Erdoğan her sıkıştığında diğer “dostuna” koşuyor: Soçi’deki masada ne var?

Rusya’daki bazı analistler Suriye’de, Türkiye ve Rusya’nın taban tabana zıt hedefleri olduğunu, çözüm değil, çözümden uzak bir sürecin yürütüldüğünü fakat bu görüşmede Erdoğan’a yeni bir anlaşma dayatılabileceğini söylüyorlar. Rusyalı uzmanlar Afganistan ve Karabağ konularının da masada olacağını düşünüyor.

ALİN OZİNİAN 28 Eylül 2021 YAZARLAR

BM Genel Kurulu toplantıları için gittiği New York’tan ABD Başkanı Joe Biden’la ikili bir görüşme gerçekleştiremeden dönen Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, 29 Eylül’de Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’le Karadeniz kıyısı Soçi’de bir araya gelmeye hazırlanıyor.

Erdoğan, 19 Eylül’de BM ziyareti için ABD’ye giderken, çok istemesine ve etrafındakilerin yoğun çabalarına rağmen Biden’dan bir randevu alamamıştı. “Covid salgını devam ederken gelmeseniz de olur” cevabı alındığı halde, 5 gün boyunca umut kesilmedi. Erdoğan’ın istediği alt tarafı bir fotoğraftı, 3-5 dakika sohbet etseler ne olur du ki?

ABD’de yapılan konuşmalarda Biden övüldü, Kırım konusundaki Rusya karşıtı tavrın altı çizilerek “Rusya ile de pek iyi değiliz, konuşalım” mesajı verilmeye çalışıldı. Fakat nafile, ABD’den eli boş dönen Erdoğan, moral bozukluğunu saklamadı, hatta sitem etti, “Böyle muamele daha önce görmedim” dedi.

“Zira iki NATO ülkesi olarak bizim çok daha farklı bir konumda olmamız gerekir. Eğer beklenen noktada değilsek, bunları da ifade etmek gerekir… Bizim münasebetlerimiz iki NATO ülkesi olarak bu olmamalı.” dedi Erdoğan.

Türkiye’nin Batı ile ilişkisini bozan Erdoğan’ın elinde sadece bir “NATO ülkesi” olmak kaldı, Rusya’dan S-400 satın almış bir NATO üyesi…

Erdoğan’ın unuttuğu, yokmuş gibi yaptığı gerçekler var; ABD’nin Türkiye olan tepkisi ile doğan S-400 yaptırımları, Halkbank davası, Kuzey Suriye’deki “anlaşmazlıklar” ve tabi ki Erdoğan’ın agresifleşen askeri dış politikası.

Putin ve Erdoğan

Batı’ın ve ABD’nin Türkiye’ye nasıl baktığı ve siyasi tavrı değişiklikleri Erdoğan ve “arkadaşları” tarafından idrak edilmiyor. Yunanistan Başbakanı Miçotakis ile de görüşmenin gerçekleşmediğini hatırlamak lazım.

Geçen hafta, Türkiye Avrupa Birliği Komisyonu’nun ‘Komşuluk ve Genişleme Müzakereleri Genel Direktörlüğü’ (NEAR) bölümünde Ortadoğu ve Kuzey Afrika birimine kaydırıldı. Yapılan değişiklikten daha manidar olan ise açıklamasıydı: “Bu hiçbir şeyi değiştirmeyecek. Ne verilen fonlarda ne de ilişkilerde bir fark yaratmayacak.”

Hükümetin “neye” önem verdiğini gayet iyi anlayanlar, her siyasi krizi gelen yardımlar ile “kara çevrildiğini” görenler “Paranızı alacaksınız” demiş oldular.

Avrupa ve ABD arasında Biden ile yeni dengeler ve ABD’nin değişen öncelikleri, Türkiye dış politikasına yön verenlerin dikkatinden çok uzakta. NATO’nun güçlü ordusu olmak ve bölgede sahip olunan jeopolitik önem, başkalarının daha fazla “bu kabadayı tavırları” tolere etmesi için yeterli değil.

Türkiye’de hükümet, dünya konjonktürün ve farklılaşan ABD stratejik yönelimini uzun süredir doğru değerlendiremiyor. ABD ve Rusya arasında savrulan bir “nispet” diplomasisi ya da ülkelere İHA/SİHA satışı Türkiye’yi dış politikada güçlü ya da vazgeçilmez kılmıyor.

Erdoğan bunları görmezden gelip, her sıkıştığında diğer “dostuna” koşuyor.

“Madem öyle ben de Putin’le aramı düzeltirim” diye düşünmüş olacak ki, ABD’de Rusya’dan satın alınan S-400’ler konusunda geri adım atmayacakları hatta ikinci partiyi bile alabileceklerini açıkladı, bu da kuşkusuz Soçi öncesi Putin’e gönderilen “bir mesaj”. Bu değişken doğrultulara gönderilen sayısız mesajların makul bir anlam zincirinden kopukluğu, tabir yerindeyse Türkiye’nın dış siyasi tarihinde bir “Vertigo dönemi” yaratmış durumda.

Türkiye için artık dış politika, iç politikanın bir uzantısı, daha açık söylemek gerekirse Erdoğan’ın “dış siyaseti”, Türkiye’nin dünyadaki konumu ve çıkarları ekseninden ziyade hükümetinin ömrünü uzatma hedefine kitlenmiş durumda.

ABD ziyaretinden akıllarımızda kalan “Biden ve ile görüşemeyen bir Erdoğan” olsa da, dahası da olduğunu unutmamalıyız. AKP Genel Başkan Yardımcısı Özlem Zengin’in “500 yıllık diplomasi tarihinin en önemli safhası” ve Yeni Şafak gazetesi yazarı Ayşe Böhürler’in ise “Türk Rönesansı” olarak tanımladığı New York’taki Türkevi “coşkusu”, tabana ABD’de de meydan okuduk, gücümüzü gösterdik mesajı vermek için.

Türkiye’nin, dünya siyasetindeki durum tespiti konusundaki derin sıkıntıların bir örneğini de ABD’de yapılan “Kırım çıkışlarında” görüldü. ABD’ye şirin gözükmek isteyen Erdoğan, tabir yerinde ise Rusların hiç de hoşlanmayacağı Ukrayna mesajları verdi. Sıra Putin’in de iken (siyasi etiket böyledir; siz karşı tarafa gittiyseniz, bu kez onun size gelmesi beklenir, ancak bunun ardından sizin gitmeniz uygun olur) onun ayağına Rusya’ya kendi isteği ile gidecek bir liderin, bu tip gürültülü çıkışlar yapmasına neredeyse kimse anlam veremiyor.

Rusya hazırlıkları yapan Erdoğan’ın eli bu kez de zayıf. Rusya, İdlib konusundaki rahatsızlığını buluşma öncesi resmi bir açıklama ile açıkça dile getirdi. Türkiye’nin Rusya-Türkiye arasında iki yıl önce imzalanan imzalanan Soçi Mutabakatı’nda, İdlib’e yönelik yükümlülüklerini, taahhütlerini yerine getirmediğini tekrarladı.

Dışişleri Bakanı Lavrov, Suriye topraklarının neredeyse tamamının teröristlerden kurtarıldığını ancak İdlib gerilimi azaltma bölgesinde “El Nusra’nın uzantısı olan Heyet Tahrir el-Şam’ın hüküm sürdüğünü” kaydetti. Putin’in sözcüsü Peskov da son açıklamasında, durumu özetlediği açıklamasında Türkiye’nin tavrının kabul edilemez ve tehlikeli olduğunu hatta Suriye’de çözüm sürecini engellediğini belirtti. iyor. “Tüm bunlar görüşmenin gündeminde olacak” dedi.

Tüm bu çıkışlara paralel olarak Rusya’nın İdlib’de hava taarruzlarında artış yaşanıyor, Rusya’nın görüşme öncesi taarruzu arttırması da, Türkiye’nin nasıl karşılanacağı açısından bir işaret.

Suriye’de ne ABD ne de Rusya ile ortak bir dil oluşturamayan Türkiye, Rusya’da neler duyacak, neleri masaya koyacak? Resmi açıklamarda konunun İdlip olacağı söylense de, görüşmenin formatı, farklı pazarlıkların yapılacağı fikrini oluşturuyor.

BM konuşmasında Kırım konusunda Ukrayna’ya destek veren Erdoğan, Rusya basına bakacak olursak sinirleri oldukça bozmuşa benziyor. Rusya’nın bir klasiğe dönüşen “domates üzerinden sert tepki” verme siyaseti yine kendini gösteriyor. Bu hafta, Türkiye’den ihraç edilen binlerce ton domates ve taze meyve virüs gerekçesiyle Rus gümrüğünden geri çevrildi.

Erdoğan, Soçi’ye ABD’de reddedilmiş, morali bozulmuş, yeni arayışlar ile gidiyor, dolayısı ile Putin’e karşı koşullar öne sürecek durumda değil, ancak ikinci parti S-400 alımını, Suriye’de olası bir değişiklik, Doğalgaz alımı gibi konularda Erdoğan’a zaman kazandırabilir.

Rusya’daki bazı analistler Suriye’de, Türkiye ve Rusya’nın taban tabana zıt hedefleri olduğunu, çözüm değil, çözümden uzak bir süreçin yürütüldüğünü fakat bu görüşmede Erdoğan’a yeni bir anlaşma dayatılabileceğini söylüyorlar. Rusyalı uzmanlar Afganistan ve Karabağ konularının da masada olacağını düşünüyor.

Diğer yandan, Reuters 26 Eylül’deki haberinde, ABD Dışişleri Bakanlığı’nın Türkiye’yi S-400 konusunda sert bir dille uyardığını, “CAATSA yaptırımlarından bağımsız ve bunlara ek yaptırımların devreye girmesine yol açacaktır” dendiğinin aktardı.

“Türkiye’yi S400’leri elinden çıkarma ve yeni bir Rus silah sistemi almaması konusunda uyarıyoruz.” diyen ABD’ye kulak asmadan Soçi’ye giden Erdoğan’ın dış politikadaki sıkışmışlığı, yeni S-400 alımı ile halletmeye çalışırken, Batı ile arasını daha da açacağa benziyor.