Dini naslar, etik ve katılımcı siyaset

İslamcı siyasetin en önemli hatası dini nasları, retorik argümanlara dönüştürmesi hatta slogan haline getirmesi olmuştur. Oysa bugün retorik değil makuliyete, şekilsel kurallar değil etik değerlere, toplumsal barış ve katılım eksenli politik anlayışa ihtiyaç vardır.

AYHAN TEKİNEŞ 04 Nisan 2021 YORUM

Siyasetin uygulama yönü her zaman önde olmuştur. Siyasette, muhatabın konumu diğer bütün alanlardan daha fazla anlamlıdır. Siyaset felsefesi ve etik aynı zamanda teorik düşünce alanıdır. Ancak siyaset ve etik anlamını uygulamadan kazanır. Bir fikir ya da kural siyasi alanda uygulandığı anda, bağlamı, amacı ve muhatapların konumuna göre anlam ve değer kazanır. Saf teorik bilimlerde kontekstin etkisi daha az hissedilirken, özellikle siyasette fikirlerin doğruluğundan daha çok hangi amaç için kullanıldıkları öne çıkar. Dolayısıyla en değerli düşünceler bile siyaset sahnesinde pekâlâ kötü amaçlar için kullanılabilir.

Siyasi argümanlar, doğruluk değerinden ziyade kullanıldığı amaç açısından değerlendirilir. Hatta bir argümanın siyasi içerikli olup olmadığı, kullanıldığı kontekstin belirleyicilik değeriyle doğrudan alakalıdır. İçerikten ziyade niyetin, amacın ve bağlamın belirleyici olmasından dolayı siyaset, daha çok ahlak ile benzerlik gösterir. Örneğin demokrasiyi yaymak güzel bir siyasi argüman olsa da bu argümanın kullanıldığı siyasi kontekst, öngördüğü yöntem ve strateji, sahip olduğu kapasite ve amaçladığı nihai hedef bu argümanın değerini belirler. Aksi takdirde, demokrasi yaymak argümanıyla meşrulaştırılan bir siyaset on yıllarca sürebilecek daha kötü sonuçlara da yol açabilir.

Siyaset ve etik, pratik felsefenin iki önemli dalı olarak normativ olanla da ilgilenir. İnsan tabiatının sürekliliğine karşın sosyal yapının ve sosyal ilişkilerin sürekli ve hızlı değişimi, sosyal ve siyasi normların rasyonalite ve etik eksenli değişimini gerekli kılmaktadır. Dil bilimci ve felsefeci Karl-Otto Apel’e göre siyasi ve etik davranışlar makul argümanlara dayalı etkileşimle yani ‘diskur/söylem etiği’ ile evrensel anlamda temellendirilmelidir.

Muhtemelen değişken yapısı, uygulama eksenli olması, zaman ve mekânsal etkilere açıklığı sebebiyle siyaset felsefesi geçmişte Müslüman düşünürler tarafından da ahlak eksenli ele alınmıştır. Siyaset bilimi üzerine yazan klasik dönem İslam alimleri siyaseti ahlak üzerinden değerlendirmişlerdir. Hatta siyaset bilimi ile alakalı eserlerde de ahlak başlığı tercih edilmiştir. Ahlakın siyaset açısından önemini Ahlâku’l-melîk ve el-Âdâbu`l-sultâniyye gibi eser isimlerinde ve el-Ahkâmu’s-sultâniyye ve es-Siyâse adıyla kaleme alınmış devlet yönetimiyle alakalı eserlerin içeriğinde görmek mümkündür. Bu eserlerde daha ziyade yöneticilerin taşıması gereken erdemler ve siyasetin ahlaki boyutu üzerinde durulmuştur. Hatta yöneticide bulunması gereken fiziki yeterlilikler gibi konular bile tavsiye ve ideal olanı tasvir amaçlı ele alınmıştır. Yöneticide bulunması gereken fiziki ve ahlaki özellikler üzerinden yöneticinin üstleneceği vazifeyi yerine getirmesiyle alakalı yeterliliği tartışılmıştır.

Ahlaki ve siyasi argümanlarla bilimsel argümanlar arasında fark vardır. Politik argümanlar bir konuda muhatapları ikna etmek için herkesin saygı duyduğu ve kabul ettiği örneklerden seçilir.  İslam tarihinde siyasi olayları şekillendiren sloganlar, herkesin ittifakla kabul ettiği hikmetli sözlerden ya da dini naslardan seçilmiştir. Siyasi hedefleri olan bir grup, maksadına ulaşmak için, hedefini değil onu perdeleyen gerekçeleri, üzerinde konsensüs olan argümanları seslendirerek, delillendirmeye çalışmıştır. Böylece kitle üzerinde etkili olmak hedeflenmiştir. Aslında bu sadece İslam tarihine mahsus bir durum da değildir. Bugün de siyasi grup ya da oluşumlar toplumda karşılığı olan örnekleri ve delilleri kullanarak siyasi hedeflerini meşrulaştırmaya çalışır.

İslamcı siyaset pratiğinde öne çıkan sloganlara bakınca halkın çoğunluğunun kolaylıkla algılayıp kabul edebileceği türden retorik değeri yüksek ifadeler olduğu görülecektir. Bu tür ifadelerin hakikat değerinden daha çok ikna değeri ön planda olduğundan dolayı İbn Rüşd ve benzeri İslam mantıkçıları hitabi/retorik argümanların halkı ikna için anlamlı olduğunu ancak bilimsel/rasyonel açıdan değerinin olmadığını ifade etmişlerdir. Lakin bazı retorik ifadelerin yüksek hakikatleri içerebileceğini kabul etmek gerekir. Özellikle de Kur’an-ı Kerim’de geçen teşbih ve temsiller gibi retorik türler farklı yorum imkanlarına kapılar aralayarak, yüksek hakikatlerin idrakini mümkün kılmaktadır. Bu sebeple İbn Rüşd’ün yaklaşımının genellemeci bir yorum olduğu söylenebilir. Lakin bu yaklaşımda doğru olan insan davranışlarını etkilemede kullanılan argümanlarla bilimsel argümanlar arasında fark bulunduğudur.

İslamcı siyaset bilimcilerin en önemli hatası dini literatürde önemli olan dini nasları, retorik argümanlara dönüştürmeleri hatta slogan haline getirmeleri olmuştur. Modern dönemde İslamcıların en kıymetli fikirleri, en birleştirici ilkeleri, temel dini esasları oportünist amaçlar çerçevesinde nasıl eskittiğini gördükçe siyasette etik değerlerin önemi bir kez daha ortaya çıkmaktadır. Cenab-ı Hakk’ın Rab ve İlah gibi isimleri, ibadet ve din gibi temel kavramlar Mevdudi ve takipçilerinin eserlerinde dini içeriklerini kaybederek ideolojik enstrümanlara dönüşmüştür. Hatta ayetlerde anlatılan yüksek hakikatler, sıradan siyasi argümanlara indirgenmiştir. Zira hitabi/retorik bir söylemle belirli bir konuda insanları ikna etmek için araçsallaştırılan ilke ve nasların özünü yitirerek araçsallaşma/sloganlaşma ihtimali vardır. Nitekim Mürcienin, insanları bu dünyadaki amelleriyle yargılamayalım, kalpleri bilen Allah’tır, ahirette herkes yaptığının karşılığını alacaktır, inanç ilkesini Emevilerin zulümlerini perdelemek için kullanması tarihsel bir örnek olarak zikredilebilir.

Siyaset alanı ya klasik dönem eserlerde görüldüğü gibi ahlaki erdemler ekseninde retorik argümanlarla ya da bilimsel/bürhani argümanlarla ele alınmalıdır. Siyasi İslam teorisyenlerinin tercih ettiği eklektik yol, yani düşünce alanının retorik argümanlarla inşa edilmesi, katı bir taassup ve oportünizm doğurmuştur. Ayrıca dini değerlerin ve ilkelerin sıradan politik enstrümanlara dönüşmesine sebep olmuştur.

Bugün özellikle de çok kültürlü toplumlarda siyaset toplumsal ayrışmayı değil barışı ve uzlaşı içinde beraber yaşamayı hedeflemelidir. Bunun için de karşılıklı anlayış ve iletişimi esas almak zorundadır. Siyaset, makuliyet ve etik değerler üzerine kurulu toplumsal uzlaşı yoluyla inşa edilmelidir. İnançların ve niyetlerin sorgulandığı polemik alanından çıkartılarak, somut erdemler ve tartışmaya açık akli deliller ekseninde yorumlanmalıdır. Dini söyleme dayalı dışlayıcı politik dilin sürekli yeni çatışmalarla yol almaya çalışması hem entelektüel enerjimizi hem de insan kaynaklarımızı tüketmektedir. Bugün semboller değil gerçekler, retorik değil makuliyet, şekilsel kurallar değil etik değerler, bir grubun ya da kişinin güç devşirmesi değil toplumsal barış ve katılım eksenli politik anlayışa ihtiyaç vardır.

 

Takip Et Google Haberler
Takip Et Instagram