Eleştirinin değeri ve sözün gücü

Eleştiriye değer katan muhalif olmak mıdır? Bu sorunun cevabı tabi ki hayırdır. Eleştiriye değer katan, şahsi çıkar beklentisinden uzaklığı ve güç mücadelesindeki taraflardan birisine avantaj sağlama amacıyla yapılmamış olmasıdır.

AYHAN TEKİNEŞ 14 Kasım 2021 GÖRÜŞ

Eleştiri gücünü sözden alır. Eleştirinin etkisini de sözün değeri belirler. Sözün değeri ise konuşanın kimlik ve niyetiyle yakından ilgilidir. Sözün taşıdığı bilgi teorik alanda daha açık ve niyetten bağımsızdır. Ancak pratik alanda, politik ve ahlaki eleştirilerde niyet de etkilidir. Bundan dolayı insan davranışlarıyla ilgili konularda sözün literal anlamıyla yetinilmez, kelimelerin arkasına gizlenen anlamlara da bakılması gerekir. Ancak modern zamanlarda sözün ekonomik değerinin ortaya çıkmasıyla birlikte söz de metalaştı. Söyleyenin kimliğinden ve niyetinden bağımsızlık kazanarak, adeta bir resme ve ikona dönüştü.

Sosyal medya yazıya karşı sözel kültürü yeniden canlandırsa da sözün gücüne olumlu katkı yapmak yerine sözü daha da itibarsızlaştırdı. Uzmanlık gereken önemli konularda bile sayısız eleştiri ve yorumla karşılaşmak mümkün. İşin kötüsü akl-ı selimden uzak marjinal yorumlar sosyal medyada çok daha ilgi çekiyor ve daha hızla yayılıyor. Sözün modernizm ve post-modernizmden sonra bu üçüncü düşüşü, sözü neredeyse tamamen değersizleştirdi. Fen bilimleri ile ilgili bilgiler de bu süreçte değersizleşti ama sosyal bilimlerde özellikle de politik ve ahlaki tutumların eleştirisi konusunda tam bir sefalet yaşanıyor.

Teoriyi eleştirmekle davranışları eleştirmek arasında fark olduğu açıktır. Siyasi ya da ahlaki bir davranışı eleştirdiğimizde, eleştirinin sosyal ve siyasi etkisi eleştirinin geçerliliğini de belirler. Bu durumda eleştirinin ne amaçla yapıldığı da sorgulanır. Bir çıkarımız var mı, yok mu, bir güç mücadelesinde taraf mıyız değil miyiz? gibi sorular gündeme gelir. Hatta kişisel ilişkiler ve yakınlıklar bile bazen eleştirinin değerini belirlemede etkili olur. İşin ilginç tarafı ise bir düşüncenin eleştirisinde insanlar daha toleranslı oldukları halde davranışların eleştirisi söz konusu olunca daha acımasızdır. Bir şeyi eksik bilmek ya da hatalı düşünmek tolere edilir ancak bir meselede yanlış davranmak hatta yanlış yerde durmakla eleştirilmek şiddetle reddedilir.

İşin doğrusu politik eleştirilerde eleştirinin rolü, zamanı ve ifade edilme biçimi son derece belirleyicidir. Mesela Osman Kavala’nın tutukluluğu konusunda çıkan son büyükelçiler krizinde elçiliklerin yayınladığı ikinci açıklamayı ele alalım. Elçiliklerin Viyana Sözleşmesi’nin 41. Maddesine bağlılıklarını teyit ettikleri açıklamayı literal olarak yorumladığımızda elçilikler, zaten var olan bir durumu tekrar etmiş oluyorlar. Kavala konusundaki pozisyonlarında bir değişiklik gözükmüyor. Ancak bu açıklamayı Erdoğan hükümetiyle yaşadıkları kriz çerçevesinde ve Erdoğan nezdinde oluşturacağı etki bağlamında ele aldığımızda, elçiliklerin ikinci açıklaması Erdoğan’ı sakinleştirmeyi amaçlayan bir geri adım olarak algılanmıştır.

Siyasi iktidarlar, özellikle zayıfladıkları dönemlerde halkı ikna etmek için propagandanın gücünden daha fazla yararlanmak isterler. İşte böyle dönemlerde kudretli zamanlarda fazla ihtiyaç duyulmayan din duygusunu istismar etmek hatırlarına gelir. Nasılsa hazırda görev bekleyen yeterli sayıda ilahiyatçı her zaman vardır. Onlar devreye girer ve rejimin istediği fetvaları üretirler. Bu fetvalar doğru mu yanlış mı diye tartışmak anlamsızdır. Zira üretilen fetva ve eleştirilerin amacı hakikati bulmak değil politikacılara destek vermektir.

Bir başka örnek. Bir gazetede yazı yazabilmeniz zımnen tanıdığınız eski arkadaşlarınızı zaman zaman eleştirme şartına bağlanmışsa eleştirileriniz, ilk bakışta özgür düşüncenin ortaya çıkışı gibi görünse de eleştirilerin amacı, eleştiriyi ahlaki açıdan sorunlu hale getirir. Hatta bazen eleştiren kişiyi tetikçi konumuna da düşürür.

Bütün bu örnekler düşüncelerin eleştirisinden ziyade ahlaki ve siyasi tutumların ve davranışların eleştirisi için geçerlidir. Bir düşünceyi eleştirdiğinizde argümanlarınız güçlüyse amacınızın ne olduğu ya da kimliğinizin çok da önemi yoktur. Ancak hizmet ettiğiniz ya da çıkar ilişkisi içinde bulunduğunuz bir kurumun siyasi rakiplerine karşı yaptığınız politik eleştiriler ister istemez sorgulanır. Bu tür eleştiriler yalnızca eleştirinin değerini düşürmez, aynı zamanda eleştiren kişinin itibarını da zedeler.

Herhalde en itibarlı eleştirmenler felsefi düşünceleri eleştirenlerdir. Buna karşılık çok kolay ve daha yaygın yapılsa da en itibarsız olanı da politik eleştiridir. Siyaset üzerine eleştiri yapan itibarlı yazarlar yok mudur? Tabii ki vardır. Şayet güçlüye karşı ise ve iktidara karşı yapılıyorsa politik eleştiriler de değerlidir. O halde eleştiriye değer katan muhalif olmak mıdır? sorusu hatıra gelir. Bu sorunun cevabı tabi ki hayırdır. Eleştiriye değer katan, şahsi çıkar beklentisinden uzaklığı ve güç mücadelesindeki taraflardan birisine avantaj sağlama amacıyla yapılmamış olmasıdır.

Hakikati arama ve mazlumları savunma amaçlı eleştiriler her zaman değerlidir. Zira siyasi eleştirinin önceliği, bilinmeyen bir konuyu keşfetmek ve açığa çıkarmak değil, haksızlığa engel olmak ve bir yanlışı düzeltmektir.  Bir başka deyişle eleştirinin icra ettiği rol ve hizmet ettiği amaç daha önemlidir. Mesela toplumsal bir yanlışın eleştirisi aslında iktidara yarıyor ve daha büyük yanlışlara hizmet ediyorsa bu durumda eleştiri iktidar ve güç sahiplerinin yanlışlarının normalleştirilmesine yardımcı olur.

Sözün kutsal olduğu eski zamanlarda söz güçlüydü. Sözün reklam ve propaganda aracı olarak görüldüğü modern zamanlarda ise söz gücünü kaybetti. Fransız sosyolog ve teolog Jacques Ellul’un kitabının başlığında ifade ettiği gibi modernizmle beraber The Humiliation of The word/Sözün Düşüşü gerçekleşti. Sözü doğrulamak ya da yanlışlamak mümkündür. Ancak sözün yerine ikame ettiğimiz imajların doğruluk değeri değil, aksine tasviri değeri yani bir bakıma işlevsel yönü öne çıkar.

Dini kavramları aşırı yorumla sembolik olarak algılamak da sözün resimler gibi imajlara dönüşmesine dolayısıyla değerini yitirmesine katkı yapar. Mesela liderlerini Mehdi olarak algılayan müritler, Mehdi ile alakalı doğru ya da yanlış tarih içinde ortaya çıkan bütün haber ve yorumlar içinden uygun olanları seçerek onlara sembolik anlamlar yükler ve liderlerinin kişisel özellikleriyle bağdaştırmaya çalışırlar. Sonuçta sözün literal değeri yerini sembolik değerine bırakır. Söz norm taşıma ve bağlayıcı olma özelliğini tamamen yitirir. Bu durumda ahlaki normları da lider, belirlemeye başlar. Söz temel imajların destekleyicisi ya da tamamlayıcısı logo parçalarına dönüşür. Bir siyasi hareketi İslam davasının kurtuluş hareketi ve liderini de halife olarak kabul edenler için dini ve ahlaki normlar da sembolün tamamlayacı parçalarına dönüşür.

Sosyal medyada sözün anlık bir gücü var. Kısa zamanda değerini yitirir ve geçmişte ne söylenildiği ile de çok az insan ilgilenir. Sözün anlık etkisi, mazisini ve geleceğini ortadan kaldırır. Köksüz bir ağaç gibi kalan söz, büyüme ve meyve verme kabiliyetini yitirir. Günlük savaşların, anlık başarıların kahramanı olur ama kalıcı hakikatleri taşıma kabiliyeti de kaybolur.

Yazıya dönüşen konuşmaları yazarın psikolojisinden bağımsız düşünmek mümkün değildir. Bazen yazarın psikolojisi ve amacı üzerine konuşulduğunda, niyet okuması yapmakla suçlanırız. Halbuki bir yazarın niyet ve amacını dikkate almadan bırakın bir metni yorumlamayı doğru bir şekilde anlamak bile mümkün değildir. Niyet okumak, metne yansıyan bir işaret ve karine olmadığı zamanlarda sırf yazarın kimliğinden hareketle metinde bulunmaya bir anlam çıkarmak durumunda eleştirilebilir. Ancak yazarın psikolojisini anlamak maksadıyla niyet okumak sanat eserlerinin kritiğinde ve düşüncelerin kritiğinde işlevsel olsa da siyasi ve ahlaki eleştirilerde problemlidir.

Siyasi eleştirileri yazarın niyetinden tamamen bağımsız yorumlamak da zordur. Bu sebeple niyet ve amacı belirlemeye yardımcı olacak somut göstergelerin araştırılması gerekir. Zira somut veriler olmadan yazarın niyetini tayin etmek ve niyeti üzerinden karşı eleştiri yöneltmek ahlaki açıdan dürüst bir yaklaşım değildir. Bu durumda elimizde kalan en somut veri, eleştirinin siyasi ve toplumsal fonksiyonu ve rolüdür. Yazarın niyetini ve amacını belirlemek ahlaki açıdan sorunlu olduğundan dolayı niyet ve amacı gösteren ve onların yerine ikame edebileceğimiz somut verilere ihtiyacımız vardır. İşte bu somut veri, eleştirinin siyasi açıdan üstlendiği roldür. Hangi maksatla söylendiğine değil kime ve neye hizmet ettiğine odaklanmak bize siyasi eleştiriler hakkında mümkün olan en objektif kriteri verecektir. Bu sebeple siyasi eleştiriler, niyetler üzerinden değil eleştirinin fonksiyonu ve rolleri açısından değerlendirilmelidir.

Takip Et Google Haberler
Takip Et Instagram