Erdoğan İzmir’deki cinayetin faili olarak “eski derin devleti” ima etti

İzmir HDP il binasına yapılan saldırı, iktidar koalisyonunun kolektif bir kumpasının ilk adımı olmaktan ziyade, o koalisyon içinde yaşanan çatışmanın ilk ciddi kıvılcımlarından biri de olabilir.

ÖMER MURAT 19 Haziran 2021 HABER ANALİZ

TBMM’de grubu bulunan, oy oranıyla Türkiye’nin üçüncü büyük partisinin İzmir’deki il binasına saldırı düzenlenip masum bir kadın kahvaltısını yaparken katledildi. Erdoğan ülkenin cumhurbaşkanı olarak sonraki güne kadar cinayete ilişkin hiçbir açıklama yapmadı. Acaba HDP’ye yakın olduğu düşünülen biri mesela AKP veya MHP il başkanlığına saldırı düzenleyerek bir partiliyi öldürmüş olsaydı bugünkü Türkiye koşullarında aynı tepkisizlik sözkonusu olur muydu? Bu sorunun cevabını gayet iyi biliyoruz: Kesinlikle olmazdı. Erdoğan hemen bir basın toplantısı düzenleyerek HDP’yi PKK’yla, PKK’yı CHP ve İYİ Parti’yle eşitlediği bir konuşma yapar, HDP’nin en yakın zamanda kapatılacağı “müjdesini” verirdi. Erdoğan rejiminde vatandaşlar arasında inanç, etnik yapı ve kendilerine oy verip vermediklerine göre kesin ayrımlar yapıldığını gösteren pek çok hadiseden biri daha yaşanmış oldu.

Nitekim AKP lideri, HDP çalışanı Deniz Poyraz’ın katledilmesi konusuna nihayet bugün bu kanaati doğrular bir şekilde değindi. Antalya’da AKP toplantısında yaptığı konuşmada, önce, partililerle “Beraber yürüdük bu yollarda” diye şarkı söyledi, bütün salonun kendisine eşlik etmesi konusunda ısrar etti, bana yıllar önce Kaddafi Libyasında gördüklerimi hatırlatan, tamamen planlı olduğu halde sanki spontane imiş havasında icra edilen lider kutsaması ayinini müteakiben, ilk seçimde ulaşılacak hedefleri koydu. Sonra asıl konuya girmek için bir ara geçiş kabilinden Millet İttifakı’nın PKK’yla işbirliği yaptığını iddia ederek HDP’yi isim vermeden doğrudan PKK’yla eşitledi. Bahsettiği işbirliğinin nasıl gerçekleştiğine dair açıklamada bulunmaya tenezzül etmedi. Sanki İstanbul Büyükşehir Belediye seçimleri öncesi Kürtleri İmamoğlu’na oy vermekten vazgeçirmek için Abdullah Öcalan’ın mektubunu TRT’de yayınlayan, kırmızı bültenle aranan kardeşini yine devlet televizyonuna çıkaran AKP lideri değilmiş gibi “zillet” dediği Millet İttifakı’ını dağdaki teröristlerle, Mehmetçiğe kurşun sıkanlarla yanyana olmakla suçladı. Sonra bu kez kendisini Türkiye’yle eşitleyerek, ona yönelik tüm muhalefetin aslında Türkiye düşmanlarının işi olduğuna dair bildik iddialarını, bildik söylemleriyle yineledi.

Konuşmasının üçte ikisini kapsayan bu uzun girişten sonra artık yavaş yavaş sadede geldi. “Gece yarısı bildirilerinden terör saldırılarına, provakatif eylemlere kadar her aracı kullandılar. İşte 100’e yakın emekli amiralin hesapları soruluyor.” diyerek girdiği konuyu “Ben İzmir’deki son saldırıyı da aynı çerçevede görüyorum” sözleriyle bağladı. Böylece Erdoğan HDP İl binasına yapılan saldırıyı sadece kendisini zor durumda bırakmak için yapılmış provakatif bir eylem olarak gördüğünü göstermekle kalmadı, artık gündemden düşen “emekli amiral bildirisini” hatırlatarak, saldırının arkasında kimleri gördüğünü de ima etti.

Fakat sonrasında maktulün ismini hiç anmadan, onun için bir üzüntü duyduğunu gösteren herhangi bir ifadede bulunmaktan kaçınarak “Türkiye’de en çok saldırıya uğrayan siyasi parti AK Parti’dir. Sadece son 6 yılda 20’ye yakın teşkilat mensubumuz sırf AK Parti saflarında oldukları için şehit edilmiştir. Çeşitli örgütlerin teşkilatlarımıza saldırılarında da şehit olanlar olmuştur” dedi. Tabi insan sormadan edemiyor, AKP’li parti çalışanları öldürüldüklerinde şehit oluyor da, mesela HDP’li masum bir kadın, parti binasında tek başına kahvaltısını yaparken hunharca katledildiğinde o makama erişemiyor mu? Eğer bunlar “karanlık güçlerin provakatif eylemleriyse”, neden bir HDP’li katledildiğinde şehit ve mağdur mertebesine ulaşamıyor? Bir Kürt olduğu için mi, yoksa Erdoğan’a muhalefet ettiği için mi? Yoksa Kürt olduklarına bakmayarak bir de Erdoğan’a muhalefet etme cüretini gösterdikleri için mi?

Erdoğan Deniz Poyraz’ın adını ağzına almadı, başsağlığı dilemekten bile kaçındı, ailesi ve sevenleriyle empati kurduğunu  gösteren herhangi bir cümle sarfetmedi. Hatta cinayet bile demediği “saldırıyı” kınadığından, failin “önündeki ve arkasındaki tüm ilişkiler ortaya çıkartılarak en ağır cezayı alacağına inandığından” bahsetti. HDP’nin şu sıralar mağdur konumunda olması siyasi hesaplarına hiç uymadığından konuyu fazla uzatmadan savunma alanında Türkiye’nin yaptığı “atılımları” abartarak anlatmaya geçti.

Erdoğan’ın HDP’yi kapatarak bir baskın seçime gitmenin hesaplarını yaptığından pek şüphe yok. Milliyetçi seçmeni arkasında toplarken, muhalif blokun birleşmemesini sağlamak maksadıyla karşısına Muharrem İnce benzeri bir aday çıkması (İmamoğlu’nun zinhar çıkmaması) için de ayrıca çalışıyor. HDP İzmir İl başkanlığına düzenlenen saldırının işini kolaylaştırdığından bahsedebilmek için buna karşı misilleme mahiyetinde PKK’nın terör eylemlerinin de gerçekleşmesi gerekir. Öyle bir ortamın Erdoğan’ın Millet İttifakı’nı bölerek milliyetçi seçmeni kendisine mecbur edeceği bir kutuplaşma stratejisi izlemeseni kolaylaştıracağı bellidir. Fakat o tür terör eylemlerinin gerçekleşmemesi halinde, bu cinayetin HDP’yi PKK’yla eşitlemek suretiyle yürütülen kapatma hazırlıklarına hiçbir faydası olmayacağı gibi, Kürt seçmen nezdinde HDP’nin mağduriyetini daha da arttıracağından söz etmek mümkündür. Erdoğan Kürtleri bu kadar kızdırmanın bedelini İstanbul seçimlerinde yediği ağır tokatla ödemişti.

İzmir HDP il binasına yapılan saldırı, iktidar koalisyonunun kolektif bir kumpasının ilk adımı olmaktan ziyade, o koalisyon içinde yaşanan çatışmanın ilk ciddi kıvılcımlarından biri de olabilir. Nitekim Erdoğan, kendisiyle “eski derin devlet” denilen kesim arasında 15 Temmuz sonrasında kurulan koalisyonda yaşanan ilk büyük çatlamayı ifade eden “Emekli Amiraller Bildirisi’yle” saldırı arasında bir ilişki kurarak bunun işaretini vermiş oldu. Türkiye büyük iç çatışmalara ve karışıklıklara gebe, fırtınalı bir döneme giriyor.

Takip Et Google Haberler
Takip Et Instagram