Helâlleşme mi, hesaplaşma mı?

Türkiye’nin tek adam rejimi tıkandı, ilerleyemiyor, yıkılmaya mahkûm. Böyle bir dönemde Kılıçdaroğlu’nun geçmişle hesaplaşma teklifi olumlu, bunu gerçekleştiremeyeceği olasılığı düşünülse bile.

ALİN OZİNİAN 18 Kasım 2021 YAZARLAR

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu son günlerde üzerinde düşünülmesi, konuşulması gereken, önemli, beklenmedik ve yeni sayılabilecek bir söylemi sahipleniyor.

Helâlleşme adını verdiği “teklif” kuşkusuz sorgulanacak ve eleştirilecek, lâkin bunu yaparken sağduyulu, makul ve gerçekçi olmak lazım.

Kılıçdaroğlu, önce sosyal medya hesabında videolu bir açıklama yaptı, “Ben ömrümde, ülkemizde nefreti ve sevgiyi gördüm. Artık sevgi kazansın istiyorum. Ülkemizin iyileşmeye, helalleşmeye ihtiyacı var. Helâlleşmek geçmişi değiştirmez ama geleceğimizi kurtarır. Geçmişte partimizin de hataları oldu; helalleşme yolculuğuna çıkma kararı aldım” dedi.

Geçen günlerde “Politikacıysanız millete hesap vereceksiniz” diyen Kılıçdaroğlu belli ki, kendi de inisiyatif almaya karar verdi; CHP’nin de hatalarının altını belirsiz bir biçimde de olsa çizerek, geçmişe dönük bir sevap-günah hesabı yapabileceğinin sinyallerini verdi.

Kılıçdaroğlu’nun bu söylemleri Türkiye’nin geleceğinde önemli ve yenilik getirmek isteyen bir liderliğe aday olduğu gözüküyor. Kılıçdaroğlu’nun helâlleşme önerisi, bir çok insana sempatik geldi, onaylandı. Genel başkanın bu adımının muhafazakârlara mı, Kürtlere mi, yoksa Cumhuriyet tarihinin ezilen ve dışlananları azınlıklara mı yönelik olduğu üzerinde tahminlerde bulunuldu.

En çok üstünde durulan nokta helâlleşme adı verilen “teklifin” tam olarak ne anlam taşıdığı.

Helâlleşme mi, hesaplaşma mı?

Bir adalet arayışı mı?

Kadim suçlar ile masaya oturmak mı?

Yoksa hedeflediği, AKP’den ülkeyi devralma sürecinde yaşanacak — daha yumuşak, kitleleri kendi etrafında toplayacak — bir geçiş döneminin hazırlığı mı? Helâlleşilecek olanlar kimler?

Merak edilenleri cevapladı, “28 Şubatçılar, ikna odalarına sokulan başı kapalı kızlar, Roboski, Sivas, Kahramanmaraş mağdurları, Diyarbakır hapishanesi mahkumları, Varlık vergisi, azınlıklar, 6-7 Eylül olayları, mahkemelerle süründürülen askerler ve aileleri…” ve daha niceleri ile helalleşeceğini söyledi Kılıçdaroğlu ve ekledi:

“Hukuk başka, helalleşme başka. İnsanlara devlet tazminat ödeyecek ama bir taraftan da helalleşeceğiz.”

Bu konu üzerinde düşünenlerin tümünün kuşkusuz Kılıçdaroğlu’nun samimiyeti ve başarabilme ihtimali üzerine bir tahmini ve öngörüsü var. Fakat bugün gelinen noktada Kılıçdaroğlu’nu aynı muhalefetin yaptığı gibi suçlamak ve şeytanlaştırmak, “Olmaz bunlardan bir şey!” demek çok doğru değil.

Kılıçdaroğlu belirli bir süredir alışılmış CHP tavrından farklı bir tavır takınıyor, bunun ne kadar süreceği ve samimi olup olmadığını bilemeyiz, ama bildiğimiz başka bir şey var o da – bir kısmı kendi anlayışı ve yapısından dolayı yaşanan suçları, uygulamaları, günahları görebilen bir CHP genel başkanın konuştuğu.

Geçmiş ile yüzleşmek gerektiği fikrini açıkça söylemesi. Tekrarlamakta yarar var, bu Kılıçdaroğlu’nun bu suçlarla yüzleşeceği anlamına gelmese bile, geçmişte yaşananları gördüğünü ve bize gösterdiğini işaret ediyor. Kısaca on yıllardır süren inkarda geri adım atılıyor.

Sonuçsuz, samimiyetsiz, diyalog, özür ve barış süreci denemelerinden yorgun belirli bir kitle, haklı olarak umutsuzca hatta biraz da kızgınlık ile Kılıçdaroğlu’nun muhafazakâr kesimin hoşuna gidecek bir terminolojiyi – helâlleşmeyi tercih ederek yüzleşme iddialarını eleştiriyor.

Kılıçdaroğlu değişim sinyalleri veriyor. Değişir mi değişmez mi bilemeyiz. Bunlar sadece lafta kalır mı gerçek bir iradeye dönüşüp, Türkiye siyasetini dönüştürür mü yine bilemeyiz, ama bu aşamada Kılıçdaroğlu’nun tamamen yanlış bir siyaset sürdürdüğünü diretmek makul değil.

Amaç üzüm yemek mi, bağcıyı dövmek mi? Türkiye’nin tek adam rejimi tıkandı, ilerleyemiyor, yıkılmaya mahkûm. Böyle bir dönemde Kılıçdaroğlu’nun geçmişle hesaplaşma teklifi olumlu, bunu gerçekleştiremeyeceği olasılığı düşünülse bile.