‘HDP, hantal bir parti olsaydı çoktan tuzla buz olurdu’

Sokağa çıkmaya hazırlanan HDP'nin Grup Başkanvekili Saruhan Oluç eylem takvimini, Türkiye partisi olma iddiasını, hantallık ve atalet eleştirilerini Kronos'tan Hicran Aygün'e değerlendirdi: "HDP, eğer hantal bir parti olsaydı bu baskılara boyun eğer, can çekişir, siyaset alanını terk eder, tuzla buz olurdu. Ayakta durabildiysek, dinamik yapımız sayesinde durduk."

HİCRAN AYGÜN 02 Haziran 2020 SÖYLEŞİ

Belediye başkanlarının, kadın hakları savunucularının gözaltına alınması, cezaevlerine atılması hatta üyelerine saldırılarla gündemden düşmeyen HDP, sokağa çıkmaya hazırlanıyor. Partinin Grup Başkanvekili Saruhan Oluç, geçen hafta “bayramdan sonra” diye tarih de verdi. Oluç, eylem takvimini, partiden istifa eden Ahmet Şık’ın “hantallık” eleştirisini, erken seçim söylentilerini ve yerel seçimlerde CHP’nin adayına neden destek verdiklerini ve son anketlerden yola çıkarak “kilit parti” olmalarını Kronos’a değerlendirdi.

‘İKTİDAR SALGIN DÖNEMİNDE DE SALDIRILARINI SÜRDÜRDÜ’ 

Bayram sonrası sokağa çıkma kararı aldınız. Sokağa çıkma, mitingler şeklinde mi olacak, yoksa başka bir eylem planınız mı var?

Korona virüs salgını nedeniyle uzun süredir esas itibariyle evlerde kalınıyor. Sahadaki siyasi parti faaliyetleri de bu duruma uyarlanarak minimuma indirildi. İki nedenden dolayı saha çalışmalarımızı bayram sonrasında planlı bir şekilde başlatma kararı aldık. Birincisi, iktidar ‘yeni normalleşme’ adı altında salgın dönemi önlemlerini sona erdirmeyi planladı ve adım atmaya başladı. İkincisi, yine iktidar bu salgın günlerinde bile HDP’ye ve diğer toplumsal-siyasal muhalefete yönelik saldırılarını durdurmadı, dönemi fırsat bildi. 13 belediyemize daha kayyım atadı. Halk iradesini gasp etti. Seçilmiş belediye eşbaşkanlarını tutukladı, Kürt düşmanlığını sürdürdü. Bu yaptıklarını protesto eden basın açıklamalarına saldırıp gözaltı yaptı. Rosa Kadın Derneği ve HDP bileşenlerine yönelik gözaltı ve tutuklamalara devam etti. Türkiye’nin neredeyse her tarafında orantısız bir polis ve bekçi şiddeti uyguladı; sokağa çıkma yasağı olduğu günlerde evlerinin önündeki yurttaşları veya ekmek almaya gidenleri darp etti, ters kelepçe yaptı.

‘BASKIYA HEP BİRLİKTE GÜÇLÜ CEVAPLAR VERİLMESİ ELZEMDİR’ 

Bu nedenle mi sokağa inmeye karar verdiniz?

İktidar ‘yeni normal’ dediği dönemin ipuçlarını verdi. Baskı, orantısız şiddet, hukuksuzluk artarak devam edecek dedi. Bizler de sahadaki parti çalışmalarımızı yeni döneme uygun bir şekilde başlatma kararı aldık. Bütün toplumsal ve siyasal muhalefete de bunu öneriyoruz. İktidarın tutumu ve ‘mutlak iktidar’ oluşturma niyeti karşısında durmak, direnmek, demokratik protesto hakkını kullanmak önemlidir. Sokaktaki eylem, etkinlik ve demokratik gösteri hakkımızı kullanmaya başlayacağız. Elbette salgın tehdidini göz ardı etmeden ve halk sağlığı tedbirlerini alarak bu çalışmaları yapacağız. Oturma eylemleri, halk buluşmaları, esnaf ziyaretleri, toplantılar, sosyal mesafeli mitingler gibi çalışmalar yapacağız. Boyutunu, kapsamını elbette salgının gidişatı da belirleyecektir. Bütün çalışmalarımız gerekli önlemleri alarak gerçekleştirilecektir. Taleplerimizin, tepkilerimizin boyutuna göre çalışma yöntemleri belirlenecektir. İktidarın önümüzdeki dönemde toplumsal ve siyasal muhalefete yönelik baskı ve hukuksuzlukları karşısında ortak ve birlikte güçlü cevaplar verilmesi elzemdir.

‘HDP, SORUNLARI DİYALOG YOLUYLA ÇÖZMEYE KARARLIDIR’ 

İktidarın HDP’nin PKK ile organik bağı olduğu söylemi partinizle ilgili algıyı negatif yönde etkiliyor. HDP de bu “ilişkilendirmeye” karşı sesini yükseltmiyor. Bu olumsuz etkiye ilişkin planınız var mı? Sokağa çıkma nedenlerinizden biri de bu olabilir mi? 

HDP’nin ne olduğunu, nasıl bir parti olduğunu, nasıl çalıştığını herkes biliyor, görüyor. HDP, Türkiye’de Anayasa’yı ve yasaları temel alarak kurulmuş bir siyasi partidir. Meclis’in ve Türkiye’nin üçüncü partisidir. Bütün faaliyetlerimiz şeffaftır. Sadece Kürt coğrafyasında değil, ülkenin her yerinde örgütlenen ve siyasi faaliyet sürdüren bir partidir. Bütün devlet saldırılarına, iktidarın hukuksuz uygulamalarına, binlerce yönetici, üye ve seçilmişlerinin tutuklu olmasına rağmen demokratik siyaset alanında çalışmaktan uzaklaşmayan, bu alandan taviz vermeyen bir partidir HDP. Kürt sorunu başta olmak üzere toplumsal, siyasal sorunlarımızı şiddet kullanarak değil konuşarak, diyalog yoluyla, müzakere ederek ve toplumsal uzlaşma yöntemiyle çözme konusunda kararlıdır. Bize yöneltilen bu tür iddialar temelsizdir. İktidarın partimize yönelik propaganda kampanyasıdır. Kürt sorununun demokratik ve barışçı yol ve yöntemlerle çözülmesi için mücadele eden bir partiye karşı Kürt halkına ve her bir Kürt yurttaşa türlü düşmanlığı yapan ve düşman hukuku uygulayan bir iktidarın söyledikleridir bunlar.

Bu iktidar, toplumun yarısını, yani kendisine muhalif olanları terörist ilan ediyor. Tutukluyor, hak ve özgürlüklerini kullanmasını engelliyor. Kurdukları otokratik sistemin gereklerini yerine getiriyor. Mutlak iktidarı elde etmek için toplumsal ve siyasal muhalefette yer alan her kesimi ve örgütlü yapıyı ihanetle ve terörist olmakla suçluyor. Bu suçlamalara, bu kutuplaştırma ve toplumu bölme, düşmanlaştırma politikalarına inanmayanlar, HDP’ye dönük iddialara da inanmamalıdır.

‘İKTİDAR SIKIŞTIKÇA HDP’YE SALDIRIYOR’ 

Neden belli dönemlerde bu iddialar tekrar dolaşıma giriyor?

İktidarın bu tartışmayı köpürtmesinin nedenlerini de biliyoruz. İktidar, siyasi olarak sıkıştığı zaman gündemi değiştirmek için HDP’ye saldırıyor, milliyetçi duyguları coşturarak kendisine olan desteği sürdürmek istiyor. HDP aynı zamanda bu iktidarın baskılarına ve hukuksuzluklarına direnenlerin, mücadele edenlerin; demokrasi, hukuk ve adalet mücadelesini kararlı bir şekilde sürdürenlerin başında geliyor. İktidar hem buna tahammül edemiyor, hem de toplumsal-siyasal muhalefeti bölmek, ayrıştırmak için çabalıyor. Bu adeta bir AKP iktidarı geleneği haline geldi. Bazı kesimler de bu propagandanın peşine takılıyor.

Türkiye’de 2013-2015 yıllarında devlet ve iktidar HDP ile birlikte Kürt sorununda bir çözüm yaratmak için konuşuyordu. O dönem böyle bir söylem yoktu. Ama iktidar masayı devirince, yeniden çatışmaları tırmandırmaya başlayınca, Kürt halkına hiçbir hak ve statüyü tanımama konusunda hem Türkiye’de hem de Irak ve Suriye’de adımlar atınca, HDP’ye de yeniden saldırmaya başladı.

‘HDP, TÜRKİYE’DE DEMOKRATİK SİYASETİN SİGORTASIDIR’ 

HDP’nin oyları bütün baskı ve hukuksuzluklara rağmen artıyor. Bu durumla yüzleşmelidir herkes. 6 milyondan fazla insan bu partiye destek oluyorsa, sahipleniyorsa bunun bir anlamı olmalıdır. İktidarın propagandasına inanmak, 6 milyon, aileleriyle birlikte 20 milyona yakın insanı dışlamak, düşmanlaştırmak anlamına gelir. Bizler bu düşmanlığın ülkede ve toplumda açtığı yaraları biliyoruz. Bu yaraların sarılması için, yüzleşmek ve diyalog için, müzakere için, toplumsal uzlaşma ve barış için elimizden geleni yapıyoruz. HDP, Türkiye’de demokratik siyasetin sigortasıdır. Bizim bu çabalarımız görmezden gelinemez. Bu tutum ve çalışmalarımız engellenirse ve anlaşılmazsa, barış ve huzur sağlanamaz.

‘AYAKTA DURABİLDİYSEK DİNAMİK YAPIMIZ SAYESİNDE DURDUK’ 

Ahmet Şık’ın “partide hantallık” olduğuna ilişkin gözlemlerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

İktidar, polisiyle, kolluk güçleriyle, yargısıyla, medyasıyla gece gündüz demeden partimize saldırıyor. Her türlü hukuksuzluğu yapıyor. Türkiye’nin imzalamış olduğu uluslararası demokratik sözleşmeleri her gün çiğniyor. Binlerce üyemizi, yöneticimizi, seçilmişlerimizi, belediye eşbaşkanlarımızı, milletvekillerimizi tutukluyor. 2015’ten bu yana hiç durmayan, dinmeyen bir baskı var HDP’nin üzerinde. HDP, eğer hantal bir parti olsaydı bu baskılara boyun eğer, can çekişir, siyaset alanını terk eder, tuzla buz olurdu. Aksine, bizler, her geçen gün baskılar karşısında gücümüzü ve örgütlülüğümüzü canlandıran bir partiyiz. Ayakta durabildiysek, dinamik yapımız sayesinde durduk. Halkın inanılmaz sahiplenmesiyle, siyasi iradesine ve geleceğine sahip çıkmasıyla, büyük bir fedakarlık ve kararlılıkla davranmasıyla, dinamizmiyle ayakta kalabildik. Hantallık eleştirisini o açıdan doğru bulmuyorum, haksız bir eleştiri. Elbette mücadelenin içinde bulunan her parti gibi HDP de yanlışlar yapabilir, eksiklikleri olabilir. Bunların eleştirilmesi, açığa çıkarılması ve özeleştirel bir tutumla düzeltilmesi gereklidir ve HDP de bunu zaman zaman yapmaktadır. Ama hantallık eleştirisi, HDP’nin bulunduğu konum, Türkiye siyasetinde aldığı yer göz önünde bulundurulmadan yapılmış bir eleştiridir.

‘BAŞKA BİR PARTİ BÖYLE BİR BASKIYLA KARŞILAŞSA YOK OLURDU

Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş’tan sonra HDP’de bir atalet söz konusu oldu mu?   

Partide bir atalet olduğu iddialarına katılmıyorum. Zaman zaman eksiklerimiz olabilir, bunları aşma gayretimiz de vardır, ama yükselen ve dinmeyen baskı ve hukuksuzluklara karşı mücadelede bir atalet söz konusu değildir. Tekrar söyleyeyim, Türkiye’deki herhangi bir başka parti, böyle bir baskıyla, tutuklama dalgasıyla, hukuksuzluklarla karşı karşıya kalsaydı yok olurdu. Ama HDP, eş genel başkanları, milletvekilleri, belediye eşbaşkanları, yöneticileri ve seçmenleri tutuklanmasına ve siyasi olarak rehin alınmasına rağmen, siyasi varlığını ve faaliyetini sürdürmeye devam etti. Üstelik, mevcut durumda da 31 Mart 2019 yerel seçimlerinde de Türkiye’nin etkili bir partisi olduğunu kanıtladı.

HDP, direnişi ve mücadelesi ile umuttur ve topluma cesareti yaymaktadır. Elbette eksiklerimiz oluyor, kusursuz değiliz. Ama mücadelemizi ve direncimizi yok saymayı da kabullenmeyiz.

‘GÖREV YERLERİ GEÇİCİ VE DEĞİŞKENDİR’ 

Sezai Temelli’den sonra Mithat Sancar’ın partiye eşbaşkan olması neler kazandırdı?

HDP’de eş genel başkanlık yapmak, yetkili kurullarımızda görev almak daha fazla sorumluluğu üstlenmek demektir. Halkın mücadelesinin önünde yer almak demektir. Partide eş genel başkanlık yapabilecek düzeyde çok sayıda arkadaşımız bulunmaktadır. Biz partide şu veya bu dönemde görev yapmış arkadaşlarımız arasında kıyaslama yapmayız. Şimdiye kadar hangi düzeyde olursa olsun, partimizde görev alan, sorumluluk üstlenen her bir arkadaşımız, mücadeleye ve partinin gelişimine önemli katkılar sunmuştur, emek vermiştir. Halen de emek vermektedir. HDP, uzun süreli bir mücadelenin partisidir. Görev yerleri geçici ve değişkendir, ama esas olan halkın bu haklı ve meşru mücadelesinin içinde bulunup, katkı sunmaktır.

Sayın Mithat Sancar da siyasi ve akademik deneyimi, sahip olduğu sağduyu ve birikimle HDP’nin mücadelesini yükselten, katkı sunan bir kişi olarak önümüzde duruyor. Aynen Eş Genel Başkanımız Pervin Buldan’ın da olduğu gibi. Bu durum partimizin zenginliğine zenginlik katmaktadır.

‘HDP KADAR TÜRKİYE PARTİSİ OLABİLEN BİR İKİNCİ PARTİ DAHA BULAMAZSINIZ’ 

Özellikle “Türkiye partisi’ olma yolunda nasıl adımlar atıldı?

Türkiye partisi olma iddiamız ideolojik ve politik hattımızla, güncel politikalarımızla belirlenir. Türkiye’nin bütün sorunlarına eğilen, hepsine çözüm üretmeye çalışan, her alana seslenen, herkesi kapsayan, ayrımcılık yapmayan; barışı, demokrasiyi ve ortak geleceği önceleyen bir partiyiz. Bu açıdan HDP kadar Türkiye partisi olabilen bir ikinci siyasi parti bulamazsınız Türkiye’de. Tarihsel, sosyal, siyasal ve kültürel yanları olan Kürt sorununun demokratik ve barışçı çözümünün bizlerin öncelikli meselesi olması, tam da Türkiye partisi olmak demektir. Kürt sorununu unutarak veya yok sayarak Türkiye partisi olunamaz. Şimdiye kadar partide görev alan her arkadaşımız da partimizin bu çizgisine, kimliğine ve anlayışına uygun hareket etmiştir. Elbette hepimizin siyasi mizaçları, üslupları farklıdır, bu da esasen bizim için zenginliktir. Ama hepimiz aynı amaca kilitlenmiş insanlarız ve amacımız bu ülkenin demokratik, özgür geleceğini yaratmaktır.

‘ONLARLA BAĞIMIZ ÇOK GÜÇLÜDÜR’ 

Demirtaş, cezaevindeyken partiye neden tekrar eş genel başkan seçmediniz? Bir partinin eş genel başkanının cezaevinde olması durumu değiştirir miydi?

Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ partimizde Eş Genel Başkanlık yapmış, kendi dönemlerinde de başarılı bir siyaset izlemişlerdir. Arkadaşlarımız bu başarıları nedeniyle iktidarın hedefi haline getirilmiş ve bugün siyasi rehin durumundadırlar. Gerek sayın Demirtaş gerek tutuklu bulunan diğer siyasetçilerimiz ve seçilmişlerimiz bugün de mücadelelerine, partiyi temsil etme uğraşlarına bulundukları koşullarda devam etmektedirler. Arkadaşlarımız koşullarının elverdiği ölçüde politik hattımızın belirlenmesinde, pratik politikada görüş ve düşüncelerini bizlerle paylaşmakta ve yetkili kurullarımız da bunları dikkate almaktadır. Onlarla bağımız çok güçlüdür; fikridir, gönül bağıdır ve asla görevleri ile sınırlı olmamıştır.

‘HEM MECLİSTE, HEM SOKAKTA…’

HDP’lilerin üzerindeki baskı, belediyelere kayyum, vekillerden üyelere her kademedeki partililerin olmayan iddianameler ve suçlamalarla sürekli cezaevlerine atılmalarına karşı daha sert bir muhalefet yapmayı planlıyor musunuz?

Sertlik çok göreceli bir kavram. Bizler için önemli olan doğru, etkili, halkın benimsediği ve katıldığı sonuç alıcı politikalar, kararlı ve asla boyun eğmeyen, dik duran bir mücadele ve direnç tutumudur. Bu konuda tutumumuzu sürdüreceğiz. Hem Meclis’te hem de sahada ve sokakta bu anlayışla çalışmalarımızı ve mücadelemizi sürdüreceğiz.

‘BÜTÜN İMKANLARI EN ETKİLİ ŞEKİLDE KULLANMANIN YOLLARINI BULMALIYIZ’ 

Bu mücadele şekillerinden biri sine-i millet olabilir mi?

Zaman zaman bu sorularla karşılaşıyoruz. HDP’nin her kazandığı mevzi, ister yerel yönetimlerde olsun isterse Meclis’te, halkın ve partinin büyük insani bedeller ödeyerek, büyük fedakarlıklarla ve dişe diş mücadelesiyle elde edilmiştir. Hiçbir kazanım da kendi ellerimizle iktidara, bu tekçi, baskıcı, otoriter, faşizan zihniyete teslim edilmeyecektir. Bu tartışmaları 2 kez halkımızla ve tüm yapılarımızla birlikte yaptık. Birincisi, 4 Kasım 2016’da Eş Genel Başkanlarımızın ve milletvekillerimizin tutuklandığı siyasi darbeden sonraydı. Diğeri de 19 Ağustos 2019’da belediyelerimize yeniden kayyım atanması ile başlayan süreçteydi. Her ikisinde de halkımız ve yapılarımız mücadeleye bulunduğumuz her noktada devam etme kararını aldı.

Şu anda böyle bir tartışmamız yok. Yaşadıklarımız, haksızlıklar, zulüm ve baskılar elbette hepimizi öfkelendiriyor. Siyasette öfke mücadeleyi büyütmede önemli bir unsurdur zaman zaman. Ama kararlar öfke ile değil, tartışmayla, uzun süreli planlamayla, stratejik hedefleri gözeterek alınır. Toplumsal ve siyasal muhalefetin etkisizleştirilmeye çalışıldığı, iktidarın her fırsatta muhalefeti yok etmeye çalıştığı bir ortamda, bütün imkanları en etkili ve başarılı bir şekilde kullanmanın yollarını ve yöntemlerini bulmamız gerekiyor.

HDP’nin demokratik siyaset sahnesinden çekilmesi aynı zamanda Türkiye siyasetinin Kürtsüzleştirilmesi anlamına da gelir. Kadınların, emekçilerin, gençlerin, yoksulların ve bütün Türkiye halklarının sesinin kısılması, umudunun kırılması anlamına gelir. İki tarihsel blok arasına sıkışmış, alternatifsiz, tekçi bir siyasetin yeniden egemenlik sağlaması anlamına gelir. HDP’nin esas hedefi hem Meclis’te hem sokakta, halkın yanında bulunmak, enerjisini bütün çalışmalara dengeli dağıtmak, toplumsal ve siyasal muhalefetin demokratik ittifakını yaratmak ve güçlendirmek, bu tek adam rejimini değiştirmektir.

‘TARİHSEL BİR SORUMLULUK VE FEDAKARLIKLA HAREKET ETTİK’ 

Yerel seçimlerde CHP’nin adayını destekleyerek aslında Millet İttifakı’nın içerisinde yer aldınız. Buna rağmen İYİ Parti’nin size karşı tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz? İYİ Parti olarak HDP’yle bayramlaşmayacaklarını açıklamaları sizin ittifaka karşı tavrınızı değiştirdi mi?

31 Mart 2019 yerel seçimlerinde HDP tarihi bir rol oynadı. Bir seçim taktiği uyguladı. Hedef, kayyımların atandığı Kürdistan coğrafyasında kazanmak, batıda ise AKP-MHP iktidar blokuna kaybettirmek, iktidarın egemenlik alanlarını daraltmaktı. Bu bir ittifak değil, seçim taktiği idi. Bu hamle belki de son dönem Türkiye siyasetinin en çok konuşulan hamlesiydi ve başarıyla sonuçlandı. Türkiye partisi olmanın da önemli bir göstergesiydi. Bizler HDP olarak, iktidar blokunun halklar için, Türkiye’nin geleceği için yarattığı tehlikeyi görerek böyle bir tarihsel sorumlulukla ve fedakarlıkla hareket ettik. Muhalefet partisi olmanın gereğini yerine getirdik. Bu hamlemizi gerçekleştirirken herhangi bir çıkar beklentimiz de yoktu. Tek siyasal beklentimiz, iktidarın geriletilmesi aşamasında bu amaca katkı sunmaktı.

HDP, demokratik siyaset alanında kararlı bir mücadele sürdürmektedir. Meclis’te üçüncü partidir. Diğer siyasi partilerin de aldıkları tutumlarda bu gerçekliği görmelerini, demokratik siyaseti etkili kılacak, tek adam rejimini değiştirecek adımları öncelemelerini tavsiye ederiz ve bekleriz. Bizim bu dönemdeki derdimiz siyasi iktidarla, Saray rejimiyledir. Muhalefetteki partilerle değil.

HDP, toplumsal ve siyasal muhalefetin asgari demokrasi zemininde birlikte mücadele etmesini önemseyen, bunun kıymetini bilen tutumunu sürdürecektir.

‘ASIL DEĞİŞMESİ GEREKEN BU TAKTİKLERİ UYGULAMAK ZORUNDA BIRAKAN YASALARDIR’ 

Daha önce CHP’nin tecrübe edindiği gibi yeni partilere “kiralık milletvekili” verilmesini uygun buluyor musunuz? Babacan ve Davutoğlu’nun partisinin parlamentoda temsil edilmesi demokrasi adına herhangi bir şey kazandırır mı?

Türkiye parlamentosunun, TBMM’nin, tıpkı ülkenin ve toplumun renkliliği gibi bir temsili mozaiğe dönüşmesi gerekir. Her siyasi, etnik, kültürel, inançsal, sınıfsal farklılığın temsilinin parlamentoda bulunması gerekir. Temsilde adaletin gerçekleşmesi gerekir. HDP olarak her zaman bunun savunucusu olduk. Farklı siyasi partilerin Meclis’te temsiliyet kazanması bu anlamda oldukça önemli ve gereklidir.

‘Kiralık vekil’ lafı son derece yakışıksız. 12 Eylül 1980 darbesinin ürünü olan Anayasa, Siyasi Parti ve Seçim Yasalarıyla yönetiliyoruz. Belki de dünyanın en antidemokratik Seçim ve Siyasi Partiler Yasası Türkiye’dedir. Yüzde 10 barajı, siyasi partilerin seçime girme hakkını kazanması kriterleri son derece engelleyici ve demokrasi dışıdır. Darbeci zihniyetin, demokratik siyasete bakışının ürünüdür. Darbeci zihniyetin tekleştirici, siyasal farklılıklara, özellikle de Kürt temsiline olanak tanımayan anlayışının bir sonucu olan yüzde 10 barajına karşı siyasi partilerin ve seçmenlerin bazı taktikler sergilemesi garip değildir. Demokratik bilincin yükselmesine işarettir. Asıl değişmesi gereken bu taktikleri uygulamak zorunda bırakan yasalardır, Türkiye’deki bu antidemokratik, hukuksuz ortamdır. İktidar bu ortamdan faydalanmakta ve bekasını sürdürebilmek için daha fazla anti demokratik önleme başvurmaktan çekinmemektedir.

‘BU YIL ERKEN SEÇİME CESARET EDEBİLECEKLERİNİ DÜŞÜNMÜYORUM’ 

Erken seçim bekliyor musunuz ve hazır mısınız?

AKP-MHP ittifakı, bugün seçim olsa yüzde 50+1’i yakalayamayacak konumdadır. Çok irtifa kaybetmiştir ve kaybetmeye de devam etmektedir. Ekonomik, sosyal kriz derinleşmektedir. Bu sebeplerle bu yıl içinde bir erken seçim olacağını, böyle bir şeye cesaret edeceklerini düşünmüyorum. Kamuoyu araştırmaları da bir erken seçim olması durumda, Cumhur İttifakı’nın oylarının ciddi bir düşüşte olduğunu gösteriyor. Yapacak olurlarsa, sonuçları iktidar için hazin olur. Keşke deneseler diyebilirim. Bizler HDP olarak çalışmalarımızı, faaliyetimizi her ihtimali göz önünde bulundurarak yapıyoruz.

‘TEK ADAM YÖNETİMİ DEĞİŞMELİ’ 

Anketlere göre bugün bir seçim olsa HDP kilit parti. Ne Erdoğan’ın ittifakı ne de Kılıçdaroğlu ittifakı Meclis’te HDP olmadan çoğunluğu sağlayamıyor. Siz bu durumda ne yaparsınız?

 Bizler, Türkiye’nin bugün yaşamakta olduğu idari ve siyasi yapının, otokratik rejimin, tek adam yönetiminin değişmesi gerektiğini savunuyoruz. Merkezi yönetimin kuvvetler ayrılığıyla dengelendiği; güçlü bir yerel demokrasi, katılımcı ve demokratik yerelden ve yerinden yönetim anlayışı üzerinde yükselen, güçlendirilmiş, çoğulcu ve özgürlükçü bir demokratik parlamenter sistemi;

Yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığını, yasalar önünde eşitlik, hak arama hürriyeti, eşit ve adil yargılanma hakkı gibi evrensel hukuk ilkelerine ve adalete dayalı, tarafsız ve bağımsız yargı temelinde insan hakları, demokrasi ve hukukun üstünlüğünü;

Türkiye’nin üye olduğu bütün uluslararası kuruluşların, temel hakların yanı sıra benimsedikleri, çocuk hakları, kadın hakları, işçi hakları, mülteci hakları, barış hakkı, ekolojik haklar vb. hak ve özgürlüklere dair sözleşme, antlaşma ve kararlardaki çekinceler kaldırılarak, bu sözleşmelere Anayasal statü kazandırılmasını;

Türkiye’nin imzalamış olduğu uluslararası demokratik sözleşmelere uyumlu; bütün ezilen ve dışlanan kimlik ve kültürlerle birlikte Kürt halkının varlık ve haklarının tanınmasını, Kürt sorununun demokratik barışçıl çözümünü esas alan, sorunlarımızı konuşarak, diyalog ve müzakere yoluyla çözmeye dayalı bir toplumsal uzlaşma ve mutabakat yaklaşımını savunuyoruz.

Atacağımız her adım bu kriterlerin değerlendirilmesi çerçevesinde olacaktır.