Irkçılık şehirlerin mimarisini nasıl şekillendiriyor?

New York'taki modern sanat müzesi MoMA’nın ev sahipliği yaptığı yeni bir sergi, ABD’nin kentsel planında gündelik ırkçılığın izlerine odaklanarak mimarinin neden olduğu ayrımcılığa ve şiddete eleştirel bir bakış getiriyor.

NİHAL KAYA 28 Şubat 2021 KÜLTÜR

V. Mitch McEwen, 2020 / MoMA

Irkçılık ve ayrımcılık, şehirleri ve mimariyi nasıl yapılandırıyor? Mimarinin “ırkçı” olabileceği düşüncesi kulağa tuhaf gelebilir, ancak oturduğumuz binalar ve yaşadığımız şehrin planı da ayrımcılığı, ırkçılığı ve nefreti teşvik edebiliyor. Nasıl mı?

Bu sorunun yanıtları, New York’taki modern sanat müzesi MoMA’nın (The Museum of Modern Art) 27 Şubat – 31 Mayıs 2020 tarihleri arasında ev sahipliği yapacağı, “Reconstructions: Architecture and Blackness in America” (Rekonstrüksiyon: Amerika’da Mimari ve Siyahlık) adlı sergide aranıyor.

ABD’nin şehir planı ve mimarisinde beyaz ayrıcalığının ve siyahlara yönelik ayrımcılığın sayısız örneklerini görmeniz mümkün. Bunun çok uzun bir geçmişi var. Amerikan İç Savaşı’nın sona ermesinden sonra, ABD’nin güney eyaletlerinde çıkarılan ırksal ayırımcı (segregationist) Jim Crow Yasaları, siyah Afro-Amerikalılarla beyaz Amerikalıların sosyal ve politik hayatta ayrı kurumları kullanmalarını amaçlıyordu. Yasa kapsamında önce demiryolları ve tramvaylarda ırk ayrımı getirilmiş, yasaları uygulayan eyaletlerde tren ve tramvaylara, “Sadece Beyazlar İçin” ve “Siyahlar” tabelaları asılmıştı. Daha sonra bu ayrım otelleri, tiyatroları, kütüphaneleri, asansörleri ve okulları, nihayet mimari ile şehir planlamasını kapsar hale gelmişti.

Germane Barnes. Sahile Geçiş Yasak. 2020 / MoMA

Fakat elbette ABD bir istisna değil. Önyargıları güçlendiren, azınlıkları toplumun kenarına iten mimarı tasarım, inşaat ve şehir planları Apartheid döneminde Güney Afrika’da da uygulandı, bugün ülkede yaşayan bir milyondan fazla Arakanlı Müslüman mülteciyi Bengal Körfezi’ndeki bir adaya yerleştirmeye devam eden Bangladeş’te de uygulanıyor.

Dolayısıyla bu ayrımcı uygulamalar bizzat kamu politikaları, belediye planlaması ve mimari yoluyla hayata geçiyor. İşte sergi tam da bunu, ABD’de sistematik ırkçılığın şiddet içeren ayrımcılık ve adaletsizlik geçmişini nasıl beslediği bağlamında çağdaş mimariyi inceliyor. Sergi organizatörlerine göre yapıtlar, “Amerikan şehir tasarımının neredeyse her yönüne gömülü olan” adaletsizlikleri ve dengesizlikleri gösteriyor.

Mario Gooden. Alanın Reddi. 2020 / MoMA

MEKÂNLAR HAYAT VE MÜCADELE HAKKINDA KONUŞUR

Eserleri sergilenen on sanatçıdan biri olan Germane Barnes, yaşadıkları ve sosyalleştikleri mekânları inceleyerek insanların hayatları, mücadeleleri ve değerleri hakkında çok şey öğrenilebileceğine inanıyor. Barnes’ın çalışmaları siyah toplumda bir toplanma yeri olarak kullanılan varandalara odaklanıyor. Sanatçı, Jim Crow Yasaları döneminde varandaların, topluluğun diğer üyelerini görme ve görülme yeri olduğu kadar, çoğu kişi için derme çatma bir okul, berber veya oyun salonu olarak kullanılan güvenli alanlar olduğunu söylüyor.

Sergi için Barnes, Miami’deki kültürle ilgili çeşitli karma medya kolajları oluşturmuş. Bu kolajlarda kökenleri Afrika’ya uzanan yedi farklı kültür bir araya geliyor: Afrikalı Amerikalılar, Haitililer, Jamaikalılar, Dominikliler, Honduraslılar, Bahamalılar ve Trinidadlılar. Barnes’ın temaları da tüm bu kültürleri birbirine bağlayan üç mekânı içeriyor: Verandalar, mutfaklar ve su.

Felecia Davis. Şebeke Uydurmak: Pittsburgh’un Hill Mahallesinden. 2020 / MoMA

Kolaj ve çizimlerinde, farklı gruplar tarafından sosyalleşmek, oynamak ve bilgi alışverişinde bulunmak için kullanılan farklı türlerde varanda ve masaları görmek mümkün. Barnes, “Bu ülkenin tarihi, siyahların mutfakta çalışmasından ve beyazların salonda yemek yemesinden ibaret. Dolayısıyla, mekânların gösterideki her şey bu cinsiyet ve ırk eşitsizliği sorununu ve bu alanların marjinalleştirilmiş toplulukları teşvik etme veya bunlara baskı yapma yollarını imliyor” diyor.

Barnes’ın yapıtları arasında “su” teması altında “Black Miami” adında bir harita da var. Bu harita, Afro-Amerikalıların “yaşamayı seçtikleri veya yasa zoruyla yaşadıkları” yerleri gösteriyor. Barnes, “Meselenin suyla çok ilgisi var çünkü Miami ilk kurulduğunda siyahların su kenarında yaşamasına izin verilmiyordu. Siyahların bir kimlik kartı olmadan sahile gitmelerine dahi izin verilmezdi. Sudan bahsetmeden Miami hakkında konuşamazsınız” diye anlatıyor.

Emanuel Admassu. Gezegenin Yara İzi. 2020 / MoMA

SİYAHLAR SANATLA KAMUSAL ALAN KULLANIMINI DEĞİTİRDİ

Sergide yapıtları yer alan sanatçılardan Sekou Cooke ise DW Almanya’ya yaptığı açıklamada “Amerika’nın güneyindeki köle mahalleleri ve çiftlik yerleşimlerinden göç sonrası Birleşik Devletlerin kuzeydoğusundaki kentsel gettolara ve gecekondu mahallelerine ve tüm Amerikan şehirlerindeki toplu konut projelerine kadar siyah yerleşim alanları gözden çıkarılmış ve karakteri olmayan ortamlardı” diyor.

Ama sanatçı umutsuz ortamlarda bile umut yeşertildiğine, baskı altındaki siyah topluluğun üyelerinin bu mekânlarda kendi kültürel alanlarını yarattığına dikkati çekiyor: “Değersizleştirilen bu alanlardan Amerika için en değerli kültürel katkıların bazıları ortaya çıktı: Blues, caz, Harlem Rönesansı ve hip-hop. Siyah kimlik, bu ortamların baskısı ve bayağılığı tarafından tanımlanmadı, bunun yerine kamusal alanı yeniden tasarlayarak, alana yeni bir tanım getirmeyi başardılar.”

Sergide, sistematik ırkçılığın yanı sıra, “hikâyelerin görünür kılınmasının ve adaletin inşa edilmesinin yollarını araştıran” mimarlar, tasarımcılar ve sanatçıların yeni çalışmaları yer alıyor. Çalışmalar, beyaz olmayan ve dışlanmış toplulukların, “kültürel alanları, biçimleri ve uygulamaları hayal gücü, kurtuluş, direniş ve inkâr alanları olarak” nasıl kullanabildiğini ve kullandığını gösteriyor.

Olalekan Jeyifous. Tohumlar Büyüyüp Nimet Oluyor. 2020 / MoMA

Sergideki sanatçılar, içinde bulunduğumuz 21. yüzyılda bile Amerikan kentsel peyzajına yerleştirilmiş sistematik adaletsizliğin örneklerini keşfetmek için fazla uzağa bakmaya gerek olmadığına dikkati çekiyor: ABD’deki birçok şehir merkezi, “yeşil bahçelerine kaçmayı” tercih eden beyaz orta sınıf tarafından yıllar içinde terk edildi. Evsizler veya yoksul siyahlar, beyaz orta sınıf Amerikalıların terk ettiği şehir merkezlerine taşındı. ABD şehirleri, sanki sosyal sorunlar ve ırk adaletsizliği yokmuş gibi hâlâ bu çevreleri birbirinden ayrı tutmaya çalışıyor.

“Reconstructions: Architecture and Blackness in America” sergisinde yapıtları yer alan sanatçılar şunlar: Emanuel Admassu, Germane Barnes, Sekou Cooke, J. Yolande Daniels, Felecia Davis, Mario Gooden, Walter Hood, Olalekan Jeyifous, V. Mitch McEwen ve Amanda Williams.

Takip Et Google Haberler
Takip Et Instagram