Doğu Ergil: Yurttaşların bir kesimini ayrı görmek, dışlamak bölücülüktür

Kürt sorunu ve çözümü üzerine Kronos TV Youtube yayınında düşüncelerini paylaşan Prof. Dr. Doğu Ergil, “Sorun çözen, çok daha çoğulcu, müzakereci, katılmacı bir parlamenter sistem olması lazım. İşte onun içinde Kürt sorununun çözümünü sağlayacak olan unsurlar yer alacaktır.” dedi.

MEHMET ŞAHİN 05 Kasım 2021 SÖYLEŞİ

 

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in TBMM Grup Toplantısında sarf ettiği “HDP’yi PKK’nın yanında konumlandırıyoruz.” cümlesi hem HDP’nin Millet İttifakı’na yaklaşımı hem de Kürt sorununun çözümü noktasında yeni sorular doğurdu. Kronos TV YouTube yayınında siyasetin bir açmazı olarak Kürt sorununu değerlendiren Prof. Dr. Doğu Ergil, mevcut sistemde sorunun tanımının değişmeyeceğini dolayısıyla da çözümün mümkün olmadığını söyledi. Ergil, öncelikle sorunun doğru tanımlanması gerektiğini vurguladı.

İşte Ergil’in açıklamalından öne çıkan başlıklar:

“Hastalığın tanısı konulursa onun ne olduğunu biliriz ve ona uygun bir tedavi yöntemi uygularız. Şimdi bu daha yapılmadı ki… Hala sürüyor. Nedir Kürt sorunu? O kadar değişik ifadeler var ki, bunda da bir sakınca yok ama resmi otoritenin ne anladığı ve bu anlayışın ne kadar süreklilikle bugüne kadar taşındığı önemli. Arada sırada farklı tanımlamalar ve o yeni tanılara göre yeni tedavi yöntemleri düşünüldü. Mesela birkaç sene önce ‘Akil insanlar heyeti’ oluşturuldu, bütün ülkede toplantılar yapıldı. Ondan sonra tekrar eski tanıma dönüldü ve tamamıyla artık şiddeti daha büyük bir şiddetle bastırma yöntemi diyebileceğimiz alışkanlığa dönüştü iş. O yüzden de sorun uluslararasılaştı. Uluslararasılaştığı ölçüde de çözümsüzlüğün tabanı yaygınlaştı. Çözümsüzlük diyorum, çünkü çok fazla aktör dahil oldu, o aktörlerin her biri daha da zorlaştırdı çözümü. O yüzden en önce bir resmi tanı lazım bize, bu sorun nedir? Böyle bir resmi tanı şimdiye kadar, “Bu bir terörizm olgusudur, muhatabı da sorunun -yani Kürtler- teröristtir. Dolayısıyla temizlenmelidir ya da tabii çok geniş bir kitle, milyonları bulan. Eli silahlıları temizlenmeli, onlar da baskı altında tutulmalıdır. Kürtlerin siyasal talepleri olmasın”… Bu başka azınlıklar için de yapıldı şimdiye kadar, bana gelen notlar var, deniliyor ki mesela; ‘Niçin Kürtler itiraz ediyor da sisteme, diğerleri etmiyor?’. Diğerleri diye bir şey kalmadı ki! Yani Ermeni mi var, Laz mı var, Rum mu var? Yani Türkiye’de birkaç binle ifade edilebilir. Onların zamanında itirazları oldu, bu itirazlar bastırıldı, kendileri sürüldü. Olmayanın sorunu da olmaz anlayışıyla ortadan kaldırıldı. Sorunlu ortadan kaldırılarak sorun da ortadan kaldırıldı. Bu Kürtler için çok zor, çünkü çok kalabalıklar, çok daha iyi örgütlüler ve aynı zamanda bütün Orta Doğu coğrafyasında, Avrupa’da faaller.”

‘YURTTAŞLARIN BİR KESİMİNİ AYRI GÖRMEK, ONLARI DIŞLAMAK DA BÖLÜCÜLÜKTÜR’

Kürt sorununda statükoya dikkat çeken Prof. Dr. Ergil, körüklenen ayrımcılığa işaret etti:

“Sorun doğru bir tanıya dayanmadığı için hep kötü niyetli, ülkeyi bölmek isteyen, insan öldüren, işte ‘Bebek katili’ diye bir tanım var, tanımlarla düşmanlaştırılmış, ulusal nefretin hedefi haline getirilmiş bir kitle var. Şimdi bu kitleyi siz nasıl alacaksınız yanına, siyasi ortağınız yapacaksınız ve birlikte yaşamanın şartlarını müzakere edip, oluşturup ondan sonra da birlikte yaşayacaksınız? Bu o kadar zor hale getirildi ki! Bu düşmanlaştırma, bölücülük… Bu da bir bölücülük. Bölücülük sadece ayrılıkçılık siyaseti gütmek değil. Yurttaşların bir kesimini ayrı görmek, onları dışlamak da bölücülüktür ve böyle bir bölücülük ortamında artık birlikte yaşamanın şartlarını müzakere etmek ve oluşturmak çok zor artık. Siz kardeşsiniz dese bir yaşlı hanım çıksa, “Ya bu benim düşmanım. Çünkü bu bana hep düşman olarak anlatıldı.”. Şimdi Güneydoğu da, Güneydoğu’nun da güneyinde artık, babaların gidip askerlik yaparak ortadan kaldırmaya çalıştığı bir kitlenin üzerine oğulları asker olarak gittiler. Yani kuşaklar boyu süren bir nefret ve düşmanlık, bu sadece duyguda değil, fiilde, öldürdüğüne ‘leş’ diyor mesela… Onu insanlıktan çıkarıyor, kimliksizleştiriyor. Bunu yapan bir resmi zihniyet var ve şu veya bu hükûmetle kayıtlı değil bu. Sürekliliği olan bir zihniyet ve bu da popüler kültürün bir parçası oluyor, toplumsal kültürün bir parçası haline geliyor. Neden nefret edecek, niye edecek? Bunu öğreniyor gençler her kuşakta ve kuşaklar boyu süren bir nefret ve artık birlikte yaşamama alışkanlığı doğuyor. Unutmayın, 30’larda ve 40’ların bir kısmında Avrupa’da da inanılmaz bir ırkçılık, milliyetçi şovenlik ve ötekine karşı, yani farklı olana karşı müthiş bir baskı ve düşmanlık vardı. Bütünüyle yok edilmesi çok zordur böyle şeylerin, çünkü bir tortusu kalır toplumsal bellekte. Türkiye’de bu devam ediyor ve çeşitli ideolojik gruplar bunun devam etmesi için destek görüyorlar. Ulusal güvenliği böyle sağlayabiliriz zannediyorlar. Ondan nefret ederek, bunu bastırarak, bunu dışlayarak…”

‘KÜRT SORUNU DA BİR ŞİDDET SORUNU DEĞİLDİR’

Prof. Dr. Doğu Ergil, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in “HDP’yi PKK’nın yanında konumlandırıyoruz.” cümlesinden hareketle konunun daha geniş bir tabanı olduğunu belirtti:

“Sayın Meral Akşener’in içinden geldiği kesim milliyetçidir. Bizde milliyetçilik, ırkçılık boyutuna gelir dayanır. Yani Türklüğü siz Türkiye coğrafyasındaki herkes diye tanımlamazsınız. Yedi sülalesi Türk olan bir tanıma dayanır Türklük. Böyle bir gelenekten gelince toplumda yaygın olan bu anlayışı temsil ediyor ve onun dışına çıkmıyor, oy alması lazım. Ne yazık ki, oy alması için yine Türklüğe vurgu yapan ve bu Türklüğü de diğerlerine karşı tanımlanmış bir kavram olarak gören bir anlayış söz konusu. Bu anlayışı benimseyen her kesim ya destek sağlıyor Kürtleri dışlamaya ya da çekimser kalıyor ama yurttaşlık hakkı, yurttaşlık hukuku, yurttaşlık kültürünü hep dışarıda bırakarak yapıyor bunu.”

‘KÜRT SORUNU KARŞISINDA MUHALEFET DE HAZIRLIKLI DEĞİL’

Ergil, İYİ Parti’yle ilgili daha önce gündeme gelen Cumhur İttifakı’nda yer alabileceği söylentilerini de değerlendirdi:

“Artık İYİ Parti o kadar angaje oldu ki Millet İttifakı’na, bundan sonra güvenilmez damgası yemek istemez. Şu andaki yönetici koalisyon eğer HDP kendilerini desteklese bundan çok memnun olurlar ve hatta taviz verirler, Kürt kimliğinin tanınması konusunda. Çünkü bütün amaçları iktidarda kalmak. Yeni, yeni bir millet tanımı, yeni bir yönetim anlayışı, yeni bir siyasi yapılanmayı falan öngörmüyorlar. İktidarda kalmak birincil hedefleri. O yüzden de Kürtlerden destek sağladıkları zaman bundan fevkalade memnun olurlar ama seçim sonrasında her şey eskisine döner. Millet İttifakı’ndaysa bir yapısal değişiklik vaadi söz konusu. Şimdi bu yapısal değişiklik vaadi sadece kurumlarda meydana gelecek değil. Aynı zamanda rejimin özünde ve ruhunda da meydana gelecek bir değişikliği içeriyor. Hani diğer partiler ne kadar samimidir bu konuda bilmiyorum. Yani, sadece parlamenter sisteme dönmek yeter mi? Yetmez bence, demokrasinin alt yapısını oluşturmak lazım. Bunun için ne kadar hazırlıklılar, ne kadar bu işbirliğini sürdürebilirler ve bunu sağlayacak olan Kürt desteğinin ve Kürt kimliğinin Türkiye Cumhuriyeti ulusal kimliği içinde yerini alması ve saygınlık kazanması için neler yapılacağı konusunda ne kadar müzakere ettiler ve anlaştılar? Doğrusu bilmiyorum ama bu yapılmazsa sadece bir seçim ittifakı söz konusu olur ve ondan sonra tekrar ayrışılır. Yani, seçim kazanılsa bile eğer bir ayrışma söz konusu olursa yeniden yönetemez hale gelir kazanan muhalefet. Türkiye’nin istikrara kavuşması için Kürt sorununun çözülmesi lazım. Bu Kürt sorunu da bir şiddet sorunu değildir. Kürt kimliğinin Türkiye Cumhuriyeti dediğimiz çoğul varlığın içinde yerini alması, saygı görmesi ve ona katkıda bulunacak, onu güçlendirecek bir role kavuşması demektir. Bunun hazırlığını görmüyoruz maalesef. Yakıcı sorun iktidarın değişmesi. İktidarın değişmesiyle birlikte Türkiye bağlamındaki başkanlık sisteminin değişmesi, parlamenter sistemin tekrar gelmesi ama eski parlamenter sistem değil. Sorun çözen, çok daha çoğulcu, müzakereci, katılmacı bir parlamenter sistem olması lazım. İşte onun içinde Kürt sorununun çözümünü sağlayacak olan unsurlar yer alacaktır. Yoksa, bu değişiklik olmadan Kürt sorununun tanısı değişmez. O tanı değişmeyince de neyle uğraşacağız, neyi değiştireceğiz, neyi iyileştireceğiz, onu bilemeyeceğiz hiçbir zaman ama belli ki, şu anda muhalefet de çok hazırlıklı değil buna. Tartışmıyor, tartışamıyor çünkü müttefikleriyle arası açılacak

‘KÜRTLERİ DE ORTAK ALIP ARAYIŞA GİRİLMEZSE ÇÖZÜM MÜMKÜN DEĞİL’

Adalet ve Kalkınma Partisi’nden yeni bir ‘Çözüm Süreci’ hamlesiyle HDP’yi yanına çekme ihtimalini de ele alan Prof. Ergil, böyle bir işbirliğine Kürt siyasetçilerin de Kürt halkının da razı olmayacağını savundu:

“Son derece fırsatçı ve ilkesiz bir seçim yapmış olur. Ne olacak? İktidarın bir parçası mı olacak HDP? AK Parti’yle yapacağı bir ittifak kendisine ne sağlayacak? Kürt sorununu çözümünü sağlamayacak, iktidara ortak olamayacak, sadece kullanılacak. Sadece kullanılacak. Zannetmiyorum. Sadece Kürt siyasetçiler değil, Kürt halkı da razı olmayacaktır kullanılmaya, çünkü yeterince kullanıldılar.
Her değişiklik, her yeni çözüm arayışı cesaret isteyen bir şey. Farklı bir kurgu gerektiriyor. İnsanlar statükoya, beğenseler de beğenmeseler de sadık kalıyorlar çünkü, bilindik bir dünyayı yansıtıyor statüko. Bir sorun, sorunluyla beraber çözülür. Kürtleri de ortak olarak alıp Kürt sorunu denilen şeyin nasıl çözülebileceği eğer bir sistematiğe bağlanmazsa ve bu geniş kesimler ve onların temsilcileri tarafından eğer birlikte bir müzakere süreciyle çözüm arayışına girilmezse çözülmesi mümkün değil. O zaman ne oluyor? Eski yönteme yani bastırmak, dışlamak ve şiddet sarmalına mahkum oluyor toplum ve bunu yapanlar da iktidar veya iktidarın destekçisi olarak güçlerini koruyorlar. Şimdi bir de asker ötesi, paramiliter dediğimiz yeni örgütler çıktı. Bu çözülemeyen Kürt sorununu resmi orduyla değil, gayriresmi askeri teşkilatlarla çözmek gibi, bence oldukça sapkın ve çok tehlikeli bir yola girildi. Bu aynı zamanda Kürt sorununun sınır aşan görünümlerine karşı da aynı unsurlara yani paramiliter örgütlere yaslanarak ve onları beslemek için yasadışı bir ekonomiye hayat vererek yeni bir yapılanmaya gidildi ve bu son derece hem yasalara hem geleneklere hem vicdana ve akla aykırı bir gelişmedir maalesef.”

‘SİSTEM KÜRTLERİ  İÇİNE ALSA RAHATLIKLA KATILACAKLAR’

Kürt sorununun aldığı uluslararası boyutu değerlendiren Prof. Dr. Doğu Ergil bir çatışma tehlikesine dikkat çekti:

“Türkiye kendisine yönelik olarak algıladığı Kürt tehdidine karşı Suriye’de, Irak’ta bir alanı elinde tutup kontrol edebilsin diye kendi aleyhlerinde olacak bir dizi gelişmeye izin vermeyecekler, vermiyorlar da zaten ve giderek Türkiye’nin eli zayıflıyor, kontrol alanı daralıyor. Daraldığı ölçüde de Türkiye bu uluslararası unsurlarla çatışmaya doğru gidiyor maalesef.”

Hazırladığı ve 1995’te yayınlanan ‘Doğu Raporu’nu anımsatan Ergil, Kürtlerin temel talebi üstünde durdu:

“Evet Kürtler sisteme itiraz ediyorlar ama kendilerini dışlayan bir sistem. İçine alsa, rahatlıkla katılacaklar ve Türkiye Cumhuriyeti’ne itirazsız katı yapacaklarını ifade ediyorlardı. Yani Kürtler dışarı çıkmak değil, içeri girmek istiyorlardı. Tek başına bu bulgu bile çok çok önemliydi ama bunu siyasal akıl algılamadı. İkincisi, Kürt olarak saygı duyulmak istiyorlar. Yani, ‘Siz dağ Türküsünüz’ gibi saçma sapan kimlik kaydırması, kimlik zorlaması olamadan, ‘Tamam, siz Kürtsünüz ama Türkiye Cumhuriyeti’nin has evlatlarısınız.’ sözünü duymak ve muamelesini görmek istiyorlar. Bunları Türkiye hiç yapmadı, yapmak da istemedi çünkü güvenmedi Kürtlere. Niçin? İşte, vatandaşlık dediğin Türklükten ibarettir, gerisi zaten ya tehlikelidir ya yabancıdır ya da bizden değildir.”