Erdoğan’ı bu yoldan ne çevirebilir?

Türkiye’yi gelecekte demokrasi ile yönetilen, laik bir hukuk devleti olarak görmek isteniyorsa yapılacak tek şey güçlü bir muhalefet bloğu oluşturmak.

ALİN OZİNİAN 21 Mart 2021 YAZARLAR

Türkiye’de “reform”, “reform paketi”, “reform hazırlığı” denince tedirgin olanlardanım.

Hatırlarsanız, Kasım ayında, Cumhurbaşkanı Erdoğan “Adalette reform” sinyali vermişti. O sinyalden bugüne kadar bir geçiş dönemi yaşandı. Hala son “kararlar” ile ilgili “hukuksal sürecinin” nasıl sonuçlanacağını bekleyenler olsa da, 19 Mart itibarı ile yeni bir döneme girdi Türkiye.

Rekabetçi otoriter sistemden, hegemonik otoriterliğe geçtiğimiz bu günlerde, HDP kapatma davasında hukuktan medet ummak artık naiflik.

Sondan, daha doğrusu milattan başlayacak olursak, 19 Mart gecesi, “Resmî Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanı kararı ile Türkiye, İstanbul Sözleşmesi’nden ayrıldı” haberi duyuldu. Hemen ardından Naci Ağbal’ın Merkez Bankası Başkanlığından “azat” edildiği.

Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun milletvekilliği düşürüldüğünü, HDP’ye kapatma davası açıldığını “sindiremeden” geldi bu haberler.

Gezi Parkı’nın, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nden alınıp Vakıflar’a bağlanmasına, İnsan Hakları Derneği Başkanı Öztürk Türkdoğan gözaltına alınmasına şaşıramadan geldi bu haberler.

Boğaziçi’ne kayyum atamasının geri çekilmesi için verilen direnişin nereye varacağını kestiremeden, 8 Mart eylemlerine katılanlar ve eylemlerde zıplayanların göz altına alınmasını, gökkuşağına duyulan öfkeyi anlayamdan geldiler.

Türkiye’nin Mısır’a uzattığı “barış dalının” nereye varacağını, Libya’daki Türkiye varlığının ne zaman bitebileceğini, Suriye iç savaşının 10. yılda Türkiye’nin pozisyonunu anlamaya çalışırken geldi.

Girdiğimiz yeni döneme tam otoriter rejim diyebiliriz. Bu 2015’in ardından başlayan, 15 Temmuz’da oldukça yükselen, son iki yılında ise tamamen yarı otoriter bir rejimin hüküm sürdüğü anlamına gelir aynı zamanda.

Türkiye’de hukuk yok. Anayasa var ama kim kullanımda olduğunu iddia edebilir ki?

Cumhurbaşkanı emriyle HDP, yani Meclis’in yegane gerçek muhalefetinin ömrü de bitecek olursa, elde klasik anlamdaki bir Meclis kalmayacak. Ülke yasama organını fiilen kapatmış olacak.

MHP başkanı Bahçeli’nin “Üzülenler, HDP ya da CHP’ye geçsin” sözleri çok önemli. Artık meclis hayıflanma, ses çıkarma, muhalefet etme yeri değil. “Adam gibi oturun, ya da sonunuz HDP/CHP gibi olur” diyor Bahçeli hem meclis içi hem de dışındaki aktörlere. Bu aynı zamanda CHP hakkında da gittikçe, “HDP benzeri” planlar yapıldığının bir işareti.

Erdoğan’ın neden bu yolu seçtiği konusunda Türkiye’de birkaç gerçekçi görüş var; muhalefeti pasifize etme arzusu, MHP’ye istediğini verme hesaplar, yeni seçimlerden iyi çıkma, iktidarını daha da güçlendirme arzusu.

Bugün gelinen nokta bu tespitler önemli ama bu durumu açıklamak için yeterli değil.

Erdoğan, artık dünyadan tamamen uzaklaştığı, uluslararası hak ve hukuk anlayışını hiçe saydığı, sadece tek adam kanunları ile yönetebileceği yeni bir devleti daha önce attığı temeller üzerinden yükseltmeye başlıyor.

Biden döneminde zorlanacağını gelmeyen o telefonla daha da iyi anlayan Erdoğan, ülkeyi içine kapatacağı, dış bağlantıları tamamen keseceği bir dönemin startını vermiş bulunuyor.

Bu kararında kuşkusuz Batı’nın Türkiye’yi yola getirmek için çaba sarf etmeyeceğini, yönetimine baskı kurmayacağını, onlara sorun çıkarmaz ise, onların da kendi rejimine yaptırım uygulamayacağı, Erdoğan’ın karşısına dikilmeyecekleri mesajını alması ya da aldığını sanmasının büyük önemi var.

Bırakın Kürtlerin ya da kadınların haklarını, her yurttaşın kul sayıldığı bir ideolojinin, “kanun lazımsa Kuran okuyun” diyen bir vizyonun kurmaya çalıştığı kötü, tehlikeli, baskıcı, korkunç bir sistem bu.

Usul usul gelen bu sistemde hukuk yok, itiraz yok, muhalefet yok. O, ortakları ve yandaşları var sadece.

Andımızın derdine düşenler “Demokratik hukuk devletinin” sürdürülmesinin derdinde değiller.

“HDP’nin kapatılması antidemokratik bir adımdır.” ya da “İktidardaki zorbaya kadınlar dersini verecek” demek maalesef bugünün şartlarında muhalefet etmek değil.

Türkiye’yi bu gidişattan kurtaracak, Erdoğan’ın kendi elleri ile kendi ülkesini yakmasına engel olmaya çalışacak bir “dış güç” veya yabancı organizasyon yok. Özetle, “dışarısı” için ülkenin iç durumun pek bir önemi yok, son yıllarda yaşadığımız hukuksuzluklara karşısında dünyanın sadece “son derece endişeli” olması bunun en büyük kanıtı.

Hiçbir yabancı ülkenin Türkiye’ye demokrasi getirmek için harcayacak zamanı, parası ya da ilgisi yok. Batının böyle riskler alınması için konjonktür de hiç uygun değil.

Peki, Erdoğan’ı bu yoldan ne çevirebilir?

Sadece ve sadece Türkiye’deki iç dinamikler; yani muhalefetin birleşip, atabileceği akılcı ve vurucu adımlar. Ekonomik olası keskin bir yıkımı saymazsak, Erdoğan’ı ülkeyi götürdüğü karanlık yolda tökezletecek tek şey güçlü ve birleşik bir irade.

İslam ve milliyetçilik kisvesine bürünmüş, bunların kimyasını bozup tek eline almış bir kuşatma ve yaşanılan hak gasptan kurtulmak, Türkiye’yi gelecekte demokrasi ile yönetilen, laik bir hukuk devleti olarak görmek isteniyorsa yapılacak tek şey güçlü bir muhalefet bloğu oluşturmak.

Son bir hatırlatma, bu blokta Kürtler de olacak. Kürtsüz bir demokratikleşme, Kürtsüz bir huzur artık mümkün değil, hesap ona göre yapılmalı.