Dışişleri Bakanlığı “Ankara kriterleri” olmadığını itiraf etti

Erdoğan’ın “Ankara kriterleri” dediği şeyin aslında rejimin otoriterleşmesini örtmek için uydurulmuş iğreti bir kılıf olduğu zaten bilinen bir gerçekti. Bugün yaptığı açıklamayla bu hakikat şimdi Dışişleri Bakanlığı tarafından zımnen de olsa itiraf edildi.

ÖMER MURAT 25 Haziran 2021 HABER ANALİZ

Avrupa Birliği üyesi ülkelerin liderlerinin 24-25 Haziran’da Brüksel yaptıkları son zirvede Türkiye’ye ilişkin aldıkları kararlar Ankara’nın beklentilerini karşılamaktan çok uzak kaldı. Nitekim Türk Dışişleri Bakanlığı’nın yazılı açıklamasında iktidar cenahında yaşanan hayal kırıklığının boyutları açıkca görülüyordu. AB liderleri zirvede aldıkları kararlarla Türkiye’yle ilişkilerde uzunca bir süreden beri uygulayageldikleri taktiği devam ettirerek Erdoğan rejimini fazla tahrik etmeden, Ankara’ya pek taviz de vermeden sorunları ötelemeyi tercih ettiler.

AB Türkiye’yi fiilen bir aday ülke olarak görmüyor ama hem bunu ilan etmekten, hem de Türkiye’den “aday ülke” olarak bahsetmekten kaçınıyor. Suriyeli mülteciler dolayısıyla Türkiye’nin yükünü paylaşmak için 3,5 milyar euro yardımda bulunmaya karar verirken, bu yardımı Erdoğan’ın talep ettiği gibi doğrudan hükümete vermek yerine, mülteciler için yürütülen “insani projeleri” finanse etmek üzere harcamayı tercih ediyor. Zirve kararlarında bu ayrıntılara yer verilmemekle birlikte, ismi açıklanmayan Avrupalı diplomatların basına verdiği bilgilere göre mali yardımı doğrudan Türk hükümetine vermek istememeleri, Erdoğan iktidarının hukuk tanımazlığı ve yolsuzluklara batmış siciliyle ilgili…

Erdoğan rejimi için bir başka can sıkıcı durum, bugüne kadarki uygulamanın aksine 3,5 milyar euro’luk yardımın AB ortak bütçesinden ödenmesi kararı alınması… Bu nedenle yardımın kesinleşebilmesi için Avrupa Parlamentosu’nun onay vermesi gerekecek. Tabiatıyla bu vesileyle Türkiye’de hukukun üstünlüğünün, insan hakları ve demokrasinin durumunun giderek kötüleşmesi meselesinin Avrupa Parlamentosu’nda yoğun şekilde yeniden tartışmaya açılması kaçınılmaz hale gelecek. Dışişleri açıklamasında Ankara’nın bu konuda uğradığı sukutuhayal “Önerilen yeni mali yardım paketi, Türkiye’ye değil, Suriyeli sığınmacılara yönelik olup, esasen AB’nin kendi huzur ve güvenliğinin teminatı için atılacak bir adımdır. Göç işbirliğinin sadece mali boyuta indirgenmesi, büyük bir yanılgıdır.” sözleriyle kendisini belli etti

KOPENHAG KRİTERLERİNE SESSİZ SEDASIZ DÖNÜŞ

AB liderler zirvesi kararlarında Türkiye’de hukukun üstünlüğü ve temel hakların durumunun endişe verici seviyede olduğunu vurgulayan maddede şöyle deniyor: “Siyasi partilerin, insan hakları savunucularının ve medyanın hedef alınması insan hakları alanında büyük gerilemeleri göstermektedir ve (bu ihlaller) Türkiye’nin demokrasi, hukukun üstünlüğü ve kadın haklarına saygı göstermesine dair yükümlülüklerine uymamaktadır. Bu meselelerde diyalog AB-Türkiye ilişkilerinin mütemmim bir cüzüdür.”

Görüldüğü üzere AB Türkiye’deki durumu tespit etmekle birlikte, buna yönelik somut bir tepki göstermekten kaçınmaktadır. Bu bakımdan beklenmedik bir kararın sözkonusu olduğundan bahsedilemez. Fakat aynı durum, Dışişleri Bakanlığı açıklamasında bu karara karşı gösterilen tepki için geçerli değil. Şöyle ki bilindiği üzere bugüne kadar Erdoğan rejimi demokrasi, hukukun üstünlüğü ve temel haklar meselelerinde AB tarafından yapılan eleştirileri kabul etmemekte, bu alanlarda Türkiye’nin dünyanın en ileri ülkelerinden biri olduğu propagandasını yapmaktaydı. Daha geçen ay Erdoğan Meclis’te yaptığı konuşmada “Demokrasiyi ve özgürlükleri gözümüz gibi koruyup geliştirdik”, “Adalet reformları ve idari düzenlemelerle, Türkiye Cumhuriyeti Devleti vatandaşlarının tamamının, tüm hak ve özgürlüklerden eşit düzeyde faydalanabilmesini sağlayacak zemini oluşturduk.” gibi gerçekle hiçbir ilişkisi olmayan iddialarda bulunuyordu. Zaten Erdoğan AB’nin bu konularda Türkiye’ye “dayatmada” bulunamayacağını da 2019’da şu şekilde ifade etmişti: “Vatandaşlarımızın temel hak ve özgürlüklerinin geliştirilmesi bizim için temel önceliktir. Bu doğrultuda atılması gereken adımların gerekirse adına Kopenhag değil Ankara kriterleri deyip yola devam ederiz.


Bu haberler de ilginizi çekebilir:

 

Oysa Dışişleri Bakanlığı’nın bugün yaptığı açıklamada, bu adeta “burnundan kıl aldırmayan” tavırda bazı dikkat çekici değişiklikler vardı. Bakanlık “AB, hukukun üstünlüğü ve temel haklar alanlarında diyalog önermek yerine, katılım müzakerelerinin önünü açarak, 23. ve 24. fasıllarda ülkemizde daha hızlı gelişme kaydedilmesinin zeminini oluşturabilecektir.” derken pek çok itirafta birden bulundu. Öncelikle AB’nin Türkiye’de hukukun üstünlüğü ve temel hakların durumuna ilişkin getirdiği eleştirileri öncesinden farklı olarak zımnen kabul etti, fakat bu konularda ilerleme sağlanabilmesinin yolunun “diyalog” değil 23. ve 24. fasılların açılmasından geçmekte olduğuna işaret etti. 23. fasıl “hukuk ve temel haklar” ve 24. fasıl ise “adalet, özgürlük ve güvenlik” konularını kapsamaktadır. Erdoğan rejimini eleştiren demokrat ve insan hakları savunucusu örgütlerin (ve aydınların) öteden beri bu fasılların açılması için AB’ye çağrıda bulundukları bilinmektedir. Dışişleri Bakanlığı Türkiye’de hukukun üstünlüğü ve temel hakların kötüleşen durumuna ilişkin AB tarafından yapılan tespiti reddetmeden ve hükümetin kendi iradesiyle düzeltmelere gitme ihtimalinden hiç bahsetmeden bu konularda ilerleme katedilebilmesini AB tam üyelik sürecinin canlandırılmasıyla ilişkilendirmektedir. Hükümet böylece “AB çıpası” olmadığında, Türkiye’de demokrasi, hukuk ve insan hakları konularında ilerleme sağlanabilmesinin mümkün olmadığını da itiraf etmektedir.

FOTOĞRAF: AFP

Erdoğan’ın “Ankara kriterleri” dediği şeyin aslında rejimin otoriterleşmesine paralel olarak demokrasi, hukukun üstünlüğü ve temel haklarda yaşanacak gerilemeyi örtmek için uydurulmuş iğreti bir kılıf olduğu zaten bilinen bir gerçekti. “Ankara kriterleri” AKP liderinin, üzerinde oluşturduğu demokrasi ve hukuk baskılarından kurtulmak için Avrupa Birliği’ne tam üyelik sürecini fiilen rafa kaldırırken, bunun gerçek nedenini gizlemek maksadıyla uydurduğu içi bomboş bir kavramdı. Dışişleri Bakanlığı’nca yapılan bu itirafın ne derece samimi olduğu meçhuldur. Belki de içeriye başka, dışarıya başka konuşma alışkanlığının yol açtığı bir kafa karışıklığının yansımasıdır. Her halükarda iki seçenek de iktidarın Batı’yla ilişkilerinde yaşadığı tıkanmanın boyutlarını, artık eski “konuşma notları” tüm geçerliliğini yitirirken, yenilerini bulmakta ne derece zorlandığını göstermektedir.

Takip Et Google Haberler
Takip Et Instagram