Erdoğan Biden’a hangi Ermenileri anlatsın?

Madem Türkiye’de ilklere imza atan, memleketimize uluslarası şampiyonluklar getiren Ermeni boksör Zakaryan bu kadar önemli ve kıymetli idi, neden adı bugüne kadar bir spor tesise adı verilmedi? Kariyerinin en güzel yerinde Federasyon Başkanı neden adını Galip olarak değiştirmek istedi? Neden ülkemizde tanıtılması yerine Ermeni Soykırım’ı konusunda ABD’ye ders vermek için kullanılması istendi?

ALİN OZİNİAN 05 Haziran 2021 YAZARLAR

Erdoğan, Biden ile görüşmeden önce kendi tabanına minik çapta yağıp gürlüyor. Amacı, S-400 krizinden konuyu Ermeni Soykırımı’na getirmek. ABD’yi 1915 katliamına soykırım dediği için Türkiye-ABD ilişkilerini bozmakla suçlamak. Bilmeyen ABD Ermeni Soykırımını kabul eden ilk ülke sanabilir, lakin 30 fazla ülke ve ülke parlamentosu daha var.

Merak etmeyin, bu bir hafta-sonu yazısı, ABD-Türkiye siyasetinden bahsetmeyeceğim. İnsandan, bu memleketin güzel insanlarından bahsedeceğim. Fakat neden bahsetme gereği duyduğumu da anlatmam gerekli. Muhalif yazar Ertuğrul Özkök köşesinde “Erdoğan, Biden’a fesli bir boksörü anlatacak” başlığı taşıyan bir yazı yazmış.

Erdoğan’ın Biden’a “Türkiye’de doğmuş büyümüş, askerliğini Türk ordusunda yapmış, Türkiye’de hayata veda etmiş, son yolculuğuna kendi arzusu ile Türk bayrağına sarılı tabutla çıkmış bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı….” Ermeni boksör Garbis Zakaryan’dan bahsedebileceğini “incelikleri” ile anlatmış. Tabi Zakaryan’a “Ermeni kökenli” diyerek.

Konu Ermeni Soykırım’ı olunca, muhalif gazeteci pek kalmıyor. Özkök bile “vatan davası” olunca AKP politikası savunabilecek hale geliyor. Devlet suçunu savunmak, hükümet yandaşlığı ile kesişebiliyor çoğu zaman, muhalif olunsa bile.

Oysa son günlerde İstanbul’da yaşayan bir avuç Ermeni sevinmişti, Beyoğlu’nun ortasında, Galatasaray Lisesi’nin ana giriş kapısında, küçük bir açık hava sergisi düzenlendi. Serginin adı ‘Altın Kalpli Eldiven, yani sergi Türkiye boks tarihinin en önemli isminden biri olan Garbis Zakaryan ile ilgili.

Ne tesadüf değil mi? Neden bugün bu sergi? Önce Zakaryan sergisi, sonra serginin dış politikada kullanılması. Katledilenin torununun “katletmedik siyaseti” için kullanmak kadar, ahlaksızca az şeye rastlanır.

Bu yeni, ya da AKP ile başlayan bir “yönelim” değil. Çok eski yıllarda da ne zaman Türkiye’de insan hakları ihlali, dış politikada farklı sıkışıklıklar yaşansa devletimiz bir Ermeni/Rum/Yahudi bulur, onlara mikrofon uzatılır “Biz vatanımızda çok mutluyuz” dedirtilir.

Bu yurttaş bazen ayakkabı tabircisi olur, bazen din adamı, bazen iş insanı, bazen ev kadını. Yabancı ülkelerin ellerini Türkiye’den çekmeleri gerektiğini, içeride herkesin kardeş olduğunu anlatır, anlatmak zorunda bırakılır.

AKP bu Azınlıklar ağzından “Türkler bize çok iyi davranıyor” çıtasını oldukça yükseltti, zamanında tam kadrolu bir milletvekili edindi kendine. Rahmetli Markar Esayan, hem konuştu, hem yazdı; AKP’nin azınlıklar için “beklenen Mesih” olduğunu vurguladı, aldığı her kuruşun hakkını verdi.

Ben aslında size bu hafta sonu Türk sinemasındaki Ermenilerden bahsedecektim ama AKP politikaları planlarımı, programlarımı çok etkiliyor. Ben size Zakaryan’ı anlatmaya çalışayım en iyisi.

BİTLİSLİ DEMİR-YUMRUK ZAKARYAN

Türkiye’nin ilk profesyonel milli boksörü ‘Demir Yumruk’ lakaplı efsane sporcu Garbis Zakaryan, 25 Ocak 2020’de 90 yaşındayken vefat etti. Türkiye’de 1950-1960’larda boks deyince ilk akla gelen, müsabakalarına bilet bulunmayan, 200 amatör, 50 profesyonel maça çıkmış ve sadece iki kez nakavt olmuştu. Zakaryan’ın ölümü Türk basınında “Cenazesi Türk Bayrağına sarılsın istemişti” ana teması ile gündeme geldi.

Bitlisli bir ailenin 1930’da dünyaya gelen çocuğu Garbis, İstanbul’daki Esayan Ermeni Okulu’nu yarıda bırakıp çalışmaya başlamış; atölyelerde çıraklık yapmış, gazete dağıtmış. 1944’te gittiği Galatasaray Kulübü’nde (Hasnun Galip Lokali) oynanan boks müsabakalarından çok etkilen Zakaryan, çok zayıf olduğu için boksa yetersiz görülse de yılmamış, çok çalışmış, inat etmiş, Beyoğlu Spor Kulübü kovmaktan usanıp onu kabul etmeye karar vermiş.
Oradan birkaç arkadaşı ile birlikte Ermenilerin kurduğu Taksim Spor Kulübü’ne geçmiş ve hikayesi başlamış.

Galatasaray Kulübününün istediği Zakaryan 1948’de İstanbul şampiyonu, 1949’da ise Ankara’da Türkiye şampiyonu olmuş. 1950’de tekrar Türkiye şampiyonu olunca önü açılmış.

Askerlikte de boksu bırakmamış, İstanbul Birinci Ordu Şampiyonası’nda, Silahlı Kuvvetler Türkiye Şampiyonu olmuş, Lübnan, Mısır, Fransa, Almanya, Arjantin, Brezilya başta olmak üzere bir çok ülkede dövüşmüş. Antrenörü Kalust Çarkçı’yı hiç bırakmayan Zakaryan, 1964’te Ortadoğu Şampiyonu olup, aynı senelerde dünyaca ünlü boksör Titi Clavel’i mağlup etmiş.

1966 yılında boksu kendi sözleri ile “tadında” bırakmış Zakaryan. Bırakmadan hemen önce Federasyon Başkanı kendisine federasyon antrenörü görevini vermiş. Avrupa Şampiyonu olacak Cemal Kamacı’yı çalıştırmış Zakaryan. İsmi Zakaryan’dan daha çok duyuluyor Kamacı’nın, adı spor salonlarına verilmiş.

“SENİN ADINI GALİP SAKARYA MI YAPSAK?”

Rahmetli dedemin, Şişli Spor Kulübü’nde amatör halter ile ilgilendiği yıllardan tanıdığı Garbis Zakaryan tanışma isteğimi kırmamıştı yıllar önce. Uzun uzun sohbet etmiştik. Bu kadar yumuşak, bu kadar nazik ve insancıl biri nasıl boks yapar diye düşünmüş, hatta ona sormuştum. Boksun asaletini anlatmıştı bana.

Çok güzel Ermenice konuşuyordu, evin dilinin Ermenice olduğunu anlatmıştı. Yaşlanmıştı ama geçmişi anlatırken gençleşiyordu. “Ermeni olarak zor muydu Türkiye’de bunları yapmak?” diye sormuştum; 1948’de Federasyon Başkanı’nın “Senin adını Galip Sakarya mı yapsak?” diye sorduğunu, şakaya vurarak kabul etmediğini anlatmıştı mesela. Fazla bir kelime eklemeden, sadece uzaklara dalarak.

Yurtdışındaki Ermenilerin farklı ülkelerdeki müsabakalara desteğe geldiklerini, “Zakaryan zark! (vur)” diye bağırdığını anlatırken, aslında salondaki yüzlerce Diaspora Ermenisinin Türk Milli Takımı’nı desteklediğini anlattığında, ikimiz de uzun uzun gülmüştük.

1950’de ünlü boksör Yüzbaşı Kenan Yargan ile Harp Okulu’nda dövüştüğünü, tüm Harbiyelilerin Yargan taraftarı olduğunu, maçta gerildiğini anlatmıştı. Güzel maç olmuş, ama Zakaryan önde gidiyormuş “Yüzbaşı her yere düştüğünde hakem hem sayıyor hem de hadi kalk oğlum Kenan diyordu, koskoca Yüzbaşı Kenan, tıfıl bir Ermeni oğlana yenilecek…”

Nakavt edince sorun olmamış, gelip tebrik etmişler, “Gerçekten demir-yumruksun” demişler. Sevinmiş Garbis, gururlanmış. Uzun yıllar görüşmüşler Zakaryan ve Yargan, “Kenan Abi ile iyi anlaştık sonra” demişti Zakaryan.

“LEFTER HAK ETMEDİ BUNLARI…”

6-7 Eylül 1955 pogromunu, Bozkurt Caddesi’ndeki evine giderken gördüklerini, 1964 sürgünlerinde Yunanistan’a sürgün edilen çok sevdiği boksör arkadaşını, efsane futbolcu Lefter Küçükandonyadis’i, onun yaşadıklarını konuşmuştuk… “Lefter hak etmedi bunları” demişti Zakaryan.

Kıbrıs sorunu döneminde Yunanistan ile Türk formasıyla maç yapmış Zakaryan. Olay çıkmasın diyerek maçı Beyrut’a almış taraflar. Suriye’den Türk askeri ateşesi de gelmiş Beyrut’taki maça, odasına gelmiş “Kıbrıs için vur oğlum, e mi!” demiş.

Zakaryan’a “Arjantin’e gel” demişler, anlaşmayı göndermişler, şartlar daha iyiymiş, istememiş, “anamı, memleketimi, anılarımı bırakmam” demiş. Yıllar önce konuştuğumuzda hala doğru yaptığına emindi, “sevdiğim işi, sevdiğim yerde yaptım” diyordu.

Zakaryan, 29 Ocak’ta 2020 Beyoğlu Üç Horan Ermeni Kilisesi’ndeki cenaze töreninin ardından Şişli Ermeni Mezarlığı’nda toprağa verildi. Törene Gençlik ve Spor Bakanı Mehmet Muharrem Kasapoğlu, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya ve daha bir çok bürokrat geldi, arkadaşları tereddütte düşmeden “ Allah rahmet eğlesin. Nur içinde yatsın Garbis baba,” dediler.

Cenaze videolarını izlemiştim; basının vurguladığı temel şey, Zakaryan’ın Türk bayrağına sarılı naaşı idi. Bunu kendi istemiş daha doğrusu değerini tartmak istemiş, Türk bayrağına “layık” olup olmadığını merak etmiş, bir arkadaşına geç yaşında “Beni de sararlar mı ki?” demişti.

Gazeteciler Garbis’in arkadaşlarına “Ülkesine, bayrağına çok bağlıydı, çok vatanseverdi, ay-yıldızlı formayı gururla taşırdı” cevabını duyacakları sorular sordu.

İlklere imza atan, Türkiye şampiyonlukları, Ortadoğu şampiyonlukları olduğu halde adı bugüne kadar bir tesise bile adı verilmeyen, yurt dışındaki teklifleri memleketimi bırakmam diyerek reddeden Zakaryan’ın cenazede sorulanlara bakarsak 90 yıl boyunca bağlılığını kanıtlayamamış, yaptıkları yetmemiş sanki.

TÜRKİYE “ÖTEKİ” EVLATLARINI SEVMİYOR

Türkiye “öteki” evlatlarını sevmiyor. Ölümünün ardından Zakaryan’ın “Bizim Ermeniler ile hiçbir sorunumuz yok” amacı ile kullanılması çok can yakıcı…

Oysa Erdoğan Zakaryan’ı bırakıp Biden’a farklı Ermenilerden bahsedebilir.

24 Nisan 2011’de Batman Jandarma Karakolu’nda zorunlu askerliğini yaparken, görev arkadaşı er Kıvanç Ağaoğlu tarafından “yanlışlıkla” öldürülen er Sevag Balıkçı’dan örneğin. Üzerinde çok kurşun izi olan Askeri forması annesine gösterilmeyen, mahkemenin husumet bulunmadığını gerekçe göstererek hükmünü “kasten öldürme” değil “olası kasıtla öldürme” dediği Balıkçı cinayetinden…

O cinayetten sonra, Ermeni oğlunu doğar doğmaz sünnet ettiren, askerde “zorlanmasın” diye, düşünen Ermenilerden de bahsedebilir…

2013’de İstanbul Samatya’da evlerinde saldırıya uğrayan Ermeni yaşlı kadınlardan da bahsedebilir. Saldırılarda yedi yerinden bıçaklanan, boğazı kesileni ve vücuduna keskin bir aletle haç çizilerek ölen ve yaralanan yaşlı kadınlardan…

O günlerde Samatya’da evleri işaretlenen endişeli Ermeni yurttaşlardan da bahsedebilir. Kapısı işaretlenen Ermeniler durumu hemen polise bildirmesine rağmen olay yerine polisin gelmediğini ve olayın tutanak altına alınmadığını da anlatabilir…

Samatya davası için bulunan ve suçu üstlenen “akıl sağlı” yerinde olmayan Ermeni “katilden” de bahsedebilir Erdoğan Biden’a.

Ekim 2011’de bindiği takside şoförün aksanından dolayı “Kâfir”, “Ne işiniz var bu ülkede?” denilerek, sırf Ermeni olduğu için güpegündüz sokak ortasında dövülen Ermeni kadından, taksinin plakasını verdiği halde bu olayın daha faili bulunmadığından da…

Hatta sadece cinayetleri, gasp, hırsızlık, hakaret, ayrımcılık olaylarını değil, devlet organizasyonlarını da anlatabilir…

İçişleri Bakanı’nın konuşma yaptığı ve Ermenilere “Hepiniz Piçsiniz” pankartlarının açıldığı ‘Hocalı Mitinglerini’, Adalet Bakanlığı verilerine göre 600’den fazla gayrimüslim mezarlığı, ibadethanesi veya mülküne verilen zararı…

Karabağ savaşı sırasında Azerbaycan-Türkiye bayrakları ile Ermenilerin yoğun yaşadığı semtlerde ne müthiş sloganlar atıldığını, sayısı bugün 50 bini geçmeyen İstanbul Ermenilerinin nasıl korktuğunu…

Bizlerle dalga geçilen Hrant Dink cinayetini de anlatabilir Erdoğan, hatta Ermeni Patrik seçimlerinde dönen kirli oyunlardan, kayyum kılıklı, “Ayasofya cami olmalıdır” diyen atanmış bir Patrikten de bahsedebilir.

Bunlar sadece Ermenilerin yaşadıkları, daha Kürt’ün, Alevi’nin, Yahudi’nin ve daha bir çok “ötekinin” yaşadıkları var… Biden’le tek toplantı yetmez hepsini anlatmak için…