Dış politikada boyun eğmişlik ve teslimiyetin asıl fotoğrafı bu değil

Türk Dışişleri Bakanı'nın Suudi mevkidaşıyla yaptığı son görüşmeye ilişkin fotoğrafla ortaya dökülen yeni bir şeyin olmadığını belirtmek durumundayız. Bunun için hafızamızı biraz tazelemek faydalı olacaktır.

ÖMER MURAT 19 Temmuz 2021 GÖRÜŞ

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun Özbekistan’ın başkenti Taşkent’te Suudi mevkidaşı Prens Faisal bin Farhan’la yaptığı görüşmenin fotoğrafı sosyal medyada gündem oldu. İki bakan bir uluslararası konferans için Taşkent’te bulundukları sırada biraraya gelmişti. Fakat görüşmenin Suudi Arabistan resmi haber ajansı SPA tarafından servis edilen fotoğrafında, toplantının tertip edildiği odada Suudi’lerin ayaklı bayrağı ile Kral ve veliahtının fotoğraflarının yer aldığı görüldü. Bu garip bir fotoğraftı, çünkü görüşmenin iki eşit arasında değil de sanki daha üst düzey bir yetkilinin, daha alt düzey bir yetkiliyi kabul ettiği gibi bir imaj veriyordu. Eğer bu fotoğraf, örneğin Türk Dışişleri Bakanının Suudi Kralı tarafından kabul edilmesi vesilesiyle çekilmiş olsaydı, belki normal karşılanabilirdi, oysa burada öyle bir durum sözkonusu değildi. Anlaşılan Türk Bakan, mevkidaşını Suudi Arabistan’ın Taşkent’teki büyükelçiliğinde ziyaret etmişti. Başlı başına bu hakikat bile talepkar ve tavizkar tarafın hangisi olduğuna ilişkin ciddi bir ipucuydu.

Suudi tarafının nezaketen o ayaklı bayrağı oradan kaldırması beklenirdi ama buna gerek görmemişlerdi, ne hikmetse Türk tarafı da bu duruma müdahale etmemişti. Belli ki kendilerinde bu cesareti bulamamışlardı. Tüm bunlar yetmezmiş gibi Türk tarafı görüşmeye ilişkin medyaya verdiği fotoğrafta Suudi ayaklı bayrağını sansürlerken, hatta olabildiğince Suudi Kralı ve veliahtının fotoğraflarını da kesmeye çalışırken Suudi tarafı tam tersini yaparak adeta görüşmenin hangi atmosferde gerçekleştiğini, Türklerin kapılarına kadar geldiğini göstermek ister gibi fotoğrafları tüm gerçekliği ve çıplaklığıyla resmi haber ajansları aracılığıyla basına servis etmişlerdi. Hatta birinde oldukça dikkat çekici şekilde Suudi bakan arkasında ülkesinin ayaklı bayrağıyla fotoğrafın tam ortasında tutularak, Türk bakanın adeta bir üst makam tarafından kabul edildiği imajı güçlendirilmektedir.

Esasen “Erdoğan, Sisi ve Bin Selman’a ‘rükuyla’ vaziyeti kurtaramaz” başlıklı makalemi okuyanlar ortada pek şaşırılacak bir durum olmadığını kabul edeceklerdir. Hatta fotoğrafı ilk gördüğümde bu nedenle üzerinde fazlaca durmayı gereksiz gördüğümü itiraf etmeliyim. Öyle ya bilmediğimiz bir hususu bu fotoğraf sayesinde öğreniyor değildik. Bana göre Erdoğan rejiminin dış politikadaki boyun eğmişliğinin böyle bir fotoğrafa dayanılarak ortaya konulmasına gerek yoktur. Bu şuna benzemektedir: Diyelim ki bir adamın eşini aldattığı defalarca ispat edilmiş, hatta bunu kendisi de açıkça “hamdolsun” diyerek itiraf etmiş olsun, sonra bu adamı eşi dışında bir kadınla bir kafede samimi pozlarla gösteren yeni bir fotoğraf ortaya çıkarsa ortada beklenmedik bir skandaldan bahsedebilmek pek mümkün değildir.

Bunun gibi, Doğu Akdeniz’e Oruç Reis’i gönderip “en küçük tacizde bulunulursa gereğini yaparız” tarzı dayılanmalarda bulunduktan, “Mavi Vatan” diyerek bolca hamaset yaptıktan sonra Avrupa Birliği “gemiyi çekmezsen yaptırım sopası geliyor” diye tehdit ettiğinde sessiz sedasız Oruç Reis’i Antalya limanına demirletmiş bir iktidardan söz etmiyor muyuz?

Biden’ın Ermeni soykırımını tanıma kararını kendisiyle Brüksel’de yapılacak görüşmede “gündeme getirmemeyi doğru bulmamız mümkün değil, zira Türkiye rastgele bir ülke değil” deyip, toplantı sonrasında basına konu “hiç gündeme gelmedi, hamdolsun” diye açıklama yaparak Türkiye’yi bizzat kendi kriterlerine göre “rastgele bir ülke” mertebesine düşüren bir iktidardan söz etmiyor muyuz?

“Sisi denilen kişi bir zalimdir” tarzı sert açıklamalar yapıp, “Sisi mi, Yıldırım mı, mesele bu” diye seçim kampanyaları yürütüp sonra Mısır gibi bir ülkeyi daha fazla karşısına alamayacağını, Sisi’yi devirme gücü olmadığını kabullenerek Kahire’ye adeta “Özür diliyoruz, ilişkileri düzeltmek istiyoruz” anlamına gelen bir heyet gönderen bir iktidardan söz etmiyor muyuz?

Kaşıkçı cinayeti sonrası ülkenin fiili lideri Veliaht Prens Bin Selman’ı açıkca hedef almaktan çekinmeyerek ilişkileri iyice gerdikten, Suudi mahkemelerinin cinayete ilişkin aldığı kararları tanımayıp Türkiye’de ayrı bir mahkeme süreci yürütüleceğini açıkladıktan sonra bundan vazgeçip Riyad’ın kapısına giderek ilişkileri normalleştirme için adeta yalvaran bir iktidardan söz etmiyor muyuz?

“Darbe girişimi olduğu zaman Körfez’de kimlerin buna sevindiğini çok iyi biliyoruz. Nasıl paralar harcandığını çok iyi biliyoruz.” diyerek Birleşik Arap Emirlikleri’ni 15 Temmuz’un finansörü ilan ettikten sonra bugün “Bizim onlara yönelik olumsuz şeyimiz olmadı” diye çarkederek Abu Dabi ile ilişkileri düzeltmenin yollarını arayan bir iktidardan söz etmiyor muyuz?

Suriye’de YPG’ye karşı “Barış Pınarı Harekatı” başlatma emri verdiğini dünya aleme ilan edip, ABD Başkanı “Aptal olma” diye mektup yazınca harekatı durdurup, sonra da o mektubu bizzat kendi elleriyle Washington’a kapısına giderek “takdim eden” bir iktidardan söz etmiyor muyuz?

Rus savaş jetlerinin bombardımanı sonucu en az 50 Türk askeri şehit olduktan bir hafta sonra Putin’in kapısına kadar Moskova’ya adeta “kusura bakmayın, sizi yorduk” demek için gidip, hatta orada kapıda beklerkenki video görüntüleri tüm dünyaya servis edilen bir iktidardan söz etmiyor muyuz?

Bazı Arap ülkeleri İsrail’le ilişkilerini normalleştirme kararı alınca “Abu Dabi’yle diplomatik ilişkileri askıya almak veyahut da bizim de büyükelçiyi geri çekme gibi bir adımımız olabilir. Filistin’i yedirmedik yedirmeyeceğiz.” dedikten üç ay sonra Abu Dabi’den büyükelçiyi çekmek yerine “Bizim İsrail ile istihbari ilişkilerimiz zaten hiç kesilmemişti ki!” diyerek Tel Aviv’e büyükelçi atayan bir iktidardan söz etmiyor muyuz?

O nedenle, Çavuşoğlu’nun Suudi mevkidaşıyla verdiği fotoğrafta ortaya dökülen yeni bir şeyden bahsetmenin pek de mümkün olmadığını belirtmek zorundayım.

Takip Et Google Haberler
Takip Et Instagram