Gasparyan’ın yaptığı müzik değil duaydı

Gasparyan demek, kayısı ağacından yapılmış duduku ile 80 yılı aşkın süre, insanların gönlüne melodiler üfleyen dev bir usta demek. Evet, Saroyan haklıydı, Gasparyan’ın yaptığı müzik değil duaydı.

ALİN OZİNİAN 18 Temmuz 2021 YAZARLAR

Ermenistanlı sanatçı Djivan (Civan) Gasparyan 92 yaşında vefat etti 6 Temmuz’da. Gasparyan demek, duduk demek. Gasparyan demek, kayısı ağacından yapılmış duduku ile 80 yılı aşkın süre, insanların gönlüne melodiler üfleyen dev bir usta demek.

Bazı ölümlerin ardından konuşmak, yazmak çok zor. Önce kabullenmek gerek, kabullenmek için de zaman gerek çünkü. Ölümü kabullenmek insanı zorluyor. Yaşamın en keskin gerçeklerinden olan ölümü bildiğimiz halde, her ölümle afallıyoruz. Alışılmıyor ölüme. Bazılarında yer ayağımızın altından kayıyor. Duyamıyor, göremiyoruz belirli bir süre.

Gasparyan’ın ölümü benim için öyle oldu. Gasparyan’ın ölümü – yazarken bile inanamıyor insan.

Sanatçıların eserleri sever ama bazen kendilerini sevemezsiniz. O sanatçılardan değildi Gasparyan. Gasparyan’ı tanıdıkça daha çok severdiniz. Onun görmüş geçirmiş halindeki tevazu etkilerdi insanı ve bu tevazu sahneye çıktığında devleşip, parlamasına asla engel olmazdı. Sahnede genişler, büyür; seyircinin yüreğini avcuna alırdı Gasparyan.

Yetimhanedeki, sokaktaki çocuklar için bir okul açmak hayali vardı. Bu sayede çok müzisyen kazanılacağını düşünmüştü. Sebebi basitti Gasparyan’a göre: “İyi hayatı olanlar, acılı ezgileri hissedemez, acı çekmeyen acıyı gösteremez” diyordu.

Ona göre, teknik bilgi, sanat için, hele duduk gibi bir enstrüman için şart ama yetersizdi. “Yaşı önemli değil, tecrübesi esastır ruhun” diyordu.

1928’de, Ermenistan’ın Godayk bölgesinde Tsolak kentinde Muş’tan kaçmış bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Gasparyan, beş yaşında duduk çalmaya başladı, kimseden ders almayarak, kendi kendine.

Henüz küçükken annesinin ölümü, babasının ise SSCB ordusuyla İkinci Dünya Savaşı’na katılması, Gasparyan ve kardeşleri için yetimhanedeki bir yaşamın başlangıcı oldu.

“Çocukluğum zor geçti, üç kardeş yetim kaldık. Zor bir hayat yaşadık. Ama gördüğünüz gibi hayatta kaldık, yaşadık…” demişti bir sohbette.

Gasparyan’ın çarpıcı, hem gülümseten hem acıtan çok anısı var. Ama Stalin ile ilgili olanın onda da duyanlarda da yeri başkaydı.

Büyük usta, 1947’de, 19 yaşında Moskova’ya gider. Bolşoy Tiyatrosu’nda verdikleri konserde, Stalin’in salonda oturduğu haberini alınca, endişelenir. Duduk’unu çalar çalmaz kendini kulise atar. Konser bitince, yan odaya çağırıp, kırmızı bir kutu uzatırlar.

“Bu sana Vissarionovich’in armağanı, seni çok beğenmiş.” diyerek bir “Pobeda” – (Rusça zafer) marka, saat verirler.

Yoksulluk içinde yaşayan genç Civan, ertesi gün arkadaşları ile satar saati, bira ve perashki – börek alıp kendilerine bir ziyafet çekerler. Ermenistan’a döndüğünde, herkes Stalin’in hediyesini sorar. Yıllar sonra “Anlamını bilebilseydim satmazdım, ama karnımız açtı…” der Gasparyan ve ekler “Stalin duysa belki de beni öldürürdü.”

Ustaların da hayran olduğu bir ustaydı Gasparyan, Ermeni edebiyatının dev yazarlarından William Saroyan, Civan’ı ilk canlı dinlediğinde, “Civan can Civan! Bu müzik değil, bu dua!” diyecek kadar etkilenmişti Gasparyan’ın dudukunun ezgisinden.

Saroyan’ın daveti le Fresno’da verdiği konserin sonunda yanına yaşlı bir Ermeni adam gelmişti. 1915’de yurdunu, evini, akrabalarını kaybedenlerdendi. Kuliste kendisi için “Dle Yaman’ı” çalmasını rica etti, kırmadı Gasparyan.

Bir kez daha. Sonra bir kez daha, bir kez daha. Gözleri kapalı ustayı dinleyen adamın, hareket etmemesinden korktular. Korktukları başlarına geldi, ölmüştü. Kendini suçlayan Gasparyan’ı, odada bulunan Saroyan teselli etti: “Huzur içinde bir ölüm bahşettin ona, yurdunun ezgileri ile ayrıldı hayattan…”

Doğaçlama yeteneği çok gelişmişti, provasız sahneye çok çıkmışlığı vardı. Birlikte sahneye çıkacağı sanatçıları, siz bildiğiniz gibi çalın, ben size uyarım diyor, rahatlatıyordu. Sahneden önce prova değil, ama birkaç kadeh şarttı. İçmeden çıkmazdı usta.

1948’de Ermeni Şarkı ve Dans Popüler Topluluğu ve Yerevan Filarmoni Orkestrası’nın solisti oldu.
UNESCO’nun dünya çapındaki yarışmalarında 1959, 1962, 1973 ve 1980 yıllarında dört madalyaya layık görüldü. 1973 yılında, Ermenistan Halk Sanatçısı unvanına layık görülen Gasparyan, 2002 yılında WOMEX (World Music Expo) Yaşam Boyu Başarı Ödülü’ne sahip oldu.

Sting, Peter Gabriel, Hossein Alizadeh, Michael Brook, Brian May, Lionel Richie, Derek Sherinian, Brian Eno, Hans Zimmer ve Martin Scorsese gibi birçok sanatçıyla ortak projelerde bulunda. Devlet liderlerinden tutun, Papa’ya kadar dünyanın en önemli kişileri onu dinlemek için zaman ayırdı.

The Crow, The Siege, Ronin, Gladiator, Syriana, Blood Diamond, Samsara gibi yabancı filmlerinin müziklerini yaptı. Oslo’da 2010 Eurovision Şarkı Yarışması’nda Ermenistan adına yarışan Eva Rivas’ın “Apricot Stone” (Kayısı Taşı) şarkısında duduk çalarak, Eurovision Şarkı Yarışması tarihinde performans sergileyen en yaşlı kişi oldu.

Onlarca sayıda duduku olan Gasparyan hepsini çok seviyorum dese de, kayısı ağacından yapılanlara (dziranapogh) ayrı bir hayranlık ve yakınlık duydu.

Gasparyan 20’den fazla albüm kaydetti ve binlerce konsere katıldı. Türkiye’de de 4 konser veren Gasparyan için Tokyo’da verdiği bir konserde yaşadıkları unutulmazdı. Anılarını anlatırken şöyle diyordu:

“Tokyo’da bir yaz konseri verecektim. Korkunç bir yağmur başladı, dinmiyordu. Oturup çay içiyordum ve tabii ki konser olmayacak diye düşünüyordum, çünkü o sel altında konseri dinlemek için kim açık havaya geldi ki? Konserin başlamasına 15 dakika kala organizatörü gördüm, bu halde iptal edileceğini ama bana henüz bilgi verilmediğini söyleyince, “Konser yapılacak, tüm biletler satıldı” dedi.

Jivan Gasparyan Erkan Oğur’la Harbiye Açık Hava Tiyatrosu’nda bir konser vermişti.

Sadece sahnenin üstünü kapatmışlardı. Sahneye çıktığımda, beyaz yağmurluklar giymiş korkunç bir kalabalık gördüm. Tam iki saat çaldım. Sessizce dinlediler. Bittiğinde, yarım saat süren bir alkış koptu. Çok duygulanmıştım, daha önce gördüğüm bir şey, yaşadığım bir his değildi bu…”

Gasparyan, Ermeni dünyasının en önemli enstrümanlarından duduku, dudukun melodisi ile harmanlanan acıları tüm dünyaya tanıttı. Kendini de, duduku da, ölümünden çok önce ölümsüzleştirdi.

Bu dünyadan bir Civan geçti, kalplerimizin en saklı yerlerine dokunarak hem de. Saroyan haklıydı, Gasparyan’ın kayısı ağacından yapılmış dudukundan çıkan melodi ağıttan da, isyandan da öteydi, sihirliydi Gasparyan’ın müziği.