En sıkı rakipleri bile yolsuzlukla suçlamadı: Güçlü Merkel’e veda

16 yıl boyunca Şansölyelik makamında oturan ve Avrupa'nın en güçlü kadını olarak nitelendirilen Angela Merkel’in görev süresi bugün resmen bitiyor. Merkel’in bu kadar uzun süre görevde kalabilmesi, her ne kadar dışarıdan çok sakin görünse de, kuvvetli bir güç içgüdüsü olmadan mümkün değil.

EMİR KORKMAZ 26 Eylül 2021 HABER ANALİZ

Almanya Başbakanı Angela Merkel, bir döneme damgasını vurdu.

Dışarıdan bakınca Angela Merkel bir sfenks gibidir. Kişisel duygularını çok iyi saklar. Bu kapalı kutu yapısı nedeniyle Şansölye olarak görev yaptığı 16 yıl sonra bile Merkel’in kişiliğine dair çok az şey biliniyor. Kim olduğunu söylemek çok zor. Buna karşın Angela Merkel’in kim olmadığını söylemek belki de daha kolay: Ne soğuk kalpli bir fizikçi, ne de Doğu Almanya‘da bir papazın evinden çıkmış iyilik meleği. Yükselişi beceriksiz erkek rakipleri tarafından engellendiği söylenen bir erkek suikastçısı ya da buz kraliçesi de değil.

BİR “HOUSE OF CARDS” KARAKTERİ DEĞİL

ABD’de hırslı bir politikacı ve eşinin hayatını anlatan “House of Cards” dizisinin karakterlerine de benzemiyor. Dizinin baş kahramanı Francis Underwood gibi intikam arzusuyla yanıp tutuşan bir yapısı da yok. Görünüşe göre, para ve ün de onun için cazip konular değil. En azılı siyasi düşmanları bile onun yolsuzluk peşinde olduğunu söylemedi. Başkent Berlin’in göbeğindeki bir süpermarkette alışveriş arabasını pırasa ve tuvalet kağıdıyla dolduran bir vatandaş. Merkel, her türden popülist liderin mutlak zıttı.

KİMLER GELDİ, KİMLER GEÇTİ

Bu mütevazı görüntüsüne karşın Merkel’i asla küçümsememek gerekli. Bunu 16 yıl boyunca sadece Almanya’daki siyasi rakipleri değil, Silvio Berlusconi‘den, Jaroslaw Kaczynski’ye, Viktor Orban‘dan ve Donald Trump’a bir zamanların en güçlü isimlerin de gördü. Onların hepsi geldi ve gitti, ama Merkel hep orada kaldı.

BİLGİSİYLE MUHATAPLARINI EZER

Merkel ne kadar mütevazı ve sakin görünse de, çok kuvvetli bir “güç içgüdüsü” olmadan o kadar süre o koltukta oturamazdı, Avrupa’nın en güçlü ismi olamazdı. Ama Merkel’in gücü ve güç arzusu, alışkın olduğumuz lider profilindeki gibi “çok konuşan” ve “baskın karakterli” birisi olarak karşımıza çıkmıyor. Hararetli nutuklar atan, kalabalıkları coşturan, ateşli konuşmalar onun kullandığı taktikler arasında değil. Güvenilir, hassas, inanılmaz derecede çalışkan, dersine çalışan ve konuları iyi okuyan Merkel, genellikle olayları sonuna kadar düşünmesi, hatta sondan başa doğru gelmesiyle biliniyor. Konulara hakimiyeti, rakamları virgülden sonraki basamaklarına kadar sayacak yüksek seviyede. Bu nedenle onunla müzakere etmek zorunda kalanları bilgisiyle ezip, paçavraya çeviren birisi.

HIZLI POSİZYON ALMA BECERİSİ

Merkel’in başarı reçetesinde, beklenmedik anlarda gösterdiği politik esneklikle birlikte toplumun sosyal ruh hallerini iyi okuması da ön sıralarda geliyor. Almanya’nın en büyük enerji kaynaklarının başında gelen nükleerden çıkış konusunu, Japonya’daki tsunami felaketinden sonra bir anda ortaya attı ve toplumun büyük bir kısmının desteğini aldı. Hem de partisi, yıllar boyunca geleneksel bir şekilde nükleerin en büyük destekçisiyken. Benzer şekilde kendi partisinin hassas damarlarından olan zorunlu askerliği uygun bir zamanda askıya alıverdi. Merkel, toplumun beklentilerine göre, rüzgar yön değiştirdiğinde ani manevralar yapmasıyla biliniyor.

VİZYONER DEĞİL UZLAŞMACI

Merkel, sıradışı pekçok özelliklerine ragmen vizyoner birisi olarak hatırlanmayacak. Sıklıkla kriz çıktıktan ve belli bir zaman geçtikten sora konulara el atmasıyla dikkat çekti. Krizlerin çıkmasını engellemeye yönelik adımlar atmakta çok çekimser davrandı ancak Winston Churchill’in “asla iyi bir krizin boşa gitmesine izin vermeyin” sözünün en sıkı uygulayıcı oldu. Her krizden, özellikle de uluslararası krizlerden, arabulucu kimliği sayesinde başarıyla çıktı. Uzlaşmanın bir zayıflık işareti değil, birlikte ilerlemenin tek yolu olduğunu, hem de Donald Trump gibi bir zorbanın da bulunduğu ortamlarda defalarca sergiledi. Almanya içindeki koalisyon pazarlıklarında da…

GÖSTERİŞSİZ AMA İŞLEVSEL

Merkel Büyük laflardan, şatafatlı projelerden, vizyoner fikirlerden ve büyük sözlerden hiç hoşlanmadı, bunlara hep şüpheyle yaklaştı. İstakrara önem vermesi nedeniyle birçok konuda bazılarına göre sakinliğiyle, bazılarına göre ise durgunluğuyla dikkati çekti. Bu tavrı nedeniyle, ülkesinde siyasi tartışma kültürünü bitirmekle suçlandı. Pek çok konuda uzlaşma araması, gürültülü tartışmalar isteyen politikacılar tarafından pek hoş karşılanmadı. Bu anlamda Almanya’da politika yapmanın da tarzını değiştirdi.

RİSKTEN HOŞLANMADI

Merkel başbakanlığında genellikle siyasi risk alan pozisyonlara girmedi. Ancak 2015 yılında mülteci krizi sırasında Almanya sınırlarını kapatmamaya karar verdiğinde beklenmedik şekilde net bir tavır aldı. Çokça alıntılanan “Yapabiliriz” cümlesinden sonra, Almanya göçmenler için altı yılda 150 milyar euro civarında para harcadı. Onların dil ve mesleki eğitimi, barınma ve yiyecek giderleri ve sağlık masraflarını bütçeden karşıladı. O dönemde yaptığı “Acil durumlarda zordaki insanlara dostça bir yüz gösterdiğimiz için şimdi özür dilemek zorunda kalırsak, o zaman burası benim ülkem değil” sözleriyle hafızalara kazındı.

İLK DÖNEMDE EKONOMİK KRİZLE BOĞUŞTU

Dört dönem başbakanlık yapan Merkel, her döneminde bir büyük krizle mücadele etmek zorunda kaldı. İlk görev döneminde önce uluslararası finans krizinin, ardından 2007’de Euro krizinin etkilerini atlatmayı bildi. Kargaşanın hüküm sürdüğü bir dönemde SPD’li Maliye bakanı Peer Steinbrück’ü alıp kameraların karşısına geçti. Vatandaşlara, “Bankalardaki paranız güvence altındadır. Endişe etmeyin!” dedi. Paralarına el konulacağı endişesi taşıyan sadece Almanya’da değil başka Avrupa ülkelerindeki insanlar, bankaların önündeki para çekme kuyruklarını sonra erdirdi. Hatta kısa süre içinde çok sayıda Alman, ellerindekin yastık altında tuttukları nakit paralarını da bankalara yatırdı.

İKİNCİ DÖNEMDE NÜKLEERLE ŞAŞIRTTI

İkinci Merkel kabinesi, Japonya’nın Fukushime şehrindeki nükleer felaketin ardından gözünü kırpmadan Almanya’daki tüm nükleer reaktörleri kapatma kararı aldı. Hem de 2010 yılında koalisyon ortağı Hür Demokrat Parti ile aldıkları, nükleer kaynaklardan enerji üretme kapasitesini genişletme kararına rağmen. 2011’de alınan karar ile Almanya, enerji üretiminin dörtte birini sağladığı nükleer santrallerin tümünü 2022 sonunda kapatmış olacak. Merkel’in partisi CDU’nun yıllardan beri en sert şekilde savunduğu nükleer enerji taraftarlığını, bir anda tersine çevirebilmesi, Yeşiller Partisi’nin hayallerini süsleyen br kararı CDU’lu bir politikacı olarak alabilmesi, ancak film senaryosunda olabilirdi. Ancak Merkel, tsunami sonrasında oluşan psikolojiyi iyi okudu ve partisinin geleneksel politikasına bir anda son verdi.

ÜÇÜNCÜ DÖNEMİN SÜRPRİZİ ZORUNLU ASKERLİK

Merkel, göreve geldiğinde Almanya’nın Afganistan’daki varlığına dair tartışmalar zaten gündemin önemli konularından birisiydi. Merkel konuyu kucağında buldu. Eş zamanlı olarak mecburi askerlik de hararetli tartışma konularının başındaydı. Merkel, o güne kadar en çok partisi ve taraftarlarının savunduğu “mecburi askerlik” yasasını bir punduna getirdiğinde, kaldırıverdi. Toplumun büyük kesiminin desteğini arkasında buldu.

HERKESE EVLİLİĞİN YOLUNU AÇTI

Merkel’in sadece CDU içinde değil, aynı zamanda tüm ülkede etkisi görülen rota değişikliklerinden birisi de 2017’de yaşandı. İsteyen herkesin, isteyen herkesle evlenebilmesinin yolunu açan yasal değişiklerin meclisten geçmesinin önü açtı. Ülkenin en muhafazakar partisinin lideri olarak, herkes için evliliğin yolunu açan da o oldu. Her ne kadar meclisteki oylamaya katılmasa da, giydiği mavi ceketiyle oyunun “evet” olduğunu da belli etti.

UMMUL MUHACİRİN, YANİ GÖÇMENLERİN ANNESİ!

Merkel’in başbakanlığı döneminde hem ülke içinde hem de Avrupa genelinde etkileri hissedilen en önemli kararlarından birisi DE, 2015’te Avrupa’yı sarsan “göçmen krizi” sırasında geldi. Çoğunluğu Suriye ve Irak’tan kaçan yüzbinlerce insan Avrupa’nın kapısına dayanınca, “Biz bunu yapabiliriz, bunun altından kalkabiliriz” dedi. Gelen kimsenin açıkta bırakılmayacağını ilan etti. Her ne kadar partisi içinde homurdanmalara yol açsa da, sesini yükseltenlerin sayısı çok sınırlı oldu. Göçmenlere çok da sıcak bakmayan CDU seçmenini ikna ederken, aynı zamanda sadece Almanya’da değil, tüm Avrupa’daki milyonlarca göçmenin sevgilisi haline geldi, çok sayıdaki lakaplarına, “göçmenlerin annesi” de eklendmiş oldu.

DOSTLARINI BİLE KARŞISINA ALDI

Merkel’in CDUsu’nun aksine, kardeş partisi CSU sınırların kapatılmasını ve hiçbir göçmenin ülkeye alınmamasını istiyordu. Hatta Merkel’in tarihi konuşmasının ardından yapılan CSU kongresinde, o dönemki Bavyera başbakanı ve CSU başkanı Horst Seehofer, Merkel’i podyumda ayağa dikip, 13 dakikalık sert bir konuşma yaptı. Konuşmaya cevap vermeyen Merkel memnuniyetsizliğini, her zamanki gibi, mimikleriyle verdi. Asıl ilginç olanı Seehofer, bir sonraki seçimde kurulan kabinede İçişleri Bakanlığı’na getirildi. Aslında sadece bu örnek bile Merkel’in politka yaparken, nerede ileri gidip, nerede geri adım atacağı veye taviz verebileceği konusundaki esnekliğini ortaya koymaya yeter de artar bile. Taviz vermeyi de, verdirmeyi de çok iyi bildiğini ortaya komuş oldu.

AŞIRILAR AFD’YE KAYDI

Almanya ve Avrupa genelinde Merkel’in liderliği için dirayetli benzetmesi yapılırken, CDU içinde onu eleştirenlerin saysı hiç de az değil. Özellikle partinin muhafazakar kanadı, Merkel’in tercihleri ve yönetim şekli nedeniyle modern Almanya tarihinde ilk kez aşırı sağcı bir partinin meclise girmesinini, onun liberal politikalarına bağlıyor. 2013’te kurulan aşırı sağcı Almanya için Alternatif partisi, 2014 seçimlerinde yüzde 5 barajına takılıp, meclise girememişti. Ancak 2017 seçimlerinde yüzde 12.6 oy ile ülkenin üçüncü büyük partisi oldu ve meclise 94 temsilci gönderdi. CDU’nun muhafazakar kanadı, AfD’nin bu kadar yükselişinde, yeteri kadar muhafazakar olmayan Merkel’in rolü olduğuna inanıyor. Göçmen politikası, mecburi askerliğin kaldırılması gibi konuları kırmızı çizgi olarak gören vatandaşların, kendi fikirlerini temsil edecekleri AfD’ye kaymasından Merkel’I sorumlu tutuyor.

CORONA KRALİÇESİ

Merkel’in dördüncü döneminin büyük krizi ise, tüm dünyayı etkisine alan Korona krizi oldu. Tartışmalara ve protestolara rağmen sert adımlar atmaktan çekinmeyen Merkel, ülkesinin krizden en az etkilenen ülkeler arasında yer almasını sağladı.

O KALDI, CUMHURBAŞKANLARI GELDİ GEÇTİ

16 yıl boyunca görevde kalan Merkel, çok sayıda cumhurbaşkanının da gelişlerini ve gidişlerini gördü. Sadece Almanya’da kendi partisinden Horst Köhler’in 2010’da istifasını, ardından yerine gelen yine kendi partisinden Christian Wulf’un 2 seneden az oturduğu koltuğunu yine istifa ederek terk etmesini izledi. Yerine kendisi gibi eski Doğu Almanyalı olan tarafsız Joachim Gauck’un seçilmesinde önemli rol oynadı. Gauck’un ardından koltuk, koalisyon ortağı SPD’nin önemli isimlerinden, Merkel’in de kabinede uzun süre birlikte çalıştığı Walter Steinmeier’e geçti.

DÖRT BAŞKANLA ÇALIŞTI

Merkel dört dönem görevde kalınca, dört farklı ABD başkanı ile çalışma fırsatı buldu. Özellikle transatlantik ilişkileri önemsemeyen Donald Trump döneminde ikilinin ilişkisi oldukça karmaşıktı. Merkel’in G7 liderler zirvesinde diğer 6 ülke ile birlikte Trump’ın karşısına dikildiği fotoğraf karesi, hafızalara kazındı. İkili arasındaki ilişki o kadar kötüydü ki, 2017 Mart’ında Merkel’in Washington’a yaptığı ve iki politikacının ilk kez bir araya geldiği an, tüm gözlemcilerin dikkatini çekti. İkili, resmi görüşme öncesinde fotoğraf çekimi sıraında bile birbirlerine tek kelime etmediler. Sıcak mimiklerden kaçındılar. Memmuniyetsizlikleri ikisinin de suratından açıkça okunabiliyordu.

ONU OBAMA İKNA ETTİ

Merkel’in Trump ile gergin ilişkisine karşın Obama ile çok sıcak ilişkisi vardı. İki liderin zirvelerden yansıyan fotoğraflardaki rahatlığı gözlerden kaçmıyor, tokalaşmaları sırasında gözlerinin içinin bile güldüğü görülüyordu. Obama’nın, dördüncü dönem için aday olmak istemeyen Merkel’i “Avrupa’nın senin gibi bir lidere ihtiyacı var’ diyerek ikna ettiği kulislere yansıdı. İki isim, politik görevlerinin dışında birbirlerini iyi anlayan arkadaşlar olarak da dikkatleri çekti.

ERDOĞAN’IN GİZLİ DESTEKÇİSİ

Merkel, tüm görev süresi boyunca Türkiye’de Recep Tayyip Erdoğan ile çalıştı. Önce başbakan, ardından da cumhurbaşkanı olarak muhatabı Erdoğan’dı. Akparti’nin hükümet olmasının hemen ardından takip ettiği sıkı Avrupa Birliği taraftarlığı, hep Merkel’e ve Fransızk knakası Nicolas Sarkozy’ye tosladı. Türkiye’nin hiçbir zaman AB üyesi olamayacağını defalarca ve açıkça ifade etti. ‘İmtiyazlı ortaklık’ diye bir tanım ortaya attı. Akparti’nin değişime açık olduğu bir zaman dilimindeki soğuk tavrı, Erdoğan’ın reformlardan uzaklaşmasındaki önemli gerekçelerden birisi haline geldi. Erdoğan’ın meşruiyet aradığı dönemlerde, Almanya ve Avrupa’nın ihtiyaçlarını karşılama adına, gereken desteği vermekten çekinmedi.

UYUYACAK VE KİTAP OKUYACAK

Merkel’in görevini devrettikten sonra selefi Gerhard Schröder gibi, zengin bir despotun maaş bordrosuna girmeyeceği kesin. Ya da onu politikaya sokan ve hep elinden tutan Helmut Kohl’un bir zamanlar yaptığı gibi, emekliliğinden sonra yaptığı açıklamalarla imajını yok etmesini beklemek de gerçekçi değil. Başbakanlıktan ayrıldıktan sonra ne yapacağına dair cevabı,16 yıllık gösterişsiz hayatının da göstergesi aynı zamanda: “O zaman biraz uyuyacağım ve sonra göreceğiz.”


Bu haberler de ilginizi çekebilir:

 

HEMEN ÇEKİP GİTMEYECEK

Her görev süresi başladığı gibi sona eriyor. Bugün onun görev süresinin resmen son günü ancak yeni bir hükümet kurulana kadar görevde kalmaya devam edecek. Belki de bu süre aylarca sürecek. Şu andaki hükümetin kurulmasının dört ay aldığını dikkate alırsak, Merkel’in yıl sonuna kadar Şansölye koltuğunda oturacağını söylemek çok da yanlış olmaz. Eğer bir kez daha yeniyıl mesajı vermesi gerekirse, Merkel’in birbirinin aynı onlarca ceketine bir yenisini daha eklemesi gerekecek.

Takip Et Google Haberler
Takip Et Instagram