylemi kokan bir girişim asla kabul edilemez” dedi.

1942’deki Varlık Vergisi ilk çıktığında kamuoyunda “aşırı kazancı” vergilendirecek bir araç olarak algılanmış, meslekten maliyeciler bile olayı kavrayamamıştı. İstanbul Defterdarı Faik Ökte’nin meslektaşı ve hocası Prof. Fazıl Pelin, Varlık Vergisi metni gazetelerde yayınlanınca, öğrencisi Faik Ökte’ye “İtiraza, temyize ait bir hüküm yok! Verginin nispeti malum değil? Oğlum siz toptan deli mi oldunuz?” demişti.

Varlık Vergisi Kanunu’nun uygulandığı Aralık 1942 ve Ocak 1944’te başta İstanbul olmak üzere Türkiye’de gayrimüslimlere ait binlerce taşınmaz mülk, ev ve işyeri haczedilerek haraç mezat satıldı, el değiştirdi. Verginin ödeme süresinin bittiği 21 Şubat 1943 tarihinden hemen sonra zorunlu çalışma için mükelleflerin Erzurum’un Aşkale kampında toplanmasına başlandı.

11 Şubat 1943’de Tasvir-i Efkar gazetesinde çıkan fotoğraf. Aşkale istasyonunda inen ilk mükellef gurubu dondurucu soğukta Pırnakapan köyüne yürüyor.

Varlık Vergisi sırasında çalışma kamplarına toplam olarak 1.400 gayrimüslim vatandaş yollandı. Bu insanlardan 21’i “borçlu olarak” Aşkale’de hayatını kaybetti, bir çoğu ise sakatlandı.

Varlık Vergisi, açıklanan gerekçelerinin ötesinde; Türkiye’deki Rum, Musevi ve Ermeni vatandaşların; hak ve hukuklarını yok sayarak, ticaret ve sanayideki etkinliğini kırmak, onlara ait ticari inisiyatif, servet ve sermayenin Türklere aktarımını sağlamak için sert tedbirler alınarak uygulanan; azınlıklar açısından yıkım, Türkler için iktisadi yeniden doğuş dönemi oldu.

Tüm bunlara rağmen azınlıkların ve tüm dışlananların bir bölümü memleketlerini bırakmamayı seçti. Evet “ne de yapsalar,” gitmedi.

Üstünden yıllar geçti, çok daha uyduruk kanunlar, ile İpek’ten Boydak’a, Dumankaya’dan bir çok aile şirketinin malları “devletleştirildi”. Bilmediğimiz “Çökme operasyonlarını” da Sedat Peker anlattı.

Geçmişte yaşananlar için hesap verilse, suçlu bulunsa, ceza çekse, bugün bu kadar rahat “çökemez”, nefret yayamaz, vatanseverlik kisvesi altında ırkçılık yapamazdı.