Dünyanın kapıları, Fink’in akıl penceresi

Amerikalı fotoğrafçı Peter Fink'in retrospektif sergisi artık var olmayan bir dünyanın kapılarını aralıyor.

SELAHATTİN SEVİ 09 Ocak 2022 FOTOĞRAF

Peter Fink gibi bir ustanın retrospektif sergisini ziyaret etmekle ilkgençlik yıllarında devasa perdeli bir sinemada izlenen karate filmlerinin etkisi ne kadar da benzer! O yaşlarda filmden sonra sokağa adım attığımızda, gözlerimiz gün ışığına alışmaya çalışırken beyaz perdedeki vurdu-kırdı zihnimizde devam ederdi. Uzakdoğulu dövüşçülerin estetize edilmiş hareketlerini kaba saba da olsa özgürce tatbik edebilmek için eve kendimizi zor atardık. Fink’in karanlık odada negatif filmlerden görüntüye dönüştürdüğü baskıları görünce de benzer bir ruh halini yaşıyorsunuz. Sırt çantanızdaki kamerayı çıkarıp sokak sokak dolaşmak duygusu sarıyor her yanınızı.

Nehir yönünden gelip kentin tarihi Römer Meydanı’nı geçtikten sonra iki yana uzanan Braubach Strasse’de sola saparsanız adımlarınız sizi tramvay durağının hemen yanındaki Fotografie Forum Frankfurt (FFF) galerisine götürecektir. Orada Amerikalı fotoğrafçı Peter Fink’in (1907-1984) My Mind’s Eye (Aklımın Gözü) adlı retrospektif sergisi artık var olmayan bir dünyanın kapılarını aralıyor.

FOTOĞRAFLAR: SELAHATTİN SEVİ

Sergide en çok dikkatimi çeken kareler özellikle Avrupa ve Amerika sokaklarında çekilen çocuk fotoğrafları oldu.

Sokakların henüz işten ya da okuldan eve gidip gelmek için kullanılan birer ‘yol’ olarak görülmediği zamanlarda kayıt altına alınan siyah-beyaz küçük baskılarda -neredeyse- çocuk seslerini bile işitmek mümkün. Bir zamanlar Batı sokaklarında da gülen, oynayan, koşuşturan, kameraya bakan çocukları görmek ne kadar da hüzünlü. Altından kanalların, kabloların geçtiği; araçlara, bisikletlilere ve yayalara ayrılan bölümlerin titizlikle korunduğu sokaklardan insan sesinin, çocuk cıvıltılarının çekilmiş olması gerçekten acıklı.

Batı’da yasa ile de güvence altına alınan ‘veri mahremiyeti’ kavramı kentlerde, meydanlarda, sokaklarda insanların fotoğrafının çekilmesine karşı ciddi yaptırımlar getirdi. Özellikle de çocukların… Yasalar ile görüntülerin rıza dışı çekilmesi, kullanılması ve yayımlanması imkânsız hale geldi. İlginçtir, ilgili yasaların sıkı uygulandığı ülkelerin sokaklarından insanlar da elini ayağını çekti.

Peter Fink, yaşadığı dönemde her ne kadar ABD’de tanınsa ve saygı görse de eski kıtada fazla bilinmiyordu. Oysa o, okyanusun her iki yakasındaki kentleri adım adım gezmiş, gündelik yaşama dair yetkin, dokunaklı ve çağını aşan işlere imza atmıştı.

Eşi Monique Fink, 1984 yılında vefat eden sanatçının kapsamlı arşivini yaklaşık 20 yıl önce Almanya’ya getirmeseydi belki böyle bir retrospektifin bazı parçalarını sadece New York’taki Metropolitan Müzesi’nde, Paris’teki Bibliothèque Nationale’de ya da başka bir modern sanat mekânında görebilecektik. Bu sergi ile 200’den fazla eski baskı dahil olmak üzere 242 objeyi bir arada inceleme fırsatı yakaladık.

Fink her ne kadar mimari, moda ve reklam fotoğrafçılığı konusunda döneminin aranan isimlerinden biri olsa da, sıradan hayatlara ve insanlara dokunmayı da bilmişti. Son dönemlerinde ise evine kurduğu stüdyoda ise çeşit çeşit çiçek ve bitkileri fotoğrafladı.

Hayatı boyunca bir ajansa bağlı kalmamasını, üzerinde iş yetiştirme baskısı hissetmemesini muhtemelen lüks Fransız markalarına yaptığı işlere borçlu olan Fink çok seyahat etti. ABD ve Avrupa’nın yanı sıra Kuzey Afrika ve Asya’ya da gitti. Özellikle Avrupa’da İkinci Dünya Savaşı sonrası döneminin fotoğraflarında yıkılan şehirler ya da viran sokaklar değil çerçevesine sevgi dolu bakışlarla konuk olan insanlar vardı.

Küratörler Celina Lunsford ve Andrea Horvay tarafından labirenti andıran FFF galerisine ustaca yerleştirilen fotoğraflar ve objeler sanatçının adına yakışan bir tasarıma sahip.

1907’de ABD’de Samuel Nelson Peter Finkelstein olarak dünyaya gelen Peter Fink, Chicago’da sanat eğitimi aldıktan sonra bir süre tasarımcı olarak da çalışmıştı. Fotoğraflarındaki mükemmel kompozisyonlarda da bu hissediliyor. Otuzlu yaşlarda başladığı fotoğraf yaşamını özetleyen serginin ve kitabın adı her ne kadar Aklımın Gözü olsa da, sanatçının ‘gönül gözü’nün süzgecinden geçmiş çalışmalar olarak da nitelenebilir.

Sadece son on beş yılda sokaklarda beşincisini eskittiğim, altıncısını sipariş ettiğim Domke marka çantamı bekleme zamanı… Dizüstü bilgisayarımla birlikte bazen Canon bazen de Fuji fotoğraf makinamı alıp sokağa çıkmak için çok sebep var.